geldim. Her zamanki gibi. Bir bölümü bitirdim. Buraya ışınlandım. Yani ne diyoruz o zaman 'gelde yatağım ıslansın. Sabaha kadar alev alsın yansın.',diyoruz ve devam ediyoruz. Hazırsak başlayalim. "Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin" ~Attila İlhan *┈┈┈┈*┈┈┈┈*┈┈┈┈ Karan bana biraz önce kucağında tatlı yedirmişti. Aynı çataldan yemiştik. Benden tiksinmemişti sanırım. Tiksinmek mi? Ah hayır. Biz öpülmüştük ve aynı çataldan yemiştik. Tiksinmesi saçma olabilirdi. Tiksinse öpmezdi. Şükür. Şimdi işte ona hediyelerimi vermek için yukarı çıkıyorduk. Tabi beni de kucağına almayı unutmamıştı kurban olduğum. Ben rahat durmayıp kucağında onun sakalları ile oynuyordum fırsattan istifade. Yanağını öptüm daha sonra öptüğüm yeri ısırdım. Var ya bir adımı yanlış atsa ikimizde patır kütür aşağıya düşerdik. Ne rezillik ama. "Eslem rahat duracak mısın?", dedi merdivenlere bakarak. Tabi efenim. Sanki aşağıda kucağında bana tatlı yediren o değilmiş gibi bir de bana rahat durcan mı diye soruyor. Ayıpsın. Esas duruşa geçerim. "Ne münasebo? Ne münasebo?", dedim yanağını ısırarak. Karan ile sabra doğru. Benim odamın kapısının önünde durduğunda beni yere indirdi. Ayaklarım yere temas edince ilkin sendeledim. Karan'ın belimdeki elinin varlığı beni dengede tuttu. Kapıyı açtım. İçeri girdiğimizde kapıyı kapattım. Odanın ışığını açmak yerine pembe gece lambamı yaktım. Ortalık pembe görünmeye başlayınca gülümsedim. Şimdi diyecek ki o 'benim pijamam yok'. Dert etme aslanım. Eslem her şeyi ayarladı. Karan'a döndüm. "Sana bir hediyem var.", dedim sırıtarak. Tek kaşını kaldırdı ve bana doğru bir iki adım attı. Bende bir iki adım geri attım ama bacaklarım yatağa değince daha fazla geri gidemeyeceğimi anladım. "Bu gün de ne kadar çok hediyen var bana, güzelim." Gülümsedim. "Evet. Sen ayıcıklı pijama giymem deyince bende sana Hello Kitty'li iç çamaşırı aldım. Eminim ki sana çok yakışacak. Giysene. Üzerinde görmek istiyorum." Yatağın altındaki o büyük poşeti çıkardım. Karan'a doğru uzattım. Bir bana bir de elimdeki poşete baktı. Daha sonra elimden poşeti aldı. Yatağın üzerine attı. Aramızda boşluk namına bir şey kalmayana kadar bana yaklaştı. Zaten geri gidemiyordum. Bir eli belime diğer eli kalçama gitti. Beni sert olacak şekilde kendine çekti. Onun bedeni ile bütünleşince alt taraftaki bazı şeyleri hissetmem bedenimde hiç yaşamadığım duyguları yaşatırken, puslu beynim bütün pisliklikleri beni yapmam için zorluyordu. Derin ve titrek bir nefes aldım. Bence sen Hello Kitty'li iç çamaşırını giy adamım. Ben öyle istiyorum. Kalçamdaki eli hareket etti. Kalçamı kocaman elli ile sıktı. "Kaşınıyorsun güzelim. Kaşınıyorsun. Ve bu da benim uyarılmamı sağlıyor." Cümlesini bitirir bitirmez kalçamdaki eli çıplak bacağıma indi. Kalas gibi durmaktan o kadar sıkıldım ki canım biraz da çatara patara istiyordu. Ve canıma istediğini vermek istiyordum. Hem de en iyi şekilde. Ve bu yol da Karan'dan geçiyordu. "Kaşınıyorum. Kaşısana beni.", dedim dudaklarına hamle yaparak. Dudaklarının dibinde durduğumda ellerimi onun gögsüne koydum ve onun savunmasızlığından faydalanarak kapıya ittim. Ters köşe olan Karan'ın sırtı kapıyla yaslandı. "Çok iddialısın ama ben kadar olamazsın. O yüzden seni öyle bir kaşımak istiyorum ki. Bilemezsin, Lotus çiçeği.", dedi. Tek kaşını kaldırarak. Kapıya yaslanınca kollarını gögsünde birleştirdi ve kapıya yan bir şekilde yaslanarak pozisyon değiştirdi. Kaşımak istiyorsan alan açalım o zaman sana delikanlı. Elimi elbisenin arkasına attım ve fermuarını yavaş yavaş açmaya başladım. Tamamen fermuar açılınca Karan'a baktım. Biraz pozisyonunda bozulma ve yüzünde garip bir ifade vardı. Etkilendim demek. O zaman devam edelim de gecemiz şenlensin. Elbise alttan çıkıyordu ve alttan giyiliyordu. Kollarımı da elbiseden kurtarınca elbiseyi yavaş yavaş üzerimden yere doğru sıyırmaya başladım. İç çamaşırımın askıları gözler önünde serilmişti bile. Biraz daha elbiseyi sıyırınca iç çamaşırımın yarısına kadar gelmişti. Siyah dantelli sütyenim artık gözler önündeydi. Karan'ın tekrar kontrol ettim. Gözlerini kısmış, sık nefesler alan, kendini bir hayli zor tutan bir adam gördüm. İşte böyle kaşımaya iterler seni bebeğim. Bak aklıma ne geldi. Neden hayatımın çoğu yerinde şarkılar varken burda yoktu. O zaman başlayalım. Islansın. Elbisemi aşağıya doğru sıyırmaya devam ederken şarkıya yavaştan başladım. "Aradığım anda ulaşamazsam. Yanımda olamazsan.", dedim ve elbiseyi kasıklarıma kadar indirdim. "Kimlerin emin olamazsın. Bunu da soramazsın." Karan'a baktım. Gözleri ateş saçıyor, yeşiller durmam için önden uyarılar gönderiyordu. Ama ben bir kere başadıysam zor vazgeçerdim. "Bu gece yanlız olmamam gerek. Beni biliyorsun anlamam." Elbiseyi biraz daha aşağıya çektiğimde Süteynimin takımı olan siyah, dantelli tangam gün yüzüne çıkıyordu. "Azalıyor bide bak zaman giderek. Acele et daha geç olmadan." Elbise ayaklarımın ucuna düştüğünde artık üzerimde iç çamaşırlarımdan başka kumaş namına hiç bir şey kalmamıştı. Elbiseyi, Karan'a bakarak yerden eğilerek aldım ve yatağın üzerine attım. Derin bir nefes aldım ve devam ettim. "Boşver inadı artık. Bırak oluruna." Kıvrak ve seksi saydığım adımlarım ile Karan'a doğru ilerlemeye başladım. O da dik bir konuma gelerek bana bakmaya devam etti. "Gelde yatağım ıslansın. Sabaha kadar alev alsın yansın.", dedim ve elimi Karan'ın gögsüne koydum ve sürterek kasıklarına kadar ilerledim. Gözlerimi gözlerine çıkardım. Bir iki saniye oyalandıktan sonra şarkıya devam ettim. "Durmam, duramam imkansız. Bu gece imkansız.", dediğim anda diğer elimi Karan'ın bacağına attım. Parmak uçlarım ile bir ileri bir geri yapıyordum. "Gelde yatağım ıslansın. Sabaha kadar alev alsın yansın." Elimi pantolonuna sürterek şişkinliğine doğru ilerlettim. Ama sonra vazgeçip iki elimi de kemerine attım. Kemerini açacağım sırada elleri bileklerimi buldu. Gözlerim aniden onun gözlerine kayarken kaşlarımı çattım. "Dur, Eslem. İleri gitme.", dedi dişlerinin arasından. Asla. "Durmam, duramam imkansız. Bu gece imkansız.", diyerek Karan'a cevabımı kapak gibi verdim. Bileklerimi ellerinden kurtarmak için hamleler yaptım. Ama bırakmıyordu. Ellerim yoksa daha kullanabileceğim bir çok alternatifim var. Demokraside çareler tükenmez aslanım. Diz kapağımı, Karan'ın şişkinliğine dayadım. 'Ellerimi bırakacak mısın? Devam ediyim mi?', der gibi Karan'a bakış attım. "Lütfen ama. Ağzıma sıçacakmışsın gibi bakmayı keser misin?", dedim sinirli bir sesle. "Bana bu kadar kolay dokunma, Eslem. Çünkü ellerim tutar ama kalbim bırakmaz.",dedi tok bir sesle. Gülümsedim. O kadar kolay olmuştu ki sana dokunmak Karan. Bilemezsin. İçinde hem bir adamın arzusu hem de bir savaşçının kontrolü vardı. "İmkansız. Bu gece imkansız.", diyerek biraz önceki gibi cevabımı verdim. Sinirli bir nefes verdi. Diz kapağımı yavaş bir şekilde ileri geri yapmaya başladım. Her geliş gidişte bileklerimdeki güç biraz daha artıyor, her aldığı nefes boğuklaşıyor en önemlisi de kendini tutmaya çalışıyordu. Buna karşılık biraz daha sert ileri geri yapmaya başladım. En sonunda kendini tutamayıp ağzından boğuk bir inleme döküldü. İleri geri yapmaya devam ederken kulağına doğru yaklaştım ve fısıldadım. "Beni korkutuyorsun.", dedim ve bir iki saniye duraksadım. Daha sonra devam ettim. "Çünkü kendini bu kadar tutan bir adamın kendini bıraktığında ne yapacağını kestiremiyorum." Gözlerimi gözlerine çıkardım ve devam ettim. "Ve korkmam da hoşuma gidiyor." Biraz yüzümü geri çektim ve onu inceledim. Mimiklerini kontrol ettim. Resmen şu an bana 'böyle yapmaya devam edersen seni yakarım.', der gibi bakıyordu. Kocaman gülümsedim. "Konuş, Karan. Böyle devam etmem hoşuna gidiyor mu? Bilmek istiyorum.", dedim burnumu burnuna sürterek. "Ya şimdi kendi rızan ile durursun ya da ben durdurmasını bilirim.", dedi sert bir sesle. "İmkansız.", diye mırıldandım ve dudaklarımı dudakları ile birleştirecekken konuştu. "Emin misin?" Diz kapağımı daha sert sürterek cevabımı verdim. Eminim ki yeterli olmuştur. Dudaklarımı dudaklarına sürttüm. Gülümsememi tutamadım. İnledi. "Senin sesin bile beni etkilemek için yetiyor ama sen bana dokunuyorsun. Ve ben hala sana sabrediyorum. Ama yakında sabrım tükenmek üzere." Dudaklarımı dudaklarına bastırdım dediklerini umursamadan. Alt dudağını çekiştirdim. Daha sonra nefesim tükenene kadar onu öptüm. Tekrar inledi. Ama bu inleme diğerlerine hiç benzemiyordu. Daha çok şevket ve arzu barındırıyordu. Yükselmişti. "Sen istedin bunu.", dedi ve bileklerimi aldığı gibi arkamda tek eli ile birleştirdi. Dengemi koruyamayıp şişkinliğindeki bacağımı yere destek almak için koymak zorunda kaldım. Beni bırakması için ne yapmam gerekiyordu. "Bırak ellerimi.", dedim ona çıkışarak. "Ben, bana yapacaklarına müsade ettiğimi fırsat bilip beni kışkırtmaya mı çalışıyorsun?", dedi tek kaşını kaldırarak. "Evet yapıyorum ve yapmaya da devam edicem. Bir sikinti mi var?", dedim. Sıkıntı kelimesini bilerek sikinti olarak kullanmıştım. "Evet. Sikinti var küçük hanım.", dedi beni taklit ederek. Kendimi gülmemek için zor tuttum. Ciddi bir şey konuşuyoruz şurda. "Küçük sensin." "Küçük hanım." Kaşlarımı çattım. Aynen. Küçük dediği ben onu biraz önce kışkırtmıştım. Küçükmüş. Göstercem ben sana küçüğü. "Ben küçük değilim. Ben tenle büyümek istedim. Akılla değil. Ve beni tenle büyütecek olan da sensin." Dizimi tekrar kaldırım biraz önce yaptığım ileri geri hareketlerine devam ettim. Ben yükselirken onun kendini tutması beni sinirlendirmişti. "Esl-" Ağzından bir inleme döküldü ve cümlesi yarıda kesildi. Bunu fırsat bilip ellerimi tüm gücümle ellerinden kurtardım. Bana öyle bir baktı ki öleceğimi düşündüm. "Bakma öyle. Bu gözlerin, bu bakış.", dedim ve elimi gögsüne koydum ve devam ettim. "Bir kadının dilini değil, tenini konuşturur." Burnundan nefesini verdi. Gözlerimi kıstım. Gögsünde olan ellerimi boynuna çıkardım. Onu kendime çektim. Dudaklarımı boynuna sürttüm. Bacağımı yere indirdim. Bence uzlaşabiliriz. "Öğrencinim ya hani. Bu gece de ben sana başka bir dersler de öğretmek istiyorum. Ten dersi, sabır dersi. Kendini tutan bir adamın nasıl parçalandığını görmek istiyorum.", dedim ve boynunu öptüm. Öptüğüm yeri ısırdım. Bir elimi omzuna koydum ve eline varana kadar elimi koluna boylu boyunca sürttüm. Elini avucumun içine aldım ve elinin tersini okşadım. Daha sonra elini belime koydum. "Elini çekme benden. Çekersen düşerim. Düşersem başka birine ait olmam ama eksik kalırım. Sen tamamlıyorsun beni. Diğer yarım sensin." Boşta kalan elimi saçlarına çıkardım. "Hemde dokunmadan bile.",diyerek devam ettim. Daha çok beni içine çekmeye hazırlanan bir yangın gibi. Belimdeki elinin üzerinden elimi çektim. Benim elimi çekmem ile eli belime sarıldı. Beni kendine çekti. Eli, çıplak bedenimde ilerlerken kulağıma doğru fısıldadı. "Beni yeterince uyandırırsan, bir daha uyutmam seni. Ne gecen huzurlu olur. Ne de sabahın. Seninle konuşan herkesin sesi aklında yankılanır ama tenin benimle uyuşur." Gülümsedim. Onu bu kadar zorlamam rağmen hala benimle böyle ilgilenmesi takdire şayandı. "Bende bunu istiyorum zaten.", dedim. Dudaklarımı dudaklarına sürttüm. Sonra da öptüm. Sert ama sakin. Yutkundu. Karan konuşmaya başladı. Sesi tok olmasına rağmen titrekti. "Hadi bu kadar eğlence yeter. Geç oldu. Dön arkanı. Eğer biraz daha devam edersen o adım benden gelir. Ben başladığım şeyi yarım bırakmam. O yüzden." Bakışı sertleşti. "Dur.", diyerek noktayı koydu. Ağzımdan bir hahlama çıktı. "O zaman başla." dedim ve elimi belimdeki eline attım ve elini kalçama kadar ilerlettim. "Yarısı ben tamamlarım. Senin başladığın şeyin eksiği kalmaz bende." "Eslem. Yeter bu kadar. Yemin ederim biraz daha devam edersen senin için hiç iyi olmaz." "Ne?", dedim. Başımı kaldırdım. Dudaklarımı dudaklarının oralarda gezdirdim. "Ne yaparsın? Öper misin? Tutup yatağa mı atarsın? Yoksa..." Dudaklarına fısıldadım. "Beni de seninle birlikte yakar mısın?" Gözleri gözlerimi delip geçti. Bir şey koptu içimde. Gördüm. Onun içindeki fırtınayı yeşillerinde. Kalçamdaki eli sortımı buldu ve beni kapıya yasladı. Sert değil ama keskin. Kalbim gögsünden fırlayacak gibiydi. "Beni böyle test etme.", dedi gözlerini gözlerime sabitleyerek. "Sana bir kez dokunursam, her şeyi yakarım, Eslem. Anlıyor musun beni?", dedi ve daha sonra dudaklarını boynuma sürttü. Nefesimi tuttum. "Ya ben Karan. Sen daha bana dokunmadan sana dokunma isteğini nasıl zaptedeyim. Söyle bana. Nasıl dayanayım? Senin her zerreni hissetmek istiyorum.", dedim kesik kesik. Bu adam aklımı başımdan alamaya yeter de artardı. Dudakları boynumda durdu. Önce yumuşak bir şekilde öptü. Daha sonra sert olacak şekilde bir kaç öpücük daha bıraktı. İşini çok iyi biliyordu. Çıldıracaktım. Nasıl olurda her hareketi kusursuz olabilirdi. Aklım almıyordu. Birden ellerimi alıp başımın üstünde birleştirip kapıya yasladı. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Önce yüzümün her zerresini ezberlemek ister gibi gözleri her karışımda gezindi. Daha sonra yeşilleri yeşilleri mi buldu. Bakışları yumuşadı, hafif çatılı olan kaşları düz bir çizgi halini aldı. "Söyle, Eslem. Sadece bu gece mi?", dedi ve sağ eli yanağımı buldu ve okşadı. Diğer eli ellerimi başımın üzerinde tutmaya devam ediyordu. "Yoksa her gece mi benimle yanmak istiyorsun?" Gözlerim doldu. Çünkü bu sorunun cevabı artık boğazıma kadar gelmişti. "Ben her gecenin sabahında senin tenini arayacak kadar seninim.", dedim titrek bir sesle. Yanağımı okşamaya devam ediyordu. Gözlerim onun yüzünü bulanık görüyordu. Burnumu çektim. Konuşmaya başladı. "Senden başkasının adını ağzıma almam. O an her şey biter. Çünkü ben sadece sevişmem. Kendi tenimde seni mühürlerim.", dedi ve dediği gibi şişkinliği kadınlığıma dayandı. Başımı arkaya attım. Boğukça inledim. Tek bir kere ileri geri yaptı. Daha sesli inledim. Dudakları boynumdan başlayarak gögüslerime doğru inmeye başladı. Dudaklarının her değdiği, her temas ettiği yer alev alırken ben onun altında kıvranıyordum. Köprücük kemiklerime öpücük bırakarak dudakları biraz daha aşağıya inmeye başladı. Artık nefes almakta bile güçlük çekiyordum. Altımdaki aleti tekrar ileri geri yapınca kendimi daha fazla ona sürtme isteği geldi. Islandığıma yemin edebilirdim. Gelde yatağım ıslansın. Sabaha kadar alev alsın yansın. Başımın üzerindeki ellerimi bu sefer arkamda birleştirdi. Ona temas edemiyordum ve bu canımı sıkıyordu. "Karan bırak ellerimi. Sana dokunmak istiyorum.", dedim nefes nefese. Terlemiştim. Ortam hiç olmadığı kadar sıcaktı. Üzerimdeki iç çamaşırlarımdan bile ağırlık yapıyor gibiydi. "İmkansız.", dedi. Siktir ya. Benim cümlelerimi bana karşı kullanıyordu. Çok fırsatçıydı bu adam. Dudakları sütyenimin izin verdiği kadar gögsüme temas edince istemsiz titremeye başladım. "Karan", diyerek kısıkça inledim. Tekrar ileri geri yaptı biraz önceye göre sert olan aletini. Artık kadınlığım fazlasını almak için yanıp tutuşuyordu. Kafasını kaldırdı ve bana baktı. "Tekrar söyle." Nefesini düzene sokmaya çalışırken neyi tekrar söylememi istediğini anlamaya çalıştım. "Neyi?", dedim ona bakarak. "Adımı.", dedi. "Adımı tekrar söyle." "Karan." Sanki istediği bu değilmiş gibi baktı yüzüme. Altımdaki aletini daha sert ileri geri yapınca kafamı kapıya yasladım ve yüksek sesle adını sayıkladım. "Karan, Karan, Karan." Dudakları dudaklarıma kapanınca neye uğradığımı şaşırdım. Alt dudağımı çekiştirdi. Sanki sonsuz nefes hakkı varmışcasına beni öpmeye devam etti. Nefesim artık tükenmeye başlamıştı ki dudaklarımızı ayırdı. Ayırdığı dudakları sakinleşmemi beklemeden sol omzuma indi. Dudaklarını sürterek sütyenimin askısına gitti. Orada bir süre oyalandıktan son askıyı dişleri ile omzumdan koluma doğru indirdi. Askı tamamen kolumda sallanınca sıra sağ omzuma geçti. Dişleri ile bu sefer sağ omzumdaki askıyı yavaş yavaş, acı çektire çektire kolumda sallanmasına izin verdi. Sütyenim gögüslerimdeki yerini hala koruyordu. Hala kopçası kapalıydı ve bu yüzden düşmemişti. Milim bile oynamamıştı. Sanki askılar orda sütyeni tutmak için değil de sadece dekor amaçlı orda duruyor gibiydi. "Karan ellerimi bırak. Sana iz bırakmama izin ver.", dedim nefes nefese. Artık sesim bana bile yabancı geliyordu. "Çok güzelsin. Tıpkı bir mucize gibi. Nadide bir çiçek gibi. Kan bağım olmayan, hayatıma giren tek doğru kadınsın, lotus çiçeği.", dedi dizlerinin üzerine çökerek. Aklıma cerreyyan eden Buğra ve Karan'ın kavgası bu söylediği cümleyi yalanlıyordu. Ben değildim o kadın. O kadın Çağla idi. Kafamı yere çöken Karan'a çevirdim. Önce bana baktı ve dudaklarını karnımdan başlayarak kasıklarıma kadar öpe öpe ilerletti. Sanki dediği şeyi yapıyordu. Kendi tenimde seni mühürlerim. Kasıklarıma gelince ellerimi yavaş yavaş serbest bıraktı ve bacaklarıma koydu. Üstten üstten ona baktım. Sanki yıldızlar vardı gözlerimin önünde. Vay anasını. Bu adam bana neler yapıyordu. Vücudumu gerçeklik dalgası sardı. Öğretmenimle fantaz- Biraz önce dur, şöyle olur böyle olur diyen adam şu an kasıklarımı öpüyordu. Elleri iki bacağımın her karışında gezindi. Tenim tenini her şekilde kabul ediyordu. Tenim teniyle uyuşuyordu. Kasıklarıma bir kaç öpücük daha bıraktı ve dudakları tangamın kenarına kadar geldi. "Karan" Adını söyledim. Ellerimi saçlarına geçirdim ve acıtmayacak şekilde çekiştirdim. Sonra da çekiştirdiğim saçlarını okşadım. "Biliyor musun? Lotus çiçeği. Ben saçlarıma dokunulmasından o kadar nefret ederim ki.", dedi ve tam da dudakları tepe noktama geldiğinde kafasını kaldırıp bana baktı. Sesi a deta fısıltı şeklindeydi. "Ama sen dokunduğunda o kadar hoşuma gidiyor ki. Anlatamam. Dokunduğun her noktam seninle hayat buluyor.", dedi ve tangamın hemen bittiği yerde sağ bacağımı öptü. Sol eli sağ bacağımı okşamaya devam ederken sağ eli tangamın üzerinde gezinmeye başladı. Parmakları teme noktamdan başlayarak aşağılara doğru ilerledi. Orta parmağı girişimin oraya geldiğinde yüzük parmağı ve orta parmağını kullanarak hafif okşadı. Bu sefer kendimi tutamayıp daha yüksek adını söyledim ve inledim. Bacaklarım titretiyor, kalbim gögsümden çıkacak gibi atıyordu. "Islanmışsın.", dedi parmaklarını bir fazla tangamın üzerinden girişime bastırdığında. Islanmamın sebebi kendisiydi. Pembe gece lambasının altında gözleri beni buldu. Sol eli bacağımı bırakıp kasıklarıma ordan karnıma sürterek sütyenimin altındaki metal yere kadar geldi. Önce sütyenimin kenarlarında dolaştı daha sonra sol eli sağ gögsümü avucuna aldınca gözlerimin önünde yıldızlar bir fazla kaymaya başladı. Başım döndü desem yeridir. "Karan", dedim. Gögsümü avucuna alan elinin üzerine elimi koydum. Bu biraz daha garip hissettirdi. Eli gögsümü tekrar sıktı. İnledim. İnlemelerimin arasında konuşmaya çalıştım. "Aklımı kaybedeceğim.", dedim. Orta ve yüzük parmağı girişimde ileri geri yapınca bacaklarımı kapatmak istedim. Verdiği zevk çok başkayken tam bir birleşme olsaydı kesinlikle zevkten aklımı yitirebilirdim. Eli kumaşın üzerinden bile böyle etki yaratıyorken kim bilir içimdeyken nasıl olurdu. Ama bu hiç kolay olmayacaktı. "Sözüm olsun sana güzelim. Evlendiğimizde 7 günde 7 farklı pozisyon deneyeceğim seninle. O zaman tekrar konuşalım seninle. O zaman da böyle olacak mısın? Merak ediyorum. Eğer o gün geldiğinde böyle ayakta durabilirsen 8'e çıkarız.", dedi. Parmakları girişimden uzaklaştı. Bacağımı buldu. Tangamın bitişinden bacağımı okşadı. Okşadığı yeri öptü. İnlememi tutamadım. "Adımı unutuyorsun, yavrum. Yoksa adımı ezberleyene kadar aklının almayacağı şeyleri mi yapmalıyım?", dedi bacağıma bakarak. Ve devam etti. "Bu gece bu kadar.", dedi. "Yarın sabah ayıkken bana aynı şekilde bakarsan o zaman yanmaya devam ederiz. Ama şimdi bir yangın kokusu bırakıyorum üstünde. Gerisini sabah bırak. Sabaha ve bana.", dedi ve çöktüğü yerden kalkıyordu ki şak diye olduğu yerde kaldı. Önce uzun uzun bacaklarıma baktı. Yetmedi baş parmağı ile yokladı. Neye baktığını anlamamıştım. Biraz önümden kenara geldi ve pembe ışık bacaklarıma değdi. "Eslem.", dedi sert bir sesle. Sonra kafasını kaldırıp bana bana baktı. "Ne oldu buralarına", dedi ve bacağımın üzerindeki kesik izlerini eli ile yokladı. Anın heyecanı ile ben kesik izlerini unutmuştum. Göreceğini hiç tahmin bile etmemiştim. "Hiç bir şey değil." Yakalanmanın etkisiyle bende olan şehvet, tutku birden uçup gitti. "Yalan söyleme bana.", dedi sert bir sesle. Kenara gelmek için yana akım atacağım sırada bir elini kapıya koyarak önümü kesti. Elimi bacağımda olan elime koydum ve çekmeye çalıştım. Ama bırakmadı. "Rahat dur ve bana kendine ne yaptığını çabuk söyle.", dedi taş gibi sert sesiyle. "Bir şey olmadı diyorum anlamıyor musun be adam." "Anlamıyorum.", diye bağırdı. İşte bu kalbimi kırmıştı. Bana ilk defa mı bağırmıştı o. "Çekil önümden.", dedim. Bir yandan da elini bacağımdan çekmek için uğraşıyordum. "Anlaşıldı sen rahat durmayacaksın.", dedi ve ayağa kalktı. Ayağa kalktığı gibi beni belimden kendine çekti ve kucağına altı. Beni yatağın yanına kadar götürdü. Yatağın üzerindeki poşeti ve elbiseyi aldı ve fırlatırcasına köşe de duran pufların üzerine attı. Bana baktı ve beni yatağa şak diye bırkatı. Yavaş olamaz mısın acaba. Sırtım yatakla buluşunca acı bir şekilde kıvrandım. Bu acıtmıştı. Yataktan kalkacağım sırada bana keskin bir bakış attı. "Sakın deneme, Eslem. Sakın deneme.", dedi dişlerinin arasından. Daha sonra ışığı açmak için kapının yanına gitti. Anahtarı açınca direk gözlerimi aldı parlak olan ışık. Gözlerimi kıstım. Üzerime bir gölge düşmesiyle birden gözlerimi alan ışık kayboldu. Ne olduğunu anlamadan üzerime çöktü. İki eli de bacağımı bulunca bacaklarımı kendime çekmeye çalıştım. "Bir kere daha bana karşı bir harekette bulunursan seni bu yatağa bağlarım. Anladın mı beni?", dedi sert bir sesle. "Bırakır mısın beni?" Yatakta doğrulmaya çalıştım ama bacaklarımı mengene gibi tuttuğu için hiç de kolay olmamıştı. Doğruluğumda ellerim ile bacaklarımın kesik izlerini kapatmaya çalıştım. O elleri ile ellerimi geri itti. Ben bir fazla kapatmaya çalıştım. Sıkıntılı bir nefes verdi. Bacaklarımı bıraktığı gibi üzerinden çekildi. Ayakta tamamen kalktığında eli beline gitti. Kemerini şak diye çözdü ve bana baktı. Yemedig mi sen şimdi naneyi. "Sakın beni bağlamaya kalkma.", dedim ona çıkışarak. Önce bana 'sen şimdi bittin' der gibi baktı ve üzerime çöktü tekrardan. Bir elimi yakalayınca küfür ettim. "Siktir." Diğer elimi vermem için yüzüme baktı. Gözlerimi kıstım. Bakışma uzadıkça uzadı. En sonunda diğer elimi arkama götürdüm. Arkamdaki elimi almak için hamle yaptı fakat ulaşamadı. "Ver şu elini.", dedi burnundan. "Çok beklersin." "Rahat dursaydın seni bağlamak zorunda kalmazdım." Arkamdaki elime de ulaşınca artık bir şey yapamayacağımı anladım. İki elimi de yan yana getirip kemer ile etrafını sardı ve bana baktı. Ellerimi bırakınca yatak ile sırtım buluştu. Şu an şu pozisyonda farklı şeyler yapmamız gerekiyordu. Oysaki ben kendimi hazırlamıştım. Bir eli ile ellerimi kafamın üzerinden yatağa sabitledi. Üzerime eğildi. Daha doğrusu bacaklarıma doğru. Diğer eli ile de kesik izlerine baktı. Gözlerimi tavana çevirdim ve kapattım. Parmakları tenime değince irkildim. "Neden kendine jilet attın? Eslem." Kalbime sanki bir bıçak saplandı o an. Ne diyeceğini ne yapacağımı bilemedim. Aklım, kalbim farklı çalışıyordu. Bazı anlarda aklımı değil kalbimi dinliyordum. Ve bu da bana zarar veriyordu. "Konuş, Eslem.", dedi eli bacağımdan uzaklaşırken. "Ben bilmiyorum bazı şeyler ağır geldi ve bende ölüm ve yaşam arasında bir seçim yapmam gerekiyordu. Bende yaşayarak ölmeyi seçtim. Her bir çizgi sessiz çığlığımdı. Her attığım kesik her bir hakarete, kalbimin kırılmasına, aklımdan geçen intihar düşüncelerine eşdeğerdi.", soluklandım. Gözlerimi açtım. Tavanda gezindi gözlerim. Sonrasında gözlerim yaşardı. Umursamadan devam ettim. "Bazen kendimi camdan aşağıya atasım bazen de boğarak öldüresim geliyor. Canım yanıyor, canım acıyor. Çok düşünüyorum. Hem de haddinden fazla. Annem benim hakkımdaki çoğu şeyi bilmesi çoğu zaman bana karşı kullanması demekti. Ben hiç bir zaman ona karşı gelecek hiç bir şey yapmadım. Oysa o beni sürekli kısıtladı, sürekli görmezden geldi, duygularımı, içimde yaşadıklarımı hiç bir zaman görmedi. Varsa yoksa akademik başarımdı. Yıllardır üzerimde kurduğu baskı zamanla beni içime kapanık yaptı. Ben de sürekli ondan kaçtım. Cevabı canımı yakıcak diye sorular dahi sormuyordum. Her zaman istenmediğimi, sadece benim akademik başarımla gurur duydugunu, istediği gibi bir kız rolüne sahip olamadığımı sürekli yüzüme vurdu. Mesela ben ilkokuldayken şarkı söylemeyi, dans etmeyi, gülmeyi, eğlenmeyi çok severdim. Oysa annem benim aksini düşünürdü. Bana dans ederek, şarkı söyleyerek, gülerek, eğlenerek bir yere varamayacağımı söyledi. Bazense her şeyden geri çekildim. Saçlarımı kesti, azarladı, bağırdı çağırdı. Hatta katil bile dedi. Canım öyle bir yandı ki kimseye anlatamadım. Hep yazdım, hep içime attım. Babam olmadı. Olmadığı gibi içimde büyük bir oyuk, yanlızlık, cevabını veremeyeceğim bir çok soru ve yara bırkatı. Bıraktığı yaraları iyileştiremedim. Olmadı. Başaramadım. Annem varlığıyla yokluk yaşattı. Her seferinde bir fazla öldürüyordu beni. Sesini çıkarmadım. Yıllardır içimde hala büyüyemeyen, acılara gögüs geremeyen, her yediği darbede ölen bir çocuk var. Bu yaşıma kadar her şeyini kendim yaptım fakat bir soru vardı kafamda. Her şeyi kendim halletmem güçlü bir kız mı yaptı beni yoksa hayallerini yaşayamayan bir çocuk mu bıraktı. Ölmeyi denedim. Ölemedim. Sürekli ağladım. Acı içime öyle bir işledi ki artık kim olduğunu unuttum. Ben kimdim? Ne olmak istedim? Hedeflerim nelerdi? Yaşamak istediklerim nelerdi? Unuttum. Unutmak zorunda kaldım.", dedim ve sustum. Gözümden yaşlar birer birer akıyordu. "Kimsenin kıymetlisi olmadım, kimsenin kaybetmekten korktuğu biri olmadım. Günler geçti, aylar geçti, yıllar geçti ama içimdeki acı bir türlü geçmedi. Ben babamın beni istemediğine ya da beni bırakıp gitmesine kızgın değilim. Ben annemin beni istememesine de kızgın değilim. Ben sürekli görmezden gelinmekten, duygularım yokmuş gibi davranılmasından,sürekli her şeyin suçlusu görülmekten dolayı onlara kızgınım. Tamam anladım. Sevmiyorsun, bırakıp gittin ama bari seni güzel hatırlasaydım da belki bir gün geri döndüğünde seni affedebilecek cesareti kendimede bulabilseydim. Anneme bir kere ya bir kere 'kızım' deseydi onu bile, bana yaptıklarına, saçlarımı kesmesine rağmen affederdim. Çok bir şey istemedim Karan. Vallahi de billahi de çok bir şey istemedim. Sadece azıcıkta olsa sevilmek istedim.",dedim ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Hıçkırıklarım arasınds tekrar konuşmaya başladım. "Sonra bir gün bir adam gördüm. Terazim şaştı. Hiç yaşamak istemedim bir zaman diliminde girdi hayatıma. Hayatımın en güzel iki ayını yaşadım. İmkansız olmasına rağmen çabaladım. O sendin Karan. Seni gördüğümde bütün sesler sustu. Hatta matemetik işlemleri bile bana anlamlı gelmeye başladı. Tekrar sevebildiğimi öğrendim. Hatta içimde yeşermesi bekleyen tohumların olduğunu seninle keşfettim. Renkler vardı Karan. Saçların, yeşil gözlerin, biçimli kaşların, yanındayken her şeyi yapabileceğine inandığım bakışların, şevkatin, önemsemen, yanımda olman, kokun, dokunuşun, tenin, sözlerin farklıydı. Bana hepsi birer hayat oldu. Sen girince hayatıma, hayatım sen oldun. Unutmak istemediğim, kaybetmekten ilk defa korktuğum insan oldun. Canım yansa da seni sevdim." Sustum. Diyecek bir şey kalmışmıydı. Varsa da şu an aklıma gelmiyordu. Ağlamaya devam ettim. Üzerime bir gölge düştü. Daha sonra ellerini hissettim belimde. Daha sonra az da olsa ağırlığını bana verdiğinin farkına vardım. Kafasını boynuma gömdü. Elleri belimi sarmaladı. Bağlı ellerimi onun kafasından geçirdim ve sarılabildiğim kadar ona sarıldım. Kemerin izin verdiği kadar elimi saçlarına geçirdim. "Biliyor musun? Karan. Annem bana gülüm de derdi. Oysa annem Gül'den nefret ederdi.", dedim fısıltı şeklinde. Kafasını boynumdan kaldırıp bana baktı. "Hayır, hayır, hayır. Asla öyle bir şey yapmayacaksın. Sen beni delirtmeye mi çalışıyorsun güzelim. Ben senin yokluğuna nasıl dayanırım. Eğer annen bir daha sana, seni kötü hissettirecek ya da seni incitecek bir şey yaparsa ve ben bunu duyarsam hiç düşünmem. Seni yanıma alırım. Nikahı da aynı gün kıyarım. Seni karım yaparım, Eslem. Sen nasıl mutlu olacaksan, sen nerde mutlu olacaksan orda yaşarız. Benim yanımda şarkı söyleyebilirsin, dans edebilirsin. Keyifle izlerim. Gülersin, eğlenirsin. Hatta beraber şarkı söyleriz. Sen işte yeter ki. Seni hiç bir şeye zorunlu kılmam. Yeterki sen benimle ol, yanımda ol, sarıl bana, ellerin etrafımda olsun. Yaralarını beraber sarar, iyileştiririz. Sen benim kıymetlimsin, koruyup kollamak istediğim, varlığınla bana cenneti yaşatan kadınsın. Kılına zarar gelse dünyayı yakarım. Ben seni severim, saçlarını okşarım, birlikte güler, birlikte ağlarız. Bu hayatta nelerden vazgeçtiysen hepsini yaparız. Yeterki sen kendine zarar verme. Tenine her atılan çizik için sana güzel anılar yaşatırım. Ben senin herşeyin olurum. Sevgilin olurum, annen olurum, baban olurum, ailen olurum. Ama seni asla bırakmam. Tek istediğim sensin. Sen ve senin olduğun bir hayat." Belimdeki eli yanağımı buldu ve gözyaşlarımı sildi. O sildikleri sessiz sessiz yenileri eklenmeye devam ediyordu. Gözlerimi tavana diktim. Karan'a bakamayacaktım. "Güzelim bana bak. Bana o güzel gözlerinle bak.", dedi üzerinden kalkarak. Derin bir bir nefes alıp verdi. Üzerinden gölge gitti. Yatakta ağlamaya devam ediyordum. Birşeyin açılma sesi kulaklarımı doldurdu. Bir iki dakika sonra tekrar gölge üzerime düştü. Yatağa oturdu. Elinde tuttuğu bir kaç kıyafeti yatağın ayak ucuna bıraktı. Daha sonra ellerini sırtıma koydu ve bana oturmam için yardım etti. Elleri bileklerimi buldu. Biraz önce bileklerime sardığı siyah kemeri çözdü. Kemeri arkasına koydu. Daha sonra elleri bileklerimi buldu ve kemerin olduğu yerleri ovmaya başladı. "Karan benim sana bir şey söylemem gerek.", dedim ağlaklı sesimle. "Sakinleş ondan sonra ne söylemek istersen dinlerim. Ama önce üzerini değiştirelim.", dedi ve ayağa kalktı. Hem beyaz ışığı hem de biraz önce kapatmadığı pembe ışığı kapattı. Gözlerim hiç bir şey seçmiyor dudakları karanlıkta. Daha sonra balkon cam perdeleri açıldı. İçeriye sokak lambalarının ışığı dolduğunda gözlerim Karan'ın buldu. Yanıma geldi. "Sütyenini ve tanganı çıkarmam gerek.", dedi. Onayladığımı belli eden bir mırıltı çıkardım. Belimden destek verdi ve beni ayağa kaldırdı. Sırtım gögsüne temas edince bir elini belime sardı. Ona yaslandım. Çenesini omzuma dayadı. Sonra omzumu öptü. "Hadi çıkaralım.", dedi ve biraz geri çıktı. Elleri sütyenimin kopçasını buldu ve yavaşça açtı. Daha sonra yavaş yavaş kollarımdan çıkardı. Çıkardığı sütyenimin yatağın üzerine koydu. Yatağın üzerinden bir şey aldı. İlk kafamdan geçirdi. Tişörtlü sanırım bu. Daha sonra kollarımdan. Tişört kalçalarımı kapattı. Sütyen giydirmemişti uyuyacağımızdan mütevellit. "Altımı ben değiştiririm.", dedim. Yatağın üzerinde olan külotu aldım. Arkamda bir hareketlilik oldu. Arkama baktığımda Karan arkasını dönmüştü. Ben de hızlıca altımdaki tangayı çıkarıp külodu giydim. Bir de yatağın üzerinde eşofman vardı. Onu da alıp altıma geçirdim. Karan'ın hala arkası dönüktü. Oysa ki bi 15 dakika önce neler yaptığımızı mı unutmuştu. Tangamın ve sütyenimi alıp komidin ve yatağın arasına görünmeyecek şekilde koydum. Arkamı dönüp Karan'a baktım. Daha sonra ellerimi beline sardım ve karnının önünde birleştirdim ve yüzümü sırtına yasladım. "Her şey için teşekkür ederim. Sen bana bir sevgiliden çok daha fazlası oldun.", dedim fısıltı şeklinde. Ellerimi ellerine aldı ve yüzünü bana döndü. Elleri belimi bulurken kollarım boynuna tırmandı. Sıkıca sarıldım. "Seni sevdiğimi unutma demek istesem de yarın olan her şeyi unutacaksın. Yarın yine birbirlerine aşık öğretmen ve öğrenci olacağız.", dedi anlıma öpücük bırakarak. "Karan bir şey sormak istiyorum. Ama bana doğruyu söyleyeceğine söz verir misin öncelikle.", dedim biraz geri çekilerek. Önce gözleri gözlerime değdi. Şu karanlık odada bile gözleri o kadar güzel görünüyordu ki anlatamam. "Söz", dedi. Bir elini kaldırdı ve yüzüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına kıstırdı. "Üzerinden 7 yıl geçmiş olabilir, 4 yıl acısını çekmiş olabilirsin ama ben bizzat bana bakarak, gözlerime bakarak söylemeni istiyorum." Duraksadım. Sonra devam ettim. "Sen, Çağla'yı gerçekten unuttun mu? Ve gerçekten Çağla'yı çok sevdin mi?", dedim. "Eslem, sen nerden biliyorsun bunları?", dedi direk. "Hani hastaneden çıktığın gün sen bana, seni sınava çalıştıracağım demiştin ya. O gün Buğra ile kavganızı duydum. O ara öğrendim.", dedim. Beni birden kendine çekip sıkı sıkı sarıldı. Kafam onun gögsündeydi. Onun çenesi saçlarımın tepesindeydi. Saçlarıma bir öpücük bıraktı. "Ah Eslem'im. Ah güzelim benim. Özür dilerim, özür dilerim. Bunları benden duyman gerekiyordu. Özür dilerim. Tabi de Çağla'yı unuttum. Ben seni seviyorum. Bunu bana neden soruyorsun. Anlamadın mı benim seni ne kadar sevdiğimi. Çağla çok geride kaldı. Takma sen onu kafaya. Benim güzelim sensin, Eslem.", dedi kulağıma doğru. "Ama onu çok sevdin, değil mi?" Derin bir nefes verdi. "Bak sevdim ya da sevmedim. Önemli deği-" "Önemli Karan. Çok önemli. Benim için önemli. Söyle. Çağla'yı çok mu sevdin?" "Benim için önemli değil. Varlığıyla yokluk yaşatan biri hiç bir zaman önemli biri olamaz. Evet onu o zaman sevdim. Ama şu an yok diyorum, Eslem. Neden inanmıyorsun? Yıllar geçti üzerinden. Yıllardır onu düşündüğümü mü sanıyorsun. İnan bana, Eslem. Çağla 7 yıl önceydi ve 7 yıl geride kaldı. Şu an hayatımda çok daha önemli biri var. Sen varsın. Ben sana baktığım gibi bakmadım ona. Sen başkasın. Sen hayatımın merkezinin.", dedi beni söylediklerine inandırmak için. Doğru söylüyor olabilirdi. Ama konu tek Çağla değildi. Derin bir nefes aldı. "Tamam, Karan. Anladım." "Hiç bir şey anladığın yok. İnsan çok sonradan anlar. Göze hitap edenle, gönüle hitap edenin çok farklı olduğunu. Çağla gözüme hitap ediyordu. Ya sen, Eslem. Ya sen? Sen benim gönlüme hitap ediyorsun.", dedi beni sıkı sıkı tutarak. "Karan tek sorun olan şey Çağla değil. Ben senin odanda silah da buldum mermi de buldum. Hatta ve hatta sevkiyat dosyası bile buldum. Senin silahla, sevkiyatla ne alakan var ya. Sen mafya mısın?", dedim. "NE?", diye bağırdı. "Sen nasıl buldun onları?" "Çağlayı öğrendiğim gün buldum onları da. Hani bana 'benim odamda matematik kitabı var. Onu getir', demiştin ya tesadüfen buldun onları da. Gözüm çaptı evrakı da okudum. 6 ton patlayıcı Anlara'nin bilmem ne mevkine, İstanbul'dan gönderilmiş. Üzerinde Mafyalar arası yürürlük falan yazıyordu evrakta. İmzalar vardı. Ama onlara bakmaya cesaretim yetmedi." Bunları hiç beklemiyordu. Öyle bir yerden girmiştim ki onun mafya olduğunu uzun zamandır bildiğimi, bunu ona söylemediğimi fark etmişti. "Sen ne yaptın? Eslem. Sen ne yaptın? Bunları öyle alel ade değil. Benden öğrenmen gerekiyordu.", dedi. Sanki geç kalmış gibiydi. Sesi öyle bir pişmanlıkta geliyordu ki sanki bana keşke görmeseydin der gibiydi. "Olmadı, Karan. Biliyorum okumamak gerekiyordu ama okudum. Evinde kaldığım adamın kim olduğunu bilmek istedim. Sadece buydu. Ama çok farklı şeyler buldum.", dedim geri çekilerek. "Eslem bak. Benim babam mafya. Ben hiç bir zaman onun gibi biri olmak istemedim. Karanlık işler ile uğraşmak istemedim. Ama öyle olmadı. İllaki bir şeylere bulaşmam gerekiyordu babamın bakışına göre. Abim zaten babama her zaman yardım ediyor. Sadece ben bu tür işlerden geri çekilmek için çok çabaladım. Babam o sevkiyatı benim yapmam için çok ısrar etti. Zaten bir süre sonra dediğini yapmak zorunda kalıyoruz. Sonuçta babam ve abim her şeye yetişemiyorlar. O kadar şirket, otel, mekan, silah depoları, patlayıcı mühimmatlar, diğer mafyalar derken onlar da bir süre sonra işlere yetişemez oldular. Hala daha yapmam gereken arabuluculuklar var. Olayların merkezinde olmasam da yine de bende onlara az çok yazdım ediyorum. Çoğu şeyi zaten kendin bir şekilde öğrenmişsin. En azından bunları benden duy istiyorum. Ama sırf bu tür işlerden dolayı benden uzaklaşmanı istemem. Buna dayanamam. Ama gitmekte ısrar edersen emin ol herşeyi, herkezi karşıma almaktan çekinmem. Ben bazı şeylere geç kalmak istemiyorum artık. Hayatımdan birilerinin zamansız çıkıp gitmesi beni çok yordu. Hele sen benim hayatımın merkezi olmuşken gidersen buna asla dayanamam. Zaten ben en değerlilerimden birini toprada verdim. Sana da geç kalmak istemiyorum. Bunun olmasını istemiyorum. Yalvarırım bırakma beni. Bak senin olmadığın bir hayat hayat değil, Eslem. Ben gerçekten senin yokluğuna dayanamam. Zaten seni uzaktan izlemek canımı yakıyor. Biliyorum biraz daha zaman var ama dayanamıyorum sensizliğe. Dayanamıyorum ben seni de kaybetmeye.", dedi. Sonlara doğru sesi öyle bir kısılmıştı ki ona tamamen inanmıştım. Gözlerim gözlerine tırmandı. Yeşilleri dolmuştu. Kıyamadım böyle olmasına. Kollarımı boynuna doladım ve onu kendime çektim. En iyi ben bilirdim değer verdiğin insanların hayatından bir veda bile almadan çıkıp gitmesini. "Ölmediğim sürece senden vazgeçmeye niyetim yok. Eğer ki seni sana giden yolda can vermek de varsa seve seve canımı verirdim.", dedim. Ensesindeki saçları okşadım. Ölmek her zaman iz bırakırdı. Geride kalanlar acı çekerdi. Ve her zaman çok seven taraf üzülürdü. "Benin yolunda can vermeni değil. Benimle evlenmeni isterim. Karım olmanı, çocuklarımın annesi, benim de en kıymetlim olmanı isterim. O yüzden can vermek değil. Cana can katmak her zaman seçimin olsun. Çünkü bana çıkan yolda canını verirsen o zaman senin ölümüne dayanamam. Bana bir kez daha bir şeylere geç kaldığımı göstermekten başka bir şey yapmazsın. O yüzden yanımda kal. Yanımda kal ve benim ol. Benimle yaşa. Benimle son bul." ꒷︶꒷꒥꒷‧₊˚꒷︶꒷꒥꒷‧₊˚ "Yağmur olsan binlerce damla arasından bulur tutardım seni, çünkü korkarım, toprak aldığını geri vermiyor." ~Cemal Süreya Evet. Yeni bölüm'den sizlere şok. Nasıldı? Doğruyu söyleyin. Beğemdiniz dimi. Beğendiniz beğendiniz. Yorumlara koşun bakalım. Bende yarınki hastane randevuma hazırlanayım. Ölmeden artık bir hastaneye gidelim dedim. Ne zamandır boşladık hastane koridorlarını. Kendinize cici bakın bebeklerim. Seviliyorsunuz... Byeee 🎀🥹
Bölüm 31
~ISLANSIN~
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.