Twitter Türkiye’ye ilk geldiğinde içeride çok az kişiydik. Ayşe, ben, tekerleklibavul ve sitenin ne işe yaradığından habersiz birkaç ünlü vardık. Ben de sitenin nasıl kullanılması gerektiğini bilmeyenlerdendim. Ayşe ise çok çabuk uyum sağlamıştı. Aklına geleni yazıyordu, ben daha çok ünlüleri takip ediyordum. İlk takip ettiğim ünlü Hande Yener’di. Kendisine küçükken de şarkıcı olmak isteyip istemediğini sormuştum. O da hep şarkıcı olmak istediğini söylemişti. Ne bileyim ünlü görünce aklıma başka bir şey sormak gelmemişti.
İçeride çok az kişi olduğumuzdan ünlülerle rahatça iletişim kurabiliyorduk ve bu beni inanılmaz heyecanlandırmıştı. Hemen hemen bütün Fenerbahçeli futbolculara “Bana imzalı forma yollar mısın?” yazıyordum ve bir geri dönüş alacağım konusunda son derece ümitliydim fakat futbolcular doğal olarak hiç oralı olmuyorlardı. Ama ben yine de Twitter bağımlısı olmuştum. Her fikrimi, hemen hemen yaşadığım her olayı tweet atıyordum. Ta ki bir gün Ümit Özat beni takip edene kadar. Ümit Özat’ın bir tweetini beğenmiştim ve hemen ardından beni takip etmişti. İnanılmaz heyecanlanmıştım eski bir Fenerbahçeli beni takip ediyordu. Dünya için küçük benim için büyük bir olaydı bu. Bu nedenle Ümit Özat beni takipten çıkmasın diye hiç tweet atmıyordum. Gözüne gözükmemeye çalışıyordum. “Bu kim be, neden takip etmişim ki?” demesin diye büyük efor sarf ediyordum. Yalnız bütün bu çabalarıma rağmen belli bir süre sonra Ümit Özat beni takipten çıktı. Bu süre boyunca kendisiyle hiçbir iletişimimiz olmadı. Daha doğrusu benim dünya ile iletişimim olmadı. Yalnız yalan söylemeyeceğim takipten çıkınca kendimi bayağı bir rahatlamış hissettim. Artık rahatça tweetler atabilirdim.
O zamanlar Twitter şimdikinden çok daha zevkli, çok daha samimiydi. Kurgu tweetler neredeyse hiç atılmazdı. Twitter’da küçük ve mutlu bir hesabım vardı fakat sitenin nüfusu arttıkça işler değişti.
Bir gün yine Twitter’da dolaşırken Gereksiz Anadolu Lisesi’nden bir grup canı sıkılan işsizin, isim vermek gerekirse Gudubet ile Hanzo, bizim okula laf attıklarını gördüm. Hey! Orada durun bakalım! Bizim okula sadece bizim okulda okuyanlar laf söyleyebilir. Siz işsizseniz ben üç kat daha fazla işsizim. Hemen onlara karşılık verdim ve 1.Twitter Meydan Muharebesi böylece başlamış oldu. Yalnız karşı taraf iki kişiyken hesabımın Facebook’ta paylaşılıp spam yağmuruna tutulması üzerine onlarca kişi oldular. Dört bir yandan abluka altına alınmıştım. Kimileri hakaret ediyor, kimileri tehdit ediyor, kimileri hesabımı daha çok kişinin spamlaması için seferberlik başlatıyordu. Bu savaş aynı zamanda Twitter tarihinin ilk linçlerindendi.
Sınıfımıza sonradan gelen, eski Gereksiz Anadolu Lisesi öğrencilerinden Yağmur bu tayfayı yakından tanıyordu. Onlara kesinlikle bulaşmamamı, hesabımı kapatıp bir süre ortadan kaybolmam gerektiğini söylüyordu. Yalnız bilmediği bir şey vardı. Ben yedi cihana nam salmış, görmüş geçirmiş, gelmiş geçmiş en iyi klavye delikanlısıydım. Hatta klavye delikanlısı diye bir laf olmasaydı beni gören yine de klavye delikanlısı olduğumu söylerdi. Öyle bir delikanlıydık biz. Bize kurşun atana biz tweet atardık. Hey gidi hey! Tabii ki Yağmur’u dinlemeyecek ve Gudubet ile Hanzo’ya bulaşacaktım. Başlarının belası olacaktım. Gudubet’i pek tanımasam da Hanzo’yu az çok biliyordum. Yolda gördüğünde “Saygılar Abla!” diyerek yolunu değiştirmen gereken tiplerdendi kendisi. Fakat bir klavye delikanlısı kimseden korkmaz. Beni engelleyenleri tek tek ben de engelledim, ettikleri hakaretleri ve tehditleri de tiye alarak tweetler atmaya başladım.
“Biz ne tehditler gördük, gül gül öldük!”
“Bazıları yazdıklarıma bozuluyormuş. Ne yapalım, ucuz şeyler çabuk bozulur!”
Klavye delikanlısı olarak en büyük zaafım karşımdakini de kendim gibi zannetmem. On beş kilo halimle oturduğum yerden seksen kilo adama “Seni döverim!” yazabiliyorum sonuçta. Hiçbir gerçeklik payı yok. Fakat karşıdaki aynı şeyi bana yazdığında ufak da olsa bir gerçeklik payı oluyor. Ben her ne kadar onları tiye alsam da karşı taraf ciddiydi ve giderek bana daha da ayar oluyorlardı.
Aradan belli bir süre geçtikten sonra Hanzo bu olaydan sıkıldı, benim gibi bir belayla başa çıkılamayacağını anladı ve “Çeneni kapaman için ne yapmam lazım?” diye sordu. Ben de “5 lira verirsen susarım.” Diyerek cevap verdim kendisine. Bunun üzerine Hanzo “Tamam 5 liranı vereceğim yeter ki sus!” yazdı ve bu anlamsız savaş bir süreliğine durdu. Birkaç hafta süren sessizlikte hala beni takip ediyor, attığım mentionlara kadar inceliyorlardı. Bunu da yanlışlıkla tweetlerimi beğenmelerinden anlıyordum tabii ki. Fakat Hanzo hala 5 liramı vermemişti. Ben de bunun üzerine kendisine “Bizde söz namustur, 5 liram nerede?” diye yazdım. Hay 5 lira kadar başıma taş düşseydi, hay elim kırılaydı da yazmasaydım!
1.Twitter Meydan Muharebesi 5 liramı istemem üzerine tekrar alevlendi. Hanzo her zamankinden daha öfkeliydi. “Çeneni kapat diyorsam kapatacaksın!” diye cevap verdi. Laf dalaşlarında genelde sakin kalıp karşı tarafı çıldırtan ben bu sefer sinirlenmiştim. Kimse bana ne yapacağımı söyleyemez! (Annem hariç.) Bu cevap üzerine klasik Türk kavgasındaki gibi “Sen kimsin ulan?” “Asıl sen kimsin?” gibi cümleler havada uçuştu. Hanzo’nun bana ettiği hakaretlere misliyle karşılık verdim. Yağmur tekrar devreye girip susmazsam kavganın kötü biteceği uyarılarını yaptı fakat benim susmaya niyetim yoktu. Ok yaydan çıktı bir kere. Bunun üzerine Yağmur da “Ne halin varsa gör!” diyerek İtalya gibi taraf değiştirdi. Gudubet ve Hanzo daha da güçlendiler ve beni dershanenin önüne kavgaya çağırdılar.
Hanzo beni dövebileceğinden o kadar emindi ki “Seni çok pis döveceğim!” “Hayatının dayağını yiyeceksin!” tarzı mesajlar attı. Ben de Hanzo’nun beni döveceğinden o kadar emindim ki “Benim böyle bir iddiam yok.” Diye cevap verdim kendisine. Şu nahifliğe bakar mısınız? Bunun üzerine Hanzo “Ne oldu korkunca r mi yapıyorsun?” diye yazınca nahiflik falan kalmadı tabii. Beynim yine devre dışı kaldı ve “Senden mi korkacağım ulan hırbo!” diye cevap yazdım. Evet tabii ki ondan korkacaksın Allah’ın çelimsiz üç kilosu. Kim verdi benim elime bu klavyeyi kardeşim, alın şunu benden. Keşke bu gibi durumlarda biri çıkıp enseye bir şaplak atıp elimi kolumu bağlasa da cevap yazamasam kimseye. Fakat bu mesaj yazıldı ve enter tuşuna basılıp gönderildi. Zaten sinirli olan Hanzo daha da sinirlendirildi. Bunun üzerine hemen arkadaşlarıma haber saldım. Ben bir kavgaya karışınca otomatik olarak yanımda beliren Halime, hayatlarının ilk kavgasına karışacak olan Özkırış, Ulviye ve Ayşe ile beraber itilaf grubuna karşı savaşmaya hazırdık. Hanzo kavgaya tek başına gelse muhtemelen yine de hepimizi hallederdi ama olsun. İnanmak başarmanın yarısıdır. O 5 lirayı senden söke söke alacağım Hanzo!



