İçeriğe geç

Okulda Denemeyiniz 2

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Okulda Denemeyiniz 2

Bölüm 2

Kardeşler Kundura Gururla Sunar

Yoğun tempo ile başlayan 11. sınıf, düzenli derslere katılma ve günlük ders çalışma rutinine alışmam kolay olmadı. Önceden on dakikalık teneffüslerde bile top oynamak için dışarı çıkan biz öğle aralarında dahi top oynamayı neredeyse bırakmıştık. Teneffüslerimizi uzunca sohbetler edip, boş boş oturarak geçiriyorduk. Galiba artık büyüyorduk ve bu durum hiç hoşuma gitmiyordu. Acilen kendime ders dışında meşgul olacak bir uğraş bulmalıydım ve tam da en bunaldığım anda o ilanı gördüm. Hemen ilanı panodan söküp sınıfa koştum.

İlanda bir kısa film yarışmasından söz ediyordu. Konusu ise ülkenin eğitim sistemini eleştirmekti. Yarışmayı ben düzenlesem anca bu kadar olurdu. Eğitim sistemimizle ilgili söyleyecek o kadar çok şeyim var ki yazsam ciltlere sığmaz. Hem zaten hiçbir yayınevi de basmaz, basamaz. Bu konuyla en az benim kadar ilgileneceklerine emin olduğum Esma ve İleyda’ya ilanı gösterdim. İleyda ve Esma ile ortaokuldan beri aynı sınıftaydık. Üçümüz de tiyatroya gönül vermiştik. Hemen hemen her okul etkinliğinde görev alır, herhangi bir etkinlik yoksa da bir skeç yazar, etkinlik oluşturur ve her türlü yarışmaya katılırdık.

Yarışma bizimkilerin de dikkatini çekmişti. Uluslararası bir yarışmaydı ve finalleri Romanya’da yapılacaktı. Birinciye para ödülü ve plaket vardı fakat biz ödülden ziyade Romanya’ya gitme kısmıyla ilgilendik.

Her zamanki gibi kolları sıvadık ve ilanı yayınlayan bilgisayar hocamızın yanına gidip yarışmaya katılmak istediğimizi söyledik. Hoca bizim ne kadar heyecanlı olduğumuzu görünce bayağı sevindi ve montaj konusunda yardımcı olacağını, bize özel After Effects kursu vereceğini söyledi. Bu durum bizi daha da heyecanlandırdı ve hemen senaryomuz üzerinde çalışmaya başladık. Senaryoyu son derece basit tuttuk. Ellerini tam kullanamayan, kas hastası bir kız çocuğunun normal bireylerle aynı sınava girmek zorunda kaldığı bir sistemde yaşadığı zorlukları konu alıyordu. Basit dedik ama bu kadar dram bize yeter mi hiç? Bu rezil eğitim sistemimizi belirleyen kravatlı ceketli adamlardan biri kas hastası kızcağızımızın bizzat babası olacaktı. Bunu filmin sonunda ortaya çıkaracaktık ve kimse anlamayacaktı bile. Filmimizi her izleyene “Yani o adam kızın babasıymış anladın mı?” , “En çok da kendi kızı etkilendi hani?” gibi açıklamalarda bulunacaktık.

Senaryomuzu hazırladıktan sonra sıra gelmişti oyuncuları bulmaya. Başrolü tabii ki de güzelliğiyle dikkat çeken Afra’dan başkası oynayamazdı. Afra’nın annesini oynamak için müzik hocamızla, babasını oynaması için İngilizce hocamızla anlaştık. Ana karakterlerimiz hazırdı geriye sınav sahnesinde gözetmen ve sınava giren öğrencileri oynayacak figüranlar kalmıştı. Gözetmeni oynaması, araba sahnesi için arabasını vermesi hatta ve hatta bizi çekimleri yapacağımız yerlere götürmesi için Tuğba Hoca’mızla anlaşmıştık. On altı senelik öğrencilik hayatımda beden eğitimi öğretmenimiz olan Tuğba Hoca kadar mükemmel bir öğretmenle tanışmadım. Her anımızda yanımızda olan büyük üstada buradan tekrar teşekkürlerimi sunuyor ve hali hazırdaki öğrencilerine ne kadar şanslı olduklarını hatırlatmak istiyorum. Konumuza dönecek olursak oyuncuları da ayarladıktan sonra çekim mekanlarımızı belirledik. Artık her şey hazırdı ve çekimlerimize başladık.

Afra ve müzik hocamızın oyunculuk performansı mükemmele yakındı. Kısa sürede önemli bir yol almıştık. Çekimleri bizzat kendimiz Nikon D100 ile yapıyorduk; fakat öğrendik ki rakiplerimiz profesyonel ekip tutmuş; çekimleri onlara yaptırıyormuş. Hatta profesyonel oyuncu ayarlayan bile vardı. Kardeşim bu öğrenci yarışması değil mi, nereden geliyor bu değirmenin suyu diye soracak olduğumuzda ise adamların okullarının bu yarışmayı son derece önemsediğini ve her türlü maddi desteği sağladıklarını öğrendik. Yani yarışmaya 10-0 yenik başlıyorduk. Bizim müdür değil bize maddi destek vermek günahını vermezdi. Bu haber bizi bir miktar demoralize etmiş olsa da öyle hemen pes edecek değildik. Biz de kendimiz profesyonel ekip kiralarız, kaç para tutar ki zaten diye düşünerek internetten bulduğumuz bir ekiple görüşme ayarladık. Adamlar bizden tam üç bin lira istediler. Bilmem kaç tane kamera ile geleceklermiş, ışıklarla şov yapacaklarmış. Biz de dedik “Dümdüz bir tane kamera ile gelseniz en son kaça olur?” ama fayda etmedi. Bir lira bile düşmüyorlardı ve anlaşamadan oradan ayrıldık. Ne yapalım Nikon D100 ile yola devam.

Senaryomuzun en can alıcı noktalarından biri, hasta kızımızın sınavda başarısız olması üzerine intihar etme sahnesiydi. Peki intihar etme sahnesini nasıl çekecektik? Afra son derece tehlikeli bir şekilde balkonun demirlerine çıkıyor, biz de aşağıdan türlü kamera oyunlarıyla onu çekmeye çalışıyorduk. Fakat bir türlü beceremeyince çareyi Afra’yı demirliklerin üzerinde bir süre gösterip, ekranı karartarak mezarını göstermekte bulduk. Peki mezarı nasıl gösterecektik? İlk aklımıza gelen fikir mezar mezar dolaşıp Afra isminde birini bulmak olsa da bunu yapmaktan vazgeçtik ve internette bulduğumuz, üzerinde isim yazmayan Hristiyan mezarlığını gösterdik. Sonuç olarak Aşk-ı Memnu Bihter’i çatlatacak bir intihar sahnesine imza atmış bulunduk.

Her türlü aksaklığa rağmen çekimlerimizi hız kesmeden tamamladık ve artık bilgisayar hocamızdan aldığımız özel ders sözünü gerçekleştirme vakti gelmişti fakat hoca ortalarda yoktu. Okula çok az uğruyor, uğradığı vakitleri de yakalamıyorduk. Meğer beyefendi bize verdiği sözleri çoktan unutmuş ve farklı işlerine yoğunlaşmış. Darbe üzerine darbe yemeye devam ediyorduk. Çekimimiz profesyonel olmasa da montajımızın çok kaliteli olacağına inanmıştık ama bir kez daha yüzüstü bırakılmıştık. Rakiplerimiz muhtemelen kurguyu da parayı basıp en alasına yaptıracaktı. Onlar Real Madrid, Manchester City biz ise Tavşanlı Linyit Sporduk. Onlar Adidas biz ise Kardeşler Kunduraydık. Bunun üzerine ben pes ettim ve “Uğraşmaya değmez!” diyerek ekibi terk ettim. Fakat İleyda ve Esma pes etmeye razı değillerdi. Kısa sürede beni de ikna ettiler. En azından çekimlerde oynattığımız insanların emeği için, üniversitenin bahçesinde figüran olarak kullandığımız kaykaycı çocuklar için bu filmi tamamlamaya karar verdik ve o gün bütün gece uğraşıp Windows Movie Maker programından hallice olan Ulead ile montajı tamamladım. Son dokunuşları yapması için filmi Esma’ya gönderdim ve Esma ertesi gün okula sırtında bilgisayar kasası ile geldi. Son dokunuşları yapmış fakat bilgisayarı arıza yaptığı için filmi flaşa atamamış. Son çareyi kasayı sırtlamakta bulmuş. Film maceramızın her detayı Kardeşler Kundura ismini layıkıyla yaşatacak cinsten ilerliyordu.

Esma’nın kasasını bağlayıp içeriden filmimizi kurtardıktan sonra tüm hocalara filmimizi izlettik. Hepsi çok beğenmiş ve emeğimizi takdir etmişti. Filmi izletmediğimiz iki isim kalmıştı biri bizi yüzüstü bırakan bilgisayar hocamız diğeri de Müdür Bey. Bilgisayar hocamızla hiç muhatap olmayacaktık. Koridorda denk gelince yolumuzu değiştirecektik. Müdür Bey’e gelince İleyda ve Esma’nın kendisinden hala ufak da olsa ümitleri vardı. Gidip konuşursak bize destek çıkma ihtimali olduğunu düşünüyorlardı. Fakat ben adamın ne tepki vereceğinden emindim. Kesinlikle sinirlenecek, bütün tadı kaçacak, bağırıp çağırıp bizi yanından kovacaktı. Hani canını iste ama parasını isteme tipler vardır ya Müdür Bey tam olarak öyle bir adamdı. Ama yine de İleyda ve Esma’ya uyum sağlayacak ve yanlarında Müdür Bey’le konuşmaya gidecektim. Odasına girmeden önce kendimi uzun uzun tembihleyecek ve kesinlikle Müdür Bey ile münakaşaya girmeyecektim. Hatta hiç mimik bile oynatmayacaktım. Sinirlendiğim zamanlar asla kendimi tutamıyorum hiç konuşmasam bile yüz ifadelerimle karşımdakiyle aynı fikirde olmadığımı mutlaka belirtiyor, elimde olmadan karşımdakine ‘Dünyanın en aptal insanısın!’ bakışları fırlatıyordum. Ama bu sefer kendimi tutacaktım. Müdür Bey istemediğimiz tepkiler verirse içimden Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı 6-0 yendiği maçtaki golleri sayacaktım.

“Tuncay Şanlı, Ortega, Serhat Akın, Serhat Akın, Cüneyt, Ümit sağ çaprazda Ümit Ümit kaleye gidiyoooooor hakeme bakıyorum verdi golü. 6 oldu!”

Dünyanın en güzel terapisiydi bu. Çok geç keşfettim kendisini ama kesinlikle işe yarıyor.

Bütün cesaretimizi toplayıp, derin bir nefes alıp Müdür Bey’in odasına girdik ve eğer finale kalırsak bize finansal destek sağlamaları gerektiğini, rakip okulların bu yarışma için bir dünya harcama yaptığını kendisine izah ettik. Fakat bu cesaret örneğimiz tahmin ettiğim gibi Müdür Bey’i çok kızdırdı ve finale kalsak başımızda görevli olarak gelecek hocanın masraflarını bile karşılamayacağını bize çok açık bir dille ifade etti. Yok efendim biz oralara gidip birinci olsak başı göğe mi erermiş, yok efendim bu filmle uğraşacağımıza neden ders çalışmıyormuşuz gibi birtakım sığ görüşlerini de belirtmeden duramadı. Biz o yarışmada birinci olsak o para ödülünü okulun alacağına ve panolarda boy boy reklamının yapılacağına adım kadar emindim. Hiçbir şey söylemeden hatta Müdür Bey’in sözlerini tamamlamasını bile beklemeden odasından çıkıp gittim. Bir hışımla sınıfa girdim, inanılmaz sinirliydim ve bir anlığına Müdür Bey’in kızıyla aynı sınıfta olduğumuzu unutup adama bir yığın laf saydım. Daha sonra kızıyla göz göze geldim. Zavallı kızcağız haklı olduğumu da bildiğinden rahat rahat sövebilmem için sınıftan uzaklaştı. Ardından Esma ve İleyda moralleri bozuk bir şekilde sınıfa girdiler. İkisine de “Ben size demiştim!” bakışları fırlattım. Keşke haklı çıkmasaydım ama haklı olmaya bayılıyorum.

Aradan belli bir süre geçtikten sonra sonuçlar açıklandı ve finale kaldığımızı öğrendik. Fakat herhangi bir destek göremediğimiz için Romanya’ya, filmimizi sunmaya gidemedik. Zaten artık hevesimiz de kalmamıştı. Durumu kabullenmiş, ÖSYM belasına geri dönmüştük. Test çözmeye, ot gibi yaşamaya devam ediyorduk. Aynen bizden beklenen gibi…

Bu arada aynı gün okulumuz konferans salonunda bir ödül gecesi düzenlendi. Bu gecede bizi yüzüstü bırakan bilgisayar hocamız kendi yaptığı işlerden bir dünya ödül ve övgü aldı. Bize zerre destek vermeyen Müdür Bey, bilgisayar hocasıyla inanılmaz gurur duyduğunu anlatan bir konuşma yaptı. O an mikrofonu elime alıp “Biz destek istediğimizde gidip birinci olsanız başımız göğe mi erecek diyen siz değil miydiniz?” diye bir konuşma yapmamak için kendimi zor tuttum. Siz böyle sahtesiniz işte. Başarıyı sadece ÖSYM sınavlarında dereceye girmek zanneden sözde eğitimciler bir bitmediniz be!

Bölüm sonu

14 yorum