İçeriğe geç

OKUL ZORBASI/LEE KNOW

Bölüm 5 · 5 dk okuma

OKUL ZORBASI/LEE KNOW

Bölüm 5

5. Bölüm

Ariana Grande- 34+35

1 yıl önce...

Mina'dan...

"Oppa, ezik geldi."

Bana deniyordu. Çete gülüyordu. O sırada biri saçımı tuttu ve beni Lee Know'un önüne attı. Tanrım, bana yardım et. Beni bunlardan kurtar. Attı derken ciddiyim, bildiğin fırlattı. O kişide; Yang Jeongin... Canım acıyordu.

Eski sevgilim tarafından, zorbanın önüne atılıyordum.

Bizim bir ilişkimiz vardı ama en sonunda benden soğuduğunu hissettiğim için ayrılmak istemiştim. Sevdiğim halde. O ise kabul etmemiş, beni zorla yanında tutmaya çalışmıştı. Bundan rahatsız olmuştum. Seviyordum ama bana ilgi göstermedikten sonra sevmem, bir boka yaramıyordu. "Jeongin, al eski sevgiliciğini ve arka tarafa gel!" dedi Minho. Eski sevgilim... O ise ayrılmak isteyince ve yanında durmak istemeyince, bana zorbalık yaptırıyordu, yapıyordu, yapıyorlardı.

Jeongin kolumdan kaldırdı ve beni kolumdan sürüklemeye başladı. Arka taraf neresiydi, hiç bir fikrim yoktu. Yaklaşık 5 dakika daha yürüdükten sonra okulun arka tarafına gelmiştik. Demek burası yeni zorbalık yapma yeriydi. Eskiden okulun bodrum katını kullanırlardı ama müdür, az kalsın bunları yakalayacakken, orayı kullanmaktan vazgeçmişlerdi. Bir arkadaşım olmadığı için kimse bunlara engel olmamıştı. Olan arkadaşım ise buradan gitmişti. Rose. Ailevi meselelerinden dolayı gitmişti, kısa süreliğine. Seneye geri dönecekti ama. Çünkü ailesi temelli gidemezdi, şirket işletiyorlardı. Arka tarafta, elinde sopayla 3 kız bekliyordu. Korkmuştum ama belli etmemeye çalışıyordum. Jeongin beni o kızlara doğru itti. Çok sert şekilde ittiği için dengede duramayıp düştüm. Dizlerimin artık kanadığını hissediyordum çünkü sıcak bir sıvı akıyordu, aşağıya doğru. Kızlar güldü. Çetenin yalakaları. Neredeyse 2 senedir, çetenin etrafında dolaşıyordu ve bir kız dövülecekse, bunu çete değil, bunlar hallederdi. "Ne yapalım Minho?" dedi Hye-Jin. Bu ise Minho'dan hoşlanıyordu ama Minho ona asla yüz vermiyordu. Kime zorbalık yaptıracaksa, yaptırır sonra giderdi. Hye-Jin'de bozulurdu tabii. Yalaka. Yaranamıyordu ama bırakmıyordu da. Minho sırıttı ve "Bize karşı gelenlere ne yapıyorsanız, onu yapacaksınız. Her seferinde demem mi gerekiyor?"

Bozuldu. Bildiğin patlıcan gibi morardı Hye-Jin. Sırıttım. Siktir! Tanrım lütfen güldüğümü görmesinler. Ama gördüler. "Ne gülüyorsun sürtük?!" dedi ve karnıma tekme attı Hye-Jin. Minho ve Jeongin, Hye-Jin bana tekme atınca direkt kahkaha attılar.

Sevgilim, gülme. Canım acıyor, ne olursun gülme, ben acı çekerken.

Ve beni dövmeye başladılar. Acımadan, durmadan. Ben kan kusana kadar dövdüler. Onlar ise ben burada acı çekerken, yüzüme doğru güldüler, kahkaha attılar. Hepsi bana yenge diyordu bir aralar ama şimdi ben acı çekerken, gülüyordu. Acı çekerken; durun diyemedim, gülmeyin diyemedim. Sadece ağladım, bağırdım, sustum ve içime attım. En sonunda kan kustuğumda, dövmeyi bıraktılar. Orada kaldım. Kalkamadım. Her yerim acıyordu. Zaten beni merak edecek bi abim vardı. Annem ve babam ise barlar da ki odalarda sızmış olduklarından, akıllarına bile gelmiyordum. Tek yaptıkları; ayıldıklarında bize para yollamaktı.

Tekrar kan kusmaya başladım. Midem bulanıyor, başım dönüyordu. En sonunda kendimi karanlığa teslim ettim.

***

Şimdiki zaman...

Chun Hei'den..

"T-tamam, demeyeceğim kimseye. Çekil!"

Korkmuştum. Hem de feci şekilde. Bana yakın dursun istemiyordum. Aklıma beni öptüğü geliyor, kendimden iğrenmemi sağlıyordu.

Bakın, buraya yazıyorum. Eğer sabrımı taşıracak bir şey daha yaparsa, bende Hei'ysem, onu doğduğuna pişman edeceğim.

Sırıttı ve "Ne oldu, korkuyor musun benden?"

Cevap vermeyip, göz devirmekle yetindim. Aklıma Mina geldi. Yanına gitmeliydim. Koşarak Minho'dan uzaklaştım. Sırtımda delici bakışlarını hissediyordum. Okulun içine girip, aklımda kalan yerlerle reviri buldum. İçeri girdiğimde ağlıyordu. "Mina... İyi misin?"

"İ-iyiyim, sadece biraz burnum acıyor." dediğinde benimde canım acıdı. Bu kadar masum bir kıza nasıl böyle davranıyorlardı? Aklım almıyordu. Gerçekten sadistlerdi. Kız orada dövülürken, kahkaha atıyorlardı. Hatta o sincaba benzeyen çocuk, videosunu çekiyordu. Renkli kafalar. Sincaba benzeyen çocuk da kahverengi saçlıydı. Şahsen yakışıklıydı. Yakışıklıydılar. Ama neden kızları parmağında oynatıyorlardı? Ya da neden zorbalık yapıyorlardı?

Beyinsizler işte, düşünme o malları. Mina'ya odaklan.

Mina'ya döndüğümde ağlaması durmuş, aynadan hafif şişmiş burnuna bakıyordu. Baktıkça moralinin bozulduğunu görebilirdim. Ailesi kızar mıydı? Aklıma gelen soruyu Mina'ya sordum, "Mina ailen bir şey demiyor mu? Ya da bir şey der mi?"

Buruk bir tebessüm etti ve "Merak etme, bir şey olmaz, demezler çünkü bir şey diyecek, yapacak ne annem var ne babam. Bir abim sorar ama onu da geçiştiririm."

Üzülmüştüm. Nedenini sormak istedim ama daha bugün tanıştığı kişiye anlatacağını düşünmüyorum. O yüzden bu fikirden vazgeçtim. O sırada içeriye Rose girdi. "Oh, çok yoruldum. En son hoca onlara kızıyordu. O yüzden hemen gelemedim." dedi. Güldüm. Çünkü şuan çok tatlı görünüyordu. "Gel buraya, Rose! Terlemişsin, koşacağım diye." dediğimde güldü ve bana sarıldı. Afallamıştım. Bende ona sarıldım. Bu halimizi gören Mina'da geldi ve oda sarıldı. Bana bu kadar ısınacaklarını düşünmemiştim. Mina'nın "Çok güçlü bir kızsın. Seni idolüm seçiyorum. Ama gene de çok bulaşma." dediğinde, Rose ve ben kahkaha attık. Çok komik demişti son cümleyi. Zilin çalmasıyla derse girdik.

***

Son dersin bitiş zili çalınca, Rose, Mina ve ben çıktık. Dersler bitene kadar başka bir şey olmamıştı. Zaten okulda yoklardı. Arabalarına binip, gittiklerini görmüştüm. Üçümüz yürüyerek evlere dağıldık. Hepimizin evi birbirine yakındı. Mina'nın ki 2 sokak ötede. Rose'nin ki ise 3 sokak ötedeydi. Annem evdeydi. Demek ki işi erken bitmiş. İçeri girdim ve "Anne, ben geldim!"

Annem mutfaktan çıktı ve yanıma gelip, yanağımı öptü. "Nasıl geçti günün kızım?" Gülümsedim ve "Güzel" dedim ama yalandı. Anne, özür dilerim ama size anlatamam. "Baban ile ben akşam bir yere davetliyiz, gelmek ister misin?" diye sorunca olumsuz anlamda kafa salladım. "Hayır yorgunum. İlk günden beden dersimiz vardı. Siz gidin." dediğimde mutfağa doğru yürüdü. "Yemek hazır. Biz orada yiyeceğiz." dedi. Mutfağa geçtim ve yemek yedim. Annemin yanağından öptüm ve odama çıktım. Biraz oyalandım, duşa girdim ve üstümü giyindim. Tam derse oturduğumda, annem odaya girdi. Siyah mini bir elbise giymişti. Saçını ise dağınık topuz yapmıştı. Çok güzel görünüyordu. "Kızım biz çıkıyoruz."

"Tamam anne, iyi eğlenceler!" dedim ve testi çözmeye başladım.

***

Son testide çözdüğümde, saat akşam 11'di. Oh, kendimi teste kaptırmışım herhalde. Yatağıma uzandım ve telefonla oynadım. Mina ve Rose'den mesaj gelince, biraz onlarla mesajlaştım ve alarm kurup, yorganımın içine girdim. Bu evde ilk defa tek kalışım değildi. Annemgil bazen bir yerlere davetli oluyorlardı. Eve de geç geliyorlardı. Bende gitmemeyi tercih ediyordum. Eğer yorgunsam. Bazen gidiyordum ama sohbet bazen sarmıyordu. Bazen de yaşıtım çıkarsa onunla sohbet ediyordum. Uykum iyice bastırınca, kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Yarının güzel bir gün olmasını umarak...

(İlk defa heyecanlı yerde bırakmadım. Bir aferin alırım. Yorum yapıp oy verin lütfenn.)

Bölüm sonu

2 yorum

  • Mina'ya üzüldüm gerçekten keşke zorbalara karşılık verebilseymiş... Hei sincaba benzeyen çocuk dediğinde baya güldüm Jisung'tan bahsediyor sanırım(: