Bölüm 5: Pencereden Bakmak
Yine aynı sabah. Yine aynı sesler. Alt katta çaydanlığın fokurdaması... ama bu evde hiçbir zaman çay keyfi olmadı.
Elimi pencereye dayadım. Cam soğuktu. Aşağıda insanlar yürüyordu. Kalabalık, bana ait olmayan bir hayat gibi geçip gidiyordu gözümün önünden. Herkes bir yerlere yetişiyor, herkesin bir amacı vardı. Benimse odamdan başka hiçbir yere gidecek iznim yoktu.
Eskiden farklıydı. Annem saçlarımı tararken gülümserdi. Babam bana kitaplar alırdı. Okuldan her geldiğimde sevgiyle karşılanırdım. Sonra… bir gün ikisi de yoktu. Hepsi bir anda yok oldu. Ve ağabeyim...
Onu hâlâ seviyordum. Ama artık tanıyamıyordum. İçkiden gelen keskin kokusu, gözlerindeki kızgınlık, sustuğum her anın üzerine bir bağırışla patlaması...
– “Sakın dışarı çıkayım deme Mina,” demişti dün gece. “Adımını atarsan eve dönme.”
Oysa ben sadece kitaplarımı almak istemiştim. Onların eşyaları duruyordu, benim ise sadece birkaç defterim vardı.
Pencereden dışarı bakarken bir taksi sokağa girdi. İçinden biri indi. Uzun boylu, açık kahverengi saçlı biri. Kafasını kaldırdı bir an. Göz göze geldik mi… bilmiyorum. Ama o saniye içimde tuhaf bir kıpırtı oldu.
Hemen perdeleri kapattım.
“Görmedi,” dedim kendi kendime.
Ama içimden bir ses ekledi:
“Ama hissedildi...”