Bölüm 11
Hayat bazen, bir anda güzelleşebiliyormuş. Sessizce, çığlık atmadan… sadece huzurla sarıyormuş insanın içini. İşte ben, tam da öyle bir dönemdeydim.
Burak’ın evinde geçirdiğim günler… artık bir misafirlik değil, sanki yeni hayatım olmuştu. Sabahları birlikte kahvaltı ediyor, gün içinde bazen evin kütüphanesinde kitap okuyup sessizce sohbet ediyorduk. Kahkahalarla değil, bakışlarla anlaşıyorduk.
Bir sabah uyanınca odama bir not bırakıldığını fark ettim.
Burak’tan.
"Bugün okul yok. Küçük bir kaçamak yapalım mı? Bahçede seni bekliyorum."
Gülümseyerek hazırlandım. Bahçeye indiğimde Burak, elinde termos ve küçük bir sepetle bankta oturuyordu.
"Mini piknik," dedi.
"Çünkü senin gülüşünü daha çok görmek istiyorum."
Yanına oturdum. O kadar içtendi ki… içim sıcacık oldu.
O gün saatlerce konuştuk. Dert yoktu, korku yoktu. Sadece biz vardık. Geçmişi değil, geleceği konuştuk. Hayallerimizi.
Ben sessizce sordum:
"Senin en büyük hayalin ne?"
Gözlerime baktı. Gülümsedi.
"Bir ev. Sıcacık. Gürültüsüz. İçinde sen varsın."
Yutkundum. Kalbim tekledi.
Hiç bu kadar mutlu hissetmemiştim.
"Sen?" diye sordu.
Başımı eğip fısıldadım:
"Kendimi sevebilmek... ve bunu bana ilk kez sen hissettirdin."
Sessizlik oldu. Ama bu, o güzel sessizliklerden biriydi. Kalbimin attığını duydum.
Burak başını yana eğdi.
"İyi ki varsın Mina."
Sonra eğildi, alnıma küçücük bir öpücük kondurdu.
Ne dudaklara, ne aceleye…
Sadece şefkat.
O an gözlerimi kapattım. İçimden sadece tek bir cümle geçti:
"Artık yalnız değilim. Artık seviliyorum."