Twice- The Feels
Bela benim peşimi bırakmıyordu. Ciddi manada hem de. Şuan okulun zorbalarıyla göz gözeydim. Ve korkudan, altıma sıçmak üzereydim. Minho'nun "Yakalayın, şu malı!" demesiyle, kendime gelip, koşmam bir oldu. Okulun içine girip, sola döndüm. Nereye gittiğim hakkında hiç bir fikrim yoktu. Etrafıma bakındığımda, ciddi manada sıçtığımı anladım. Çünkü burası, okulun bodrum katına inen yerdi. Mal Hei! Yaklaşık 5 dakika daha bekledikten sonra arka bahçeye doğru yürüdüm. Gene hocanın gözünden düşmek istemiyordum. Tanrım, ben daha bugün taciz edildim. Nedir bu başıma gelenler?! Taciz edilmek... Berbat bir şeydi. Oysaki ben en hafifini yaşamıştım. Daha ağır yaşayanları düşünemiyordum bile.
Arka bahçeye vardığımda, Minho ve çetesinin geldiğini gördüm. Of. Minho ile göz göze gelince, dik durmaya çalıştım. Ona daha fazla kendimi küçük düşüremezdim. Hoca daha gelmemişti. Oh, en azından şimdi geç kalmamıştım. Hemen Mina'nın yanına gittim. Gelir gelmez hesap sormaya başladı. "Neredesin sen?! Öldüm, meraktan. Gene bir şey mi yaptılar?" diye art arda soru sormaya başladı. Yüz ifadem nasıldı, bilmiyorum ama korkmuşa benziyordu.
"Minho ve çetesi, bir kıza zorbalık yaptırıyordu. Gözlerimin önünde dövdüler, Mina. Bunlar sadist! Kız acı çekerken, gülüyorlardı. Tedavi olmaları lazım!"
Beti benzi attı. Rengi bembeyaz oldu. Aynısını Mina'ya da mı yapmışlardı? Çünkü Mina, geçmişte olanlar aklına gelmiş gibi donup kalmıştı. "Mina, iyi misin sen? Betin benzin attı."
"İ-iyiyim." dedi ama hiç öyle görünmüyordu. "Yalan söyleme, aynısını sana da mı yaptılar?" dediğimde, gözleri dolu dolu onlara bakmaya başladı. "B-ben," dedi ama gözlerinden yaşlar akıyordu. "Sonra anlatsam olur mu?" dediğinde, onaylarcasına kafa salladım. Bir şeyler yaşamıştı geçmişte, anlatması için zorlayamazdım. O sırada hoca geldi. Kısa bir selamlaşmadan sonra tüm sınıf gruba ayırarak, voleybol oynatacağını söyledi. "Gruplarınızı söylüyorum, 1. grupta; Minho, Hyunjin, Han, Jeongin, Hae, Mina, Hei, Chan, Rose, Bae, Jae ve Ju- Won 2.grupta ise; Changbin, Seungmin, Felix , Ji- Ho, Ye- jun, Si- Woo, Bong- Cha, Ha- Rin, Ji- an, Soo- ah, Ji- yu ve Lia. 24 kişisiniz, 2 tane file var. Kendi kafanıza göre ayrılın. İzliyorum." dedi ve oturmak için bir banka ilerledi. Ne yani Minho ve çetesinden bir kaç kişi ile voleybol mu oynayacaktım? Şaka mıydı bu?! Tam hocaya, oynamak istemediğimi söylemeye giderken, arkamdan gelen sesle durdum. Daha doğrusu durmak zorunda kaldım. "Ne oldu, Hei? Korktun mu yoksa?" Minho... Başımın belası Minho. Arkamı döndüm ve göz devirerek, fileye doğru ilerledim. Ben eski liselerimden birinde, voleybol birincisiydim. Bunlardan mı korkacaktım, cidden. Mina'ya baktım. Hırslanmış gibi duruyordu. İyi oynuyormuş gibi bir hali vardı.
İki gruba ayrıldık. Kızlara karşı, erkekler. Adil değildi ama Minho ve çetesi, ayrılmak nedir bilmiyordu. Onlar 5 kişi olunca, diğer oğlanda oraya geçmişti. Diğer kızlar ile de biz takım olmuştuk. Hoca, düdüğünü öttürünce, oynamaya başladık. İlk servis, erkelerdendi; Chan. Gelen topu, Rose karşıladı. Top pasöre, oradan da bana. Zıpladım ve smaç çaktım. Ve sayı, bizim. Erkekler bunu beklemiyorlardı galiba, çünkü hepsi aval aval topa bakıyordu. Özellikle Minho, afallamış görünüyordu. Servisi ben kullanacaktım. Rose ve Mina, tezahürat yapıyorlardı. "Hadi Hei, Yaparsın sen!"
Servisi kullanacağım yere gittim ve topu havaya atıp, ustalıkla çaktım. Ve kurtarabilen yok. Demiştim, voleybol birincisiydim diye. Erkekler bozguna uğruyorlardı. Skor; 2-0
***
Skor şuan 21-19'du. 21 olan bizdik. Seti almamıza son, 4 sayı vardı. Takımdakilere baktığımda, erkekler de dahil, hepsi iyi oynuyordu. Rose ile de kaynaşmıştım. Mina ise efsane oynuyordu. Maçın ortasındayken, eskiden takımda olduğunu belirtti, Rose ile. Aşırı yorulmuştum ama maçı almadan duramazdım. Servisi Hyunjin kullanacaktı. Hayvan gibi topa vuruyorlardı. Sanki karşılarında kız değil de, erkek vardı. Topu karşılayacağım derken, sürekli yerlerde sürünmüştüm. Dizimin soyulduğundan emindim. Çünkü aşağı doğru sıcak bir sıvı akıyordu ve yanıyordu. Hyunjin tam atacakken, yanına Minho geldi ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Tanrı bilir, ne dedi? Hyunjin pis pis sırıtınca, iyi bir şey demediğini anlamış oldum. Hyunjin topu attı ve abartmıyorum gerçekten hayvan gibi çakmıştı. Top bizim kollarımıza değil, Mina'nın yüzüne çok sert bir şekilde gelmişti. Mina çığlık atarak, dizlerinin üzerine çökünce, bizde koşarak yanına gittik. "Mina, iyi misin?" dedim ama felaket derecede burnu kanıyordu. Birden ağlamaya başlayınca, sinirlendim. Evet, daha bugün tanışmış olabilirdik ama bu, onu savunmayacağım anlamına gelmez. Üstelik ben Mina ile arkadaş olmak istiyordum. İyi, öz ve hoş bir kızdı. Ama burada gözümün önünde eziklenemezdi. Özellikle bu kişi, benim arkadaşımsa eğer. Kırmızı kafalıya doğru döndüm, "Sen ne yaptığını sanıyorsun?"
Yüzüme doğru kahkaha attı ve "Ne yaptım ki? Alt üstü top geldi, arkadaşın amma çıt kırıldım." Geri zekalı. Ciddi manada hem de.
"Biraz yavaş at o zaman. Senin karşında insan var, hayvan değil! Sabahtan beri sanki karşınızda erkek varmış gibi oynuyorsunuz, kız değil!" dedim, yüzlerine doğru. Hoca düdüğünü öttürdü ve yanımıza geldi. "Ne oluyor çocuklar? Hyunjin oğlum, Hei haklı. Sizi izliyorum. Karşınızda sanki erkek varmış gibi oynuyorsunuz. Maç bitti, dağılın. 2. ders ön bahçedeyiz. Mina, gel kızım." dedi ve Mina'yı kolundan kaldırıp götürdü. Rose yanıma geldi ve beni banka götürdü. Zorla. Zorla götürmesinin nedeni, Minho ve çetesine öldürecek gibi bakmamdı. "Rose, haklıyım ama!" dedim. Rose olumlu anlamda kafa salladı ve "Onlar normalde bu kadar sert değildi, sen baya sinirlendirmişsin, anlaşılan." dediğinde sırıttım. Onlar kimin hayatını zehir ediyorsa, bende onlarınkini zehir edecektim. Ama Minho'yu kendimden uzak tutmam gerekiyordu. Bana 5 adım bile yaklaşınca, korkuyordum. Karşı çıksam bile. Rose, tuvalete gideceğini söyledi ve gitti. Bankta onu beklemeye başladım. O sırada ensemde, sıcak bir nefes hissettim. Tüylerim diken diken olmuştu, korkuyordum. Bu kimdi? Tanrım, yardım et. Bugün gene bana biri yaklaşırsa, intihar edeceğim. Korkuyorum. O kimse eğer şuan, dudaklarını kulağıma sürtüyordu. Ve burnuma gelen kokuyla, gelenin kim olduğunu anladım. Minho... Buda taciz sayılmaz mıydı? Korkudan hareket bile edemiyordum. Ve bu huyumdan nefret ediyordum. Burnuma gelen tarçın kokusu, sabah Minho beni zorla boş sınıfa götürürken gelen kokuyla aynıydı. Ve kulağıma doğru konuşmaya başladı,
"Eğer, arka tarafta olanları birine söylersen," kulağıma doğru sıcak nefesini üfledi. "Sana olacaklardan çok pişman olursun."
( Lütfen hayalet okuyuculuk yapmayıp, oy verip, yorum yapınnnn!!! Seviliyorsunuzz trong>

