Bugün haftanın son günüydü yani cuma günüydü. Hazırlanıp çıkacakken abim yorgun bir şekilde eve girdi. Anlaşılan acilde yine nöbet tuttmuştu.
Yorgun bir şekilde odasına gitti ve kapıyı kapattı. Ben de annemle birlikte kahvaltı yaptıktan sonra evden çıktım.
Sınıftan içeri girdiğimde melisa ve edanın hala gelmediğini gördüm. Meriçin yanına oturmak yerine onlar gelene kadar onların sırasında oturmaya karar verdim.
Zil çaldığında telefonuma bildirim geldiğini gördüm. Bir gruptan gelmişti mesaj. Kilidi açıp sohbete girdiğimde grupta ben melisa ve eda olduğunu gördüm.
Dün birbirimizin numaralarını almıştık. Artık arkadaştık sonuçta.
Gelen mesaja baktığımda melisa "kardeşim hastalandı biraz bugün ona bakmam gerekiyor. O yüzden okula gelemeyeceğim." Yazmıştı.
Ardından eda ve ben "geçmiş olsun." Yazmıştık.
Siz: eda sende mi gelmeyeceksin bugün?
Eda: yok kız geleceğim tabi. Geç kalktım biraz, büyük ihtimal ilk derse yetişemem.
Eda: benim yerime otur, bugün birlikte otururuz.
Siz: tamamdırr, bekliyorum.
Cam tarafına kaydım ve arkama yaslandım. İlk ders başlayıp bittiğinde eda gelmişti sonunda.
"Bir an tek kalacağım diye korktum." Dedim.
"Korkma korkma. Yalnız bırakmayız seni." Dedi ve ceketini askılığa asıp yanıma oturdu.
"Ne duydum bir bilsen." Dedi heyecanla bana dönerek.
"Ne duydun?" Diye sorduğumda hoca içeri girmişti.
Bana doğru işaret parmağını kaldırıp bir süre boyunca hocayı izledi. Hoca kendi kendine yoklama alırken eda tekrar bana döndü. "Müdürün oğlu okula geliyormuş. Hem de bizimle aynı sınıfta! İnanılmaz gerçekten!" Sessiz bir coşkuyla şakıdı resmen.
"Yani?" Dedim. Anlamamıştım.
"Ne yanisi kızım? Özgürün babası okulun sahibi, o çocuğun babası ise okulda müdür. Yanisi şu ki, fena kavga başlar benden söylemesi." Dedi ve ardından taklitlerini yapmaya başladı. "Burası benim okulum. Burda benim babam müdür. okul benim, defol okulumdan." Dedi ve gülmeye başlayınca bende güldüm.
Hoca "sessiz" diyerek bizi uyarırken deftere imzasını atmakla meşguldü.
"Sen varya sen, kaostan besleniyorsun hep." Dedim gülmemin ardından. Birinin beni izlediğini hissedince aklıma gelen ilk kişiye baktım. Özgüre... gerçekten de utanmadan yüzsüz gibi bana bakıyordu.
Gözdevirip önüme döndüğümde eda gülerken hoca da derse başlamıştı.
Hoca bir yazar hakkında konuşurken sözünü bitirdi ve ardından "söyle egehan." Dedi.
Arkama dönüp baktığımda egehan elini havaya kaldırmıştı. "Hocam benim bir sualim olacaktı."
"Sor bakalım sualini." Dedi hoca.
"Hocam bu şairler şiir yazarken sigaranın ucu tütüyor muydu acep?" Dedi. Kendisini edebiyata fazla kaptırmıştı.
Yanında oturan berke ise "çık şu edebi dilden." Dedi.
Egehan ona kınayıcı bakışlar atarken hoca "oğlum bu nasıl soru?" Dedi şaşırarak. Beklemediği belliydi.
"Hocam siz demiyor muydunuz merak iyidir, meraklı olun diye. Meraklanasım tuttu işte, cevap verseniz bişey olmaz ya!" Dedi egehan.
Hoca biraz bekledi ve ardından cevap verdi. "İçmiyorlardı sigara falan." Dedi ce sınıfa döndü. "Siz de içmeyi bırakın."
Egehan "konu niye hemen bize döndü." Diye söylenirken edebiyatçı da aynı anda "tabi bu sınıfta içen yoktur." Dedi imayla.
Özgürün yanında oturan kaan söylenirken egehan ona döndü. "Ben nerden bileyim aynı anda konuşacağımızı? Daha önce kursaydı o cümleyi, söylemezdim."
"Babamın bundan haberi olursa kaçacak delik ara ege." Dedi özgür sinirle. Sessiz demişti ama ben duymuştum çünkü aramızda o kadar da mesafe yoktu.
Hoca kaşlarını kaldırıp egehan ve arkadaşlarına döndü. "Niye hemen üstünüze alındınız?"
"Biz alınmadık hocam!" Dedi berke telaşla.
Kaan ise sakin bir ifadeyle "asla." Dedi.
"Hocam egehan arkadaşımız kendisi üzerine alındı. Sorunuzu onunla hallederseniz sevinirim." Dedi arkasına yaslanarak.
Egehan üç arkadaşına bakarak "yazıklar olsun size, bir de yanımda dostlarım var diye gezdiriyorum sizi." Dedi.
Kaan egehanın sırtına dosthane bir şekilde vurdu. "Üzülme koçum, büyüyünce geçer." Dedi ve güldü.
Egehan hırsla önüne döndü. Tam bir şey diyecekti ki hoca konuştu. "Neyse tamam. Cevabını aldığına göre derse geçelim." Dedi ce tahtaya doğru ilerledi.
Egehan sırıtarak arkadaşlarına döndü. "Gördünüz mü kıyamadı bana. Biliyor çünkü içmediğimi."
"İçtiğimi diyecektin galiba?" Dedi özgür ve güldüler.
Slayttaki sorulara geçince listeden rastgele bir isim seçti ve "egehan, cevapla bakalım soruyu." Dedi.
Egehan, hocanın özgürden bahsettiğini sandığı için aniden gözleri büyüdü ve hocaya döndü. "Hocam cidden içmiyorum ya! Siz bakmayın bu pez... pardon arkadaşlara." Dedi telaşla.
Hoca tahtayı gösterdi sadece. Birkaç kişi egehanın bu haline gülerken ben de edayla onlara eşlik ettim. Evet onları sevmeyebilirdim ama sonuçta komik bir olaydı.
Egehan şaşkınlıkla tahtadaki soruya bakarken hoca "evet bekliyoruz..." dedi.
"Oku sonra da çöz." Dedi hoca.
Egehandan ses çıkmayınca hoca el attı duruma. "Sesli..." dedi.
Egehan tahdaki soruyu boşverip hocaya döndü. "Hocam soruyu çözün dediniz ben de çözmeye çalışıyorum işte."
"Sesli oku öyle çöz." Dedi.
"Sesli okumamım bir anlamı yok." Dedi egehan bu sefer.
"Diğerleri de duysun." Sabrının son demine gelmişti artık.
"Görme engelli olmadıklarına göre... sıkıntı yok bence." Dedi ve sakin bir şekilde tekrar tahtadaki soruya döndü.
Hocanın "Egehan!" Demesiyle egehan yerinden sıçradı. "Oku şunu! Mümkünse sesli!"
Gözlerini hiç edebiyatçıya değdirmeden direkt sorunun kökünü okudu ardından üsteki metni okudu sonradan da şıkları okudu ve anında cevabı söyledi.
"Demek ki isteyince yapılabiliniyormuş değil mi egehancığım." Dedi hoca imayla.
"Evet hocam." Dediğinde hoca tekrar derse geçti.
"Demkki neymiş göt tutuşunca yanlış yapma ihtimalin kalmıyormuş değil mi egehancığım." Dedi edebiyatçı misali, kaan.
Kulaklarımı onlara kapatıp dersi dinlemeye devam ettim.