Pazartesi günü olduğunda yine sabahın köründe kalkmak zorunda kalmıştım. Hızla rutinlerimi halledip mutfağa gittim. Kahvaltımı yaparken abim "bugün seni ben bırakacağım." Dedi.
"Zahmet etme sen ya, ben donarak giderdim okula." Dedim.
Cuma günü onun yüzünden az kalsın hipotermi geçirecektim!
"Tekrar donmak istemiyorsan hızla yemeğini ye. Aksi takdir de hiç düşünmez bırakırım seni." Dedi.
Ona ters ters bakarak kahvaltımı yaptım. Annem ise içerdeydi odaları topluyordu.
Hızla yemeğimi yiyip ayağa kalktım ayakkabılarımı giyip kapının önünde beklemeye başladım. "Hadi ama! Seni bekleyemem ben böyle!"
"Kes!" Dedi bir anda kapının arkasında elinde botlarıyla çıkarken.
Korktuğum için dudaklarımın arasından ses çıktı. "Ne yapıyorsun ya!?"
"Boş yapma da in aşağıya. Arabada bekle beni." Dediğinde hızla merdivenleri indim ve dış kapıyı açtığım gibi yüzüme soğuk hava vurdu. Kar yağacak gibi bir hava vardı ama kaç gündür kar ve yağmur yağmıyordu.
Arabanın yanına vardığımda anahtarı bana vermediğini farkettim. "Bir de aradaba bekle beni diyor gerizekalı!"
Ellerimi montuma sardım. Çok soğuktu. "Hadisene artık!" Diye bağırdım.
Az ileride göründüğünde "ne cırlıyorsun? Geldik işte!" Dedi.
"Dondum burda!" Diye yükseldiğimde arabanın kilidini açtığı gibi içine atladım. Bir tur da orda bekledim.
Birkaç saniye sonra o da arabaya bindiğinde arabayı çalıştırdı ve gaza bastı. Arabanın içi buz gibiydi. Elimi klimanın düğmesine uzatıp en sıcak tarafına getirdim ve açtım.
Abim ise aynı anda düğmeye basıp kapattı. "Ne yapıyorsun ya?" Dedim ona dönerek.
"Bu araba su yakmıyor. Her şeyi fulleyip arkana yaslanamazsın." Dedi.
Hay ben senin arabana!
"Soğuk ama..." dedim duygu sömürüsü yaparak.
Araba durdu. "Kalk git okulunda ısın o zaman." Dedi.
Önüme döndüğümde okulun girişinde olduğumuzu gördüm. Ters ters ona bakarken "in artık da ben de işe gideyim!" Dedi.
"Aman be!" Diyerek hızla kapıyı açtım ve indim. Kapıyı bilerek açık bıraktım ve okula doğru yürümeye başladım.
Arkadan abimin sesini duydum. "Egem!" Dedi ama arkama bile dönüp bakmadım. Çünkü eğer bakarsam korkardım ve geri dönüp kapıyı kapatırdım.
Hızlı adımlarımla okula girdim. Ardından merdivenleri çıkıp sınıfa vardığımda melisayı gördüm. Eda henüz gelmemişti. Yanına gittiğimde kocaman sarıldı bana.
"Özlemişim şu birkaç gündür ya!" Dedi.
"Ben de... ben de özlemişim." Dediğimde ayrıldık. "Eda gelmedi mi hala?"
"Yok daha gelmedi. Bir arayayım onu." Dedi ve telefonunu çıkarıp edayı aradı.
"Nerdesin eda?" Dedi ve karşı tarafın konuşmasını bekledi. "Daha zil çalmadı zaten, yetişirsin." Bir müddet daha bekledi ve "tamamdır görüşürüz." Dedi.
"Uyuyakalmış. Şuan yeni çıkmış evden." Dedi.
"İyi bari, daha zilin çalmasına var yetişir." Dedim.
"Fazla uzakta oturmuyor gelir az sonra."
Birkaç dakika sonra eda gelmişti ve derse başlamıştık. İlk ders matematikti. Hoca türev konusunun devamını anlattığında iki ders de bitmişti. Şuan ise teneffüsteydik.
Eda komik bir anısını anlatırken melisayla ben de gülüyorduk. Sınıfın kapısında adımı söyleyen birini duymamla ona dönmüştüm. "Benim... kim çağırıyor?" Dedim soran kişiye bakarak.
"Müdür çağırıyor, önemliymiş." Dedi.
"Yine ne bok yedin?" Dedi eda.
"Bir şey yapmadım ki..." dedim ve ayağa kalktım.
"Tamam git sen gelince anlatırsın." Dedi melisa. Ders zili çaldı.
Başımı sallayıp müdürün odasına gitmek için bir kat aşağıya indim. Bir alt kata inmek için merdivene basacaktım ki bir beni tutarak çekiştirmeye başladı. Bağırmak için ağzımı açacaktım ki ağzımı da tutmuştu. Koridorda ise kimse yoktu.
Beni boş sınıfın içine ittirdiğinde ayağıyla kapıyı kapattı ve elini ağzımdan çekti. Özgürdü...
"Ne istiyorsun yine!" Diye bağırdım.
"Bağırma!" Dedi benden daha çok bağırarak.
Sinirli bir ifadeyle ona bakarken "beni sen çağırttırdın değil mi? Aslında müdür çağırmadı beni." Dedim.
Sırıttı. "Bravo, zeki kızsın."
"Zeki olmasam burda işim olmazdı." Dedim.
"Bana bak şu sıralar canımı çok sıkıyorsun, daha fazla canımı sıkmak istemezsin bence." Tam gidecekken beni duvara yasladı ve bileğimi sert bir şekilde tuttu.
"Duydun mu beni!?" Dedi sinirle.
"Bırak bileğimi, acıyor." Dedim ama umrunda olmadı bile. Daha çok sıktı.
"Ayağını denk al burslu." Dedi ve geri çekilip kapıyı açtı ve çıktı.
Işık girmeyen ve boğucu olan sınıftan açık olan kapıdan çıktım ve kapıyı kapattım. Derin nefesler almaya başladım.
Sol elim sağ bileğime gittiğinde ovuşturmaya başladım. Ağrıyordu. Kesin moraracaktı ve benim bunu abimden saklamam lazımdı.
Hızla yukarı çıktığımda sınıfın kapısını tıklatıp içeriye girdim. Gözüm özgüre takıldığında onun da bana baktığını gördüm. Hızla önüme döndüm. Bugün meriç gelmemişti o yüzden tek oturuyordum. Sırama geçip oturdum. Arkadan melisa "ne oldu müdür niye çağırmış seni?" Diye sordu.
"Hiç... önemli değildi." Diyerek geçiştirdim.
Dersin ortasında kapıntıklatılınca herkes kapıya döndü. Bizim yaşlarımızda olan kişi sınıfa girdi ve hocaya döndü. "Yeni geldim ben. Müdürün oğluyum." Dediğinde arkamı dönüp kızlarla bir bakışma içerisine girdik.
"Biliyorum gökmenciğim. İstediğin yere oturabilirsin." Dedi hoca.
Adının gökmen olduğunu öğrendiğim kişi etrafa dahi bakmadan gelip benim yanıma oturdu. "Burası dolu yalnız."
"Evet ben oturdum çünkü." Dedi pişkince. Arkaya doğru gitti montunu astı ve yanıma oturdu.
"Meriç oturuyor burada, başka yere oturur musun?" Dedim kibarca.
Ela gözleri bana döndü. "Gördüğüm üzere meriç bey yok. Gelince kendine yer beğenir. Orda oturur." Dedi ve ardından arkasına yaslandı ve tahtaya doğru döndü.
Arkama döndüğümde eda dudaklarını oynatarak bir şey demişti. "Paşama bak sen."
Gülümseyerek önüme döndüm ve dersi dinlemeye devam ettim.