İçeriğe geç

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 30 · 21 dk okuma

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 30

~MATEMATİK VE AŞK~

Evetttt. Diğer bölümü yayınladım hemen buraya geldim. Dakikasında. Umarım erken yazıp bitiririm. Hemen yayınlamak istiyorum. Oy ve yorum yapın canlarım. Seviliyorsunuz... İyi okumalar dilerim. "İlk kez biri bana evimden daha çok ev gibi geldi..." ~Hilal Yılmaz (Yazarınız) ✯¸.•'*¨'*•✿ ✿•*'¨*'•.¸✯ İçeri geçtiğimizde Karan ayakkabılarını çıkardı. Bende kendi topuklu ayakkabılarımı çıkardım ve dolaba koydum. İkimize de bir çift terlik çıkardım. İkimizde giydiğimiz de birbirimize baktık. Çantamı da ayakkabılığın hemen üzerine geniş kısıma koydum. Deri ceketimi de astım. Ben bunları yaparken Karan da aynısını yaptı. İşin bitince pıtı pıtı yanına gittim. Ellerimi arkama koydum. Bence tam sırasıydı. Çünkü bu fırsat bir daha elime geçmeye bilirdi. Ne çok şey vardı bu gece yapmak istediğim. "Karan." "Efendim güzelim." Gözlerini kırpışturdım. Tatlı saydığım bir gülümseme ile konuştum. "Ben sabah sana tatlı yapmıştım da acaba diyorum tadına bakar mısın?" Mimiklerini kontrol ettim. Gözleri koyulaşmıştı. Gülümsemesi büyüdü. Elini kaldırıp belime koydu. Daha sonra beni kendine çekti. Ellerimi gögsüne koydum. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Anın etkisiyle kalbim maratona çıktı. Relax baba. Relax. "Sen bana tatlı mı yaptın?", dedi yumuşak bir sesle. O ses neydi yiğidim. Eridim eridim. "Hıhım. Sana tatlı yaptım.", dedim cilveli bir sesle. Anlıma yumuşak bir öpücük bıraktı. "Hmm. Neden benim bu tatlıdan şimdi haberim oluyor?", dedi tek kaşını kaldırarak ve sorgular bir sesle. İşte geldik fasulyenin faydalarına. Gülümseyen hüzün düştü. Çünkü sabah ablasını sevgilisi sandığım için tatlıyı ve aldıklarımı götürmekten vazgeçmiştim. Tatlı mutfakta, aldıklarım ise yatağın altındaydı. "Çünkü benim senin yanına gelicem diye karar aldığımda sen ablanlaydın. Ve ben de ablanı sevgilin sanınca benim kayışlar koptu. O yüzden şimdi haberin oluyor." "Keşke gelseydin yanıma, lotus çiçeği. Keşke gelseydin de o kokunu bu gün biraz daha fazla alsaydım, o güzel yüzünü biraz daha görseydim. Yeşil gözlerinde bir kez daha boğulsaydım. Ama-" "Ne ama Karan. Ne ama?" Kaşlarımı çattım. Ama dedi. Ama dedi. Ama benim nefret ettiğim kelümelerdendi. Ama cümlenin akışını bozardı. Ama güzel bir şeyin arkasınsan gelen kötü haberi verilmek için kullanılırdı benim lügatım da. "Ama sen benim yanıma geldiğinde öpemezdim ve bana işkence olurdu, güzelim. Anlıyor musun? beni. Ben her seferinde sana karşı sabrederken sen her seferinde bir fazla güzel geliyorsun gözüme. Her seferinde biraz daha fazla sevdalanıyorum sana." Derin bir nefes alsım. Ortalık biraz sıcak mı oldu ne. Şu an yeşil gözleri altında eziliyordum. Her seferinde beni bana anlatırken beni bana aşık ediyordu. Ayrıca ilk defa 'ama' kelimesi güzel bir şey getirmişti. Karan ile birlikte tabi ki. Oysa sadece güzel şeyler dertlerim bittiği zaman, annem ile kavga etmediğim zaman ve de kitaplarda olur sanmıştım. Oysaki Karan bana her ihtimalde, her ihtimallerde güzel şeyleri getirmişti. Ben ilk defa birine bu kadar derin duygular beslemiştim. Aslında her şey güzel olurdu tabi her şeyi güzel kılan kişi yanında olduğu sürece. "Ben seni çok seviyorum, Karan. Bilmiyorum. Öyle birden söyleyesim geldi." Beni belimden tuttuğu gibi ayaklarım yerden kesildi. Beni havaya kaldırmıştı. Göz göze geldiğimizde Karan gülümsüyordu. Daha sonra kucağında benimle beraber olduğumuz yerde dönmeye başladı. Kollarımı boynuna doladım ve anın tedını çıkardım. Çok güzel bir andı. Hiç kaybetmek istemeyeceğim bir andı. Karan beni kucağına alıp dönmeye başlayınca midemdeki kelebekler resmen ters döndü. Bunu beklemiyordum. Aslında hayatımdaki bütün beklenmedik şeyler Karan tarafından gelmişti. Onun hamleleriydi. "Karan seni çok seviyorum.", diye bağırdım birden. Biraz da sarhoşluğum etkisi de vardı. Sanırım bu gün Karan'a aşkımı bir çok kez itiraf etme günüydü. Dönmesi yavaşladığında ve beni indirdiğinde etraf hala dönüyordu. Elleri hala belimdeydi. "Çok güzelsin, lotus çiçeği. Çok güzelsin.", dedi boyun girintime kafasını soktuğunda. Ansızın gelen 'çok güzeldin' iltifatı her zaman mutlu hissettirirdi. "Teşekkür ederim. Her şey için çok teşekkür ederim, Karan. Senin sayende hayatta tekrar güzel şeyler olabileceğine inandım. Benim aycıklı pijama giyecek olan koca bebeğim." Koca adamı yiyesim vardı. Böyle ısıra ısıra, öpe öpe yiyesim vardı. Boynuma minik bir öpücük bıraktı. Hafif sakallarının da temas etmesi beni benden aldı. Derin bir nefes daha aldım. Bu adamı kaybetmek istemiyordum. Huzurunda, saadetimdi, mutluluğumdu, renksiz hayatımın renkleriydi, kış mevsimimin baharıydı en önemlisi de o benim eksik kalan yarımı tamamlayan kişiydi. İnsan nasıl olurdu da diğer yarısından vazgeçebilirdi. Ben vazgeçmek istemiyordum. Diğer yarımda tamamlanmak istiyordum. Bir bütün olmak, aile olmak, bütün sıkıntılara onunla gögüs germek, bir derdim olduğunda bana bir sığınak olmasını istiyordum. "Bende seni seviyorum hayatımın mucizesi. Ama ayıcıklı pijama giymem.", dedi kısık ve durgun bir sesle. Sonra çenesini hafif hareket ettirdi. İçim bir hoş oldu. Gözlerim doldu. Onun sevgisi bana ağır gelmiş olmalıydı ya da yıllardır görmediğim sevgi birden verilince garip hissetmiştim. Sessizce gözyaşlarımı geri gönderdim. Başka bir zaman ağlayabilirdim. Şu an sevdiğim adamla tatlı yemek istiyordum. Hadi ama. Şimdi olmamalısın. "Karan tatlıyı yiyecek misin?", dedim. "Ben tatlı yerine burada kalmak istiyorum.", dedi ve boynumu bir kez daha öptü. "Tam burda. Biraz daha." "Karan, ciddi bir şey soruyorum. Hem daha sana vermek istediğim başka şeyler daha var. Lütfen." "İyi tamam. Hadi yiyelim. Beraber." Beraber. İlk defa 'beraber' kelimesi de 'ama' kelimesi gibi güzel gelmişti. "Hadi gidelim.", dedim geri çekilmek istediğimde bırakmadı. "Beraber", dedi ve beni kucağına aldı. Yürümeye başladığında gözlerini gözlerime kilitledi. Ah bu bakış var ya bu bakış. Beni benden alıyordu. Aklımda olmayan bütün fesatlıkları, haylazlıkları, yaramazlıkları aklıma getiriyor ve yapma dürtümü feci derecede tetikliyordu. Mutfağa girdiğimizde beni masaya oturttu. Tezgah daha iyiydi ama. Buna da şükür. Önümden çekilmedi. Bacaklarımı iki yana açtım. O ise ellerini masaya dayadı iki yana açarak. Bir bacağının yükünü diğer bacağına vererek önümde durmaya devam etti. Şeytan diyo tut ensesinden çek kendine. Kapat dudaklarını dudaklarına. Uzan masaya. O ellerini bacaklarımdan başlayarak- Tamam. Gerçeğe dönelim. (Arkadaşlar bişi diyimmi. Şarkı dinliyordum yazarken. mabet Matiz'in A canım şarkısı bitti ilahi geldi. Şaka mı? Edepsizleşirken birden Allah katından uyarılmam peki. Ama ben durur muyum. Yok.) "Yavrum tahmini olarak ne zaman bana böyle bakmayı bırakacaksın?" What dedin gülüm. Evet evet belli etmişiz. Ama geri atmak istemiyorum. "Sen ne zaman benim karşımda böyle durmayı bırakırsan o zaman sana böyle bakmayı bırakacağım. Ama bir yanım bırakmak istemiyor. Söylemeden geçmek istiyorum." Tek kaşını kaldırdı. Dudağının kenarı kıvrıldı. Sanırım düşüncelerimde tek değilim. Bu adam beni kudurtmayı çok iyi beceriyor. Hiç şüphe yok. "Ya bırakmazsam ne olur, güzelim. Bana bi anlatır mısın? " Emret paşam. Sen anlat dersin de ben anlatmaz mıyım ya. Tabi ki anlatırım. "Bırakmazsan o zaman ben de durmam." Yüzünü yüzüme yaklaştırdı ve konuşmaya başladı. "Hmm. Devam et bakalım, güzelim. Aç konuyu. Aç ki ne istediğini bileyim. Ben de ona göre sana yardım ediyim. ", dedi bir elini çıplak bacağıma koyarak. Sen böyle yapınca yardım değil daha çok köstek oluyorsun ama. Bırak da bir anlatıyım ondan sonra bakarız yolumuza aslanım. Bacağıma koyduğu elinin baş parmağı ile hafif bir şekilde ileri geri yapmaya başladı. Derin bir nefes aldım. "Durmamam demek şu oluyor Karan. Eğer sen yapmaya devam edersen ben de aklımdan geçenleri yapmaktan çekinmem. Eğer ki onları yapmaya başlarsam hiç de iyi şeyler olmaz. İşin sonu çok farklı yerlerde biter." Bacağımdaki eli biraz daha yukarı çıktı. Hayır hayır. Bastırmak zorundasın içindekileri Eslem. Hayır. "Nerde biter peki benim güzelim, yavrum, balım. Anlat bana. Çekinme. Ben sevdiğim kadının ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılamak isteyen bir adamım. Sevdiğim kadın hiç bir şeyden mahrum kalmasın değil mi?" Kahretsin beni manipüle ediyordu. Akıllı adam. Nerden vuracağını biliyor tabi ki. Ama bende bu adamın her sorduğu soruya 'manipüle' tekniğinin arkasına saklanarak cevap vermek istiyordum. "Yatak odası daha sonra da yatak. Belki duvar belki dolap belki de çalışma masam." İki kaşını da havaya kaldırdı. Şey der gibi 'kendinden bu kadar emin misin?'. Tabi ki de eminim. Neden emin olmıyım? "Hadi yatak odasını, yatağı, duvarı anladım da çalışma masası peki. Çok seviyorsun galiba ders çalışmayı. İstersen itina ile çalışırız yavrum. Bütün matematik konularını adın gibi bilene, çözene kadar çalıştırırım seni. Hem de büyük bir zevk ile.", dedi bacağımı sıkarak. Senin zevk anlayışına var ya. Aynen çalışma masam. Seninle şöyle çalışma masamın üzerinde okklalı bir sevişme yaşamak istiyorum. "Her matematik sorusuna bir öpücük o zaman. Bilirsin her öğretmen öğrencisine bir şeyler öğretmek için yanıp tutuşur. Bu konu da iyisindir. Öğretirsin bana.", dedim. Ona biraz daha yaklaşarak. Gözlerimi gözlerine dikildim. Az önce bana bakan o adam yoktu artık. Yerine başka biri geçmişti. Bakışları daha derin, daha ağırdı. Sanki kalbimin altına çökmüştü. "Ben..." dedi ve başını eğdi. Sesi öyle yumuşaktı ki boğazıma düğüm attmıştı. "Ben hiçbir öğrencime, senin kadar bir şeyi öğretmek için yanıp tutuşmadım." İçim titredi. Ama orda kalmadı. Devam etti. Ve her kelimesi beni biraz daha onun içine çekti. "Seninle her konuyu tek tek ele almak, her detayda biraz daha sana dokunmak, seni anlamak, seni çözmek istiyorum. Her yanlışta gözlerine bakmak, her doğru cevapta soluğu dudaklarında almak istiyorum. Ben öğretmek değil, yaşatmak istiyorum, Eslem." Bir elimi kalbimin üzerine bastırmak istedim, çünkü gerçekten kalbim çok hızlı çarpıyordu. Beni öyle bir yere çekiyordu ki, hayal ile gerçek arasındaki çizgiyi siliyordu. Yutkundum. Kafamı hafif eğip fısıldadım. "O zaman başlayalım mı öğretmenim?" Karan başını hafif sağa eğdi, gözlerimin içine baktı. Gülümsedi. Hani öyle sıradan bir gülümseme değil. Öptürten cinsten. Kalbini hoplatan, bacaklarının titremesine sebep olan cinsten. "Peki güzelim.", dedi. Elini bacağımdan yukarıya çıkarmadı ama orada bıraktı. Sabit. Sıcak. Ağır. "İlk sorum geliyor. Hazır mısın?" Gülümsememi zor tuttum. Başımı salladım. "x artı y eşittir biz. x ne, y ne?", Yanaklarım alev aldı. Böyle saçma bir soru olur mu? Ama öyle bir yerden sordu ki, cevap vermemek imkansız. "x sensin."dedim parmağımı göğsüne koyarak. "y benim. Sonuç biz oluyor. Denklem tamam." Başını öne eğip gülümsedi. "Doğru cevap." dedi. Ve dudaklarını yanağıma, hafifçe sürdü. Yanağımda minik bir yangın başladı. Kalbim cevap anahtarı gibi hızlı hızlı tik atıyordu. "Bir öpücükle başladık. Bakalım kaç doğru cevabın olacak?" diye ekledi. Yaramaz bir şekilde göz kırptım. "Daha zor sorular sorman gerekebilir, öğretmenim." dedim alayla. "O zaman sıradaki geliyor. " Yaklaştı. Gözlerini gözlerime kilitledi. Sesini alçalttı. Nefesi yüzüme değdiğinde gözlerimi kapatmak istedim ama dayanamadım, açık tuttum. "Seninle aynı hayatı paylaşmak kaç bilinmeyenli denklem?" Ağzım kurudu. Hiçbir cümle bu kadar basitken bu kadar derin olabilir miydi? Gözlerimi kaçırmadan cevapladım. "Tek bilinmeyenli. Cevap sensin." Bu sefer durmadı. Dudaklarını hafifçe dudaklarıma değdirdi. Dokunmadı bile belki ama ben hissettim. Her şeyini. Tüm kalbiyle oradaydı. "Yanıt doğru. Ama bu sorunun ödülü iki öpücük olmalıydı.",dedi. Benim öpücüklerime zam mı yapmıştı o? Gülümsemem genişledi. Elimi ensesine attım. "O zaman ödülümü alayım öğretmenim." Bu an işte bu an benim hafızama kazındı. Ne daha fazlası gerekiyordu ne de başka bir an. Sadece o ve ben, aynı denklemin içinde, birbirimizi çözüp duruyorduk. Gözlerimin içine bakarken o hafif alaycı ama tutkuyla parlayan bakışlarıyla sordu. "Her matematik sorusuna bir öpücük diyordun, değil mi Eslem?" Karan'ın sesi, fısıltı ile buyurganlık arasında gidip geliyordu. Gülümsedim, dudaklarımı hafifçe ısırarak başımı salladım. "Hazırsan başlıyoruz. Bu gece seni hem zorlayacağım hem ödüllendireceğim." Yaklaştı, başını yana eğdi. Parmakları, kalem tutar gibi ince ve sabırlı bir şekilde koluma dokundu. " x² + y² = r²... Bu çemberin merkezine seni koyarsam, ben hangi koordinattayım?" İçimden bir kıvılcım geçti. Eğildim, dudaklarımı fısıltıyla yaklaştırdım. "Tam merkezdesin. Çünkü biz aynı noktada kesişiyoruz. x = 0, y = 0. Sen benim orijinimsin." Karan gülümsedi. Yavaşça yanağımı öptü. "Doğru cevap. Bir öpücüğü kaptın." Parmakları artık omzumdan boynuma doğru süzülüyordu. Sıradaki soruya geçmeden önce dudaklarıma kısa ama derin bir dokunuş bıraktı. "Türevi alalım. f(x) = sin(x). Bu fonksiyonun sana benzeyen en net özelliği ne?" Gülümsedim. Cevap hazırdı. "Sonsuz dalgalanma, ama her dönüş noktasında yeni bir zirve. Seninle her iniş, yepyeni bir çıkış." Karan bu cevabı çok sevmişti, gözlerinden anladım. Elleri belime dolanırken fısıldadı. "Her cevabında biraz daha sana yaklaşıyorum, farkında mısın?" "Benim limitim sensin,",dedim hafifçe. "x sonsuza giderken ben de sana yaklaşıyorum." Gözleri alev aldı. Dudakları hemen kulağıma yaklaştı. "O zaman geldik soruya. Eğer sen bir integral eğrisiysen, ∫a→b f(x)dx, seni çözümleyebilmem için hangi aralığı seçmeliyim?" Dudaklarımı onun boynuna yaklaştırdım ve yavaşça fısıldadım. "a = boynum, b = belim. Aralığımda her çözüm, senin dokunuşunla değer kazanır." Karan iç çekti. Parmakları şimdi sırtımda geziniyordu, tam da dediğim aralıkta... Sanki verdiğim cevabı kanıtlıyordu. "Bu kadar iyi cevaplara artık öpücük vermek yetmez. Puan yazılacak hanene. Soru 4: Bir aşk fonksiyonu tanımlayalım. f(t) = kalp atışlarım. Eğer sen odadaysan, bu fonksiyonun türevi ne olur?" Gözlerine bakarak söyledim. "f'(t) = hızla artan nabız. Saniyede artan heyecan. Sen varken monotonluk sıfır." Bir anda kollarının arasına çekti beni. Dudakları dudaklarımda, cevabı onaylar gibi. "Bu cevabı sadece kelimelerle veremezsin artık.", dedi ve öptü. Uzun, ateşli, ama içinde matematik kadar kusursuz bir denge vardı. Yavaşça uzaklaştı ve biraz daha alaycı ama hâlâ tutkuyla yanan sesiyle fısıldadı. "Soru 5: f(x) = eˣ. Ben senin sürekli artan arzun olayım. Peki ya sen, benim türevim misin, yoksa integralim mi?" Derin bir nefes aldım. Bu oyun beni hem sarhoş ediyordu, hem kendime getiriyordu. Gülümsedim, başımı hafifçe omzuna yasladım. "Ben senin integralinim. Çünkü seni bütünsel algılıyorum. Sadece artış değil varlığının tamamı içimde." Karan bu cevabı sessizlikle onayladı. Gözleriyle çoktan söz vermişti bile: Bu gece sadece sorular değil, bedenler de çözülmeye hazırdı. "Son soru.", dedi. "Ama bu biraz riskli olabilir." Gözlerine baktım. "Dene bakalım." "Bir doğru var. y = mx + b. Ben seni kesen tek doğrum. Ama aynı zamanda sana teğet olmak istiyorum. Sence mümkün mü?" Gülümsedim. Elimi kalbinin üstüne koydum. "Teğet olmak, bir noktada dokunup geçmek demek. Ama sen... sen içime işliyorsun. Bu artık teğet değil, iç içe geçmiş iki eğriyiz. Sen parabolümsün, ben seni sonsuz kez kestiğim noktaların toplamıyım." Karan'ın sesi daha da kısıldı. Dudakları titredi. "Bu gece, o noktaların hepsini keşfetmek istiyorum. Ama yakmak da istemiyorum." Ben de fısıldadım. "O zaman her çözüm için bir dokunuş, her sonuç için bir öpücük." Karan bir an sessizliğe gömüldü. Ellerini üzerinden çekti ve masaya,eski yerine koydu ama gözleri hâlâ benim üzerimdeydi. Dudaklarında hafif bir gülümseme vardı. Tehlikeli bir gülümseme. Bir şey planladığını anlamıştım. Sonra başını kaldırdı, gözlerini gözlerime dikti. "Vazgeçtim. Tekrar soru sormak istiyorum. Bakalım bunu bilecek misin?" Kahkaha attım. Kollarımı arkama aldım ve oturduğum masaya yaslandım, dudaklarımı büküp baktım ona. "Sormazsan ayıp olur. Gönder gelsin." Karan hafifçe doğruldu. Ellerini cebine koydu, başını bir yana eğdi. "Ama bu biraz daha zor olacak. Hazır mısın?" Kafamla onayladım. İçimden geçenler öyle değildi. Hazır değilim ama gururum izin vermez geri adım atmaya. Gönder be Karan. Gönder de görelim. O sırada Karan ciddileşti. Gülümsemesi duruldu ama gözleri hâlâ ışıl ışıldı. "Peki Eslem. Şöyle bir soru: Sonsuz bir serimiz var. ∑ (n=1→∞) [ (-1)ⁿ⁺¹ * n / (n² + 1) ] Bu serinin yakınsak mı, ıraksak mı olduğunu söyleyebilir misin?" Donakaldım. Şaka mı bu? Yakınsak mı? Kağıt kalem yok, integral testi mi yapayım burada? Alternating mi bu, Leibniz mi deneyeyim? Ne alaka yani? Allahım şu anda YKS de üç yılda bir gelen has matematik sorusu ayağımın dibinde patladı. Yutkundum. Bakışlarımı kaçırdım. Saçımı düzelttim. Parmaklarım masada geziniyordu ama hiçbir formül tutunamıyordu zihnimde. "Hmm" dedim, zaman kazanmaya çalışarak. "Negatif bir pozitif, pozitif bir negatif paydaya bakınca büyüyor ama." İç sesim artık çığlık atıyordu. Eslem yapma bunu kendine. Test kitaplarında bile çözmek için on dakika harcıyorsun. Burada sandalye üstünde cool cool çözülecek soru değil bu. Ve o hâlâ sana bakıyor. Umarım çözersin. Bok çözersin. Başımı kaldırdım. "Galiba yakınsak?" dedim. Ama sesim bile emin değildi. Sondaki soru işareti, bütün kararsızlığımı haykırıyordu. Karan kaşlarını kaldırdı. Yüzünde bir hayal kırıklığı yoktu ama o gülümseme işte o her şeydi. "Hmm değil." Göz kırptı. "Yanlış." Sonra yavaşça eğildi, yüzü tam karşımda. Fısıltıyla ama derin bir alaycılıkla sordu. "Her doğru cevaba bir öpücük diyorduk ya şey, her yanlış cevaba ne yapmalıyım sence? Hmm" İçimden bir anda birkaç tane fikir geçti. Kimi utandırıcı, kimi eğlenceli, kimi fazla- Ama dışımda dudaklarımdan tek çıkan şey şu oldu. "Bilmiyorum. Ama cezayı da sen seçiyorsun sanırım." O an içimdeki ses çığlık çığlığa. 'Ne diyorsun Eslem ne diyorsun! Adam seni seriye gömecek! Bu da ayrı bir limit problemi!' Karan eğildi. Burnu neredeyse burnuma değiyordu. Sesi daha da alçaldı. "Peki o zaman cezan şu: bir dahaki soruda hata yaparsan cevabı ben sana fısıldamam. Gövdemle anlatırım." Gördük mü anamur muzunu. Yutkundum. Oturduğum masanın soğuk zemini bile artık dayanılmaz sıcak gelmeye başlamıştı. Bu çocuk matematikten fazla fizik çıkarıyor. Bi' Newton eksikti! Ama ağzımdan çıkan kelime, her şeye rağmen meydan okumaydı. "O zaman bir sonraki soruda seni susturacağım." Karan gülümsedi, içinden bir şeyler sayıyor gibiydi. Gözlerini bir an yere indirdi, sonra yeniden bana baktı. Gözlerinde meydan okuyan o bakış ile "Hazırsan devam ediyoruz.", dedi. Yutkundum. "Hazırım. Yani değilim ama olmak zorundayım. Çünkü bu artık sadece bir test değil. Bu bir kendimi kanıtlama çabası." Karan burnunu çekti. Ciddileşmişti. Az önceki flört dolu ses tonu yerini öğretmen gibi net, kararlı bir tona bıraktı. Ama hâlâ biraz tehlikeli. "O zaman Eslem, 12. sınıf düzeyinde bir soru. Ciddiyim bu sefer, hadi bakalım: x³ - 6x² + 11x - 6 = 0 denkleminde kökler toplamı, çarpımı ve tek tek kökleri nedir? Ve sonra: x² - 5x + a = 0 denklemi, bu denklemin köklerinden herhangi birini içeriyorsa, 'a' kaç olabilir?" Durdum. Gerçekten durdum. İç sesim devrede. x³ - 6x² + 11x - 6... Hmm... çarpanlara ayırmam gerek. Çarpım toplamı yöntemi? Yok, rasyonel kök teoremi? 1 ver, 2 ver, 3 ver... 1, 2, 3 olabilir mi? bu denklem güzel kokuyor, çok tatlı faktörize olabilir. Derin bir nefes aldım. "Kökler 1, 2, 3. Çünkü (x-1)(x-2)(x-3) açınca bu denklemi verir. Toplamları 6, çarpımları 6." Karan göz kırptı. Hafifçe gülümsedi. "İyi gidiyorsun. Peki ikinci kısım?" "x² - 5x + a = 0, eğer 1 ya da 2 ya da 3'ten birini kök olarak içeriyorsa..." Bir an durdum. Sonra hızla düşündüm: "Mesela köklerden biri 2 ise, yerine yaz: 4 - 10 + a = 0 → a = 6 Köklerden biri 3 ise: 9 - 15 + a = 0 → a = 6 Köklerden biri 1 ise: 1 - 5 + a = 0 → a = 4" Gülümsedim. "O zaman a ya 4 olabilir ya da 6. Çünkü 1 kökse a=4, 2 veya 3 kökse a=6." Karan alkışlar gibi yaptı, ama ardından hafifçe yana eğildi. Gözleri kısıldı. "Fena değil. Peki şimdi sıra geldi: ÖSYM style bir final. Hazır mısın?" Derin bir nefes aldım. "Hayır. Ama evet." "Şimdi son sorum, kağıt kalem yok. Bunu gerçekten düşüneceksin. Limit sorusu: lim x→0 (1 - cosx) / x² eşitliği kaçtır?" Bir an beynimde her şey suskunlaştı. Başlıcam şimdi senin limitine de çemberine de. Neymiş ya. İyi ki iki flört edelim dedik. Geldiğimiz duruma bak. İrezillik diz boyu. Kepazelik 10' da 10. "Ne? Bu bildiğin türev limit karışık. Taylor mı lazım, ezber mi? Sınavda çıkmıştı bu. 1 - cosx serisi... x² / 2! + ... ha" Gözlerimi kısmıştım, düşündüm, zihnim hızla çalışıyordu. "1 - cosx'in limitte x²'ye göre davranışı... lim (1 - cosx)/x² = 1/2" Karan durdu. Sessizlik. Sonra hafifçe başını salladı. "Bravo. Bildin." Derin bir nefes verdim. "Yes. Şükür. Bitti." Ama bitmedi. Çünkü biraz yaklaştı. Ellerini bacaklarıma koydu, başını hafif yana eğdi. Ses tonu biraz yumuşadı, ama içinde hâlâ bir kıvılcım vardı. "Demek doğru cevaba bir öpücük diyorduk. Peki ya yanlış olsaydı?" İçimden kendime 'İyi ki doğru yaptım. Yoksa vücut diliyle limit anlatacaktı adam.', dedim. Ama dışımda sadece gülümsedim. Belki de bazen yanlış cevaplar daha heyecanlı olurdu. Karan gözlerini kısıp, alaycı bir gülümsemeyle yana eğildi. "Evet Eslem Hanım, yanlış cevaba ne vermeliyim peki?" Ben ise aniden gülümseyip biraz da dalga geçer gibi dedim: "Sanırım telefonum çalıyor, ben ona bir bakıp geliyorum." İçimden gülüyordum. Ne saçma sapan kaçış cümlesi ama işime gelmiyor. Karan, suratında hafif bir tebessümle, kendinden emin bir şekilde. "Telefonun mu çalıyor. Ben bir şey duymadım, güzelim." "Haksızlık! Bana kağıt kalem gerektiren soruları akıldan çözdürüyorsun, sonra yanlış cevaba ne yapacağını soruyorsun. Bu işte biraz adalet olmalı, değil mi?" Karan alçak sesle yanağımı okşadı, sakallı hafif sıcak teni yüzüme değdi. Ortam aniden yumuşadı. Gözleri yine bana kitlenmişti. "Adaletli olmak lazım. Ama bazen ceza da bir öpücük kadar tatlı olur.",dedi gülerek. Ah, bu adam beni hem delirtip hem de eritti resmen.. Kısa bir sessizlik oldu. Karan nefesini biraz topladı ve ciddileşti. "Artık tatlıyı yiyebilir miyiz, Eslem Hanım? Çünkü bana yaptığın tatlının tadına bakmak için sabırsızlanıyorum." Gözlerimi devirdim. "Pek canım tatlı istemiyor. Karnım matematik sorularıyla doldu. Biraz dinlenmeye ihtiyacım var." Karan hafifçe gülümsedi, kolumu tuttu, hafifçe. "Tatlıyı yemezsen, o tatlı gözlerinle bana bakmazsan, beni sana bir fazla soru sormam gerekirmiş gibi hissederim." "Hadi bakalım." dedim, "görüşürüz, sınav koçu." Karan kahkahalar atarak bana yaklaştı, parmaklarını yüzümde gezdirdi. "Sınavı geçmenin en güzel yolu, beraber çalışmaktır. Hem ben seni hem de soruları çözeceğim. Ama unutma, her doğru cevaba bir öpücük var." Bir anda yüzüm kızardı. Sınav mı? Sınav bu adamın yanında aşk dersi almaya dönüştü resmen. Karan eliyle saçımı düzeltti, sonra hafifçe yanağımı okşadı. "Şimdi tatlı zamanı, Eslem. Matematik soruları aklında dans ederken, benim tatlım da ağzında dans etsin." "Tamam." dedim, başımı sallayarak. "Ama bir şartla. Sonra bana yeni sorular soracağından emin olacağım. Ama bu sefer kağıt ve kalm de olsun." Karan aniden yüzünü bana yaklaştırdı, fısıldadı. "Beni zorlama, ama vazgeçirmem de. Tabi ki. Bu sefer kağır ve kalem de olur." Ve ben, bütün yorgunluğuma rağmen, onunla geçirdiğim bu anlarda kayboldum. Matematik soruları, limitler, denklemler, hepsi aniden anlamını yitirmişti. Çünkü Karan'ın yanında her şey mümkün ve güzeldi. Masadan indim. Dolaptan tatlıyı çıkardım. Bir bıçak ve tabak, çatal çıkardım. Tatlıyı dilimledikteN sonra tabağa koydum. Ben yemeye çektim. Biraz midem bulanıyordu. Zaten ben Karan yesin diye yapmıştım. Tabağı bir tepsiye koyarak biraz önce oturduğum masanın üzerine koydum. Ben tatlıyı dilimlerken Karan çoktan bir tane sandalyeye oturmuştu. "Evet. Tatlın. Tadına bak.", dedim bende bir tane sandalyeye oturarak. Bacak bacak üzerine attım. Ellerimi de çenemin altından birleştirdim ve Karan'A bakmaya başladım. Karan ise bana bakarak mavi kelebekli olan tepsideki çatalı aldı. Seksi şey seni. Çatalı tatlıya batırdı ve bir parça aldı. Tatlıyı yemeye başladığında umutlu gözlerle bakmayı sürdürdüm. "Evet. Nasıl olmuş?", dedim gülümseyerek. Sanki onun vereceği cevap her şeye bedel gibiydi. Önce tatlıya baktı daha sonra bana. Elindeki çatalı tabağın kenarına yasladı. "Yani nasıl desem. Şekeri mi çok, şerbeti mi çok, hindistan cevizi mi çok yoksa kreması mı iyi değil anlayamadım.", dedi burnunu kıvırarak. Neh. Neh. Şimdi o benim tatlıma kötü mü dedi. O senin kıvırdığın burnunu var ya tam kırarım estetik yaptırırsın. Sonra da ostalıklarda destekli yılık köprü gibi gezersin. Tabağın kenarına yasladığı çatalı aldı ve tatlıdan bir iki parça daha yedi. Lan madem beğenmedin niye yiyon it. "Madem beğenmedin niye yiyorsun hala?" Ağzından bir hahlama çıktı. Daha sonra ağzındaki tatlıyı tuttuktan sonra konuştu. "Beğenmedim zaten." Zıkkım ye Karan. "Bırak o çatalı o zaman tepsiye. Yeme beğenmediysen.", dedim kaşlarımı çatarak. "Beğenmediğim yemeyeceğim anlamına gelmiyor.", dedi. İnsan beğenmediği şeyi yemezdi. Senin miden çöplük mü de begenmediğini de yiyorsun be adam. "İnsan beğenmediği şeyi yemez Karan. Lütfen bırak o çatalı lütfen. Daha fazla tatlımı rencide etme." Malak. Benim midem kalktı ya. Olmaz böyle bir şey ya. Harbi bu adamın midesi çöplük mü? "İnsan beğenmediği şeyi yemez, güzelim.", dedi benim cümlemi bana söyleyerek. Normal olanı da o zaten. Beğenmediğin şeyi yiyemezsin. "Bırak o zaman çatalı, Karan." "İnsan beğenmediği şeyi yemez. ", dedi tekrardan. Hay kendimi parçalayacağım. Bozuk plâk gibi takıldı kaldı. Kafasına iki vursam düzelir mi ki? "Anladım. İnsan sevmediği şeyi yemez." "Anlamamışsın. İnsan sevmediği şeyi yemez.", dedi tatlıdan bir çatal daha alarak. Ne zaman bırakıcak acaba tatlıyı yemeyi. "Yeme o zaman, Karan!", dedim ellerimi yumruk yapıp masaya vurdum. Sikicem şimdi ya. Sıkıntılı mısın? Elindeki çatalı tepsiye koydu. Oturduğu sandalyeyi biraz geri itti. Birden bana doğru uzandı oturduğu yerden. Benim sandalyemin altındaki çıkıntı yerinden tutup kendine doğru çekti. Ben kendimi onun iki bacağı arasında bulurken o kollarını benim bacaklarımın iki yanına koyup üzerime eğilmişti. Sandalye ile bütünleştim ama ben. H adi canım sende. İşte bunu hiç ama hiç beklemiyordum. Kalp ritmini değiştiren bir hareketti. Ve benim başıma da gelmişti. Sonunda. Ama Karan'a kızgınım. "İnsan sevmediği şeyi yemez.", dedi yüzünü yüzüme yaklaştırırken. Sesi fısıltıdan farksız değildi. Sessiz kalıp ona baktım 10 saniye kadar. Ben hala anlamıyorum. Niye aynı şeyi söyleyip tatlıdan yiyordu. Sen bu yaşa kadar bu akıl ile nasıl geldin? "Yavrum, güzelim, birtanem. Ben beğenmediğim şeyi yemem." Siktir. Benim küçük beynim bu ayrıntıyı burnumun dikine gitmekten kaçırmış olmalıydı. Adam romantiklik yapıyım derken benim küçük beynimin büyük maarifetleri. Millet leb demeden leblebiyi anlarken ben beblebi deseniz de leblebiyi anlamayan beynim. "Ben bir an şey sandım-" "Şey sanma, güzelim. Şey sanma. Sen bana tatlı yapacaksın da ben beğenmeyecek miyim? Tabi ki de beğenirim, güzelim. Çok güzel olmuş.", dedi ve ellerimi kucağımdan aldı ve ellerimi teker teker öptü. "Ellerine sağlık, yavrum. Teşekkür ederim." Gülümsedim. Konuş artık. "Afiyet olsun. Beğenmene sevindim." "Aslında benim beğendiğim başka şeyler de var." Anlık gözleri dudaklarıma kaydı. İstemsizce dudaklarımı yaladım. Yutkundu. İç çekti. Derin bir nefes aldı. Senin My Type. Ellerimi bıraktı ve sandalyeyi biraz daha kendine doğru çekti. Biraz daha bacaklarını açmak zorunda kaldı. Ah bu adamın oturuşu var ya. Ah o oturuşu. Bir elini kaldırdı ve omzumdaki saçlarımı iki parmağı ile arkama attı. Sonra da iki parmağının tersi ile yanağımdan başlayarak boynuma doğru yavaş bir şekilde sürtmeye başladı. Her dokunduğu yer alev alırken onu öpmem an meselesiydi. Parmakları boynuma ulaştığında elini enseme attı ve orayı okşadı. Dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdı. Tok ve boğuk bir sesle konuştu. "Anlamamış olabilirsin ama asla ve asla karşımda beni kışkırtacak bir şey yapma. Mesela şu an da yaptığın gibi dudaklarını yalama ya da karşımda dudakların ile oynama, güzelim. Eğer ki bunu derste veya başka bir yerde yaparsan seni hiç düşünmeden öperim. Anladın mı beni?", dedi. Bak bu sefer anladım. Ama anlamış olmam yapmayavağım anlamına gelmiyor Karan efendi. "Anladım", dedim dudaklarına doğru. "Ama bunu anlamış olmam yapmayacağım anlamına gelmez.", dedim bir elimi onun yanağına koyarak. Neyime uyuz oluyorsanız söyleyin. Yapmaya devam ediyim. Dudağımı onun dudakları üzerine doğru hafif bastırdım ve oradayken konuştum. "Ben her zamana bana yapma denilen şeyi yaptım. Huyum kurusun.", dedim ve onu öptüm. Tam geri çekilecek iken beni tek hamlede zorlanmadan kucağına oturttu. Sanırım burda devam eden o oluyor. Ellerini belime yerleştirdi ve beni kendine biraz daha çekti. Ellerimi onun omzuna yerleştirdim. "Her şeyi yapmakta serbestsin ama sonuçlarına da katlanmak zorundasın prenses.", dedi ve bu sefer dudaklarımızı birleştiren o oldu. Bu sefer sakın bir şekilde değil de sert bir şekilde öpüyordu. ✯¸.•'*¨'*•✿ ✿•*'¨*'•.¸✯ "Bİr çiçeği büyüten sevgi insanı değiştirmez mi sanıyorsun?" ~Küçük Prens Evet. Bu bölüm de böyleydi. Geç geldiğinin farkındaydım. Ben bu bölüme en son yazdığımda okullar açıktı. Şimdi ise Temmuz ayının tam da ortası. Malum yaz geldi ve bir YSK öğrencisi olarak çok yoğunum. Aslında konu YSK değil. Farklı şeyler fakat çok yoğunum. Bir de havalar cehhennem sıcağı gibi. Allah'tan bu gün biraz yağmur yağdı da iyi oldu. Neyse. Neyseee. Gene zırvaladık. İnşallah bu gün bu gün sevgili olcaklar. Olcaklar olcaklar. Tabi ben müsait olup yazarsam. Neyse. Byee. Dikkat edin kendinize. Sıcak geçmesin. Sizi seviyorum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.