Merhaba. Nasılsınız. Ben bok gibiyim. Hastayım. Hem de nasıl hastayım. Ateşimi bir düşüre bilsem var ya. Sanırım Mart ayından beri uyumuyorum. Ciddi anlamda. O zaman bir rahatsızlandım. Bir daha da iyileşemedim. Artık ilaç ve antibiyotik kullanmaktan iyileşme yolundaki böbreklerim söücek diye korkuyorum. Çok derdim var. Ha bu arada ben yani yazarınız ne zaman bilmiyorum yani yakın bir süre içinde göz kontrolüne gidicem. Artık zamanı geldi. Ben göz kontrolüne gittiğimde yapılan işlem sonucu bir hafta kadar bir süre görmüyorum. Eğer olur da bir hafta ya da iki hafta bölüm gelmedi. O zaman ben bir süre ara veririm. Kısa bir ara. Neysem. İyi okumalar efenim. Yazım yqnlışları affola. Oy ve yorum yapın. Please. Seviliyorsunuz... ˏˋ°•*⁀➷ Balkona oturmuş elimde çekirdek, önümde kitap keyif yapıyordum. Hava biraz esiyordu ama benim gibi deli olursanız kıçınız donsa da yine o boku yersiniz. Deli olmak kolay değil. 18 sene verdim ben. Kitabın en heyecanlı yerinde kitap okumaktan sıkılmıştım. Yok böyle bir şey. Artık dilimde iki kase çekirdek yüzünden kolanın ve çekirdeğin tadını almıyordu. Yüzüm artık iki güne türkiye fiziki harita gibi olur. Ama şu an umrumda değil. Önümdeki kitabı kapattım. Telefonumdan saate baktım. Saat 12.45 idi. Bacaklarımı kendime çektim. Karan Hoca'nın kazasının üzerinden üç hafta geçmişti. Geçen gün de alçıları falan çıkmıştı. Sadece boyunluğu bir kaç hafta daha kullanacaktı. Sınavlar götüme girmişti. Matematik ve bir kaç ders daha açıklanmamıştı. Karan Hoca'nın yerine derslerimize başka bir okuldan matematikçi getirmişlerdi. Ne kadar iyi anlatsa da benim beynim almamıştı. Hatta sınavdan bir gün önce Karan Hoca senaryoya guruptan bakıp bana yazmıştı. Şu konuda eksiğin var mı bu konuyu yapıyor musun diye. Ama ben yeni gelen matematik hocasından bir şey anlamıyordum. Zaten gelen hoca ne bilim böyle çok şey gibiydi. Çok ağrasif biriydi. Hocam bu soru böyle mi çözülüyor falan dediğimizde bir beklerseniz göstericem gibisinden sürekli bir tersliyordu. Edebiyattan 84 almıştım. Zaten edebiyat dersinden konuşma+dinleme+sınav oluyorduk. Ne kadar saçma. Zaten %25'i alınıyordu. Çok saçma. Azıcık bir not. 100 alsak bile konuşmadan ya da dinlemeden çok az bir puan kalıyordu % sini alınca. Zaten bir iki kişi haricinde 100 alanda yoktu. Onlar da ikinci kere tahtaya çıkıp konuştular yani. Hocanın zaten notu kıttı. Matematikten zaten 100 almazsam Karan Hoca beni kesecekti. Çok büyük konuşmuştu. Zaten annemin gelmesine de şunun şurasında bir hafta kalmıştı. Eğer işi uzamazsa haftaya bu gün evdeydi. Zaten bu gün cumartesi günüydü. 8 gün vardı sanırım. Canım çok sıkıldı. Gözüm karşı eve kaydı. Karan Hoca'nın arabası yoktu. Onun hala eşofmanı ve bendeydi. Hehehehe. Sanırım tişörtü de bendeydi. Vuuu. Yıkayıp kendi dolabımın bir köşesine koymuştum. Kimsenin bulamayacağı bir köşesine. Tabi ki benim kokum o tişört ve eşofmana sinecekti ama annemin ansızın dolabımı kurcalamasından kendi konumuna kıyafetlere sinmesini yeğlerim. Düşünsenize annem dolabıma bir şey almaya geliyor. Tesadüfen tişörte ve eşofmana rastlıyor. 'Ben gidince eve erkek mi alıyorsun? ' diye bir cümle kurup evlatlıktan reddediyormuş. He anne sen yokken öğretmenimle sevişiyom. Hayır benim dolabımla senin işin yok gücün yok. Niye durduk yere odama gelip 'Kalk eslem. Dolabını baştan düzeltcez' demişti bir keresinde. Hayır bir de öyle bir ses tonuyla söyledi ki kendimden şüphe ettim. Acaba benim dolapta ot falan mı var dedim ya kendi kendime. Meğerse o da günlüğümü oraya saklarken görmüş de onu almak ve okumak için böyle bir çözüm bulmuş, fakat ben onun yerini ayda iki kere değiştiriyorum. Sence ben sana yakalanır mıyım? Sen tilki isen ben de tilkinin kuyruğuyum. Hatta en son sakladığım yer ise gardırobun altında neredeyse gizli bir bölme denilebilecek derece de bir yer vardı. Bunu bu eve taşındıktan 7 ya da 8 ay sonra fark ettim. Annem söylemek istemiş olsam da malum sebeplerden dolayı söylemedim. Zaten zar zor fark ediliyordu dolap yokken bile. Bu eve taşınırken eşyaları yoktu. Biz almıştık. Dolabın yeri aslında odanın diğer köşesindeydi fakat bana boğucu geldiği için değiştirmiş bu bu gizli bölmenin üstünü de kapatmıştım. Şimdiki dolabımın olduğu-gizli bölmenin- olduğu yere çerçeve falan asmak için giderdim. Çok fazla orda işim olmazdı. Astığım çerçeve yere düştü. Ama sesi çok farklı çıktı. İşte o zaman fark ettim. Bilerek açılmış bir yerdi. Sonradan yapılmıştı. Bende bundan tabi ki nasiplendim. Kim yaptıysa eline sağlık. 8 yaşımdan beri yazdığım 12 tane intihar mektuplarım, arkadaşlarımla derste yazıştıklarımız, arkadaşlarla yediğimiz-hatıra diye sakladığım-çikolata kapları, en önemlisi günlüğümü de oraya koyuyordum. Sanırım oraya şu nerden cebime girdiği belli olmayan yüzüğü de oraya koyacaktım. Bu adam nerdeydi. Alçıları çıktığından beri görmüyordum. Topu topu iki gün. Geceleri geç geliyordu. Max 12 falan. Onun haricinde yoktu. Tabi bende onu gözetmiyordum fakat merak ediyordum. Ne yazışmıştık ne de konuşmuştuk. Kim bilir ne yapıyordur. Aman zaten alçıları çıkmıştı. Kendi işini kendi halledebilirdi sanki. Masadaki eşyalarımı toplayıp içeri geçtim. Kaseleri ve bardağımı aşağıya götürdüm. Kek yapsam, Karan Hoca'ya götürsem o da bir güzel yese. Nasıl olur? Sonuçta hala saklama kabı bendeydi. Saklama kabı bizim evde yıllayacak ondan sonra gidicek galiba. Hemen gereken malzemeleri tezgaha koydum ve büyük bir heyecanla tatlımı yapmaya yavaştan başlamıştım. Kıbrıs tatlısı yapacaktım. (Aklıma ne geldiyse artık. 38 derece ateşim olan beynimin ürettiği Max fikir bu kadar. İdare ediverin. Karan da yemeyiversin kfnekdksnd) Önlüğümü giydim hemen. Telefonumdan da güzel bir şarkı açtım ve ona eşlik ederek tatlıma başladım. Bir süre sonra. Tatlıyı dinlenmesi için tezgaha koydum. Şimdi ise yukarı çıkıp hızlıca banyo yapcaktım. Daha sonra aklıma gelen fikirle çarşıya çıkıp Karan Hoca'ya uygun tişört ve eşofman tarzı bir şeyler alacaktım. İnanın nerden aklıma geldiğini bilmiyorum. Sonuçta adamın eşofmanını ve tişörtünü geri vermeyecektim fakat o benim elbisemi geri verecekti. En son temizlensin veriyim demişti ama o kadar şeyin arasında unutmuştuk. Zaten Ayşe teyzenin de 3 hafta ortalıklarda olmaması da cabası. Kadına inşallah bir şey olmamıştır. Hemen kendimi banyoya attım ve kısa bir duş alıp çıktım. Üzerime lacivert bir tane sivit altıma da siyah eşofman giydim. Saçlarımı da kuruttum ve hafif bir makyaj yaptım. Belki çarşıya indiğimde kendime de parfüm alırdım sonuçta diğeri kayıptı. Belki takı falan da. Belk-. Çok belki var. Üzerime mont almak ve almamak arasında kalkdım. Balkondan dışarıya bir göz gezdirdim. Gitmem gerekiyordu. Sonuçta daha yeni atlattık dimi hastalığı. Aynen kanka. Asla ateşin 38 aşağıya inmedi. Çantamı ve telefonumu, kulaklığımı, anahtarlarımı aldım ve evden çıktım. ... Baktığım lacivert bir eşofanı yerine koydum. İki mağaza gezmiştim ve bu üçüncüsüydü ama güzel bir şey yoktu. Daha doğrusu onun giyebileceği türden bir eşofman yoktu. Onun eşofmanları bol ve çok kaliteliydi ve ben o şekilde bol ve o şekilde kaliteli eşofman bulamadım. Daha tişört de seçikecekti. Çok saçma bir hareket mi yapıyorum diye kendimi bir sorguladım ama biraz ilerideki siyah eşofmanı görmem ile gözlerim parladı. Hemen eşofmanın olduğu yere ilerledim ve kumaşına baktım. Çok iyiydi ya. Bolluğu da iyiydi. Hemen almam gerekiyordu bunu. Müşterilere yardımcı olmak için mağazanın içinde dolaşan beyefendi ile göz göze geldik. Hafif tebessüm edip elimi hafif kaldırarak bakarmısınız dedim. Abi yanıma gelirken ben de eşofmanı incelemeye devam ettim. Eşofman işte al geç. Götünde eskiyecek sonuçta. Ne abarttın. Abi yanıma geldi ve gülümseyerek, "Buyurun. Nasıl yardımcı olabilirim acaba hanım efendi. ", dedi. Ben de tıpkı o gibi gülümseyerek, "Şey ben bu eşofmanı beğendim ama hani kaliteli değil mi?" "Bu eşofman türü mağazamıza yeni geldi. % 100 kalitelidir efendim. Eğer beğenmezseniz iade kabul ederiz. " Bu kadar lüks bir mağaza, dışına bakılınca içinde olan kıyafetlerin pahalı olduğu bu mağaza da iade var mıydı? Bizim mahalle butiği de iade kabul etmiyor haspam. Çok saçmaydı onun yaptığı. Bu kadar iyi ve kaliteli bir mağaza iade alırken mahalle-içinde saysan iki çeşit elbise bulunun-butik iade kabul etmiyordu. Hakkım haram zıkkım olsun. Amin. "Ben bunu almak istiyorum. ", dedim saçımı kulağımın arkasına sıkıştırırken. "Hemen hazırlatıyorum efendim. İsim Soyisim nedir?", dedi. "Eslem Dağdelen",dedim ve mankendeki eşofmanın aynısnı almaya-tahminim doğruysa depoya-gitti yanımdaki tatlı abi. Bende bu sırada mücevher bulmuşum sevinci ile tişört bakmaya başladım. Biraz mankenlerin, askıların, dolapların arasında ilerlemeye devam ettim ki bebek kıyafetlerinin olduğu bir bölüme geldim. Zıbınlar, kıyafetler, takımlar, bebek çorapları, bebek eldivenleri falan vardı. Bir tane zıbının üzerinde de şey yazıyordu hatta 'Kusura bakma baba. Aynı kadına aşığız. ' ve 'Kusura bakma Anne. Aynı adama aşığzı. ', gibi şeyler yazıyordu. Kimisinin üzerinde bıyık, gözlük, kalp, araba gibi desenler vardı. Biraz daha ilerledim. Bebek çorapları çok tatlı görünüyordu. Pembe birtane aldım elime. Sanırım en güzel bebek çorabı buydu bu mağazada bulunan. Bebeğim olmasa da almak istiyordum fakat garip kaçar diye kararsız kalmıştım. Ama almak istiyorum. Çok tatlı. En son beynim ve kalbim arasında ki çekişmeyi kalbim kazanınca çorabı aldım ve tişört arayışına devam ettim. En sonunda istediğim gibi kaliteli ve siyah bir tişört bulunca kasaya ilerledim. Biraz önceki abi bana bakarak "Eslem Dağdelen.", dedi ve elindeki paketlenmiş ve tatlı bir poşetin içine koyulmuş eşofmanı gösterdi. "Ben bunları da almak istiyorum. ", dedim elindeki tişörtü ve bebek çorabını göstererek. Abi elimden dikkatli bir şekilde tişörtü ve çorabı aldı. İkisini de ayrı ayrı paketlerinde gülümsedim. "Buyurun efendim. Kart mı nakit mi? ", dedi elindeki poşetleri bana uzatarak. "Teşekkür ederim. Ödemeyi kartla yapacağım. ", dedim ve hemen kartı okuttum. İade fişini de alınca abiye "Kolay gelsin. İyi günler. ", dedim. Abi de bana gülümseyerek. "Bizi tercih ettiğiniz için asıl biz teşekkür ederiz. Tekrar bekleriz. Sağlıkla kucağınıza alın. ", dedi. Pardon? nE? Düz duvara toslamış gibi oldum bir an için. Kesinlikle çoraptan bahsediyordu. Beni hamile sanmıştı. Ay bu adam beni hamile sanıyor. Tövbe yarabbim. Allah korusun. Hafifçe gülümseyerek farklı duygular içinde mağazadan çıktım. Derin nefes aldım. Acaba çocuğum olsaydı güzel olurmuydu ki. Ben ona annelik yapabilir miydim ya da? Güzel bir anne olmak önemliydi. Gözlerimi etrafta gezdirdim. Bankta oturup, bacak bacak üstüne atıp muhabbet eden yaşlı amcalar. Kesinlikle miras falan konuşuyorlardır. Şakaydı. Alışveriş yapmış gençler. Sanki ben çok yaşlıyım. Yok sen ergensin. Hatta bir tane de çift vardı. İkiz çocuklarının bebek arabasını itiyordu adam. Kadın da elinde bulunan bir iki poşeti taşıyordu. Sanırım bebeklerin biri kız biri erkekti. Çünkü birini mavi birini pembe giydirmişlerdi. İstemsiz gülümsedim. Ne kadar tatlılar. BENDE VELET İSTİYOMM. Kocayı bul yap aşko. Kulaklığımı kulağıma takarak yürümeye devam ettim. Şimdi markete girecektim. Eve almam gereken bazı eşyalar var. En basitinden yoğurt. Hastayken ciğerlerim temizlensin diye yoğurdu kaşık kaşık yemiştim. Ve sonuç olarak bitmişti. En yakın markete girdim. Alışveriş sepetini de koluma taktım. Rafların arasında dolaşmaya başladım. Yoğurdu en son alırdım. Cips gibi bir kaç aburcubur. Meyse suyu. Çilekli karpuzlu olanlardan. Sonra da dolaptan yoğurdu aldım. Gözüm tatlılara kaydı. Ama evde tatlı vardı. Dolabın kapağını kapattım. Bu seferde gözüme Browniler takıldı. Gold olanlardan. Ama evde de Browni vardı. Şu çekmece de yenmeyi bekleyen Karan Hoca'nın Brownileri. Kasaya ilerlesem iyi olacaktı artık. Bu gün paranın amına da koyduğumuza göre rahat rahat eve gideriz diyecektim ki rafların arasında ki peluş ayıcık gözüme fazlasıyla tatlı göründü. Alsam bir şey olmaz dimi ya. Olmaz dimi. Olmaz al. Zaten parayı sıçıyordun ya. Anamın kartı sonuçta. Ama ona bildirim gidiyordu değil mi? Evet gidiyordu. Ama umrumda değil şu an için. Küçük beynim işlevini bir süre başka taraflarıma devretti. Beynim başka zaman farklı işlere çalışır. Ayıcığı da artık bir taraflarıma güvenerek elime aldım ve fıtı fıtı kasaya ilerledim. Arkamdaki tatlı teyze ile göz göze geldim. Benden az aldığı şey vardı. Benim önüme geçmesini istedim. ... Elimdeki poşetler artık elimi acıtmaya başlamıştı ama evin yakınlarına gelmiştim. Gelmiştim ama markete ve mağazaya topu topuna 3400 Türk Lirası vermiştim. Peh. Aç kalıcaz. Kulaklımdaki şarkı değişirken ben de yürümeye devam ettim. Gelen şarkı ise Kayahan-Odalarda Işıksızım idi. Bu şarkı çok gözel ama. Tam nakaratı gelince efendi mırıldandım. Odalarda ışıksızım Katıksızım Viraneyim Seni sensiz, duvarlara Yazan, benim Divaneyim Kanım aksınki Terk etmem seni Evin oraya gelmiştim ki grdüğüm şey ile neredeyse elimdeki bütün poşetleri yere atma isteği geldi. Karan'ın yanında beyaz elbiseli bir kadın vardı. Yüzünü göremiyordum fakat arkadan bakınca baya da bir fiziği vardı. Karan Hoca'dan kısaydı. Ne uzun ne de kısa denebilecek siyah saçları vardı. Elbisesi diz kapağının hemen üzerindeydi. Gülüşüyorlardı. Karan Hoca'nın eli kadının belindeydi. Ona nasıl desem baya güzel denebilecek derece de bakıyordu. Bakışları özlem ve başka bir duygu ile doluydu. Şimdi bu kadın Karan Hoca'nın sevgilisi miydi? Beklemedik bir şey yaparak Karan Hoca o kadını yanağından öptü. Bir an başım döndü. Yer ayaklarımın altından kayıp gitti sandım. Sevgilisiydi kesinlikle. Dolan gözlerimi gökyüzüne çevirdim. Bir iki kere derin nefes aldım. Ben şimdi kendimi bir aptal gibi hissettim. Normal bir şey dimi. Normaldir ya. Sonuçta ben deli gibi onunla-ah her neyse. Onun için aldığım kıyafet poşetine baktın. Ne kadar da salağım. Sen git ona kıyafet al, mutlu mutlu eve döneyim adamı sevgilisiyle görünce bütün duygularımın içine sıç. Oldu mu bu. Yeminlen bıktım. Karan Hoca'nın tarafına baktığımda hala gülüşüyorlardı. Tam o ara göz göze geldik. Siktir o beni gördü. O beni gördü. Tamam sakiniz. Gülüşü bariz bir şekilde soldu. Yanındaki kadın Karan Hoca'nın kolunu okşadı ve eve doğru yürüdü. Ben hala sap gibi olduğum yerde sıkılıyorum. İlk sol gözümden daha sonra sağ gözümden birer damla gözyaşı aktı. Biz hala birbirimize bakıyorduk. Görüp görmediğinden emin değilim ama ikimizde birbirimize sanki kırgın gibi bakıyorduk. Derin nefes aldım ve evin bahçesine girdim. Anahtarı cebimden çıkardım ve kapıyı açtım. Mutfağa gidip aldıklarımı dolaba yerleştirdim. Odama çıkıp ayıcığı yatağa koydum. Karan Hoca için aldıklarımı da yatağın altına koydum. Boşuna almışım. Sevgilisi alsın. Benim kıyafetlerimi de versin. Dolan gözlerimi elimin tersiyle sildim. Allahın cezası. Niye bi olup bir olmayacakmış gibi yapıyordu. Bu adamın derdi neydi. Bir gün varmışım diğer gün yok. Yokmuşum gibi davranıyordu. Ne kadar acı. Ne kadar yanlızım lan. Babam yok. Annem zaten ne olduğu belli değil. Ben de bu gün içmeye gitmezsem adım Eslem değil. Hadi sen. Cebimdeki telefonu çıkarrım. Hatice ile giderdim. Naz yoktu. İki günlüğüne şehir dışına çıkmıştı ailesi ile. Hatice üçüncü çalıştan sonra açtı. Hoperlörlere verdim ve telefonu yatağa koydum. "Eslem aşkım. ", dedi. Sesi neşeli geliyordu. "Hatice kısa kesicem. Akşam müsaitsen mekana gidelim. Kafa dağıtmaya ihtiyacım var. Var mısın? Yok musun? ", dedim montumu çıkartırken. "Olur gidelim de bir şey mi oldu? Sesin iyi gelmiyor. " Al. Gücün yeterse gel de anlat. Ne diyim. Karan'ı sevgilisi ile öpüşürken mi gördüm dicem. Yok yok bunu da atlatıcaz. Güçlüsün Eslem. Güçlüsün. Unutursun. Zor değil. Hadi. "Buluşunca anlatırım. Ayrıca sen direk mekana geç. Bende oraya geliyim. Saati biliyorsun zaten. " "Tamam. Öyle olsun. Sen nasıl istersen bidenem. ", dedi. Bu kız harbiden anlıyor bazı şeyleri. "Teşekkür ederim gözelim. Görüşürüz. " "Gözüşanzii. " Telefonu o kapatınca ben de yatağa gitmekten vazgeçtim. Saate baktım. Saat 16.45 idi. İyi iyi yetişiriz. Yetişiriz de ben ne giyicem. Dolabımı açtım. Bralet ve deri etek kombini olabilir fakat hava biraz ona uymuyor. Onun yerine elbise olabilirdi. Ama bilemedim şimdi. Havaya baktım. İyiye gidiyordu. Öğleden sonra zaten güneş kendini fazlasıyla göstermişti. O zaman ben bi siyah dar bir elbise altına siyah taşlı topuklularım. Üzerine de siyah deri ceketim. Çanta olarak da siyah, metal aslıklı olanı alırdım. İdare eder ya. Saçlarımı da şekillendirirdim. Makyajı da kusursuz yapınca denk. Ama ayakkabılarım biraz bana vurıyordu. Pek rahat edemezdim onlarla ama bu sefer giymek istiyordum. Hızlıca üzerimdekileri çıkardım. Siyah elbisemi giydim. Fiziğimi fazlasıyla iyi gösteriyordu. Hmm. Fazla mı iddialı. Yok yok iyi. Hemen geri kalan işlerimi de hallettiğimde hazırdım. Taksi çağırsam iyi olacaktı. Çekmeceden Amily'nin 217 numaralı dudak kalemini aldım ve dudaklarımı çerçeveleyip, içini doldurdum. Üzerine de şeffaf bir Gloss geçtim. Ne kadar istemesem de çantamın içine iki hafta önce aldığım K harfli yüzüğü koydum. Çok beğenerek almıştım fakat bir iki kere anca takmıştım. Belki bu gün takardım. Ne kadar zenica lan. Adamın sevgilisini öğrendim diye kafa dağıtmaya içmeye gidiyorum. Gittiğin yerde de takarım diye adamın isminin baş harfi olan K harfli yüzüğü götürüyorum. Oha olm beyne bak. Akmıyor direk fışkırıyor. Telefonumu komidinin üzerinden aldım. Hemen bir tane taksi çağırdım. Bana on dakikaya orada olacağım demişti. Ben de bu sırada parfüm sıkar, hangi deri ceketi giyeceğime karar verirdim. Doalabımdan belden biten bir tane deri ceket aldım. Zaten üç taneydi. Biri uzun, biri normal, biri de kısaydı. Hemen üzerime dolaptan aldığım deri ceketi geçirdim. Çekmecedi parfümümü de aldım ve biri iki kere üzerime sıktım. Yeter herhalde. Hemen çantamı telefonumu aldım. Çantamın içine ıslak mendil, peçete, dudak kalemim, glossumu koydum. Aklıma başka bir şey gelmedi. Hemen toparlandım. Saate baktım. Hazırlanırken saatin farkına varmamışım herhalde. Saat 19.37 yuh. Hemen aşağıya indim. Dolaptan topuklu ayakkabılarıma göz gezdirdim. Taşlı olanları giyecektim. Taş dediysem de full taşlı değildi. Sadece ayağımın üzerindeki iki parmak kalınlığındaki bandı hafif taşlıydı. Hemen ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Ayağa kalktım. Son bir kez kontrol yapmam gerekiyordu. Çantam yanımda, telefonum yanında, şarjı da var. Sonra içinde lasım olabilecek eşyalarım da var. Parfümümü de sıktım. Okeyim. Gidebiliriz dostum. Anahtarımı aldım ve evden çıktım. Kapıyı kilitlerken çağırdığım taksi evin önünde durdu. Hemen işimi hallettim ve bahçeden çıkmak için yürümeye başladım ki balkondaki Karan Hoca'ya göz ucuyla baktım. Farkında bile değildi ona baktığımdan, fakat o bana baya baya göstere göstere bakıyordu. Ben de ona göstere göstere yürümeye devam ediyordum. En son bahçeden çıkınca taksinin arka kapısını açtım ve bindim. Görmesi umrumda değildi. "Nerede gidiyoruz abla. ", diyen taksi şöförüne baktım. 35 ya da 36 gösteriyordu. Kumral, açık kahverengi gözleri vardı. Saygı gereği abla diyordu herhalde. ".......... Bar. ", dedim ve adam önüne döndü. Ben de telefonuma gelen bildirime baktım. Zaten başka bir kişiden gelse şaşarım abi. Matematiğin Babası: Umarım akşam seni benim almak zorunda kalacağım bir durum olmaz. İster gel ister gelme be. Sana sanki zorla gel de beni al diyoz. Adana bak be. Sinir şey. Hem senin sevgilin yok mu ya. Git onu falan öp. ... Barın önünde duran taksiye ödemeyi yaptım ve taksiden indim. Gene aynı mekana gelmiştik. Şu Naz'ın kuzeninin arkadaşının yeri mi ne. Dıdısının dıdısı. Büyük loş koridorda ilerleyerek barın olduğu yere geldim. Baya insan vardı. Zaten gene kadar 20.06 olmuştu saat. Hatice'yi göremedim ortalıklarda. Arasam iyi olacaktı. İkinci çalıştan sonra açatı. "Nerdesin aşkom. Ben geldim. ", dedim barın önündeki yüksek sandalye lerden birine otururken. "Yoldayım geliyorum. " "İyi tamam. Fazla geç kalma bak. " Alım Allah geç falan kalır ben de o gelmeden kafayı güzel yaparı. Olmaz. "Tamam.", dedi ve telefonu kapattı. Elimdeki çantayı önüme koydum. Ağırlık yapıyor ya. Telefonumu da içine koydum. Sandalyeyi bir tur çevirdim. Oynayan çok fazla insan yoktu fakat ışıklar ortama ayrı bir hava katıyordu. Kesinlikle gecenin ilerleyen saatlerinde o pistte bende kıvırtıcam ama hadi hayırlısı. İnşallah fazla dağıtmam. Yoksa bu sefer beni toplayan da olmaz. Kesinlikle olmaz. Asla. Barmene döndüm ve bir tane kokteyl istedim. Bir iki dakika sonra önüme konan kokteyliye baktım. Bir iki yudum içtim. İyi güzel. Tekrar önüme döndüm ki ileriden bana el sallayan Hatice'yi gördüm. Bizde biraz mallık var ama. Anlaşıyoruz yine de. Biraz mal olmak iyidir ya. Hatice bana doğru gelirken elimdeki kokteyliyi tezgaha bıraktım ve ayağa kalktım. Hatice gelince sarıldık. O da ben gibi yanımdaki sandalyelerden birisine oturdu. "E anlat bakalım. Ne oldu? " Burası çok ortadaydı bu konuyu konuşmak için. Hele de konu benim aşık olduğum-öğretmenim-adam olunca biraz cıvıtabiliridim. Onun için biraz köşeye çekilmekte fayda vardı. Sonuçta kimsenin duymasını istemezdim. "Şöyle köşelere falan geçelim mi? Sende istersen tabi. " "Olur olur. Geçelim. " Çantamı ve kokteylimi alarak en köşede bulduğumuz bir masaya oturduk. Allah'tan köşede boş bir masa vardı. En köşede bu arada. Işık bile yok. O derece. Hani şey var ya karanlıkta oturursunuz siz her yeri, herkezi görürsünüz ama ışıktakiler sizi göremez ya öyleydim şu an. Işık bile çok az var burda. Tam istediğim ortam abi. "Anlat bakalım yiğidim. ", dedi Hatice bacak bacak üstüne atarken. "Şimdi şöyle sabah her şey iyi gidiyordu. Ben işte Karan Hoca gilde kalmıştım ya. Hatırlıyorsun dimi? ", dedim ve hatırlayıp hatırlamadığının farkına varmak için Hatice'ye baktım. Başını salladı. Bende devam ettim. "İşte o gün ben Karan Hoca'nın eşofmanını ve tişörtünü giymiştim. Onu da telefi etmek için tatlı yaptım bir de gittim bir tane mağazadan Karan Hoca'nın giyebileceği bir şekilde tişört ve eşofman aldım. İşte siz diyordunuz ya bu adam seni seviyor gibi. Olursunuz siz şeysi vardı ya. Adam işte resmen benimle oyun oynuyor. ", dedim ve elindeki kokteylden bir yudum aldım. "Nasıl yani? ", dedi biraz benden geri çıkarak şaşkınlığını belli ederek. "Ya işte bir ara çok iyi oluyoruz bir ara hiç yok. Bir olacakmışız gibi oluyor. Buna inanıyorum. Tam diyorum her şey iyiye gidiyor. Tam o sıra her şey mahvoluyor. Adam bir var bir yok. " Hatice'ye baktım. Beni pür dikkat dinliyordu. Nereye bağlayacağımı merak ediyor gibiydi, fakat ben daha cümleleri doğru düzgün bile kuramıyordum. Derin nefes aldım ve devam ettim. "Bu gün onu bir kadınla öpüşürken gördüm. Öpüşmek dediysem de yanağından öptü. Görmek lazım. Bir yakınlar bir yakınlar. Tabi beni görene kadar gülüşüp eğlendiler. Bende tabi bir aptal olduğum için yolun ortasında dikeldim bunları izledim. Kadın baya güzeldi. Karan Hoca da bir gıram yanından ayrılmıyor kadının. Sonra beni fark etti Karan Hoca. Tam o sırada da kadının yüzünü görmedim ama arkadan bakınca fiziği baya iyiydi. ", dedim rahat bir oturuşa geçerken. Önce bir Hatice'ye baktım. Söylediklerimi sindirmeye çalışıyordu kesinlikle. Yani beklemek lazım. Ha diyince sindirilmiyordu. "Öpüşüyorlar mıydı? " "Ama yanaktan. " "Yanaktan? " "Hıhım." Hatice önüne döndü. İşler karışık. Beynim basmıyor. Bu kadın bunun sevgilisi miydi. Sanki bir boklar var gibiydi. Ama anlamıyordum. Bu kadın kim ya. Allahım sabır ver. Atcam kendimi şurdan. Az kaldı. Çantamın içindeki telefondan bildirim sesi kulaklarımı doldurdu. Kesinlikle Pinterest'ten gelmişti. İyi bir zevkin var Eslem falan falan. En son şeye bakmıştım lotus çiçeklerine. Kesinlikle onunla ilgili öneriler geliyordu. "Yani bilemedim şimdi. Sevgilisi olabilir tabiki ama senin bunu görmen iyi olmamış. Hem de bu şekilde görmen bu kadar yakın görmen olmamış. Keşke hiç onu tanımasaydın. " Keşke hiç onu tanımasaydın. Sevgili olun diyen Hatice'den keşke tanımasaydın diyen Hatice'ye. Zaman o kadar hızlı aktı ki ne zaman gördüm ne zaman aşık oldum bilmiyorum. Ve şu an harbi bitmiştik. Ben yorulmuştum. O bir yolunu bulmuştu. Her şey elime yüzüme bulaşmıştı. Annem değişmişti. Yanlız hissediyordum. Duygularım ile hareket ediyordum. Yanağımdaki ıslaklık ile irkildim. Ağlıyor muydun ben. Evet evet onun için ağlıyordum. Bir de tanımasaydın kelimesi geçince iyice dibe batmıştım. Cidden bazen olmuyor ya. Bitiyor. Başlamadın bitiyor. Tam her şey güzel giderken bana yanımda olduğunu güzel bir şekilde bana aşılamışken bir anda gitti. "Ama en zoru da ne biliyor musun? Bana o kadar yanımda olduğunu hissettirdi ki ben de onun sevgisi ile iyileşebileceğimi düşündüm ve o birden gitti. Bana davranışları ile hal ve hareketleri ile olabilecekmişiz gibi hissettiren adam gözlerimin önünde başkasına gitti. Bir gün varmışım gibi davranıp bir gün yok. Yokmuşum gibi davranmasıydı. Benim kırıldığım yerlerden birisi de bu. Anlamadı. O hiç bir zaman onu sevdiğimi anlamadı. O benim sevgiye ihtiyacım olduğunu ona ihtiyacım olduğunu görmedi. " Bazı zamanlarda yanımda oldu. Korktuğum zamanlarda mesela. Beni eve o götürüp getirmişti. Sonra bir önceki bar meselesinde onun evinde uyanmıştım. Silah sesi duyduğumuzda yanımda yine o vardı. Çoğu zaman ağladığımda o vardı. Ama bazen o kadar hayatımda güzel şeyleri onunla yaptığımı fark ettim. Mesela bana yemek yedirmişti. Sadece yemekle alakası yok çok güzel bakmıştı ama- Aması yoktu. Bana o kadar değerli hissettirdi ki bu adam o boşluğu şu an kapatamıyordum. İçim içimi yiyordu. Bu adam bana o kadar güzelim falan dedi ya. Beni öptü ya. Bana çok garip geliyor. Biz o kadar yakın olmuştuk ki adam bana normalde anlatmaması gereken özel şeyleri anlatmıştı. Ve ben bu gün onu sevgilisi ile görüyordum. Yeminlen o kadar yoruldum ki anlatamıyorum. Bağırıp çağırasım vardı yüzüne yüzüne. Ben onu sevmekten başka bir şey yapmamıştım ki. Ama gel gör ki benim kalbim parça pinçik olmuştu. "Eslem bak üzülme güzelim. Hem belki sen yanlış gördün. Bu kadar kafaya takma. Takma diyorum da kolay değil biliyorum ama yapmak zorundasın. Sevgilisi varsa yapacak birşey yok gibi duruyor. ", dedi bıkkınca. O da haklıydı. Daha sevgili bile olmadığımız bir şeyde onu kıskandığımı anlatıyorrum. İlişki diyemezsin çünkü o benim öğretmenimdi. Hatice ileriden giden garsona seslendi. Garson elindeki tavsiye bize yaklaştı. Hatice ise tepsideki kokteyliden bir tane aldı. İki tane de masaya bira koydu. Vay. Kafayı açar dağıtıcaz gibi görünüyor. İnşallah var köşelerinde sabahlamazdık. Yoksa bizi burda hallederlerdi. Telefonuma bir bildirim daha geldi. Sikicem şimdi ya. Ne teleronmuş ya. Annem olamazdı o zaten beni Umuttu amına koyayım ya. O beni unuttu. Belki de varlığımı reddediyor ya da eve gelince bana notlarım ile ilgili nasıl bir ceza vereceği konusunda kafa yoruyordur diye umuyorum. Kadına bak be. Nerden nereye Bu kadın bu kadar değildi ya. Arada kavga falan ederdik ben cevap verirdim ama bu kadın bu kadar olamaz ya. Eve geldiği halini düşünemiyorum bile. Yanağımdaki yaşları elimin tersiyle sildim. Çantamdaki peçeteyi çıkaramayacak kader üşeniyorum ya. Hatice de sakın sakin kokteylisini yudumlayınca rahat bir nefes aldım. Ağzıma sıçmazdı ama bazen haklı konuşup kalbimi kırarrı. Hani gerçekleri kabullenemeyince kalbimiz kırılıyor ya öyleydik biz. "Neyse ya zaten bizden olmazdı. Soyadı adıma uymuyordu. Eslem Yılmaz. Olmadı ya. Boş ver biz içelim. Bak az sonra o piste biz de çıkıp biz de millet gibi kıvırtıcaz. Okey mi? " Dediğim şey ile Hatice bana baktı. Siktir. O değil de soyadı adıma cuk diye oturuyordu. Eslem Yılmaz. Harbi güzel oluyordu. Hatice'ye baktım. İçeceği kokteyli ile eli havada kalmıştı. Vay anam babam be. O kadar mı etki ediyor ya. Neyse ya. Ettiyse etti. Eslem Yılmaz. ... Elimdeki dördüncü içkiydi ve benim kafa baya güzeldi ya. Biraz pistte dans etmiştik Hatice ile. İyi gelmişti. Kafam dağılıyordu. Sanki fazla dağılıyor. Bir ara Hatice'yi iki tane görmüştüm hatta. Adamın biri pistte yanlışlıkla-inşallah yanlışlıkla olmuştur. Çünkü ben yanlışlıkla diye algılamak istiyorum-bacağıma dokundu. Eklediler beni. Eklediler beni. Help me. Help me. Elimdeki bardağı masaya koyarken Hatice'nin telefonu çaldı. O fazla içmemiş tirip. Sadece ilk bardağını bitirmişti. Fazla içmek istemiyordu sanırım. Zaten o da kafayı güzel yaparsa burdan bok çıkarız çünkü ben burdan kendi çabalarım ile çıkamayacak gibi duruyorum. Hatice artık telefonla ne konuşuyorsa kaşları çatılmıştı. Ben de bu sırada pistte olan çiftleri izliyordum. Lan biri bir ara evlilik teklfi etmişti. Çok da dikkat etmedim ama güzel gibiydi fakat ben sevmedim gibi de oldu. Beynim çalışmıyor. Pistte dans edenleri bile iki iki görmeye başladım amk. Bu kafayla neyin güzel neyin kötü olduğunu bok anlarsın sen. Harbi öyle duruyordu. Beynin bu gece düşünme yeteneğini başka taraflarıma bırakmıştı. Bu günde beynin amcam tatil etsin ya. Oyalanmak için çantamda olan telefonumu zor bela çıkardım. Beynim seçmiyor diyorum size. Niye inanmıyorsunuz. Telefonumu çıkarıyım diye çantamdaki K harfli yüzüğü de yere düşürdüm. Ayıkla pirincin taşını. Ben ediniyorum almaya onu yerden. Ama alacam. Başka çarem yok abey. Yerdeki yüzüğe uzandım. İlk başta alamasam da ikinci de kolumu biraz daha kullanınca almış oldum. Oturduğum yerde dille itin. Sırtımı rahat koltukla birleştirdim. Elimdeki telefonu kucağıma bıraktım. Yüzüne biraz baktım. Harbi güzel seçim. 50 tl lik bir yüzüğe göre fazlasıyla güzeldi. Onu da her ne olursa olsun parmağıma taktım. Masadaki içki lerden birine daha uzandım. Elime alınca yine sırtımı rahat deri koltuk il birleştirdim. Bir iki yudum aldıktan sonra Hatice'ye baktım. Hala daha telefon ile konuşuyordu. Kesinlikle hayat memat meselesidir. Ölecekler abi. Ya bir kafa dağıtmaya geldik onu da arayan arayana be ağa. Gözlerini Hatice'den çekerek pistte oynayan çiftlere çevirdim. Müzik çok mu sesli yoksa benim beynim mi eror veriyor anlayamadım. Yanımdaki Hatice'nin koluma dokunması ile irkildim. Ananın amı ya. Ne oluyor ya. Ne oluyor ya. "Eslem benim acil eve gitmem gerekiyor da. Seni de ve bırakmamı ister misin? " Eve mi gidecekti. Hem de bu saatte. Keyfi bilir ama ben biraz daha burda durup kudurmak istiyorum. Şu an eve gitmek istemiyor canım. "Yok teşekkür ederim. Sen gidebilirsin. ", dedim elimi hava da sallayarak. Evet şebeklen Eslem podyumda. Alkış alabilir miyiz. "Emin misin? İyı görünmüyorsun bak. Gitmek istersen bıra-" "Gerek yok. Ben iyiyim. Biraz daha burada kalmak istiyorum. " Hatice önce beni bir süzdü. Daha sonra masadaki çantasını ve telefonunu aldı. Çantasını koluna takarken ayağa kalktı. Ben otursam ne olur ki. "Eve gidince mesaj atıyorsun bana. " "Emrin olur çavuş. ", dedim ve kahkaha attım. Çavuş. "İyı ben gidiyorum. " "Okayy. Byee. ", dedim elimi ona doğru sallarken. Hatice yavaş yavaş masa ile koltuk arasından çıktı ve diğer insanların arasına karıştı. Daha sonra gözüm seçmedi ben de onu takip etmeyi bıraktım. Elimdeki içimden bir yudum daha aldım. Oh oh mis. Kucağımdaki telefonumu elime aldım. Way anasını sayın seyirciler. 8 cevapsız arama 7 whatsapp mesaj Kim aramış ya da kim mesaj atmış olabilirdi ki. Zar zor whatsapp'a baktım. Karan Hoca mesaj atmıştı. Hani şu sevgilisi olan adam. Bir kahkaha daha attım. Yazdığı şeyleri okudum. Nerdesin falan diye mesaj atmış. Bok kafası yetmemiş bir de aramış. Yalan yok yakışıklı adamdı. Canım cevap vermek istedi ama sağlıklı bir cevap olmayacaktı. Ben: Hmm. Sevgilisi olan adam. Sen o'sun. Evet evet o'sun sen. Ben: Hayırdır sen sevgilin varken niye beni merak edıyon ki. Benim keyfim yerinde. Yazıp attım. İlk önce yukarıda çevrimiçi yazısı yazdı. Daha sonra iki tık iki mavi tik oldu. Bir dakika sonra da aşağıda yazdığını belli eden üç nokta göründü. Matematiğin Babası: Niye merak etmiyim ki? Matematiğin Babası: Nerdesin sen? Bir de keyfim yerinde demişsin. Lan bu adam niye çift oynuyor ya. Mal mısın sen ya. Parmaklarım kılavye de dolaştı. Biraz eğlence fena olmaz dimi. Kıs kıs güldüm. Sinsilikse sinsilik. Kalleşlikse kalleşlik. İntikamsa intikam. Hehehehe. Kamera yerine girdim. Arka kamerayı çevirdim ve elimdeki bardağı havaya kaldırdım. Bir tane fotoğraf çekip ona attım. Nerde olduğumu bildiriyorum arkaaşlar. Fotoğraf anında görüldü olurken benim de kafam çok güzel fikirler üretiyordu. Üretilen saçma fikirler kılavyeye dökülüyordu. Ben: Hocam siz kıskanırsanız benim hoşuma gider ama ben kıskanırsam birilerinin ağzı ile burnunu yer değiştirmeden oturmam. Matematiğin Babası:Demek öyle. Benim için durum farklı. Sen kıskanırsan benim hoşuma gider ama ben kıskanırsam kan dökmeden geri adım atmam. Matematiğin Babası: Nerdesin? Gelip alıyım seni. Beni gelip almaktan mı bahsediyordu bu adam. Aman yarabbim ya. Senin sevgilin yok mu ya hem. Onunla falan ilgilen hoca. Ben senin için bazen varım bazen yokum sonuçta. Ben: Yok gelmeyin Hocam. Siz sevgiliniz ile kalın. Yanlız kalmasın kız şimdi. Ayıp falan olur. Ben: İki keklik bir kaya da oturuyor. Oturma da keklik derdim bana bakıyor. Aman aman bakıyor. Dayısını karada bırakıp gidiyor. Yazması boyalı kundurası oyalı. Yar benim aman aman. Yar benim uzun da geceler. Yor ya yar beni de sıra sar beni de aman aman sar benim teyzelerimizi ağlatanlar. Akıllarda kalan soru. Şair yukarıda ne anlatmak istemiştir? Bu böyle değildi ama beynimin izin verdiği şekilde yazdım. Bazı yerleri beynim değiştirmişti. Ama böyle daha güzel oldu sanki. Bahçeli amcama taş çıkartır içkili beynim. Kendi yazdığım şeyi bir kez okudum. Harbi güzel oldu lan. Gür bir kahkaha attım. Matematiğin Babası: Sen ne kekliğinden bahsediyorsun. Bak Eslem. Saçmalamayı bırak. Nerdesin söyle bana. Gelip alıyım seni. Ben: İçimi dolduran bir dünya aşk olur. Matematiğin Babası: Aşk mı? Eslem lütfen bana düzgünce cevap veriri misin? Ben: Gözlerim gözlerime değince. Matematiğin Babası: Ben değdi ri cem gözlerimi sana. Merak etme. Ben: Sesini duymasam her rüya dert olur. Matematiğin Babası: Yanına geliyim. Duyurucam ben sana sesimi. Ben: Ellerin ellerimden gidince. Matematiğin Babası: Eslem bak yeter. Saçmalama artık. Bana nerde olduğunu söyle. Merak ediyorum seni. Bok söylerim sana nerde olduğumu. Gel de sevgilin evde sik gibi kalsın dimi. Yok öyle. Bir de ikili oynayacak. Bok oynarsın. Ben sana izin verir miyim be. Bir fazla saçmalayacağım. Aslında beynim şu an çalışmadığı için bütün bunları götümden atıyorum. Ben: Hocam fareler çiftleşe bilirler mi? Matematiğin Babası: Anlaşıldı sen iyice kafayı güzel yapmışsın. Ben: Bence de yumurtlarlar. Niye olmasın ki. Dimi? Ben: O değil de yılanlar nasıl uçuyorlar. Yılanlar uçar mıydı dı ki. Yoksa filler mi uçuyordu. Kesinlikle atlar uçuyor. İkisi de değil. Ben: Yosunları neden evde yetiştiremiyoruz. Matematiğin Babası: Eslem eğer biraz daha saçmalamaya devam edersen ben seni cezalandırıcam. Ben: Bana su samuru alır mısın? Evde beslemek istiyorum. Arka bahçeye minik bir şişme havuz yaparız. Olmaz mı? Matematiğin Babası: Eslem nerde olduğunu söyle ben sana istediğini alırım güzelim. Ben: Söz ver. Bana bir itaat modu geldi ya. Neden olduğunu bilmiyorum ama manipüle oldum galiba. Aslında manipüle olacağım bir şey de söylememişti. Matematiğin Babası: Söz veriyorum yavrum. Söz veriyorum. Nerde olduğunu söyle bana. Ben: Konum📍 Matematiğin Babası: Ben gelene kadar asla bir yere gitme. Ben: Bana gelince her şeyi anlatırsan neden olmasın. Tabi ki de yerimde durmam ben. Sence ben yerimde durur muyum. Tabi ki de hayır. Telefonumu kapattım ve çantama koydum. Elimdeki içkiyi tekdeğil diktim. Yandı gitti lo. Çantamı da oturduğum yere koydum. Piste doğru salına salına yürüyordum. Arka da durmak baymıştı. Biraz dansın zararı olmazdı. Pistte diğer insanlatın arasına doğru girmek yerinde onlara doğru yaklaştım ama içlerine girmedim. En köşe de kendi halinde dans ediyordum. Kollarımı havaya kaldırdım. Kalçalarımı da müzik ve kollarımın hareketine koordineli bir şekilde kıvırmaya başladım. Bir yandan da müziği diğerleri gibi bağırarak söylüyordum. Bir süre böyle devam ettim. Ayaklarıma rahatsızlık vermeye başlayan ayakkabılarım artık oturmamı söylüyordu ama ben oturmak istemiyordum. En azından lavaboya gidebiliridim. Yavaş yavaş pistten ayrıldım. Köşedeki masama ilerledim. Çantamı aldım ve koluma taktım. Telefonuma bakmak istemiyorum. Eğer mesaj falan varsa şu an cevap verebilecek kadar iyi değilim. Lavaboya gitmem gerek. Böbreğim şişdi ya. Büyük koridora çıkınca rahat bir nefes aldım. Burası içeriye göre daha serin ve boştu. Buraya çıkınca içerinin boğucu olduğuna kanaat getirdim. Büyük koridorda ilerleyerek sağdan dönerek lavaboya ilerledim. Burası biraz daha karanlık ve lış kırmızı ışığın aydınlattığı bir ortamdı. Koridor ise biraz daha aydınlıktır buraya göre. Lavabo koridoru fav. Ne öpüşülür ama burda. Lavabonun kapısını açmak için elimi uzattım ki arkamda bir ses duymam ile elimi geri çektim. Birisinin elleri belime dolandı ve beni duvara yasları. Kırmızı ışıkta ilk yüzünü seçmeye çalışsam da gözlerim buna pek de izin vermedi. Omuzlarından ittirmeye çalıştım ama nafile. Elleri bir fazla belime dolandı. Bu artık rahatsız edici bir durum halin e gelmeyen başlarken adamı bir fazla ittirdim. Zaten zar zor ayakta duruyorum bu herif her kimse beni burda çatur çutur siker. Yani o gücü yüzünü görmesem de buram buram her zerremde hissettim. ✩*⢄⢁✧ --------- ✧⡈⡠*✩ "Kalp midir insana sev diyen, Yoksa yanlızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; Bir muma ateş olmak mı, Yoksa yanan ateşe dokunmak mı? " Merhaba ardakaşlar. Ben bir bölümü daha milad ettim. Hayırlı olsun. Ben yazarken zorlansa m d ahastalığımdan dolayı keyif aldım. Umarım beğenirsiniz. Size ikinci bir var sahnesi attım. İnşallah bokum gibi olmamıştır. Neyse. Hayat nasıl gidiyor? Dersler falan. Sınavlar yaklaştı. Çalışmak lazım ama hiç halim yok. Götüme giricek gibi hissediyorum. Evettt. Sevgili olmalarına çok az kaldı bu arada. İnşallah sevgili olmadan olacak olaylarda ağzıma sıçmazsınız. Çünkü ben bir bok yicem. Allah size sabır versin. Başka bir bölümde görüşmek üzere. Ben siper bölümü yazmaya gidiyorum. Geç gelmez bu arada. Hemen atacağım. Zaten bölümde yarısı var. Ateşli diyelim. Heheheh. Kendinize dikkat edin. Bana da dua edin. Hastane randevum var. İnşallah ölmem. Sizi seviyorum. Muahh. Byee. Oy ve yorum yapın bebeklerim...
Bölüm 27
~BEYAZ ELBİSELİ KADIN~
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.