İçeriğe geç

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 32 · 19 dk okuma

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 32

~BEN UNUTULACAK BİRİ DEĞİLİM~

Ben, ben, ben. Geldimm. Nasılsınız bakalım. Keyifler yerinde mi? Zât-ı şahanelerimiz nasıllar. Neyse. Bölüm zamanı. Şükür Rabbime bana şu kitabın 30 küsür bölümlerini de gösterdi ya. Uzatmadan bölüme geçek. İyi okumalar dilerim. Seviliyorsunuz. Verdiğiniz oyları geri çekmeyin. Söyliyim dedim. Oy verin yorum yapın. Hepsine bakıyorum. "Bazen hayat yorar insanı. Şarkılsr yorar, beklemek yorar, özlemek yorar, affetmek yorar, hoş görmek yorar, boş vermek yorar ve insan susar. Her şeye, herkeze rağmen elinden gelenin en iyisini yapar. Bağıra bağıra susar..." ~Can Yücel ✼ •• ┈┈┈┈๑⋅⋯ ୨˚୧ ⋯⋅๑┈┈┈┈ •• ✼ Sanki çok garip şeyler olmuş da bende koca bir boşvermişliğin içinde yatağımda yatıyormuşum gibi hissettim. Sanki yıllardır bilmem gereken bir şey varmış da öğrenmişim gibi. O kadar yorgundum ki kolumu kıpırdatacak dermanım yoktu. Aklıma birden bir şeyler kesik kesik gelmeye başladı. Hazırlanmam, bir yerlere gitmem ve sonrası yoktu. Bu düşündüğüm ve aklıma gelen şeyler bilincim açıkmış da öyle aklıma düşüyor gibi gelse de bilincim yarı kapalıydı. Ne olduğunu, nerde olduğumu, kiminle olduğumu, nasıl olduğumu, ne şekilde burda olduğumu bilmiyordum. Koca bir boşvermişliğin içindeydim. Sanki ellerimi hissetmiyordum. Sağ elimi kıpırdattım. Yorganımın soğukluğu elime gelince rahatlamış gibi hissettim. Sol elimi de olduğu yerde sıktım. Avucuna gelen bir takım sertlikler beynimi bulandırdı. Bu sefer daha sert sıktım yorganın altındaki şeyi. Sonra elimle o şeyi yokladım. Uzun, biraz kalınlığı vardı. Tekrar sıkacağım sırada elinin üzerine bir el kapandı ve inledi. "Hassiktir. Ne oluyor ya!?", diyerek gözlerimi açıp elime baktım. Gelmişini geçmişini, sülaleni, merkepteki dedeni, yedi ceddini, gelmiş geçmiş bütün hayalarını sikiyim. Yatağın sol tarafında biri yatıyordu. Hem de benim yatağımda. Yorganı vicdanına kadar çekmiş yanımda yatıyordu. Hele eli elimin üzerindeydi. "Kimsin lan sen? Sik kırığı.", dedim. Birden başıma giren ani sancı ile yüzümü buruşturdum. Yorganı diğer eli ile biraz açınca bir şok dalgası bedenimi sardı. "Hocam!" "Eslem",dedi. Ellerimize baktım. "Daha ne kadar sıkmayı düşünüyorsun?" Elime tekrar baktığım da canım hocamın bir taraflarını sıkıyordum. Elimi şak diye çektim. Yemin ederim rezillik. Rezillik. Adamın bir taraflarını sıktım. Allah beni ne yapmasın. "Hocam çok özür dilerim. Özür dilerim. Bilerek yapmadım. Ben sadece-" Ne diyeceğimi bilemediğim için sustun. Evet ben sadece ne? "Ben sadece nerde olduğumu ve dün yaşadığım bir takım olayları unuttuğum için nerde olduğumu merak ettim. O yüzden şey etmiş olabilirim." Bana düz duvara bakar gibi bakmaya devam etti. Siktir kere Siktir. Vücudumda bir serinlik ve bir şeyler eksik gibi geldi. Daha kötüsü vardı. İçimde sütyenim yoktu. Allahım akşam bu adam ile ne yaşamış olabilirdim ki. Utanma hissi artık boğazıma kadar gelmişti. Asla ıslak bir gece geçirmediniz- Bir içmeye gitmiştim başıma gelen olaya bak anasını satıyım. İkidir aynı adamla uyanıyorum. Allah sen bana mukayet ol. "Özür dilerim hocam. Özür dilerim. Ben bu olayın ikinci kere yaşanmasından ötürü gerçekten mahcubum size. Özür dilerim." Elim bağrıma gitti. Yokladım. Bu adamın yanındayken gerçekten bazı şeyler zorlaşıyordu. Sütyensiz olmamı saymıyorum bile. Ayrıca altımda da bir takım rahatlıklar vardı. Tangamı hissedemedim. Yutkundum. "Hocam ben gece ne yaptım bilmiyorum ama-" Sözümü kesti. "Geceye dair hatırlaman gereken bir şey yok. Barın çıkışında seni gördüm. Yalpalanıyordun. Yanına geldim. Konuştuk. Seni buraya getirdim ve uyudun. Bu kadar." Gözlerim dolmuştu. Ben bu adama kaç kere daha rezil olacaktım. Daha doğrusu bir şeyleri ağzımdan kaçırmışmıydım ona karşı. Gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum. O kadar utanıyordum ki kendimden. "Özür dilerim ve teşekkür ederim. Ama ben gerçekten böyle olmasını istemezdim. Akşam her ne olduysa gerçekten bilinçli bir şekilde yapmadım Hocam. Özür dilerim." Ya bir şeyler olmuştu ya da bu adam gerçekten doğru söylüyordu. Ama bana böyle muamele yapması beni bozguna uğratıyordu. "Teşekkür etmek zorunda değilsin. Bir daha o kadar içersen seni yine bulurum. Ama bu sefer kendi evime götürürüm. Çünkü bir daha o gece gibi sabrım sınanmasın." Ne dedi o az önce? "Bir daha sabrım sınanmasın." Neyden bahsediyordu? Ben gerçekten sabrını sınayacak bir şey mi yapmıştım. Burnumu çektim. Ağlayacaktım. Of of. Gözlerim dolmuştu. Gözlerimden birer damla gözyaşı yanaklarımı buldu. Hem sevdiğim adama rezil olmuştum hem de sevgilisini benim ile tam aldatma olmasa da aldatma sayılacak duruma getirmiştim. Ben neler yapmıştım. Sürekli her işi elime yüzüme bulaştutuyordum. "Ben sizden özür dilerim. Benim yüzümden-" "Kendine bu kadar acımasız olma.", dedi elleri yanaklarımı bulurken. Neyden bahsediyordu. Ben doğruları söylüyordum. O ise doğrulardan kaçıyordu. "Kıyafetlerimi belki ben değiştirmiş olabilirim. Hatırlamıyorum ki. Ama ben bir öğrenciyim. Ben, size böyle yaklaşamam, size böyle görünemem.", dedim ellerimi onun bileklerine dolarken. Bileklerinden tutup biraz ittim. İstemiyordum. Dokunmasını istemiyordum. Çünkü ben, o kaza geçirdiğinde ameliyathaneye girdiğimde 'sevdiğin varsa sizden uzak dururum. Yeter ki iyileş. Ben buna da razıyım.' , demiştim. Ya şimdi ne olmuştu. Ben onu kendime bakmaya zorunlu kılmıştım. Ben bu salaklığı yapmıştım. "Beni rahatsız eden şey öğrencim olman değil. Beni asıl rahatsız eden şey senin bu kadar kendine yüklenmen." İttiğim ellerini yanaklarıma biraz daha sararak. "Bir daha böyle olursa, korkma. Sana yine yardım ederim. Ama kendini cezalandırmana asla izin vermem.", dedi. Hala bu adam beni affedebiliyorsa şanslıydım. Çünkü böyle bir durum da herkez o gibi olamazdı. "Hocam siz öyle diyorsunuz da ben kötü bir şey yaptım. Sevgiliniz olduğunu bildiğim halde sizi bu duruma soktum. Sevgilinizi aldatmış kadar oldunuz. Özür dilerim. Özür dilerim. Özür dilerim." Yanaklarımdan hızlı hızlı yaşlar akmaya devam ediyordu. Ben kötü biriydim. Hatta şu an bu konumda olmak bile yeterince iğrençti. "Sevgilim yok, Eslem. Sevgilim değildi dün ki yanımda gördüğün kadın." İçim cız edip gitmişti. Midemde bir yumru vardı. Artık olaylar açıklığa kavuşabilir miydi? "Keşke dün yanıma gelseydin de senin, sevgilin sandığın kadınla tanıştırsaydım. Ablamdı o benim." Doğru. Onun bir ablası vardı. Doğru. Ne kadar salaktım. Ama içim de rahatlamıştı. Tabi ki sütyensiz olmamaı saymazsak rahatlamıştım. Özür mü dilemeliydim? Teşekkür mü etmeliydim. Hiç bilmiyordum. Bazı durumlar midemin kalmasını sağlasa da katlanılabilir bir hatırı vardı. "Teşekkür ederim hocam. Benim için yaptıklsrınızı unutmayacağım." Islak yeşil lerimi yeşillerine çevirdim. Yeşil lerinden bilmediğim bir duygu pırıltısı geçti. Ne olduğunu bilmiyordum. "Ben unutulacak bir adam değilim, Eslem. Ama sende öyle değilsin." Kalbim hızlandı. Yanaklarımda olan eli gözyaşlarımı sildi. "Lütfen bir daha böyle şeyler yapma. Lütfen, Eslem." Sıkıntılı bir nefes verdi ve devam etti. "Ne kadar korktuğumu bilemezsin. Ben sana bakmaktan değil. Sana bir şey olmasından korkuyorum. Sorun yok. Ne zaman olsa sana bakarım. Seninle ilgilenirim. İstediğin zaman yanıma gelebilirsin. İstediğin zaman yazabilirsin. Çekinmene gerek yok. Sana manevi desteğim sonsuz." Seninle ilgilenirim. İstediğin zaman yanıma gelebilirsin. İstediğin zaman yazabilirsin. Çekinmene gerek yok. Sana manevi desteğim sonsuz. Titrek bir nefes aldım. Aldığım nefesler boğazımda düğümleniyordu. Annemden ve babamdan görmediğim desteği, ilgiyi ve sevgiyi öğretmenimden görüyordum. Ne ilginç ama. Daha doğrusu ne kadar acı. "Hadi kalk. Hazırlan. İstersen banyo yapıp kendine gel. Ben aşağıda bekliyorolacağım seni. Bize gidelim. Ablam bekliyordur. Kahvaltı yapalım. Sonra da ben sana ilaç veriyim iç. Uygun mu senin için?" Bir de ben bu olayın üzerine ablası ile mi tanışacaktım? Yok daha neler. Atarım lan kendimi şurdan. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Yoksa ortalık gör götüm yolları olurdu. "Hocam ben rahatsızlık vermek istemem. Gerek yok. Teşekkür ederim." Biçimli kaşlarını çattı. Derin bir nefes aldı. Sanırım itiraz etmemi istemiyordu. Ama bana da hak vermesi gerekiyordu. Açıkcası ablası ile tanışmayı istiyordum, fakat şu an değil. Daha sakın bir zaman da. Daha uygun bir zamanda. "İtiraz kabul etmiyorum. Çabuk banyonu yap. Gidelim. Hem seni başka biri ile de tanıştıracağım. Eminim seveceksin kendisini." Ablası hariç başka biri daha mı? "Kim?" "Gidince görürsün." Gitmek istemiyordum ki ben. Of anam of. Ne bitmez çilem vardı benim. "Hocam kendimi iyi hissetmiyorum. Gerçekten başka bir zamana ertelesek. Olmaz mı?" "Olmaz. Ablama gelicez dedim. Gitmek zorundayız, Eslem." Ne ara demiş olabilirsin ki? Sen de benimle beraber uynamıştın. Ne ara haber ettin de ne ara bizi çağırdı çok merak ediyorum. Ya da akşamdan sözleşmiş olabilirlerdi. Ama sanmıyordum. Bana götten uyduruyormuş gibime geldi, Esoloş. Bana da. "Hocam ama-" "Hocam ama falan yok, Eslem. Gidicez." Duvardaki saate baktı. "Saat dokuz otuz. 15 dakikan var, Eslem. Çabuk banyoya git banyo yap. Bekliyorum. Eğer 15 dakikayı 1 dakika geçerse seni o banyodan ben almaya gelirim." Çüş. Gel. Gel. Bir sen eksiksin zaten. Sende gel. O değil de sike sike gitmek zorundayım. Aksi takdirde ben rip arkadaşlar. "Peki." "Hadi o zaman. Doğru banyoya." Derin nefes alarak yatağımda kıpırdandım. Ne kadar rezil. Bir de bu adam ben banyo yaparken bekleyecek miydi? Ne saçma. Git evde bekle. Ne de olsa gelcem. Zor haki. Yataktan kalktım. Kalkınca biraz daha fazla sütyenimin eksikliğini hissettim. İğrenç. Hala o yatakta oturuyordu. Yorganı biraz kenara itti. Hadi canım. Benim aldığım eşofman ve tişörtü giymişti. İyi de ben onları yatağın altına koymuştum. Nerden buldu ki. Amına koyim. Ben verdim kesin. Ben verdim. Allah'ım al beni. Al beni ne olursun. Al beni. Artık yanına gelmek istiyorum. Daha fazla buralarda kalıp rezil kepaze olmak istemiyorum. Ağlicam şimdi. "Sen hala burda mısın?", dedi yeşil lerimi bana çevirerek. Ne? He burdayım. Bir sıkıntı mı var? Oda benim ev benim. Alla alla ya. "Gidiyorum hocam." Kapıya doğru ilerledim. Odadan çıkınca bir rahatlama hissettim. Gerilim geril nereye kadar canım. Gerilmek demişken annem neler yapıyordu ki. Şu kelimeden annemin aklıma gelmesine artık şaşırmıyordum. Kadın kurmalı makina gibiydi. Hemen banyoya uçtum. Sıcak suyu açtım ve altına girdim. Güzel bir banyo yaptım. Kıremlerimi sürdüm. Bakımlarımı yaptım. Rahatlamıştım da- Da sı şu oluyordu. Ben odadan çıkarken kıyafet almayı unutmuştum. Salak Eslem. Salak Eslem. Ne yapıcam şimdi. Adamın karşısına havlu ile mi çıkacaktım. Of of. At kendini sen şurdan ya. At at. Aynaya baktım. Bi gerçeklik dalgası bedenimi sardı. Ben neden o adam varken banyoya girmiştim ki? Beyinsiz köpek. Öylece aynada kendime baktım. Sinir ya. Bir tane havluyu saçıma bir tanesine de kendime sardım. Altından çekiştirdim. Umarım bir taraflarım açılmazdı. Bornozumu da tam da yıkamaya atmıştım. Tam da zamanıydı zaten. Ağlıyacaktım ya. İçinde iç çamaşırlarım yoktu. Bir de beni böyle görürse kendimi kesin atardım. Rezillik, kepazelik, salaklık, mallık, angutluk benden birikmiş. Derin nefes aldım. Banyonun kapısını açtım ve göz ucuyla koridoru kontrol ettim. Kimse yoktu. Oh şükür. Şimdi sıra odaya gitmekte. Odaya girdiğim gibi kapıyı kilitleyecektim. Koştur koştur odaya girdim. Hemen kapıyı kilitledim. Nede olsa aşağıda bekleyeceğim demişti. En azından patadanak kapıyı açmaz ve bende cinnet geçirip utançtan bayılmazdım. Kapıyı kilitledim ve derin bir nefes aldım. Anlımı kapıya yasladım. "Şükür.", diye mırıldandım. "Şükür yakalanmadık." Beni böyle bir karış havluyla görseydi kesinlikle bir daha yüzüme bakmazdı. Aynen kanka. Bir karış havlu mu? Yoksa iki parmak tanga mı? Etki ediyor orası tartışılır. Arkamdan bir hışırtı geldi. Gözlerimi belertip burnumun dibindeki beyaz kapıya baktım. Biraz sonra beyaz ışığı da görürdüm kesin. Allahım lütfen. O olmasın. O olmasın. Kapıya yaslanmıştım ama o ses var ya o ses, beni yerin dibine gömdü. "Üzerimize kapıyı kilitlemek güzel fikirmiş. Sebebini de öğrenebilir miyim?" Allahım sen bana sabır ver. Beni şu havluyla yok et, buharlaştır, banyodaki suyun giderine akıt. Döndüm yavaşça, hani film sahnelerinde olur ya yavaş çekim ama bende havlu aşağı kaymasın diye ellerim göğsümde çarpık duruyor. Romantizm falan yok, düpedüz trajedi. "Şey ben şey kilit evet kilit, güvenlik için kilitledim," dedim. Güvenlikmiş sanki evin üç adım ötedesinfe savaş alanı var. Karan Hoca, kaşlarını kaldırdı, o meşhur 'sen ne saçmalıyorsun' bakışı. "Güvenlik, öyle mi?" dedi, sesinde hafif bir gülme vardı. "Tabii ki güvenlik!" dedim, iyice saçmalamaya başladım. "Mesela kapı açık olursa rüzgar gelir. Evet! Rüzgar rüzgar kapıyı çarpabilir şey olur havlumu yani insan üşütür." Bakışlarını üzerimde gezdirdi, Allahım şu an yer yarılsa da ben içine girsem. Hem üşütmekten bahsediyorum, hem de vücudumda bir gram çamaşır yok. Eslem sen harbi malsın ya. "Elbette, rüzgar tehlikeli bir düşman.", dedi alayla. "Kesinlikle!" dedim, sanki dünyayı ikna ediyormuşum gibi başımı sallayarak. "Biliyor musunuz hocam, geçen sene rüzgar yüzünden yani pencerem çarpmıştı. Evet, aynen öyle çok kötüydü." Yemin ederim, şu an beynimle dudaklarım arasında bağlantı kopmuş durumdaydı. O ise gülmemek için dudaklarını sıkıyordu. "Peki o zaman.", dedi, "havlunu da rüzgardan korumayı başardın mı?" Burnumun ucuna kadar kızardığımı hissettim. "Hocam, bakın, ben sadece banyodan çıktım, kıyafetlerimi unuttum, sonra işte." Kelimeler birbirine girdi. "Yani sizin burda olmayacaktınız normalde. Oda da yanlız olacağımı sanıyordum. Evet. O yüzden bu şekildeyim." Karan bana bir adım yaklaştı, ben de refleksle geri çekildim ama kapıya yapışık olduğum için geri çekilecek yerim yoktu. Havlunun kenarını iyice tuttum, sanki havlu benden kaçmak istiyordu. Ya sabır ya selamet. "Eslem.", dedi yumuşak bir sesle, "kilit taktiğin etkileyici ama bana neden sanki benden kaçıyormuşsun gibi geliyor?" "Çünkü" dedim, yutkundum. "Kaçıyorum." O an havlunun altından dizime kadar soğuk bir hava vurdu. Allahım, rüzgar değil bu, resmen utancın soğuğuydu. "Kaçıyorsun ha?", dedi hafifçe gülerek. "Neden? Sanki sana saldıracakmışım gibi mi hissediyorsun?" "Yo yani evet şey, hayır.", dedim. Sesim boğuk çıkıyordu. "Siz siz öğretmenimsiniz sonuçta. Ben havluyla şey öğrencilik yani protokol falan vardır belki" Bu dediğine ben bile inanmadım. Biliyor musun? Sen bence banyo giderinden ikile güzelim. "Protokol mü?" Gözlerini kısmıştı, belli ki içten içe eğleniyordu. "Eslem, sen ne uyduruyorsun böyle?" "Hocam, bakın", dedim havlunun köşesini sımsıkı kavrayarak. "Ben böyle çıplak sayılabilecek yani çok da değil ama biraz bu şekilde sizin karşınıza çıkamam. Hem havlu kayar, hem ben kayarım. Olmaz." Sen kayar mısın? Ben sana bir kayıcam ama. Karan hoca kollarını göğsünde kavuşturdu. "Peki o zaman, çözüm ne?" "Çözüm çözüm şu.", diye başladım ama beynim boştu. "Siz aşağıya inin, ben de kıyafet giyeyim, sonra da gelirim." Bir adım daha attı. "Peki ya kilit?" Sokucam şimdi kilite. "Ha kilit.", dedim. "Onu güvenlik sebebiyle ben şey belki de siz içeri girince ben çığlık atardım." Daha der demez beynimden geçenler: He bravo Eslem, kilidi açıklamak için seçtiğin kelimeye bak. Çığlık. Adam zaten içeride, neyin çığlığı bu? Üstelik dün gece aynı evde yatmışsınız gibi konuşma. Çığlık atsan ne olacak? Adam panikten mi kaçacak? Yoksa yorganı mı başına çekecek? Bi siktir git ya. Karan kaşını hafif kaldırdı, dudak kenarı belli belirsiz kıvrıldı. "O zaman iyi ki kilitlemişsin. Çığlık yemek istemezdim." Bak bak, bir de gülüyor. Evet, Eslem, rezillik seviyeni artırmaya devam et. Bir dahaki açıklaman 'ben vampirim, o yüzden kilitledim' olsun bari. Hem havluyla kapıda dikilmişsin, hem de çığlık atacakmışsın. Bravo kızım, Nobel ödüllük bahaneydi. Karan ekledi. "Ama 15 dakikan hâlâ sayıyor." İçimde hem utanç hem de hafif bir gülme isteği vardı. Ne yapacağım ben? 15 dakika içinde hem bu utancı sindirip hem de kıyafet bulmam lazımdı. Kıyafet dediysem geçen hafta çamaşırlarımı yıkamayı unuttum. Havlunun altına pantolon giysem direkt modellik ajansına başvururum. 'İşte karşınızda havlu-pantolon koleksiyonu.' Bu yılın modası bu. Bunu giyin arkadaşlar. Hoca mkapıya dönüp giderken ben hâlâ havlumu kavramış, aptal aptal dikiliyordum. Çığlıkmış. Allahım, dilimi tutmayı öğret bana. Hocam nihayet odadan çıkmıştı. Kapının kapanma sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Ne yaptım ben ya? Adam gitti ama ben hâlâ havluya sarılıyım. Şimdi ne yapacağım? Hızla dolabıma doğru fırladım. En sevdiğim pantolon aklıma geldi. Yıkamayı unuttum. Harika. Mükemmel. Kriz anında pantolonum yok! Ne giyecektim şimdi? Elbise mi? Hadi ya. Zeki şey seni. Dolabın önünden çekilip makyaj masamın önüne geçtim, saçımı hızlıca kuruladım. Fön makinesiyle saçımı düzelttim, sonra sadece rimel ve dudak nemlendiricisi aldım. Çok mu az? Yoksa çok mu abartıyorum? Rimel sürmesem biri ölür mü? Yok, ama psikolojik olarak ben öleceğim. Elbiseyi seçtim. Mavi, çiçekli. Orta boy, hafif yırtmaçlı. Yırtmacı derin değil ama bacak gösteriyor biraz. bir insan neden böyle panik içinde elbise seçer ya? Hangi çiçek, hangi renk, hangi uzunluk? Elbiseyi giydim. Tam olarak istediğim gibi oturmadı. Ama idare eder. İdare, Eslem, idare. Saçımı son kez kontrol ettim, ayna karşısında bir an durdum. Bak, saçlar fena değil. Rimel tamam. Dudak nemlendirici tamam. Elbise mavi çiçekli. Telefonumu nerye soktuysam onu da bulup çıkardım. Merdivenlerden aşağı indim. Her adımda ayaklarım titriyordu, sanki tabanı olmayan bir zeminde yürüyorum. Karan'ı salonda buldum. Oturmuş, telefonuyla uğraşıyor gibiydi.Göz göze geldiğimizde kısa bir an duraksadım. Üzerinde eşofman ve tişört yoktu. Şu an fark ediyordum. Yanında da bir siyah poşet vardı. Kim bilir nerden bulup neyi soktu içine. Ama az çok tahmin ediyordum. "Umarım güvenlik önlemlerini almışsındır.",dedi, hafif alaycı bir tonla. Yüzüm hemen kızardı. "Aldım. O diplomatik kırizi de önledim.", dedim dudaklarımı ısırarak. Karan gözlerini kısıp hafifçe gülümsedi. "Peki, kriz önlendiğine göre gidebilir miyiz?" "Tabi.", dedim hafif kafamı yana yatırarak. Koltuktan kalktı. Önde o arkada ben kapıya doğru ilerledik. Beyaz spor ayakkabılarımı giydim. O da ayakkabılarını giydiğinde kapıyı açmaya yel yendiğinde benden önce davranıp kapıyı o açtı. "Hanımlar önden.", dedi eliyle geçmem için işaret ederek. "Çok teşekkür ederim." Kapıdan çıkacakken anahtarlarımı almadığım geldi aklıma. Aklıma tüküreyim. Hemen ayakkabılığın üzerinden anahtarlarımı aldım ve hemen evden çıktım. Arkamdan, Karan Hoca da çıktığında kapıyı kilitleyip bahçeden çıktık. Üzerine çeket almamıştım. Evde olucaz diye. Karşı evin bahçesine girdiğimizde, Karan Hoca cebinden, kaza yaptığında bana verdiği Y harfi logolu olan anahtarlığı çıkardı. Ama kapıya takmadı. Zile bastı. Anahtarı cebinden çıkarıp kapının ziline basmak ayrı bir zeka şimdi. Tartışmaya gerek yok. Zeki. Kapının önünde bir iki dakika kadar durduktan sonra kapı yavaş yavaş açıldı. Bu süre zarfında birbirimize bakmıştık. Kapı tamamen açıldığında gözlerim açan kişiye kaydı. Orta yaşlarda bir bayan vardı. Bu kadın, dün Karan Hocanın sevgilisi sandığım kadındı. Ama Karan Hocanın ablasıydı. Sadece dün arkasından ve uzaktan görmüştüm. Yumuşak yüz hatları vardı Karan Hocaya kıyasla. Tıpkı onun bakışlarına yakın bakan gözleri. Ama yeşil değildi. Kahverengiydi. Açık kahve. Saçlarını at kuyruğu yapmış. Abartı olmayan bir makyajı vardı. Üzerine de beyaz bir tişört altında da bej rengi kumaş bir pantolon vardı. "Hoşgeldiniz.", dedi ve kapıyı bizim geçmemiz için açtı. Karan Hoca ise ilk benim geçmem için eli ile işaret etti. İçeri geçtiğimde kapının iki ya da üç adım ilerisinde durdum ve içeri giren Karan Hoca'ya baktım. Ablası diye bildiğim kadın kapıyı kapatarak konuşmaya başladı. "Tekrardan Hoşgeldiniz.", dedi bana bakarak. Daha sonra açık kahveleri Karan Hoca'yı buldu. "Bizi tanıştırmayacak mısın? Karan." Karan Hoca'ya baktım. O da bana baktı. "Eslem, bu ablam. Açelya.", dedi ablasını göstererek. Adının Açelya olduğunu öğrendiğim kadın bana bakarak sıcak bir şekilde gülümsedi. "Abla bu da, Eslem. Öğrencim. Bahsetmiştim ya.", dedi beni göstererek. Ablasına baktım ve başımı salladım. Ablası, tahmin etmediğim bir şekilde bana doğru adım attı. Beklenmedik bir şekilde kollarını bana doladı. Bir an için şaşırmıştım. Beklemiyordum açıkçası. Bende şaşkınlığı bir kenara bırakarak kollarımı ablasına doladım. "Çok memnun oldum tanıştığıma, Eslem.", dedi sevecen bir tavırla. "Bende memnun oldum-" Ne diyeceğini bilmediğim için sustum bir an için. "Abla demen yeterli canım.", diyerek beni bu durumdan kurtardı. "Teşekkür ederim... Abla.", diyerek ondan ayrıldım. O kadar tatlı ve sevecen, sıcak kanlı bir kadındı. Kanım kaynamıştı birden. "Ablam çok güzel kahvaltı hazırlar, Eslem. Değil mi? Abla. Bende özledim hem senin kahvaltılarını.", dedi ablasına bakıp gülümseyerek. "Merak etme. Kahvaltı hazır. Ayrıca Hira da uyanır az sonra. Seni çok özledi.", dedi ablası da. Hira kim? Ha dur dur. Şu Karan Hocanın instasında gördüğüm minik kızdı sanırım. Çünkü gönderinin altında İyi ki Hira'm mı ne yazıyordu yanlış hatırlamıyorsam. "Tamam ablacım. Siz Eslem ile sofraya geçin. Bende üzerimi değiştirip geliyorum hemen." Ablası, Karan'a başını olumlu anlamda salladı ve benim koluma hafif dokunarak yürümeye başladık. Mutfağa girdiğimizde gözüme ilk çarpan ley kahvaltı sofrasıydı. O kadar güzel hazırlanmıştı ki diyecek tek kelime bulamıyordum. Çeşit çeşit peynir, zeytin, reçel, bal, yumurta ve daha bir çok şey vardı. Bildiğimiz kahvaltı sofrasıydı fakat bu softa başkaydı. En azından annemle benim yaptığım bazı kahvaltılardan farklıydı. Bu kahvaltı da aile sıcaklığı vardı. Yıllardır benim aradığım bir aile sıcaklığı vardı. İstemsiz duraksadım. "Bir şey mi oldu canım?", diyen Açelya ablaya baktım. "Yok hayır. Bir çey yok." "Eğer istediğin bir şey varsa hazırlamamı ister misin? Söylemen yeterli. Sakın zahmet olacak diye düşünme. Ben seninde ablan sayılırım artık. Çekinmene gerek yok.", dedi sırtımı sıvazlayarak. Ne kadar düşünceli bir ablaydı. Oysa kan bağımız yoktu. Ama sanırım memnun olmamı istiyordu. Nerden geliyordu bu sevgi? Ya da nasıl beceriyordu? Annem, benim annem, kan bağım olan kadın bile kahvaltı da ne istediğini sormuyordu. Çok garipti. Biz mi gariptik, yoksa başkaları mı çok düşünceliydi hala anlamış değildim. "Yok. Gerek yok. Teşekkür ederim.", dedim Açelya ablaya bakarak. "Gerçekten hazırlayabilirim, Eslemcim." Bu kadar ısrara asla alışık değildim. Ben genelde yiyorsa ye yemiyorsan defol gibi şeylere alışık. Garipsedim. Umarım alışmam. "Gerçekten teşekkür ederim. Sofra mükemmel görünüyor. İsteyebileceğinden bir şey yok. Teşekkür ederim.", dedim gülümseyerek. "İstediğin bir şey olursa söylemen yeterli." Başımı olumlu anlamda salladım. Açelya abla da ocakta duran cam çaydanlığın altını kapattı. Evde neden elektirikli çay demleyicisi varken çaydanlıkta yapıyordu acaba. "Ayakta kalma, Eslemcim. Otur canım." "Yapmam gereken bir şey varsa yapabilirim aslında.", dedim onu reddederek. "Otur sen canım. Hem yapılacak bir şey kalmadı." "Peki.", dedim ve bir tane sandalyeye oturarak etrafa bakmaya başladım. Herşey aynıydı. Farklı olan bir şey yoktu. Beyaz buzdolabı, siyahlı grili dolaplar, mavi ve pembe önlük gibi gibi. Açelya abla da çekmeceden bir şey çıkardı. Çıkardığı şey ise bir aralar benim bulduğum bebek tabağıydı. Şu Karan Hocanın çocuğu olduğu sandığım tabak. Aynı çekmeceden bir de minik çiçek kalıpları çıkardı. Salatalıklardan minik minik çiçek şekli çıkarmaya başladı. Sanırım bu tabak Hira içindi. "Abla, Hira uyandı da bi bakmak istersen.", diye bir ses duydum arkamdan. Sesin geldiği yere baktığımda Karan Hoca vardı. Üzerine tam oturan, hatta efsan duran bir takım elbise vardı. Pazar pazar ne bu ciddiyet hocam. Altında koyu gri bir kumaş pantolon, üstünde pantolona göre daha açık bir gri gömlek, pantolonunun rengine kıyasla daha gri olan kıravatı vardı. Bu arada çok yaışmış arkadaşlar. Maşallah diyelim. Nazar değmesin. Dudak uçuk katacak bir vücuda ve göz kamaştıracak şekilde de yakışıklıydı Bir de öğretmenim olmasaydı. "Hira'ya kahvaltı hazırlıyordum. Neyse gelince hazırlarım artık.", dedi ve elindeki çiçek şeklini verdiği salatalıkları tabağa bıraktı ve ellerini yıkadı. "Aslında ben yapabilirim. Tabi isterseniz.", dedim. Bir işin ucundan tutmak lazım dimi. "Ben gelince de yapardım canım." "Yok yaparım ben.", dedim ve oturduğum sandalyeden kalktım ve tezgahın başına geçtim. Kalan salatalıkları da çiçek şeklini verdim ve tabağa diğer salatalıkların yanına koydum. Tezgahtaki tabakta duran peynirleri de alıp onlara da çiçek şeklini vermeye başladım. Yaptıklarımı teker teker tabağa yerleştirdim. Birden burnum dolan ıslak toprak kokusu ve parfüm kokusu Karan hocanın arkamda olduğunu fark etmemi sağladı. Ocak sol tarafımda kalıyordu. Caydanlığa yansıyan Karan Hocanın silüeti bir iki adım arkamda olduğunun bir diğer ıspatıydı. Ses çıkarmadan işimi yapmaya devam ettim. Neden bu adam benim değildi. Ben kaçıncı kez bu adamın sevgilisi olduğunu düşünmüştüm ki. Saymadım valla. Karan Hocanın caydanlığa yansıyan silüeti hareket etmesi ile yeşillerim çaydanlığı buldu. Ardından bir ses geldi. "Hira domatesleri çilek şeklinde yemeyi sever. Çilekli kalıptan çıkar istersen.", dedi. Tezgaha göz ucuyla çilekli kalıp var mı diye baktım. Sadece çiçekli olan vardı. Minik minik peynirden yaptığım çiçekleri de tabağa koydum. Domates, haşlanmıs yumurta ve domates kalmıştı sanırım. "Çilekli kalıp yok ama.", dedim elimdeki çiçek kalıbını bir köşeye bırakarak. Karan Hoca arkamdan yanıma geldiğinde çekmeceyi açtı ve içinden çilek kalıbını çıkardı. Minik, kırmızı bir çilek kalıbıydı. Elinde tuttuğu çilek kalıbını aldım. Parmaklarım sıcak avuç içime değdiğinde vücudum ürperdi. Aldığım çilek kalıbını ve tezgaha bıraktım. Domatesleri aldım ve çilek kalıbına uygun şekilde kestim. Kestiğim domateslere çilek kalıbını bastım. Çok da güzel oluyorlardı. Üzerine eğilmesi ile tezgaha yapıştım. Kafamı çevirdiğimde bir eli başımın üzerinden yukarıdaki dolabı açmıştı. Yeşilleri ise yeşillerimden ayrılmıyordu. Bardak falan alacak galiba. ೋ❀❀ೋ═══ ❀ ═══ೋ❀❀ೋ Bu bölüm de böyleydi. Kısa farkındayım. En son bölümü temmuz da attım. 3 ay oldu nerdeyse. Ama müsait olamıyorum. İnşallah bir daha ki bölüm hızlı gelir. Kendinize cici bakın. Dikkat edin. Seviyorum sizi. Byee.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.