İçeriğe geç

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 28 · 30 dk okuma

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 28

~ZEVKİN NOKTALARI~

Merhabaaa. Yine ben yani yazarınızz. Nasılsınızzz? Bebeklerim. Ah beni sormyaın. Hastane kordiorlarında bölüm yazıyorum. Ne kadar güzell. Neyse güzel bir bölüm sizi bekliyor inşallah tam güzel yerini yazarken beni çağırmazlar. İyi okumalar dilerim. Oy ve yorum yapın. Seviliyorsunuz... Ay ışığında oturuyorduk Bileğinden öptüm seni Sonra ayakta öptüm seni Dudağından öptüm seni Kapı aralığında öptüm Soluğundan öptüm seni Bahçede çocuklar vardı Çocuğundan öptüm seni Evime götürdüm yatağımda Kasığından öptüm seni Başka evlerde karşılaştık İliğinden öptüm seni En sonunda caddelere çıkardım Kaynağından öptüm seni *┈┈┈┈*┈┈┈┈*┈┈┈┈ Bu adam da neyin nesiydi. Bir içmeye gelmiştik olanlara bak. Bir sikilmediğimiz kaldı yani. Karşımdaki adamı bir fazla ittim. Korkmaya başlasam mı ki? Tecavüzcü diye bağırsam duyan olur mu? Beni kurtarın. Help me. "Ya sen sapık mısın be adam. Bırak beni. Valla biraz daha bırakmazsan tecavüz ediyorlar diye bağırırım. ", dedim carlayarak. Adam ellerimi tuttuğu gibi başımın üzerinden tek eli ile sabitledi. Ne oluyoruz lan. Diğer elini de belime koyup beni kendine çekti. Gelelim fasulyenin faydalarına. Adam yüzünü boynuma doğru yaklaştırdı. Nefesimi tuttum. Burnu boynuma değince kesik kesik tuttuğum nefesimi verdim. Ne oluyordu bana. Tanımadığım bir adamdan etkilenemezdim. Etkilenmek değildi aslında sarhoş olduğum için beynim tepkiyi vermeyi unuttu. "Bana dokunma gerizekalı mal. ", dedim dişlerimin arasından tane tane. Nefret ediyorum herkezden. Beni kurtaran da olmazdı burda. "Sana ne zaman öğreteceğim telefonlara bakmayı? ", dedi burnunu boynuma sürterek. Belindeki eli sıkılşatı. Tanıdık ses kulaklarıma ulaşınca rahatladım. Hafiften titreme bedenimi esir aldı. Beynim ufak bir ayrıntıyı es geçmişti. Bu adamın sevgilisi vardı. Rahat verdiğim nefesim bana yük olurken olanları nasıl açıklayacağımı düşündüm. "Sen niye bu kadar yakınsın? Biraz çekil.", dedim kafamı siper tarafa çevirerek. Pardon da kafanı çevirerek adama alan açtın be gerizekalı. "Sana uslu durmanı söylemiştim. Neden oturmak yerine o siktiğimin pistinde dans ediyordun.", dedi kolunu belimin etrafına dolayarak. Eli belimin arkasında dururken bu sefer neredeyse bir tur çevrilecek gibi olmuştu. Bu sayede adam biraz daha yapıştım. "Ben sana karışıyor muyum yapıp ettiklerinde?", dedim sinirle. Gözlerim dolarken kendimi tutmaya çalıştım. Ben bu adamı hangi akla hizmet çağırmıştım. Aklıma sıçayım. Aklıma sıçayım. Zaten sarhoştum. Her şey bok gibi geliyordu. "Ne? " "Seni çağırdığıma pişman oldum. Keşke bu gün seni o kadınla görmeseydim" Burnu boynumda olduğu yerde dururken ben de gözlerimin dolması ile ilgili kendi içimde kendime teselli veriyordum. Ellerimin yukarıda durması ve bedenimin ona yapışık olması da cabası. "Eslem bana ne olduğunu sakince anlat güzelim.", dedi belime doladığı elini hareket ettirerek. Titrek bir nefes aldım. Burnumu çektim. Ondan uzaklaşmam gerekiyordu. Başımın üzerinde birleştirilmiş elimi hareket ettirmeye çalıştım. Olmuyordu. Olmuyordu. Bırakmıyordu. Derin bir nefes aldım. Bir şey yapmam gerekiyordu. Yapacağım şey için şimdiden özür dilerim hocam. Hakkını helal et. Diz kapağımı malum yerine sert olmayacak şekilde vurdum. Vurmak bile değildi benim için. Ama onun ne hissettiğimi bilemem. Vurmamın etkisiyle ellerimi tutan elleri gevşeyince zor da olsa elinden kurtuldum. Hızlı bir şekilde çıkışa ilerledim. Koluma düşen çantamı tekrar omzuma çıkardım. Tam büyük kapıdan çıktım kurtuldum diye sevinirken birinin beni belimden tutup kendine çevirmesi ile olduğum yerde durdum. Tanıdık parfüm kokusu burnuma doldu. Ağlicam şimdi ha. "Sen niye beni takip ediyorsun? Bırakır mısın?", dedim ellerimle Karan Hoca'nın mengene gibi tuttuğu belimi boşa çıkarmaya çalışırken. Ama -1 başarısız girişim. Çünkü beni bırakmıyordu. "Eslem sen beni deli edeceksin. Niye böyle yapıyorsun? Bilmeden seni kıracak bir şey mi yaptım?" Beni kendine çevirdi arkamdan sarılak yerine. Gözlerimi kısarak ona baktım. Üzerine siyah boyunlu bir kazak, altına da siyah bir pantolon giymişti. Üzerinde de kaban vardı. İkimizin kombinin uyumu tartışılır. Saçları her zaman olduğu gibi bakımlı ve taranmıştı. Sadece bir kaç saç teli anlına düşmüştü. Şu an kombinini ve saçlarını eleştirecek kadar beynim pusluydu. "Çok da umrumda yani. He senin işin gücün yok mu? Öğretmen. Niye sürekli sen topluyorsun beni barlardan. Hem sen ikili oynuyorsun. Yalancısın sen. Bırak beni." Yüzünü ekşittim. Midem bulanmaya bailamıştı. Ortam hiç olmadığı kadar sıcaktı. Derin nefes aldım. Koluma düşen çantamı omzuma çıkardım boşta kalan elim ile. Bir yanım onu delicesine isterken diğer yanım onu itmek istiyordu. Hoş zaten şu kafa ile pek de bir şey yapabileceğimi sanmıyordum. "Sen neden söz ediyorsun? Ayrıca benim şuan senin dışında işim de yok gücüm de yok. Ve sürekli seni ben buluyorum çünkü seni önemsiyorum. Ve ben asla yalan söylemem. Hem de sana hiç." Diğer elini de belime koydu. İçimin hoş olmasını es geçmeye çalışıyordum. Ama olmuyordu. İfadesiz bir şekilde Karan Hoca'ya bakmaya devam ediyordum. Sanırım bu işin ucu bok arkadaşlar. "Eşimin misin? Benim dışımda işin yok mu? Pek sanmıyorum ama neyse. Beni önemseseydin benim kalbimi kıracak şeyler yapmazdın. Yalan söylemez misin? İnananı siksinler." Kaşkarını kaldırmış bana bakıyordu. En son kurduğum cümle ile bana biraz daha yaklaştı. "Küfür sana yakışmıyor, Lotus çiçeği. Ayrıca o işi ben hallederim. Ve çok yanlış düşünüyorsun. Ben seni senden bile çok önemsiyorum. Bil diye söylüyorum senin dışında kimse yok." Sesi kısılmıştı. O kadar çekici geliyordu ki neye kırgın olduğumu bile unutmuştum. Beyin error. İçkinin etkisiyle olsa gerek onu öpme isteği vardı içinde. Ama bunu yapmayacaktım. "Sanırım saçmalamaya başladın. Ben de da doğru düşünüyorum. Ben de seni önemsiyorum. Ama hala kafamda sorular var. Benden başkası tabi de var var. Buna inanmamı bekleme." Tabi ki de bende başkası vardı. Sanırım beni kandırmaya çalışıyordu. Ben kimim ki zaten? Sadece bir öğrenci. Pis adam, yalancı adam, yakışıklı adam. "Saçmalayan sensin, Eslem. Önemsedin, önemsedim. Ve şu an kafanı karıştıran şeyleri söyle bana." Doğru söyleyeceğini bilmiyordum. Şu an son kalan beyin hücrelerimi de bu sorulara mı harcasam yoksa aklıma eseni mi yapsam bilemedim. Bence de ikinci seçenek. "Şu an o soruları sorarsam sarhoş olduğum için hatırlamayacağım. O yüzden sormayacağım. Ama merak ettiğim bir şey var." "Ne istiyorsan sor, güzelim." Güzelim.mi? Bana.hem.de. Sevgilisi olsa bana güzelim demezdi değil mi? Kahretsin kafam karışıyordu. Bu adam neden böyleydi? "Bu gün senin yanındaki beyaz elbiseli kadı. Sevgilin miydi?" Sesim kısık çıkmıştı. Vereceği cevaptan korkuyordum. Bu sorunun cevabı sanki beni mahvedecek gibi geliyordu. Hoş zaten mahvolmuştum da. Yüzünde bir gülümseme vardı. Bakışları sanki bana 'Sence' der gibi bakıyordu. Gözlerim yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. "O benim ablamdı. " "Biliyordum işte sevgilin. " Gözlerimden bir kaç damla gözyaşı düştü. En sonunda ne dediğinin farkına varıp Karan Hoca'ya baktım. "Ablam mı? " "Hıhım." "Senin yüzünden ben kaç kere korkudan geberdim haberin var mı?", dedim ve sol elimi yumruk yaparak Karan Hoca'nın omzuna vurdum. Dudağını kıvırarak "Kaç kere", diye sordu yanağımı okşayarak. Belindeki eli biraz daha sıkılaştı. Bütün buruna gelmiştik. Nefesi nefesime karışıyor, kalbim hızlı hızlı çarpıyordu. Şu an uçsuz bucaksız, serin, buram buram toprak kokan bir ormanda yürüyor muşum hissi vardı içimde. Aslında olan ise barın önünde bu pozisyonda durmamızdı. Bu güzel anı bozmaya yemin etmiş ve hangi akla hizmet giydiğini bilmediğim topuklu ayakkabılarım iyice kabak tadı vermeye başlamıştı. Bir daha bu ayakkabıları giyersem iki olsun. "Şimdi şöyle beden dersinin olduğu gün. Sınıfta bir çocukla beni gördüğün gün. O gün beni gerçekten yanlış anladın diye o kadar korktum ki. Sonra kaza yaptığın gün. O gün SOS mesajının bana geldiği gece. Kaza yerine geldiğimizde bir ceset vardı sedye nin birinde. Onu sen sandım. Biran aklımı kaçıracağım sandım. Sanki içimd evit şeyler parçalandı o dakika. Tabi sonra senin olmadığını öğrendim. Orası ayrı bir gerilim zaten. Sonra ambulansın arkasından baka kaldım öylece. Ameliyathane nin önünde o altı saat geçmek bilmedi. Haa şeyde var. Benim bir önceki sarhoşluğum da sizin evde silah sesleri duyduğumuz gün. Sonra ertesi gün sabah seni o kadar aramama rağmen açmaman. Daha sonra elinde simitler ile gelmiştin. O gün senin üzerine atlayıp boğazlamak istemiştim. Ama yapamamıştım. Sen beni çok korkuttun. En sonuncusu da bu olaydı." Gözümden akan bir kaç damla gözyaşlarını es geçerek Karan Hoca'ya baktım. Yeşil leri koyulaşmıştı. Ne düşündüğünü bilmiyordum. Bilsen de idrak edemeyecek kadar beynim yoktu. Sadece şu an için düşündüğüm şey onu öpmekti. Dudağıma sürdüğüm 217 numaralı dudak kaleminin o güzel rengi ile yüzüne imza atmaktı. Bu renk Karan'a çok yakışırdı. Bu düşüncem ile sırıttım. Gözümde yaş olmasına rağmen sırıttım. Kişilik bozukluğu var sanırım bende. Peh. "Neye gülüyorsun? lotus çiçeği. " "Bana diyene bak. Senin de ağzın kulaklarında." "Sence? " "Ne biliyim ben. " Müneccim falan değilim ben. Bilmem kaç dakika önce omzuma taktığım çanta tekrar kolumda sallandı. Sikerim çantayı ha. Tamam sakiniz. Relax. Gerginlik 10/10 vallahi. Ulan çanta. Sakın bir şekilde çantayı omzuma çıkarmak istesem de Hocam ile kurduğum yakınlıktan mütevellit çıkaramıyordum. Şu an emellerine ulaşmak istiyordum. Emeklerinden kastım da sokak lambasının altında Hocam'ı öpmekti. Çok otantik. Hem sevgilim yok dedi. "Bu halin nedense Beni gülümsetiyor, Eslem." "Bu halimi sikiyim." "Bu haline nikah basarım, Lotus çiçeği. Ve o işi sana ben hallederim dediğini hatırlıyorum." Nikah mı dedi o. Evet evet nikah dedi. Gelinlik seçmeye ne zaman gidiyoruz? Nikah ne zaman? Düğün ne zaman? Çocuk ne zaman? Abo. Ben kafa da çocuğu bile yaptım amına koyim. Ama onun haberi yok. "Terbiyesiz seni. Çok terbiyesizsin Karan. Ayrıca bana nikah basamazsın. Sevgilin olmasa da illaki sevdiğin biri vardır değil mi?" Bütün olasılıkları değerlendiriyorsunuz resmen. Adamın sevgilisi olmaması sevdiği de yok anlamına gelmiyordu. Yani öyle düşünüyordum. Bok gibi hissediyorum. İçime nedensizce bir işine girdi. Hava da iyiydi gece olmasına rağmen. Harbi ya. Saat kaçtı ki. "Sevgilim yok elbette ama sevdiğim var. Benim bu hayatta bir zaafım var. Benim uğruna her şeyi yapabileceğim biri var." Al işte bir atak daha. Gözlerimi derince kapattım. Bir bok yemenin daha sonun geldik sanırım. Tamam moral bozmak yok. Sakiniz. Sakiniz. Biraz önce nikah dedi, sana nikah basarım dedi. "Güzel mi? Sevdiğin kız? " "Çok güzel. " Güzelmiş sevdiği kız. Güzelmiş aşık olduğu kadın. Adı neydi acaba. Ya da hala Çağla da mı kaldı. Olası ihtimaller hep can yakar. Sanırım o benim çağlayı bildiğimi bilmiyordu. "Ne kadar güzel?", dedim yarım ağız gülümseyerek. Mutluluktan uzak bir gülümsemeydi. Ne diyeceğini ne yapacağımı bilmiyordum. Kafam çok karışuktı. "Çok güzel. Tarif edilemez bir güzelliği var. Nadir ve güzel kokan çiçekler gibi. Yeşil gözleri ise her şeyi feda etmem için yeterli bir sebep. " "O kadar güzel yani? " "Evet o kadar güzel. " Gözlerimden yaşlar ya valla yavaş süzülüyordu. Bir de gözleri yeşilmiş. Benim gözlerim gibiymiş. Aslında benim yeşiller ime bakarken onu görüyordu. Bende onu görüyordu. "Ben özür dilerim. " Benim hayatım aslında bok çukuruna benziyordu. Hatta benzemek ne kelime direk bok çukuruydu. Gözlerimden akan yaşlar yanağımdan boynuma iniyordu. Yeşil gözlerim ilk defa bana bu kadar igrenç geliyordu. Sanırım hayal dünyamdan çıkmanın zamanı gelmişti. Her zaman olavakmış gibi olup da olmayışı artık canımı acıtıyordu. Amına koydumunun hayatı bi boklar çıkarıyordu sürekli bana. Bir hayalin peşine takılıp buraya kadar gelmiştim. Sesli bir nefes verdim. Sanki dön nefesimmiş gibi geldi bana. "Ne için özür diliyorsun? Lotus çiçeği. " "Benim de bir sevdiğim vardı. Biliyor musun?" Şu an bok gibi hissediyordum. Niye bu kadar zordu ki. "Hmm. Sonra? " Sonrası yok amına koyayım. Sonrası yok be adam. "Sevdiğim... ", dedim ve soluklandım. Kalbim ağrıyordu. Ellerim titriyordu. Nefeslerim kesik kesikti. Gözyaşlarım hala akıyordu. "Benim sevdiğim adam benim yeşil gözlerimde onu görüyor. ", dedim ve durdum. Kararmış gökyüzüne baktım. Çok zordu, çok zordu. Hem de fazlasıyla. Sinir bir yandan üzüntüm bir yandan karışınca haykırma isteği geldi içimden. Parmağıma taktığım yüzüğe lanet ettim. Biliyorsunuz yüzükte K harfi vardı. Karan'ın K si. İğrenç hissediyorum. Yeşillerimi tekrar Karan'a çevirdim. "Benim... ", dedim. Tane tane söylüyordum. Her söylediğim kelime de Karan'ın omzuna yumru vurdum. "Sevdiğim... ", dedim ve bir yumruk indirdim omzuna. "Adam... ", tekrar vurdum. "Başkasını... " tekrar bir yumruk. "Seviyor... ", dedim ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Artık buraya kadar dayanmıştım. Ayaklarım beni taşımadı. Birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Yere yığılacak gibi olduğumda, Karan beni iyice kendine çekip beni kendine yasladı. Şu an beni ayakta tutan oydu. Elleri o kadar sıkıydı ki ben bile hayret ettim. "Lotus çiçeği, o adam seni seviyor. O adam senin yeşil gözlerinde kayboluyor. " "Yalan söyleme bana. Biz imkansızız. Bana ümit verme. Bana bunu yapma, Karan. Bana Lotus çiçeği deme. Beni bir kez daha mahvetme. Bir gün varmışım diğer gün yok. Yokmuşum gibi davranma. " Artık söylemenin zamanı gelmişti sanırım. Sikerim gururunu. Belimde duran sağ elini yanağıma çıkardı ve gözyaşlarımı sildi ve okşadı. "Lotus çiçeği, hiç mi anlamadın sana sarılmamdan? Hiç mi anlamadın bakışlarımdan seni sevdiğimi. Anlamadın mı sözlerimden? Senin beni sevdiğini ben bilirken sen nasıl olurda anlamazsın seni sevdiğimi." Burnu ıslak yanağıma değiyordu. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Şu an söylediklerini algılamam beş dakikamı aldı neredeyse. "Karan ben sadece imkansıd sanmıştım. Tek taraflı bir şey sanmıştım. Özür dilerim her şey için. Göremedim seni. Daha doğrusu ihtimal vermedim. Özür dilerim başkasını sevdiğini düşündüğüm için." Nefesi boynumdan yanağıma kadar geldi. Yanağımdaki eli sol elimi buldu. Yüzük parmağımda takılı olan yüzüğü parmakları ile yokladı. Elleri ellerimdeydi. Sıcaklığı beni yakıp kavuruyordu. Teması ile midemdeki kelebekleri engelleyemedim. "Bu yüzükte saklı olan adam seni seviyor. O yüzüğü parmağına taktırmayı başaran adam sana asla ihanet etmez." Sesi kısık ve çekici geliyordu. Onun beni öpmesi ya da benim onu öpmem ne kadar zamanımızı alırdı ki? "Beni seviyor musun? Yani." "Bunu duymamış olayım, Lotus çiçeği. Sana olan sevgimden asla şüphe etme. Sana olan sevgim, şüphe edebileceğin şeyler arasında sonuncu bile olamaz." Burnumu çektim ve Karan'a baktım. Artık o Karan dı. Benim Karan'ım dı. İnşallah yarın bana olan biteni hatırlatırdı. Bir an için çığlık atasım geldi. Sevinç çığlıkları. Ay şimdi bu adam benim miydi? "Eğer bana yalan söylüyorsan seni boğarım, Karan.", dedim ciddi bir ifade ile. Zaten ağlamam yeni durmuştu. "Çok yanılıyorsun, Lotus çiçeği. Ben sana yalan söylemem." Söylemez dı değil mi? İnşallah bu işin sonunda kazık yiyip götümün üstüne oturmazdım. "Timam o zaman. " Yüzünde bir gülümseme oluştu. Nedenini bilmiyordum. Gülümsemesi sanki bana her şeyi yapabilecekmiş gibi geldi. Yanımda o olursa bana hiç bir şey olmayacak gibiydi. O güveni veriyordu. "Lotus çiçeği. " "Hmm." "Dünya üzerin de gördüğüm en güzel çiçeksin. Bunu biliyorsun değil mi?" Eşşek herif ya. Benim de bir kalbin var ama. Bu cümle üzerine yüzümde kocaman bir gülümseme oldu. Şu an onu öpmemem için bir sebep arıyordum. "Bilmiyordum ama artık öğrendim. Teşekkür ederim." Bir elimi omzuna bir elimi de ensesine yerleştirdim. Kokusunun beni etkisi altına almasına izin verdim. Neredeyse dudak dudağa gelmiştik. Tek sorun onun benden uzun olmasıydı. O açığı da onun biraz üzerime eğilmesiyle kapatıyorduk. "Lotus çiçeği. " "Hmm." "Ne yapmaya çalıştığını biliyorum. " Tek kaşımı kaldırdım ve ona sırıtarak bakmaya başladım. "Hmm. Ne yapmaya çalışıyormuşum? " "Düşündüğün gibi bir şey olmayacak.", dedi o ahenkli ses tonuyla. "Ne düşündüğünü biliyorsan göstersene.", dedim cilveli bir sesle. "Beni kışkırtmaya çalışma, Lotus çiçeği. Yoksa sonu senin için iyi bitmez." Bana kafa mı tutuyordu yoksa b. n mi ona kafa tutuyordum bilmiyordum. Sanırım her ikimizde aynı şeyi yapıyorduk. Bu işi kavga etmeden bitirirsek bu benim işime gelirdi. Ama şu halde, Karan'ın bana kızacağını sanmıyordum. "Kışkırtırsam ne olur? " "Senin için iyi olmaz. " "Göstersene." "Lotus çiçeği. " Kaşlarımı çattım. Otoriter bir ses tonu vardı. Niye böyle yapıyordu. Ne güzel ikimizde her şeyi itiraf etmişken hem de. "İyi tamam. Bir şey demedim.", dedim kısık ve çekingen bir sesle. Gözlerimi yola çevirdim. Gözlerim Karan hariç her yerde gezindi. "Bana bak, Lotus çiçeği. " "Hayır. Sen bana kızdın. " Gözlerimi kapattığını göz ucuyla gördüm. Derin bir nefes verdi. Eli çenemi buldu. Biraz eli çenemde oyalandı. Menemen destek vererek yüzümü yüzüne hizaladı. "Lotus çiçeği, ben sana kızmadım. Kızmam da. Sadece sarhoşsun ve bu yaptığın şeyleri hatırlamayacaksın. Ve gitmemiz gerek. Çok geç oldu." Nasıl yani? Bana olanları hatırlatmayacak mıydı? Şu an sinirim zıpladı bak. Hayır her şey olmuşken bunu nasıl yapardı ki. "Yarın bana ne olduğunu hatırlatmayacak mısın? Karan beni delirtme bak. Seni burda parçalarım. Sakallarını yolarım. Seni buraya gömerim. Ciddiyim yaparım. Ne demek hatırlamayacağım. Karan bana şaka yaptığını söyle. Her şeyi ikimizde itiraf etmişken yapma bunu." Kaşlarımı çalarak Karan'a bakmaya devam ettim. Çenemde ki elini elimin tersiyle ittim. Köpek ya. İlla bir şey yapacak. Hayır yani her şey daha iyi olabilecek iken neden böyle yapıyordu. Kesinlikle inadı tuttu. Nefret. "Lotus çiçeği. " Sözlerini bıçak gibi kestim. "Bana Lotus çiçeği deme, Karan. Bana Lotus çiçeği deme." Sinirden ağlamak üzereydim neredeyse. Geri adım attım ama bırakmadı. Ellerini belime kilitlemişti resmen. Yemin ederim bunaldım. Bana bir fenalık geliyor. Kalk Feriha. Bir gören olcak. "Eslem, bak bu gün yaşadıklarımız, sana söylediklerim her zaman için geçerli, fakat sarhoşsun ve bu söylediklerini bilinçli bir şekilde söylemiyorsun. Bu konuyu sağlam kafa ile tekrar konuşalım. Beni anlaya biliyorsun, değil mi? Sadece bu ilişkinin sağlam kafa ile ilerlemesini istiyorum. Ha bana kalırsa ben de sana hatırlatmak isterim. Ben de meraklı değilim sensizliğe. Ben de istiyorum seninle her dakikamı geçirmeyi, ben de seviyorum seni ama... " dedi ve sustu. Derin bir nefes aldı. Yeşilleri yeşillerimde gezindi. "Aması yok. Ben seni seviyorum. Sana söz veriyorum bir gün ileride bir gün sana her şeyi yalansız bir şekilde hatırlatacağım." Dolu gözlerle Karan'a bakmaya başladım. Hatırlatacaktı ama çok geç olacaktı. "O zaman yarın konuşalım. Bana ne?", dedim mızmızlanarak. "Güzelim" "Birtanem" "Yavrum" "Canımın içi" "Aşkım" "Bebeğim" Biraz önce elimin tersiyle ittiğin eli tekrar yanağımı buldu. Elinin tersiyle yanağımı okşamaya başladı. Ağlasam mı? Gülsem mi? Bilemedim. Bir ağlayıp bir gülüyordum. Sonra tekrar ağlama. "Hmm", gerek kısa bir yanıt verdim. "Yapma böyle ama. Küsme bana. " Ahenkli ve kısık sesi beni etkisi altına aldı. Bu adam gönlümü almayı biliyor ya. Yavrum mu? Demişti bu adam bana az önce. Bu kadar kelime arasında sadece o kelimeye takıldım sanırım. "Tekrar söyle. " "Küsme bana. " "O değil. Bir önceki. " "Bebeğim." "Hayır." "Aşkım." "Bu değil. " "Canımın içi. " "Bu da değil. " "Yavrum." "Efendim.", dedim kocaman gülümseyerek. Çok güzel söylüyordu eşşek herif. Zil sesi yap kanki. İçimden geçirdiğim şeye gülmemek için kendini zor tuttum. Ama çok güzel söylüyor ya. "Karan." "Efendim yavrum. " "Karan." "Efendim yavrum. " "Karan." "Söyleyecek misin? Artık Güzelim. " Gülümsemeye devam ediyordum. O da gülüyordu. Boşta kalan elim ile Karan'ın kabanının yakasını tuttum. "Bana yavrum demen hoşuma gidiyor. " Tek kaşını kaldırdı. Dudağının kenarına kıvrıldı. Gözlerim dudaklarına kaydı. Bir süre gözlerim dudaklarında oyalandı. Elim benden izinsiz Karan'ın yanağını buldu. Baş parmağım ile yanağını okşadım. "Eslem." "Hmm." "Yapma." İyilik de yaramıyor kardeşim. Hayır yani. Öpsem incilerin falan dökülmez. Amına koycam senin,Karan. Eşşekler siksin seni, Karan. Banyo yaparken götün başın soğuk fayanslara değsin, Karan. İnşallah uyurken yastığın sıcak tarafı denk gelir, Karan. "Sizin sülale de keçi var mı? ", dedim düşünür bir sesle. Bana kızar mıydı? Çok da fifi yani. Ay götüm. Bir de bana tirip atıyormuş. Tirip atan erkek erkek midir lo. Madem pirenses olmak istiyorsan o zaman pirenses gibi davran. Lan. Bir ara Karan'a Cinderella kostümü giydirmek gereken konular var. Ya da Elsa kostümü de olabilir. Pamuk Pirenses de olabilir. O koca kas yığını vücudunu Cinderella kostümü ile görsem nasıl gülerim ama. Bir de kolunun birine pembe kurdele bağlarım tam olur. Allahım iyice sapıttım. Yok yok giydiricem ben o kostümü ona. Bir de ifşalarım. Ertesi gün Karan'ı haberlerde görürüz artık. "Keçi mi? Bu da nerden çıktı şimdi? ", dedi şaşırmış bir ifade ile. "Şimdi şöyle, sende baya bir inat var. Acaba sülalenize keçi falan mı karıştı? Anne tarafı da olabilir. Baba tarafı da olabilir. Ama bana daha çok baba tarafı gibi geldi. Baba tarafından bu inatın sana kimden geçtiğini düşünecek olursak da Hala olabilir. Tabi halan varsa. Sonra babaanne olabilir. Amca da olabilir tabi ki. Ya da dedenden de geçmiş olabilir. En basitini düşünecek olursak da Babandan geçmiş de olabilir. Evet evet baba olabilir. Ama genel olarak dünyanın 7 harikası gibisin. Bunu söylemeden geçemeyeceğim. Ha sen bir de kendi genlerini sülalenin en iyi genler adlı bir Kataloktan falan mı seçtin? Sonuçta bu muazzam, bu haşmetli, bu heybetli, bu seksi vücudun meydana gelmiş olması bir tesadüf olamaz, değil mi? Seni yapanlar iyi iş çıkarmışlar yanlız. Emeği geçen herkese teşekkür ederim. Bir de bana bak. Sülalenin en nerde boktan, en sikten, en bozuk genlerini toplamışım amına koyayım. Neyse. İnadın da bu muhteşem genlerin tuzu biberi. ", biraz geri çekilip yüzüne mal mal baktım bir an için. "Ben çok mu konuştum? Niye beni uyarmadın? ", dedim kaşlarımı çatarak. Benim aksime onun yüzünde güller açıyordu. Sanırım söylediklerimden kaynaklıydı. "Çok güzel konuşuyordun. Bölmek istemedim. Ayrıca iltifatların için de teşekkür ederim, lotus çiçeği. Aynı şeyler senin için de geçerli. Bunu biliyorsun değil mi? Bir de sana uyarı yapayım. Bir daha ne benim yanımda ne de başkasının yanında kendine çirkin deme. Güzel değilim deme. Sen çok güzelsin. Benim güzelimsin. " Yaaa. Şapşal herif ya. Yerim lan seni. Yerim ulan seni. Ham yaparım. "Eywallah, aslan parçası. " Ben, Karan'a aslan parçası mı demiştim az önce. Biraz kabadayılık yapmış olabilirim tabi ki. Yüzüne garip bir ifade yerleşti ve arkama bakmaya başladı. Arkamdan bir gülüş sesleri duydum. Karan'a baktığım da sınırlı bakıyordu. Gözlerinden ateş çıkıyordu. Suyu çıktı ama bu işin. "Eslem, gidelim yavrum. Yoksa görmemek gereken şeylere şahit olacaksın. ", dedi dişlerinin arasından. Arkama hafif dönüp baktığımda ileride bankta oturan iki adam vardı. Bu tarafa bakıp gülüşüyorlardı. Ellerinde biraz şişeleri vardı. Dayı siz hayırdır. Ne ayak. Karan'a döndüm ve "Kalsaydık keşke. Eğleniyorduk ne güzel. Gitmesek olmaz mı?", dedim yalvarır bir sesle. Sen kıt beyinli misin? Adamlar size bakıp gül üşüyorlar mal. "Ben seni eve gidince eğlendirecek bir güzel. Hiç merak etme.", dedi hala arkama bakarak. Oo. Sanırım farklı şeyler olacak gibi. İçki, sen, ben, ıslak, çıp- "Hadi gidelim o zaman eve. ", dedim büyük bir hevesle. Seni anca mal kabul paklar. Beni belimden yönlenditerek yürütmeye başladı. Bana yine destek oluyordu. Nereye gidiyoruz bir. Barın biraz ilerisinde siyah, güzel bir araba duruyordu. Bir tane değil baya güzel arabalar vardı. Ben de istiyorum bir tane. Biraz daha yürüdükten sonra bir tane arabanın yanınsa durduk. Sanırım Karan'ın arabasıydı. Bu arabayı yeni almış olmalıydı. Diğeri kaza da parça pinçik olmuştu. 15 THV 328 plakalı bir araçtı. Adam tabi okula yürümemek için araba alacaktı. Mesela bizim de arabamız vardı fakat okula yürüyerek ya da otobüsle gidiyordum. Tabi Karan bu duruma bir el atmıştı gelmesiyle. Arabası olmayıp da yürüyenlere ne diyoruz? FAKKİRRRRR. Kendi düşündüğüm şeye bir kahkaha attım. Karan, eminim ki bana tip tip bakıyordu. Dışarıdan bakan biri için deli raporuna layık olarak görülüyorsun sanırım. Bir süre güldükten sonra kafamı kaldırıp Karan'a baktım. Yüzündeki değişik ifadeyi görünce tekrar gülmeye başladım. Sokağın ortasında anıra anıra gülüyordum. Bu adam benim daha ne kadar rezil anlarıma şahit olacaktı ki? "Eslem, neye gülüyorsun güzelim? ", dedi sorgular bir sesle. Belindeki elini sıkıştırdı. Kahkahalarımı artık durdurmam gerekiyordu. Tamam. Sakiniz. Sakiniz. Güldük, sıçtık, eğlendik. Bitti gitti. Ciddiyet zamanı. Aklıma ne getirirsen gülmem biterdi ki? Kalkmasın diye felçli babaannesini düşünüyor. Aklıma nerden geldiğini bilmediğim video yüzünden iyice batırdım. İllaki bu videoyu instagram ya da tiktok da görmüşsünüzdür. Yere çöküp gülmeye devam ettim. Normalde bu kadar gülmeyeceğiz bir ortamda sıçıp bir de sıvıyordum. "Eslem, yeter sanki güldüğün güzelim. Dur artık. " "Karan ben duramıyorum. Sen beni durdur.", dedim gülmeler imin arasında. Üzerinde kısa bir elbisenin olduğunu umursamadan yere oturmuştum. Yerin sıcaklığı götümü biraz ısıtmış olabilir. Çok farklı bir duyguydu. Ben daha ne olduğunu anlamadan belime bir çift el dolandı. Beni birden omzuna attı. Saçlarım yerb doğru sallanıyor, beynim burnumdan akacakmış gibi hissediyordum. Gözlerimi açtığımda Karan'ın kasası ile göz göze geldim. Agamla derin sohbet içerisindeyken matematikçinin kasası ile göz göze gelince. Bir eli bacaklarımdaydı diğer eli ise elbisemin eteğinden tutmuş kalçamın üzerine koymuştu. Gülmelerim kesilmiş olsa da derin bir sessizlik vardı. Elinin bedenimde değişik hisler uyandırırken elimi, Karan'ın kemerine koydum. Bok ye emi Karan. Şu an çok duruma düşürdün beni. İntikamım çok ağır olacak Karan efendi. Adamın eli şak diye kalmam da ya. Abisemin eteğini tutması da çabası. "İndir beni. Düşürecektin. " "Ne demiştin sen az önce? Karan ben duramıyorum. Sen beni durdur demiştin sanırım. Evet evet öyle dedin. Ben de seni sevdiğim için sözünü dinledim yavrum. Ayrıca seni düşürecek kadar aptal değilim." Sesim resmen götümden çıkıyordu. Beynim yere aktı amına koyayım. Düşüremezsin de ben düşerim. Sen düşüremezsin yani. Ben rahat durmam. Ayrıca seni seviyorum demesi de gözümden kaçmamıştı. "İndir beni. Yoksa kötü şeyler yaparım sana." "Yapamazaın." "Yaparım." "Yapamazsın." Görürsün sen. Ayağımla Karan'ın malum yerine hafif bir tekme geçirdim. Tekme dediysem de hızlı değildi. Sadece uyarı gibi bir şeydi. Mümkün cüzdanı bırak. Güllük gittiğğ. Bu iki oldu. Üçüncüsünde artık beni halledicem yani. Adamın bir taraflarını kırmak için o kadar çabalıyordum ki. Yer misin? Yemez misin? Yedi. Dudaklarının arasından erkeksi bir inleme döküldü. Oha. O ses neydi. Düşerim ama ben bu sese. Sırf şu sesi duymak için adama tekme atabilirim. Evet deliyim. Var mı? Elim ile Karan'ın kemerini daha da sıkı kavradım. "Eslem.", dedi. Bu gün birbirimizin özel alanlarını ihlal etmekte üstümüze yoktu. "İndir beni. " Rahat batıyor bana. Adam beni yere indirmeyi bırak istifini bile bozmadı. Sadece bir inleme bıraktı o kadar. O da beni mahvetti zaten. Derin bir nefes aldı. Beni daha rahat bir şekilde tutabilmek için bir hareket yaptı. Bu saye de ben de biraz daha omzuna binmiş oldum. O değil de kaburgalarım birbirine geçti. "Eslem rahat dur. Yoksa ceza vermekten kaçınmam.", dedi otoriter bir sesle. Büllük gittiğğ "İndir beni be adam. Kaburgalatım birbirine geçti.", dedim Karan'ın tuttuğum kemerini sarsarak. Kemer çıkmaz dimi? Mazallah adamın bir taraflarını görürüz falan. Zaten yarım saattir bakışıyoruz. Pantolonum olmasa bizzat donumun kendisi görünecek. Bıkkın bir nefes verdi. Bacaklarımsaki eli kalçama, kalçamdaki eli belime gitti. Yavaş bir şekilde beni yere indirmesini beklerken arabanın kaputuna oturttu. Eteğim, beni indirirken sıyrılmış olsa da hemen indirdim. Kesiklerimin görünmesini istemezdim. Ne kadar da hafif izleri gitmiş olsa da daha duruyordu izleri. Ben burda oturmam da neyse. Sorun sence bu mu? Biraz önce kıçın adamın ellerinin altındaydı. Hakikaten biraz önce adamın eli götümdeydi. Kes oldu ve bitti. Karan'a baktığım da hafif. Bak hafif kızardığını gördüm. Sikini daşşanı koparıyordun adamın. Tamam sakin. Bütün çaba sen sus diyeydi ama bakılırsa adamın çocuğu olmayacak gibi. Özür mü dileseydim. "Karan, çok acıdı mı?" Yok ya ne acısın. Sadece çocuğu olmayacak. "Eslem, bak bir daha böyle şeyler yapma yoksa pişman olacağın şeyler olur." Ateşli geceler. "Ama senin de elin götümdeydi. Ben bir şey dedim mi? Ayrıca acıdıysa gel öpiyim de geçsin." Ben az önce öpiyim de geçsin mi dedim? Hay ben ağzıma. Hemen elimle yüzümü kapattım. Derin bir nefes alma sesi geldi. Ardından bir iki adım sesi kulaklarıma doldu. Dibine girdiğini burnuma gelen parfüm kokusundan anlayabiliyordum. İki elini açarak kaputa koydu. Baş parmakları hafif bacaklarıma değiyordu. Elden namus komşular gitti. "Öp de geçsin, lotus çiçeği." Siktir et her şeyi yapış adama. "Karan ben özür dilerim. Ben öyle demek istememiştim aslında.", dedim kısık bir sesle. "İnan umrumda değil ne demek istediğin. Ben seni anladım." Elleri ellerimi buldu. Ellerimi yüzünden indirdi. Sıkı sıkı tutuyordu ellerimi. "Emin misin? Umrunda değil mi gerçekten?" Ağzından minik bir hahlama çıktı. Sanırım gerçekten umrunda değildi. Öpsem mi ki? "Değil tabi ki.", dedi. Sesi yumuşak geliyordu. Burnumu burnuna sürttü. Hadi canım sende. Hani nerde? 'Düşündüğün gibi bir şey olmayacak. ', diyen Karan. Geri çekilip yüzüme baktı. Yeşilleri yeşillerimi talan ederken kalbim çoktan ritmini kaybetmişti. Gözlerim benden izinsiz dudaklarını buldu. Şu an zaman o kadar yavaş ilerliyordu ki slowed şarkı da öpüşme sahnesi izliyormuşum gibi geldi. Şarkı da şey. Vedalardan Bir Buket. Vedalardan bi' buket al Onun ol, onu sev Beni hayat bile sevmedi be! Boğuluyordum, görmediler Bu şarkının farklı bir havası vardı. Tıpkı şimdi ki gibi olduğu gibi. Yutkundum. Öpmem lazım. Öpmem lazım. Öpmem lazım. Gözlerimi gözlerine çıkardım. Gözleri koyulaşmıştı. İstek her tarafımı esir alırken elimi ensesine çıkardım. Derin bir nefes aldım. Dudağımı dişledim. Yutkundu. Siktir. İkimizde şu an birbirimizi delicesine öpmek istiyorduk. Ama o bu isteğin önüne geçiyordu. Ben ise yenik düşmüştüm. Baştan kaybetmiş bir kızın aşkı. "Karan.", dedim kısık ve heyecanımı saklayamadığım bir sesle. "Hımm.", diyerek cevap verdi boğazından gelen boğuk sesiyle. "Yapacağım şey için özür dilerim.", dedim nefes nefese. Bu kadar etkilenmiş miydim? Kesinlikle eridim. Boşta kalan elimi omzuna koydum. Bacaklarımı açtım. Karan'ın daha da kendine çektim. Aradaki mesafeyi kapattım ve dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Hemen karşılık verdi. Bunu beklemiyordum işte. Üst dudağımı sertçe emerken inledim. Siktir bu çok iyiydi. Dudaklarımdan tekrar bir inilti döküldü. Belimden beni tutarak kendine bastırdı. Dilini ağzıma gönderdi. Bir süre tutkulu bir şekilde öpüştükten sonra bana nefes alma süresi tanıdı. Bir anda beni kalçalarımdan tutarak kucağına aldı. Anın etkisi ile ağzımdan korku nidası dökülse de ona sıkı tutundum. Bacaklarımı beline doladım. Güvenim tamdı. "Keşke yapmasaydın. ", dedi kaba kaba soluyarak. Bu kadar etki etmiş miydi. "Neden? Kendini firenlemekten mi korkuyorsun." "Hayır. Canını yakmaktan korkuyorum." Elimi yanağına koydum ve yeni yeni çıkmaya başlayan sakallaeını sevdim. Bu an çok değerliydi benim için. Nadir bulunun rahatlıktandı. Aslında ilk defa bulmuştum ben. Çok düşünceliydi. Canımı yakmaktan korkuyordum. Bu adamı asla kaybedemezdim. Kalbim anın etkisiyle hızlı atıyordu. Hiç olmadığı gibi. Midemde adını bilmediğim bir şey filizlendi. "Karan, seni seviyorum.", dedim kısık bir sesle. Gözlerinden anlamadığım bir duygu geçti. Önce baktı. Hareket etmedi. Bir şey söylemedi. Donmuş muydu? Neden cevap vermiyordu. Yanağındaki elimi hareket ettirdim. "Karan." İlk gözlerini kırpıştırdı. Derin nefes aldı. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Ben de seni seviyorum, lotus çiçeği.", dedi benimki gibi yumuşak ve ahenkli bir sesle. Dudaklarımı dudaklarına tekrar kapattım. Ben Karan'ın üst dudağını emerken, Karan da kalçalarımın altındaki elini hareket ettirdi. Çıplak bacağıma temas eden eli yüzünden küçük bir inleme bıraktım onun dudaklarına doğru. Bacağımı okşamaya başladı. Alışık olduğu bir durum olmadığı için refleks olarak bacağımı hafif kaldırmaya çalıştım. Ama bu Karan'ın kucağında olmamdan kaynaklı olarak pek de işe yaramadı. Bir elimle en sesindeki saçları çekiştirdim. Bacaklarımı kontrol edemiyordum. Eteğinin açılmaaı umrumda değildi şu an da. Sonuçta kesikleri göremezdi. İmkansızdı. Karan'ın alt dudağını ısırdım. O erkeksi inlemesi kulaklarıma doldu. Bacaklarımın altındaki eli bacağımı sıktı. Bunun üzerine biraz doğrulamak istedim. Beni öyle bir kucağına almıştı ki çenesi gögüs hizamdaydı. Hafif dudaklarımızı ayırdı nefes alma payı olarak. Koyulaşmış yeşil leri ile bana bakmaya başladı. İçinde kaybolmak isteyeceğim kadar derindi. Diğer yandan rujum ile Karan'a imza atmıştım resmen. Bir elim ile Karan'ın dudağını okşadım. Daha doğrusu izi geçen ruju temizlemek istemiştim. "Ne oldu? ", dedi derinden gelen bir sesle. "Sana benim olduğuna dair bir imza atmışım.", dedim gülümseyerek. Sadece beni izlemişti sanki bir manzaraya bakar gibi. Neden tekrar bulaşacağını bildiğim halde diliyorum ki? Silmeyi bıraktım. Evet evet böylesi daha iyiydi. "Bana senin olduğuma dair imza atmana gerek yok. Ben zaten sen imza atsan da atmasan da kalbim senin adını ezbere biliyor. Ve neden durdun?" Kocaman gülümsedim. Söylediği cümle kalbime hançer ile kazınmıştı bile. Bu adam beni benden almayı biliyordu. "Teşekkür ederim. Ayrıca tekrar bulaşacağını bildiğim halde temizlemek saçma geldi. Ne de olsa daha yeni başladık ve benim durmaya hiç niyetim yok. Nereye kadar gidebilirse." Burnumu burnuna sürttüm. Nefesi nefesime karışıyordu. En sesindeki saçları okşamaya başladım. Mutlu olsam da içinde bir burukluk vardı. Sonuçta tek gece ve her şey itiraf edilmişken başka bir zamana ertelenmişti. O değil de saçları çok yumuşaktı. Neyle yıkıyordu ki. Haldırşaldır. İndir kaldır. Her şeyi unutmak ve şu ana odaklanabilmek için çaba sarf etmem gerekiyordu. Burnundan yanağına doğru burnumu sürterek indim. Biraz yanağında oyalandıktan sonra yanağını öptüm. Oysaki dudağının tadı daha güzeldi. Ama olsun öptüm ya. Yamağına yumuşak bir kaç öpücük daha bıraktım. Bir yandan da bacağımı okşamaya devam ediyordu. Boynuna indim burnumu sürterek bu seferde. Çok minik bir ses duydum. İnleme değildi fakat ona yakın bir şeydi. Bu ses Karan'dan başkasına ait değildi. Bunu duyunca zafer kazanmış komutan sırıtışı oturdu yüzüme. Boynunu öptüm. Kokusu da çok güzeldi bu adamın. Tam bir şaheser. Boynuna bir kaç minik öpücük daha bıraktıktan sonra öptüğüm yeri ısırdım. Hiç beklemediği bir şey olduğu için inleyerek küfür etti. Ama biraz sert ısırmış olabilirdim. Kesinlikle sabaha mor. "Siktir. Eslem yapma yavrum. " Sesi çok derinden geliyordu. Yapıcam lan. Sırf bu sesi tekrar duymak için yapıcam. Bu defa dişlerimi boynunun başka bir yerine geçirdim. Çok tatlısın Karan. Bağımlılık yaratıyorsun insanda. Boynundaki koku ise çok tanıdık geliyordu. Sanki yıllardır ben de bu konuyu bilmiyormuşum gibi. Tabi ya. Lotus çiçekli duş jeli. Aynından bende kullandığım için biliyordum. Bir aralar en iyisinin peşine düşmüştüm. Neredeyse her meyve ve her çiçeğin kınıyorum denemiştim. En güzeli yani bana göre Lotus çiçekli olanı ve çilekli olandı. "Sen Lotus çiçekli duş jeli mi kullanıyorsun Karan'ım." Karan'ım. Aitlik eki. Isırdığım yeri öptüm. Hacı kokusu çok güzel. Bağımlısı oldum amına koyayım. Ben nasıl ayrılıyım şimdi boynundan. "Nerden bildin. " Şu an kendimi K9 köpeği mi ne var ya onlar gibi hissettim. Yanlışım varsa düzeltin. "Boynun çok güzel kokuyor ve aynından bende kullanmıştım. ORssan biliyorum. Yoksa uzaktan bakınca anlama yeteneğim yok canım." Derin bir nefes aldım. Adamın boynunu soluyan soluya kokusunu hafifletsin resmen. Boynunun sol tarafı yok. Kafamı boynundan kaldırdım. Burd ağır ömür durabilirdim. Boynuna baktığımda çok güzel duruyordu. Resmen tekrar gel beni tekrar tekrar ısır der gibiydi. Bu benim için açık bir davetti. Çünkü ben yaptım. Önemli olan diğerlerine benzemesi değil, önemli olan benim tasarımım. 217 numaralı dudak kalemi, diş izleri, Lotus çiçekli duş jeli ve de olmazsa olmazımız Karancığımın boynu. Bu kombinasyon çok iyi. Tekrar denemem gereken konular var. "Sen de gğzel kokıyorsun, Lotus çiçeği." Bacağımı sıkı. Ayıptır söylemesi çok iyi. "Teşekkür ederim. ", dedim kesik kesik. Bacağımı sıktığı için bir anlık nefesimi tuttum. Bir tane geçircem taşaklarına olmicak. Geçirdin zaten de. Adamın boynunu morarttın ve adam sana bir şey demedi. Daha diğerlerini saymıyorum. "Karan." "Hımm." "Biraz önce için özür dilerim yani sik-" Dudaklarını dudaklarıma kapaması ile susmak zorunda kaldım. Siktir. Eli bacağımı biraz önceye göre bir fazla sıktı. Sanırım bu bir uyarıydı ve uyarılmamı sağlıyordu. Çok pis hem de. Eli bacağımd abiraz daha yukarı çıktı. Gördün mü? Siki. Dudakları dudaklarımı yarınlar yokmuşcasına talan ederken en sesindeki saçları çekiştirdim. Sokak ortasında öpüşmek de ayrı bir mesele. Beline doladığım bacaklarımı sıkklşatırdım ve onu biraz daha kendime çektim. Zaten adamın tepesindeydim ama arsız gibi fazlasını istiyordum. Ama böyle daha fazla temaş vardı. Muhteşem fikirler. Fazla kazanç, fazla kâr. Bir süre sonra bana nefes alma süresi tanıdı. Şükür. Anlı ile anlımı birleştirdi. Burnu buRum değiyor, nefeslerimiz karışıyordu. Hiç olmadığım kadar mutluydum yani. "Karan." "Söyle yavrum. " Kocaman bir gülümseme oldu yüzümde. Seviyorum lan bu adamı. Kim ne derse desin seviyorum. Sonu ne olursa olsun. Sesi yumuşaktı. Benimle konuşurken ses tonuna dikkat ediyordu ki bende bundan bir hayli memnundum. "Beni bırakmazsın dimi?", dedim yüzümü geriye çekerek. Kaşları kalkmış, yeşil leri koyulaşmış, anlayamadığım bir ifade ile bana bakıyordu. Korkuyordum. Onu kaybetmekten korkuyordum. Ona bir şey olursa ben mahvolurdum. Şu an şurda oturup ağlayabilirdim. Ani duygu değişimlerim beni bitiriyordu. Bana şu an için her şeyi yapabilecekmiş her şey olabilecekmiş, ne istersem yapabilirmiş gibi geliyordu. Daha doğrusu bunları bana vaad ediyordu. "Bu fikri kafandan atsan iyi edersin. Seni yeni bulmışken bırakmaya hiç niyetim yok. Ben seni, ilk gördüğüm günden beri, gözlerine her defasında baktığımda yeniden hayat buluyorum. Adını, seni düşünmeden geçirdiğim bir günüm yok." İstemsizce gözlerim doldu. Nedensizce şu an bu mutlu anın içine edilecekmiş gibi geliyordu. Her an her şey olabilirdi. En güzel rüyanın utanmadan önceki 5 saniyesi gibi hissettim. Kafamı boynuna gömdüm. Sıkı sıkı sarıldım. Her zaman bunu aramıştım. Ve sonunda birinde bulmuştum. Beni benden daha çok seven biri vardı. İlk defa beni seven biri vardı. En azından şimdikil naz yapabilerim bir vardı. İstediğim kadar ağlasam beni dinlerdi. Sabaha kadar beni görsünler uyuturdu. "Benden başkasına 'Lotus çiçeği', dersen seni parçalarım, Karan. Bilmiş ol. " "Asla öyle bir şey olmayacak. Senin mutluluğun benim için çok önemli. Senin her döktüğün göz yaşı için her bir insandan intikam alırım. Hem de seve seve. Her ne sebep olduysa, her kim sebep olduysa geri de kimseyi bırakmam. Burda söz konusu senen, burda söz konusu senin mutluluğunda herkesin hesabını keserim. Gözümü bile kırpmem, Eslem. Her kim olursa olsun. Bir daha bir damla göz yaşı akıttığını göreyim, ortalığı cehenneme çeviririm." Kalbim sevilme ve benim için her şeyi yapabilecek birini bulduğu için ve olduğum gibi kabullendiğim için normal hızından çıkmıştı. İlk defa bu kadar korunup kollanıyordum. Beni çok seviyordu. Seni seviyorum demese de olurdu. Çünkü bana beni sevdiğini her kelimesinde, her cümlesinde aşılıyordu ve hayırlatıyordu. Aklıma, kalbime sözlerini ve neler yapabileceklerini kazıyordu. Boynuna teşekkür mahiyetinde bir öpücük bıraktım. Çenesini saçlarıma gömdü. Belindeki eli varlığını koruyordu. Diğeri ise bacağımdaydı. Sol eli ile belimi okşadı. Mayışmıştım bu harekete. Yaş farkını siktir et. Bu adamı seviyordum. Varlığına kısa sürede alışmıştım. Diğer taraftan dedikleri beynimde dönüp duruyordu. Kim bilir benim intihar mektuplarını bilse ne yapardı. Bir değil, iki değil. Tam tamına 12 tane. Hepsinde de dertleri ve annemin ya da diğer insanlara anlatamdaığım dertlerim yazıyordu. Bir de her mektubun içine kurutulmuş minik bir gül koyuyordum. Çünki ben öldüğümde kimse mezarıma çiçek bırakmayacaktı. En azınsan ben ölmeden bir gül koyuyordum. Toprağa olmasa da mektuplarımda vardı. "Kedi istiyorum. Beyaz ve gri tonlarında, pofuduk olanlardan. Minik tatliş olanlardan.", dedim mızmızlanarak. Kedi ne alaka benim bile haberim yok. O derece. Birden aklıma geldi ya da hep içimde olanlar ben farkına varmadan dökülüyordu. "Alırım, yavrum. Beraber alırız. Hanginı istersen onu alırız. Sen yeterki mutlu ol. Ben he şeyi yapmaya hazırım. Herkesi durdururum. Herkesi sustururum.", dedi yatıştırıcı ve korumacı bir sesle. Boynuna minik bir öpücük daha bıraktım. Belindeki eli saçlarıma tımandı ve saçlarımı sevdi. Sadece o sevebilirdi saçlarımı. Zaten bir tek onu istiyordum. Başkası değil. Karan'ı istiyorum. Saçlarımın üzerinden bunumu öptü. Kokusunun beni etkişi altına almasına izin verdim. Orman ve ıslak toprak kokusu. *✧・゚: *✧・゚:*✧・゚: *✧・゚:*✧・゚: *✧・゚: Bazı hayaller gerçek olmayı çok hak ediyor. Evet bölümün geç geldiğinin farkındayım. Hala sağlık sorunlarım devam ediyor. Umarım ölmem. Buna hazır değilim. Bir de okulum ile bazı sıkıntılarım çıktı. Minik yaramazlıklar diyelim. Neyse. Bölüm nasıldı? Karan'ın tepkileri peki? Ay ilk öpüşme sahnesiydi değil mi bu. Ay bi an unuttum ya kxnsnxn. Bayram geldi ya. Ama eksik olanlarımız var. Ama alışıyoruz. Alışamadığımız bir şey yok maalesef. Uzatmak istemiyorum. Şimdiden hayırlı ve mutlu bayramlar. Nice bayramlar görmeniz dileğiyle. Sağlıcakla kalın. Kendinize cici bakın. Özel bölüm için öneri gelmediği için yazamadım. Zaten sınavlar bok gibiydi yani. Düşünemedim. Oy ve yorum yapın aşkolar. Sizi seviyorum... Byeee.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.