Bölüm 10
Yeni odamda ilk sabah... kuş sesleriyle değil, kahkahalarla uyandım. Burak’ın arkadaşları hâlâ buradaydı. Ama garip bir şekilde artık tedirgin olmuyordum. Çünkü Burak yanımdaydı.
Kalktım, saçımı hafif topladım. Aşağıya indim. Oturma odasında herkes yayılmıştı. Beni görünce önce bir sessizlik oldu. Sonra içlerinden biri —adı sanırım Cem’di— çekinerek konuştu:
"Şey… dünkü lafım için özür dilerim Mina. Ciddiye almamıştım, ama kırdıysam gerçekten üzgünüm."
Gözlerinin içine baktım. Samimiydi.
Kafamı salladım, "Önemli değil," dedim. Ve gerçekten öyleydi. Bu insanlar artık bana zarar vermeyecek gibiydi. O bakışları değişmişti.
Burak kahvaltı hazırlamıştı. Masaya oturduğumuzda yanıma oturdu, dikkatlice tabağımı doldurdu. Sonra sessizce sordu:
"İyi uyuyabildin mi?"
Gülümsedim. "Yıllardır ilk kez korkmadan uyudum."
O an bana öyle bir baktı ki... içimde bir şey titredi. Gözleri dolu doluydu ama içinde kırılganlık da vardı. İlk defa, Burak’ın sadece güçlü bir karakter olmadığını, aynı zamanda derin bir kalbi olduğunu gördüm.
Gün boyunca yanımda kaldı. Beraber kitap okuduk, yürüyüşe çıktık. Bahçede çimlere uzanmıştık ki, bir ara ellerimiz birbirine değdi.
Geri çekmedi.
Ben de çekmedim.
O an kalbim o kadar hızlı atmaya başladı ki… sesini duyacağından korktum.
"Senin yanında... huzurluyum Mina," dedi fısıltı gibi.
Yutkundum.
"Ben de Burak... Hem de ilk kez."
Sessizlik oldu. Ama o sessizlik bizi korkutmuyordu artık.
O akşam, herkes dağılmıştı. Sadece biz vardık. Film izliyorduk ama gözüm ekranda değil, Burak’taydı. O da fark etti bunu. Hafifçe güldü.
"Ne oldu, korkunç bir yaratık mı var yüzümde?" dedi şaka yaparak.
"Yok," dedim. "Yalnızca... seni böyle tanımamıştım."
"Ben de kendimi."
Ve sonra... yavaşça elimi tuttu. Bu kez bilinçliydi. Ne korku vardı içinde ne acele. Sadece güven... sadece huzur…
Sadece biz.