İçeriğe geç

Okyanus

Bölüm 12 · 17 dk okuma

Okyanus

Bölüm 12

Uyanış

Hayatımın dönüm noktalarında içimde anlam veremediğim bir his belirirdi. Renkler pastelleşir, zaman yavaşlar, kokular keskinleşirdi. En son üniversite sınavına girerken bu hissi tatmıştım. Bedenim gergin değildi, sadece bu tuhaf hisle doluydu, o zaman anlamıştım dünyamın tümüyle değişeceğini. Şimdi Gökçe'nin sıcak soluklarını karnımda hissederken yine aynı hissi yaşıyordum. Saniyeler dakikalar gibi uzadı, küçük odadaki havasızlığın kokusu bile değişmişti. Neden bu hissi yaşıyordum peki? Neden şimdi? Cevaplayamadığım sorular beni panikletti. Ellerimi yavaşça üzerinden çektim ve biraz geriye çekildim. Eli sırtımdan aşağı kaydı ve temasımız tamamen kesildi. Yüzünü daha iyi görebilmek için bir adım geriye attım.

Kafasını kaldırıp bana baktı. Mavi gözleri cam gibiydi, gözbebekleri büyümüştü, bir zıpkın gibi delip geçiyordu beni bakışları, ensemden bir ürperti geçti. Sırtım üşüdü. ''Beni hatırlamadı.'' dedi yılgın bir sesle.

''Teyzen mi?'' Başını onaylar bir biçimde salladı. ''Bana olan boş bakışlarını görmeliydin. Qui est ce beau jeune homme dedi. Beynimden vurulmuşa döndüm. Bir süre yüzüme öylece baktı... Çok geçmeden anımsayabildi, ama o birkaç saniye bile bir ömür gibiydi.''

''Alzheimer mı?''

Yavaşça yerinden kalktı. ''Öyleymiş, benden saklamışlar. Dışarı çıkalım mı? Temiz hava almak istiyorum.''

Güzel Sanatlar Fakültesi'nin bahçesindeki masalardan birine oturduk. Bitkin görünüyordu, gözlerinin altında belli belirsiz morluklar vardı, uykusuz ve yol yorgunu olmalıydı. Bahçedeki ağaçlara ardından da bana baktı. ''Neden hala maske takmıyorsun?''

''Ben iyiyim. Sen beni boş ver, kendi derdini anlat.''

''Anlatacak çok fazla bir şey yok. Zihni gelip gitmiş, çarşıda kaybolmuş. Belki de bu yüzden sokağın ortasına dalgın bir şekilde atladı ve o araba gelip ona çarptı. Kazadan kurtuldu ama bu hastalıktan kurtulamayacak.''

''Hemen ümitsizliğe kapılma, son yıllarda yeni ilaçlar geliştirildi.''

''Ama faz 4 çalışmaları yeni nesil ilaçlar için de hiç iç açıcı değil.''

''Emin misin?''

''Eminim, son birkaç günüm sabahlara kadar makale okumakla geçti.'' Sıkıntılı bir nefes verdim. ''Beyinle ilgili hastalıklardan nefret ediyorum.'' dedi. ''Katastrofik, dramatik ve ilerleyiciler... Pek çoğunun kesin bir tedavisi yok ve organ nakli de mümkün değil. Ama daha çok nefret ettiğim ne biliyor musun? Çaresiz hissetmek... Bazen sevdiğin insan gözünün önünde eriyip gider ama hiçbir şey yapamazsın. İşkence gibi...Üstelik teyzem bu hastalık için çok genç.''

''Annen de orada mıydı?''

Bir an için irkildi ama çabuk toparladı. ''Hayır.'' dedi. ''Annem hayatta değil.''

Kendimi çok suçlu hissettim. ''Ben... Özür dilerim. Başın sağ olsun.''

Bana anlamamış gibi baktı. ''Ne için özür diliyorsun?''

''Kaybını hatırlattığım için.''

''Hiç unutmadığım bir şeyi bana hatırlatamazsın Gülşah.''

Çekinerek sordum. ''O da hasta mıydı?''

Yüzüme uzun uzun baktı. ''Hastaydı.''

''Peki ya baban?''

''O hayatta.''

Rahatlayarak bir iç çektim. Ama daha fazla soru sormadım. Uğur onun ailesinden bahsetmekten hoşlanmadığını söylemişti, belki de yaşadığı acılar yüzündendi. ''Aç mısın? Kahvaltı ettin mi?'' diye sordum konuyu değiştirmek için.

Gülümsedi, ''Benim için endişelenmen hoşuma gidiyor.''

''Endişeli değilim, sadece açsan yemeğe gidelim diyecektim.''

''Bu beni kırdı.'' dedi şakayla karışık ve beni güldürdü. ''Kampüs yemekhanesine gidelim mi?''

Elimi cebime attım, sadece ceketimin sağ cebinde tokam vardı, başka hiçbir şey yoktu.'' Kartım yanımda değil.'' İşte o an bir aydınlanma yaşamıştım. ''Hiçbir şeyim yanımda değil.'' Tüm eşyalarım çantamda kalmıştı.

''Sorun değil, benim kartımı kullanırsın.''

''Hayır hayır mesele o değil. Telefonumu bile almamışım.'' telaşla yerimden kalktım. ''Bizimkilere bir şey söylemeden amfiden çıktım, dersi de kaçırdım. Gürkan endişelenmiştir.''

''Umarım.'' dedi soğuk bir sesle.

İmasını boş verip, ''Ben fakülteye döneceğim.'' dedim.

O da ayağa kalktı. ''Hadi gidelim o zaman, ring gelir şimdi. Ona yetişelim.''

Bahçeden ayrılıp Fen Edebiyat Fakültesi'nin önündeki durağa yürüdük. Hafif rüzgarlı, güzel bir hava vardı. Gökçe sağ eliyle saçlarını arkaya doğru taradı. Bugün saçlarını bağlamamıştı, rahatsız olduğunu düşünüp cebimden siyah lastik tokamı çıkardım ve ona uzattım. ''Saçını bağlamak istersen kullanabilirsin.'' dedim.

Bana kısa bir süre şaşkınlıkla baktı. Tokama uzandı, sanki bir mücevhere dokunuyormuş gibi bir ifadesi vardı. Gerçekten çok rahatsız hissediyor olmalıydı. Bu kadar ihtiyacı olduğunu bilseydim ona daha önce verirdim. Tokaya kısa bir süre daha baktı ve, ''Bu bende kalabilir mi?'' diye sordu.

''Tabi ki, bende çok var.'' dedim.

Gülümseyip başını salladı ve saçlarını üstün körü bağladı. Yine bir parça perçemi sağ kaşının üzerine düşmüştü. ''Saçın seni rahatsız ediyor mu?'' diye sordum.

''Bazen.''

''O zaman bir ara kısa kullanmayı da deneyebilirsin. Kemikli bir yüzün var, o yüzden sana yakışacaktır.''

''Bugün kestiriyorum.''

Gülmeye başladım.'' Ya Gökçe çok komiksin.''

''Şaka yapmıyorum ki... Kartal'a berberini sorayım.'' dedi ve telefonunu çıkardı, daha çok güldüm.

''Bakıyorum çok neşelisin!'' Bu Gürkan'ın sesiydi. Yan tarafıma döndüğünde onu gördüm, bize doğru yürüyordu, yanında Ece de vardı. Tam önümde durduğunda kızgın ifadesini daha net seçebiliyordum. ''Nereye kayboldun? Tuvalete gittiğini sandım, ama geri dönmedin. Telefonunu da almamışsın. Ne kadar endişendim haberin var mı?''

Hemen omuzlarım düşmüştü. ''Özür dilerim, Uğur Gökçe'nin döndüğünü söyleyince nasıl olduğunu görmek için...''

''Demek sorun bu herif.'' dedi sözümü kesip. Gökçe'ye sert bir bakış attı, Gökçe ise buz gibi bir ifadeyle sessiz kalmıştı. ''Sorun o değil, onu ben merak ettim.'' dedim.

Gürkan bu söylediğime daha çok sinirlenmişti.'' Benim sevgilim başka bir erkeği merak edemez!''

''Sen önce o sesinin tonuna bir dikkat et.'' dedi Gökçe.

''Sen karışma! Sen kimsin de benim sevgilimle aramdaki muhabbete salça oluyorsun? Kavga mı istiyorsun oğlum?''

''Gürkan lütfen.'' dedim. Birden gerginleşen hava beni korkutuyordu.

''Ona düzgün davranman için kavga etmemiz gerekiyorsa ederiz sıkıntı yok.'' dedi Gökçe.

Gürkan, Gökçe'nin yakasına yapıştı. ''Bana bak zengin bebesi senin bu cool tavırların bana sökmez, bunu anca okuldaki eziklere yedirirsin.''

Gökçe alaycı bir şekilde gülümsedi. Aniden Gürkan'ın bileğini yakalayıp ters çevirdi ve yakasından kurtardı, diğer eliyle de onu ittirdi, Gürkan acı ile inlerken geriye doğru savruldu. ''Gürkan!'' dedi Ece endişeyle ve düşmesin diye onu tuttu. Gürkan Gökçe'ye birkaç saniye öldürecekmiş gibi baktı ve burnundan öfkeli nefesler aldı. Ona doğru atıldığı an hemen Gökçe'nin önüne geçtim ve Gürkan'ı durdurdum. ''Yeter bu kadar saçmalık. Okulda çocuk gibi kavga mı edeceksiniz?''

''Bir de bu herifi koruyor musun?''

''Ben seni koruyorum. Disiplin cezası mı almak istiyorsun?''

Söylediklerim Gürkan'da hiçbir tesir oluşturmamıştı. ''Gülşah çekil.'' dedi emreder gibi.

Elimi göğsüme koydum. ''Benim suçum diyorum, haklısın. Bir daha yapmayacağım, dikkatli olacağım. Tamam mı?'' Gökçe'ye döndüm ve çatık kaşlarını gördüm. ''Gürkan haklı, ben olsam ben de kızardım.''

''Yine de seninle öyle konuşamaz.''

''Bu bizim aramızdaki bir mesele, sen karışma.'' dedim. Gökçe önce şaşırdı, sonra kırık bir şekilde gülümsedi, başını salladı. O sırada ring durağa gelmişti. Ringe binmeden önce, ''Fakültede görüşürüz.'' dedi ve yanımızdan ayrıldı. Kendimi her ikisine karşı da mahcup hissediyordum, sürekli her şey benim suçummuş gibi geliyordu. Bu histen nefret ediyordum.

Gürkan'a dönüp özür diledim. Öfkesi biraz olsun silinmiş gibiydi. Bana yaklaşıp sarıldı. Sarılışına karşılık verirken başımı omzuna dayadım ve gözlerimi kapadım. ''Bir daha böyle saçmalıklar yapma.'' dedi. Sırtındaki kollarımı sıkılaştırdım. ''Yapmayacağım.''

Ece, ben ve o yemekhaneye gittik. Ece sağ olsun kartını benimle paylaştığı için ben de yemek alabilmiştim. Kuytu bir yere, kimsenin olmadığı bir masaya oturduk. Son derste ne işlendiğini sordum. Ece'den notları istedim. ''Yeni arkadaşından istesene.'' dedi imalı bir biçimde.

Gürkan'a döndüm. Muzip bir tavırla, ''Hep şüpheleniyordum ama emin oldum. Ece beni Uğur'dan kıskanıyor.'' dedim.

''Ya ne demezsin.'' dedi Ece. ''Ama zevkli kızmış, sana güzel kolye seçmiş.''

Gürkan ay şeklindeki yeni kolyemi iki parmağının arasına alıp şöyle bir baktı, geri bıraktıktan sonra, ''Bence de fena değil.'' dedi.

''Çok güzel takılar var Ece, çıkışta ikimiz gidelim istersen.''

''Olabilir. Çok uzak mı?''

''Başka zaman gidersiniz.'' dedi Gürkan araya girip. Elini omzuma attı. ''Çıkışta sen benimle gel.''

''Ama...''

Saçlarımı öptü. ''İtiraz istemiyorum.'' Göz ucuyla bozulup bozulmadığını görmek için Ece'ye baktım. ''Bence de Gürkan ile git. Biz zaten sürekli dip dibeyiz.'' Ece başını öne eğip fasulyesini yemeye devam etti. Gürkan ona bakarken yüzünde memnun bir ifade vardı. Elini sırtımdan çekip arkasına yaslandı ve suyundan koca bir yudum aldı.

*******************

Gürkan'ın arabasında yan yanaydık. Araba yine zor çalışmıştı, Gürkan birkaç kez küfür etti ama çalıştırmayı başarınca rahatlamıştı. Arabası çok sorun çıkarıyordu ve bu durum onun canını sıkıyordu. Ama ailesinin durumu orta halli olduğu için değiştiremiyordu, bu araba da dayısınındı zaten. Başka bir modele geçince bunu Gürkan'a vermiş, o dalga geçip bize, 'Hurdaya gideceğine bana geldi.' demişti.

''Nereye gidiyoruz?'' diye sordum neşeli bir sesle biraz moralini düzeltmek için.

''Benim eve gidelim.'' dedi. Daha önce evine hiç gitmemiştim. Bendeki gerginliği hemen fark etti. ''Senin için sorun olmaz değil mi?'' diye sordu onayımı almak için.

''Hayır hayır olmaz, hem evini merak ediyordum.''

''Merak edilecek bir şey yok. Bir artı bir stüdyo daire işte.''

''Büyüklüğünün ne önemi var, orası senin evin.''

''Dayımın evi.'' diye düzeltti hemen beni.

''Ama şu an orada sen yaşıyorsun ve ben sevdiğim adamın yaşadığı yeri görmek isterim tabi ki.''

Kendi kendine güldü. ''Gülşah ya...Niye bu kadar safsın?''

''Sen bana aptal mı diyorsun?''

''Hayır, sadece fazla temiz kalplisin, hem de her konuda.''

''Niye bunu kötü bir şeymiş gibi söylüyorsun?''

''Kötü bir şey çünkü... Seni çok kolay incitirler, kandırırlar.''

''Beni sen incitip kandırma yeterli.''

''Öyle bir şey olmayacak.'' dedi ve gülümsedi. Yaklaşıp yanağından öptüm. Böyle bir şey beklemediği için şaşırmış ve sevinmişti. Çok geçmeden evine ulaştık. 20 katlı bir apartmanın 4.katında oturuyordu. Kapıdan girerken, ''Ev biraz dağınık kusura bakma.'' dedi.

''Hiç sorun değil.''

Salonla ile mutfak aynı yerdeydi. Mutfak bölümü duvara bitişik bir yemek masası ile küçük salondan ayrılıyordu. Bir kanepe, iki küçük koltuk ve önlerinde cam bir sehpa vardı, üzerinde kirli tabaklar, bardaklar ve açılıp bitirilmiş bir cips paketi vardı. Kanepenin karşısında bir televizyon ünitesi bulunuyordu. Gürkan kanepenin üzerindeki kıyafetleri kaldırıp yan taraftaki koltuğun üzerine koydu ve kanepeye oturdu. Yan tarafını pat patladı. ''Gelsene.''

''Şu bulaşıkları mutfağa koyayım önce.''

''Bırak ya kalsınlar.''

''Ben çok rahat edemiyorum öyle.''

''Amma pimpiriklisin Gülşah.''

''Biraz öyleyim maalesef.''

''İyi peki, alışacağız artık.''

Bulaşıkları tezgaha koydum, cips paketini çöpe attım. Lavabonun içi diğer bulaşıklarla doluydu. ''Bulaşık makinen yok değil mi?''

''Hayır yok.''

Çeşmeyi açtığımda ne yapacağımı anlamıştı. ''Bırak ya hiç uğraşma akşama ben yıkarım.'' dedi kanepeden. ''Hemen hallerdim aslında, sonra sen uğraşma.''

''Zaten az vaktimiz var, onlarla oyalanma. Yurda dönmeyecek misin bu akşam?''

''Döneceğim tabi.''

''E o zaman? Bırak bulaşıkları şimdi yanıma gel. ''

Haklı olduğunu düşündüm, okulda sürekli yan yana olsak da son zamanlarda baş başa vakit geçirememiştik. Onu özlemiştim açıkçası. Ben yanına oturunca tam karşımızdaki televizyonu açtı, televizyonuna bağlı bir konsol vardı. ''Sen oyun oynamayı bilmiyorsun değil mi?''

Başımı iki yana salladım. ''Sorun değil ben sana öğretirim.''

Bana yanındaki iki joystickten birini verdi ve bir futbol oyunu açtı. Hangi tuş neye yarıyor anlattı ama daha önce hiç oynamadığım için çok zorlanmıştım. Dört tane farklı takımlarla maç yaptık ve haliyle hepsini o kazandı. Ama sanırım bir yerden sonra sıkıldı ve oyunu kapattı.

''Film izleyelim mi?'' diye sordum.

''Bugün canım istemiyor. Ben acıktım aslında, dışarıdan bir şey söyleyelim mi?''

''Olur.''

Pizza sipariş ettik ve sohbet etmeye başladık. ''Gürkan, mezun olunca ne yapacaksın?''

''Aslında muayenehane açmak istiyorum. Ama bunun için para gerekiyor tabi.''

''Doğru, önce başka bir yerde çalışıp birikim yapmamız lazım.'' dedim.

''Ne kadara çalışacağız da birikim yapacağız, kaç yıl sürecek? Bilemiyorum. Bu ara borsayı araştırmaya başladım. ''

''Yatırım mı yapacaksın?''

''Yatırım yapacak para nerede? Oraya para aktarsam aç kalırım.''

''Doğru. Durumlarımız pek parlak değil.''

''Senin baban noter değil mi? Sizin durumunuz hiç de fena değildir şimdi yeme beni.''

''Evde sadece babam çalışıyor, elbette ortalama bir memur maaşından daha fazla kazanıyor ve çok şükür geçim sıkıtımız yok. Ama ben onlardan çok darda kalmadıkça para istemek istemiyorum.''

''Neden?''

''Buraya gelmemi hala hazmedemediler. Babam benimle hemen hemen hiç konuşmuyor, annem de soğuk. Buraya gelirken, sizden bir şey istemiyorum sadece gitmeme izin verin demiştim. Bu lafımı yemek, sonradan başıma bu da kakılsın istemiyorum açıkçası.''

''Niye onlarla aranızı düzeltmiyorsun?''

''Benim onlarla aram bozuk değil ki onların benimle arası bozuk. Onlar bana küs yani. Ben onlara karşı herhangi bir saygısızlıkta bulunmuyorum. Eskiden nasılsa şimdi de öyle davranıyorum.''

''Niye af dilemiyorsun?''

Gürkan'ın bu söylediği şey beni şaşırtmıştı. ''Af dilenecek bir şey yaptığımı düşünmüyorum ki.''

''Her şeye rağmen gururlu olacağım diyorsun yani.''

''Bunun gururlu olmakla bir ilgisi yok, inanmadığım bir şeyi niye söyleyeyim?''

''Bazen pembe yalanlar çok zararlı değildir, hele de iyi bir şeye hizmet edecekse. Hayatta bazen pragmatist olmalısın. Ailenle barış, nasıl yaptığının bir önemi yok bir şekilde barış. Onlar senin ailen, en kötü gününde başkasına değil yine onlara muhtaç olacaksın. Yine onlar yardımına koşacak sadece.''

Başımı onaylar bir biçimde salladım. Son söylediklerinde haklıydı, bunu ben de biliyordum ama bazen elimden gelen bir şey olmuyordu. İnsanların bizim hakkımızdaki duygu ve düşüncelerine hükmedemezdik, bu insanlar ailemiz bile olsa.

Aklıma aniden gelen düşünceyle, ''En büyük hayalin ne?'' diye sordum.

Bu soru Gürkan'ın hoşuna gitmiş gibiydi, hafifçe gülümsedi. Telefonunu cebinden çıkarıp bir şey aradı, sonra da bana son model bir araba fotoğrafı gösterdi. ''İşte bu.'' dedi.

''Çok güzel.'' dedim.

''Kesinlikle.'' dedi ve bana arabanın özelliklerini anlatmaya başladı. Ehliyetim bile olmadığı için bir iki tanesi hariç anlattıklarından pek bir şey anlamadım. Ama sorup iyice onun gözünde cahil duruma düşmek de istemiyordum. Sadece, '' Bu pahalı bir araba markası değil mi yanlış bilmiyorum?'' diye sordum

''Hem de nasıl, zaten o yüzden benim için şimdilik sadece bir hayal. Sevgili arkadaşın Gökçe'nin arabası da bundan, tabi başka bir modeli. Ama o da çok pahalı. Zengin piçinin daha öğrenciyken bindiği arabayı ben rüyamda bile göremiyorum.'' Konuştukça daha çok sinirleniyordu. Ses tonu da söyledikleri de beni çok rahatsız etti. ''Küfretme.'' dedim.

''Bak bana onu ikinci kere savunuyorsun...''

''Savunmuyorum, sadece böyle konuşmandan hoşlanmıyorum.''

''Onun gibi insanları sevmiyorum.'' diyerek kabalığını açıkladı. ''Hayatı boyunca hiçbir zorluk çekmemiş tüm imkanlar önlerine altın tepside sunulmuş şımarık veletler bunlar... Diğerlerine üstten bakmaları da o yüzden.''

''Onun kibirli olduğunu düşünmüyorum.''

''Elbette düşünmezsin çünkü sana öyle davranmıyor, ama tüm o centilmenliği falan hepsi şov. Neden kendi arkadaşlarından başka kimseyle konuşmuyor sence? Hatta onlarla bile doğru düzgün konuşmuyor, herkesten iğrendiğine o kadar eminim ki. Sana öyle davranmamasının ise amacı farklı.''

''Ne amacı olabilir ya? Benden ne çıkarı olabilir? Benden...''

Saçını sinirle karıştırıp, can sıkıntısı yüklü bir nefes verdi. Bana biraz daha yaklaştı. ''Bu kadar kör olmak için özel bir çaba mı harcıyorsun?''

''Ne ima ediyorsun? Benden hoşlanıyor mu yani?''

''Muhtemelen.'' Gülmeye başladım. ''Ya Gürkan saçmalama. Öyle bir şey mümkün mü?''

''Niye mümkün olmasın, o bir erkek sen bir kız değil misin?''

''Onun gibi bir adam benim gibi bir kıza dönüp gözünün ucuyla bile bakmaz.''

Bu cümle onu sinirlendirmişti, duyguları anında yüzüne yansıdı. ''Niye kendini bu kadar aşağıda görüyorsun? Daha da sinir bozucu olan, onu niye bu kadar yukarıda görüyorsun?''

''Kimseyi olduğundan farklı yerde görmüyorum. O çok farklı bir adam. Biz çok farklı yerlerde yaşıyoruz hayatı. Onun hoşlanacağı kızın kim bilir ne yetenekleri vardır, ne kadar güzel bir kızdır? Ben çok düzüm.''

Başını olumsuz anlamda iki yana salladı. ''Seni böyle gördüğünden emin değilim ve bu beni rahatsız ediyor. Senin etrafından dolaşması beni huzursuz ediyor Gülşah.''

''Ne yapayım peki? Arkadaşlığımızı mı sonlandırayım? Bunu yapmak istemiyorum.''

''En azından mesafeni ayarlayabilirsin. Çünkü ben sana pembe bir yalan söyledim. Seni ondan kıskanmıyorum dedim ama bu doğru değildi. Seni kıskanıyorum Gülşah. Sana yakın olan tek erkek ben olmak istiyorum.'' Son cümlesini adeta fısıldar gibi söylemişti. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Aramızdaki mesafe azaldıkça kalbim çarpmaya başladı. Tüm vücudum gerildi. Başını yavaşça eğince burunlarımız değdi. O an beni öpeceğini anladım. O kadar heyecanlanmıştım ki ne yapacağımı bilemedim, biraz da utancın etkisiyle geri çekildim. Yüzünde kocaman bir hayal kırıklığı belirdi ve kısa bir süre sonra suratını ekşitti. ''Çok sıkıcısın.''

Tam o sırada kapı çaldı. ''Ben pizzayı alayım.'' dedi ve yerinden kalktı. Kendimi bok gibi hissediyordum. Onunla öpüşmeyi hiç düşünmemiş değildim, aslında bunu isterdim de... Ama bu çok ani olmuştu, bu o kadar beklemediğim bir şeydi ki gerginliğimle baş edememiş, buna cesaret edememiştim. Belki de sadece izin vermeliydim. Hayır bunu yapamazdım, sırf o mutlu olsun diye en azından o an istemediğim bir şeyi yapamazdım. Gürkan'ın söylediği şey canımı yakmamıştı, yakalandığımı hissediyordum. Bu histi beni acıtan. Belki de beni başka şekilde görmesine sebep olan o perde gözünden kalkmıştı. Beni terk edecekti....

Zihnime yine o karanlık düşüncelerin doluştuğunu fark edip kendimi durdurdum. Şu an gereksiz bir panik halindeydim. Derin bir nefes aldım. Sadece onunla konuşmam gerekiyordu. Elinde pizza kutusu ve içecekle döndü. Onları sehpanın üzerine bıraktı.

''Özür dilerim, buna hazır olmadığım için sanırım biraz panik oldum. Ne yapacağımı bilemedim.'' dedim.

''Sorun değil. Asıl ben özür dilerim. Biraz acele ettim. Sana değil kendime sinirlendim aslında, öyle söylememem gerekiyordu. Kusura bakma. Sıkıcı olduğunu düşünmüyorum yani.''

''Biliyorum, sorun değil.''

''Ben bardak getireyim.''

Aramızdaki meselenin hiç büyümeden o an çözülmesine mutlu olmuştum. Sorun her ne ise her zaman böyle konuşup halledebilirdik. Gürkan hiçbir zaman işi yokuşa süren biri değildi. Bu huyunu seviyordum. Geri kalan zamanda o an hiç yaşanmamış gibi davrandık ve başka şeylerden konuştuk. Hafta sonu başka bir filme gitmek için sözleştik. Yurda döndüğümde saat 10'a geliyordu. Güzel bir gün geçirdiğim için çok mutluydum.

**********************

Ertesi sabah kızlarla yurdun yemekhanesinde kahvaltımızı erken bitirip okula erkenden gittik. Amfiye varıp hep oturduğumuz yere oturduğumuzda bizden başka hiç kimse henüz gelmemişti. Ben Cemre ile konuşurken, Yasemin birden ''Oha!'' dedi alçak bir sesle. Onun bakışlarını takip edince Gökçe'yi gördüm ve kısa süreli bir şok yaşadım. Saçlarını kestirmişti. Şaka yaptığını düşünmüştüm. Söylediğim şeyi niye o kadar ciddiye almıştı ki? Radarımızda olduğunu çok geçmeden fark etti ve durup bizim olduğumuz tarafa baktı. Göz göze geldiğimizde gülümseyip başıyla selam verdi. Karşılık verdim. Sonra yine her zamanki gibi en ön sıraya oturdu.

''Köpek herif çok yakışıklı olmuş.'' dedi Yasemin kısık sesle.

''Zaten yakışıklı bir adamdı ki.'' dedi Ece.

''Evet öyleydi ama başka bir şeye dönüşmüş yani, bu nedir?'' dedi Yasemin.

''Ayhan'dan daha mı yakışıklı olmuş yani onu mu söylüyorsun?'' dedi Cemre.

''Ne münasebet! Kimse ondan yakışıklı olamaz.'' deyip saçlarını geriye attı Yasemin ve üçümüzü de güldürdü. Aslında Yasemin haklıydı, tahminimde haklı çıkmıştım. Kısalan saçları yüz hatlarını daha çok ortaya çıkardığı için daha çekici biri haline dönüşmüştü. Gürkan maddi durumundan dolayı Gökçe'nin çok şanslı olduğunu düşünüyordu ama ben ailesinden birini bu kadar erken kaybeden birini asla şanslı olarak nitelendirmezdim. Yine de görüntüsü itibariyle şanslı doğduğu da bir gerçekti. Ama berbat bir kişiliği olsaydı bunun hiçbir önemi olmazdı. Gökçe'yi kıymetli yapan, beni kendine hayran bırakan derisi değil onun üzerinde bir zırh gibi giyindiği kişiliğiydi. Çok güçlü bir kişiliği olduğunu düşünüyordum. Gürkan ile her konuda konuşup anlaşabilirdik ama asla orta noktada bulaşamayacağımız konu sanırım bu olacaktı.

*************************************

Okul çıkışı Cemre, Bulut ve Baran bir mekana kart oynamaya gittiler. Gürkan istemedi, Ece ve benim de çok hakim olduğumuz bir konu olmadığı için geri çevirdik. Gürkan'la fakülte kapısında vedalaştık ve Ece ile ikimiz durağa yürüdük. Yurdumuzun olduğu tarafa giden otobüsü beklemeye başladık. Ece telefonuyla oynuyordu birden iç çekti. ''Off ya!''

''Ne oldu?''

''Notlarımı sıramın altında unuttum, şimdi aklıma geldi. Hafta sonu çalışmam lazım onlara.''

''Tamam hemen dönüp alalım.''

''Otobüsün bir dakikası var, sen bin. Ben bir sonraki ile gelirim.''

''Tamam, yurtta görüşürüz.''

''Görüşürüz canım.''

Otobüs, Ece gider gitmez geldi ama ağzına kadar doluydu. Bizim duraktan sadece iki kişi binebilmişti, sonra kapı kapandı. Cuma çıkış saatlerinde özellikle çok dolu oluyorlardı. Bu alışkın olduğum bir manzaraydı. Sonra aklıma bir şey geldi. Ece ile hemen yurda gitmek zorunda değildik. Dün takıcıdan bahsettiğimde gitmek isteyeceğini söylemişti ama Gürkan ile plan yaptığımız için gidememiştik. Aslında onu ekmiş gibi de olmuştum. ''Hay Allah, çok ayıp oldu kıza, niye bunu düşünemedim?'' dedim kendi kendime. Onun yanına gidip sormaya karar verdim. Fakülteye doğru yürümeye başladım. Reddederse bile ısrar edecektim. Küçük bir alışveriş ona da iyi gelebilirdi, son zamanlarda sadece yurttaydı. Çok bunalmış olmalıydı. Fakülte binasından girip doğruca bizim amfiye doğru yöneldim. Kapı hafif aralıktı, Ece içeride olmalıydı. Adımlarımı hızlandırdım. Kapının arkasında durdum, tam kulpuna uzanmıştım ki Ece'nin sesini duydum.

''Planın gerçekten bu mu? Beni Gülşah ile kıskandıracaksın ben de sana geri döneceğim öyle mi?'' Duyduğum şeyle donup kaldım.

''İşe arıyor gibi görünüyor.'' dedi genç bir erkek sesi. Bu sesi çok iyi biliyordum, bu sesi iyi tanıyordum. Son bir yıldır hayatımın merkezine koyduğum adamın sesiydi bu.

''O kim ki ben onu kıskanacağım?'' Ece'nin sesindeki küçümser tınıya inanamadım. Duyduklarım kadar, onları söyleyiş biçimi de canımı yakıyordu.

''Öyleyse neden kızın ilacını sakladın? ''

''Son zamanlarda ona çok gıcık oluyorum. Yaptığı her şey batıyor.''

''Eskiden onu severdin hatta onu grubumuza sen aldın. Neden özellikle son zamanlarda hislerin değişti acaba? Basbayağı ikimizi yan yana görmeye katlanamadın ve acısını ondan çıkardın.''

''Neyse ne.''

''Ölebilirdi.''

''Yok artık, cidden buna inanıyor musun? Kız numara yapıyor ilgi çekmek için. Aptal mısın, anlamıyor musun? Ay fenalaştım, ay nefesim sıkışıktı deyip duruyor ama ne hikmetse bir fısla hemen kendine geliyor. Hasta insan öyle mi olur? Ne hikmetse bahar gelince bir haller oluyor hanımefendiye, diğer zamanlar domuz gibi...''

''Bir de kıskanmıyorum diyorsun ya.''

''Diyelim ki kıskanıyorum. Sana geri mi döneceğim bu yüzden?''

''Evet döneceksin çünkü sen de beni seviyorsun.''

''Ben seni affetmem Gürkan.''

''Hala mı aynı mesele? Lisede ergenken yaptığım bir hatayı daha ne kadar sündüreceksin? Kavgalıydık o dönem Ece. Kavgalıydık. Artık tamamen bitirdik sandım.''

''Ama tamamen bitirmemiştik, bunu sen de çok iyi biliyorsun.''

''Ben sana suçsuzum demiyorum ki, affedilmeyecek bir şey değil diyorum. Çocukluk hatası de geç. Akıllandım ben artık, kıymetini anladım. ''

''Bu anlamış halin mi?''

''Evet, zaten bu yüzden bu saçmalıklarla uğraşıyorum. Sırf duygularını anla diye o kızla birlikteyim. Daha ne kadar kendinden kaçacaksın? Her söylediğini yaptım. Benden uzak dur dedin durdum, diğerlerine eski ilişkimizi söyleme dedin lafını bile etmedim. Bunca zaman senden başkasına bakmadım.''

''Şimdi bakıyorsun ama...''

''O bana dönmen için. Bana geri dön Ece, bunu bize yapma. Birbirimizi seviyoruz. Artık daha fazla ayrı kalmayalım.''

Bir süre sessiz kaldılar, duyduğum şeyler o kadar ağırdı ki artık nefes bile alamıyordum. Hala inanamıyordum. Bu korkunç bir kabus olmalıydı. Kapıya dokunamadım bile, aralık olan mesafeden başımı sokup onlara baktım ve neden sessiz olduklarını anladım. Öpüşüyorlardı. Bu manzara beni bin yerimden bıçakladı. Yer sarsılıyordu, dizlerim titriyordu. Bir volkandı Gürkan. O volkan o gün benim üzerime patladı. Dünyamda en şiddetli depremi yarattı, lavlar beni yuttu, yakıp küle çevirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.