Merhabaaa. Nasılsınız? Ben iyi gibiyim. (Değilim) neyse. Yazacak bir şey bulamadım. Neyse. Bölüme geçelim. Moralim bozuk olsa da güzel bir bölüm yazacağıma inanıyorum. İyi okumalar efenim. Oy ve yorum yapmayı unutmayın. Seviliyorsunuz... Ah benim o gözünün içine bakarken Kendimi kaybettiğim sevgilim Unutuluyor mu böyle bitince? Söyle bari ben de bileyim ꒷︶꒷꒥꒷‧₊˚꒷︶꒷꒥꒷‧₊˚ Karan'ın uyanmasının ardından iki gün geçmişti. Kendine de baya gelmişti. Beraber toparlanmıştık neredeyse. Şimdi ise taburcu olmuştu. Doktor ilaç ve boynu için boyunluk vermişti. Kontrolleri vardı bildiğim kadarıyla. En son uyandığı gün sarılırken odaya, Buğra'nın girmesi ile bütün büyü bozulmuştu. Tahmin ettiğiniz gibi ayrılmak zorunda kalmıştık ama ayrılmadan önce, Karan boynuma ve saçıma minik bir öpücük bırakmayı unutmamıştı. Sonrasında ise saçlarımı ıslak bıraktığım için ufak bir uyarı yemiştim. İyileştiğinde bana bunun için ayrı bir ceza vereceğini söylemişti. Tabi ben de o anın etkisiyle kabul etmiştim. En fazla ne verebilir ki? Akşam yemeğini yiyip uyumuştu o da normal olarak. İki gün boyunca hastane de kalmıştım. Ne kadar gitmemi istese de gözleri kal der gibi bakıyordu. Nedenini bilmiyordum. Bu üç ya da dört gün için rapor almıştım kendime. Karan da kendine bir ya da iki aylık almış olmalıydı. Bir de tesadüfen, Buğra ve Karan konuşurken sessizce kapı önünde onları dinlemiştim. Kaza ile ilgili bir şeyler söylemişti. Tahmin ettiğiniz gibi, Feridun ismini, Karan'dan da duymuştum. Bu, Feridun gerçekten iyi bir insan değildi. Daha sonra odaya hemşire girdiği için ben de hemşire ile girdim zaten bizim girmemiz ile konuşmayı bitirmiştiler. Şimdi ise, Buğra'yı bekliyorduk. Evrak imzalayıp hastaneden çıkışımızı yapacaktık. Buğra, Karan için kıyafet getirmişti. Karan da onları giyiyordu bir hemşire yardımıyla. Ben de bu esna da dışarıda bulunan sandalyelerin birine oturmuş işlerinin bitmesini bekliyordum. Telefonuma art arta gelen mesajla cebimden telefonumu çıkardım. Whatsapp 4 yeni mesaj, yazıyordu ekranda. Hemen şifremi ekranda bulunan rakamları basarak girdim. 020817 . Tabi ki bir anlamı vardı. Çok sevdiğim bir kitapta geçiyordu. (Yazarınız, bu şifreyi Beyaz Leke Mahkumiyet kitabından buldu. Kendi telefon şifrem de aynı ✌🏻✌🏻) Mesajlar bizim kızlardandı. Hemen guruba girip yazdıklarını okumaya başladım. Garibanlar ittifakı✌🏻 4 okunmamış mesaj. Nazommm( ildizli kiz✨) : Eslem. Bir şey oldu. Acill bakk kanka. Haticemmmm(JK💜) : : Eslem. Bir şey dicez bak bi. Nazommm( ildizli kiz✨) : Kanka bir şey sorcaz da. Yanlış anlam. Haticemmmm(JK💜) : : Eslem bu gün okulda yeni bir kız geldi. Manyak mı bunlar. Okula bir kız geldiyse bize ne? Yani bu bizi ilgilendirir miydi? Elin kızından bize ne hem. Yani bu bilgi benim hayatımın hangi yerinde işe yarayacaktı ki? Ben: Kankam siz iyi misiniz? Yani ne yapalım elin kızını? Ne alaka durduk yere. Gelen gelsin işte. Ya sabır ya. Kızı falan boş verin gelen gelsin işte. Bize ne ki. Başına gardiyan mı kesilelim. Haticemmmm(JK💜) : :Kanka ama kızın soyadı seninkiyle aynı. Nazommm( ildizli kiz✨) : Soyadını senden çalmış olamaz. Tesadüf mü yoksa bilmediğimiz bir şeyler mi oluyor. Ney? Dağdelen mi? Dağdelen soyismi bildiğim kadarıyla yaygın değildi. Nasıl olur bu. Soyisim benzerliği mi yoksa. Hayır yani bu kadar tesadüf de olamazdı. İstemsizce kalp atışlarım hızlandı. Olmamalıydı olamazdı. Yani bunun bir açıklaması olmalıydı. Ya da gerçekten tesadüftür. O kadar okul varken benim ile aynı okula düşemezdi değil mi? Ben: İnanın bana hiç bir şey bilmiyorum. Kızı daha görmedim. Bilmiyorum. Tesadüftür değil mi? Yani bildiğim kadarıyka benim bir kardeşim yok. Bildiğim kadarıyla değil. Kesinlikle yok. Hem niye siz beni panik yaptırıyorsunuz. Belki soyisim benzerliğidir. Tam o anda kapı açıldı ve sarışın, erkek hemşire çıktı. Ben de zar zor sandalyeden kalkarak kızlara mesaj attım. Sarışın hemşire yanıma gelerek, "Kıyafetlerini giydirdim. Girmek isterseniz müsait. ", dedi ve yanımdan uzaklaştı. Ben: Benim işlerim var. Siz yazın. Sonra bakarım hepsine. Telefonu kapattım ve cebime koydum. Saçlarımı arkaya attım ve derin nefesler aldım. Odanın kapısına iki kere vurdum. İçeriden tanıdık 'Gel' komutunu alınca soğuk kapı kolunu tuttum ve aşağıya indirdim. Odaya girince siyah eşofman, siyah sivit giymiş bir Karan kadraşıma girdi. Yatakta uzanıyordu. Yavaş bir şekilde yanına gittim. Eliyle yatağın kenarına iki kere vurdu. Oturmamı ister gibiydi. Yatağın kenarına oturdum. Yeşilleri, yeşillerimdeydi. "Bir şey mi oldu? ", sorusunu bana yöneltti. Yok canım ne olabilir ki. İşte okula yeni bir kız gelmiş. Soyadı da benle aynıymış hocam. Ne var ki bunda. Sadece benim bilmediğim bir kardeşim mi var diye şüphelendim. Relaxız yani hocaammm. "Yok bir şey, Hocam. Ne olsun ki? ", dedim hiç bir şey olmamış gibi. Eğer hocaların gurubuna mesaj falan gelmediyse haberi yoktu daha. Söylesem de garip kaçardı. Daha hiç bir şey bilmiyorum. Duyduklarım sonuçta kulaktan dolma bilgilerdi. "Emin misin? ", dedi sağlam kaşını havaya kaldırarak. "Hıhım.", şeklinde mırıldandım. Boş boş birbirimize baktık yarım dakika kadar. Yarım dakikanın sonunda benden beklenmedik bir hareket geldi. "Hassiktir." "Ne?" Elimi ağzıma kapadım. Gözlerimi yumdum. Bazen sesli düşüne biliyorum. Beynim bu önemli bilgiyi olan kargaşa da unutmuş olmalıydı. Sonuçta okuldan bağım kesildi amına koyayım ya. Daha ne. Kesin batırıcam bu dönem. "Şey. Özür dilerim, Hocam. Bilerek olmadı." "Ne oldu? Onu soruyorum. ", dedi ciddi bir ifadeyle. "Sınavlar yaklaşıyor ya. Biran için onu unuttum ve şimdi aklıma geldi. " Kaşlarını çattı. Artık ne kadar çata bilirse. Siz düşünün yani. Şu haline gülmemek için kendimi zor tuttum. Gülsem zaten bu adam beni burda siker. Sınavlar girmeden artık küçük bir giriş yaparız. "Eğer matematikten 95 üstü almazsan ceza alırsın. " "Ne? " Lan göt. Zaten 95 üstü nerdeyse 100 demek. Benden sınavı fulleyip çıkmamı istiyordu. Manyak mısın kardeşim. Hem senin yaraların falan var. Umursamaz yani. "Hocam naptınız ya? 95 ne ya. Direk fulle çık deseniz anlardım ben. 95 yapınca 100 e ne kalıyor. ", dedim ağzımın içinde geveleyerek. Adama bak. Beni matematikçi sandı ya. Hem daha onun sınav sorularının kolaylık zorluk derecesini de görmemiştim. Sınav ne derece girecek emin değilim. "O zaman fulle çık. Bu sınavdan 100 almazsan ceza alırsın, Eslem. " Siktir. Kendi kendimi kuyuya attım ya. Fulle dedi ya fulle dedi. Aaa çıldırcam. Erkek ya. Sade dedi ya. Anasının amı hocam. Anasının amı yani. Sesli küfür etmeyeceksin. Sesli küfür etmeyeceksin. "Ama hocam. Olmaz. Kabul etmiyorum. Siz kesin zor sorarsınız. Ve ben çalışmaya başlamadım dah-... " "Ben seni çalıştıracağım. Merak etme. Ve bunun karşılığında fulleyeceksin. Senden bunu istiyorum. " Siktirkere siktir. Bir de ben çalıştıracağım diyor. Onun üstüne karşılığında fullememi istiyor. Sikerim bak geçmişini ha. Zaten boğazını sıkmamak için kendimi zor tutuyorum. Bilmiş ol öğretmen. "Hocam iyi hoş ama siz yani daha taburcu oluyorsunuz hastaneden ve sınavların başlamasına topu topu iki hafta anca bir şey kaldı. Yani bu olmayacak bir şey. " Tek kaşını kaldırarak bana ölümcül bakışlar atmaya başladı. Bir de senin sınavını ayrı bir şekilde ben yapacağım diyormuş. Şurda atılır giderim valla. Hayır yani daha yeni taburcu olmuşsun. Bir de hastaneden bile çıkmadık, adam sınav notunun derdinde. Senin neyine bu halinde ders anlatmak. "İster bir gün ister iki hafta kalsın sınava ama o sınava çalışacaksın. Ve o sınavı fulleyip çıkacaksın, Eslem. ", dedi otoriter bir sesle. Amına koyayım ne güzel konuşuyorduk. Ne alaka şimdi fullemek ve sınava çalışmak. Ben kendim de çalışa bilirdim. Bence ufak bir pazarlıktan zarar gelmez. Şansımı denemem gerekiyor. "Hocam biz bence şöyle yapalım... ", dedim ve ellerimi çenemin altında birleştirdim ve en masum saydığım bakışlarımı Karan Hoca'ya göndererek devam ettim. "Beni sınava çalıştırın fakat fullemek ve ceza olmasın. Ne dersiniz? Bu mükemmel fikir bence de hoş, değil mi? Hem siz yorulmazsınız hem ben ceza almam.", dedim ve gözlerimi kırpıştırmaya başladım. Dudağının kenarında minik bir tebessüm oldu. Sonrasında ise açtı ağzını yumru gözünü. "Benimle pazarlık mı yapıyorsun, öğrenci? ", dedi sert varsaydığım bir sesle. Ters köşe olduk. Olmadı hocam. Yakıştıramadım size. Arifeyi gösterip bayramı yaşatmıyorsun ya. Ne? Pazarlık değildi hocam. Siz yanlış anladınız. Ama bak ya. Dinlensin diye çözüm önerisi sunuyorum adam kabul etmiyor. Ne diyim. İyilik de yaramıyor. "Hayır hocam. Öyle düşünmeyin. Kesinlikle bir pazarlık değil. Minik bir teklif sadece. Sizin iyiliğinizi düşündüğümden için yani. Yoksa beni biliyorsunuz. Ben asla çalışmaktan kaçan bir öğrenci değilim. " "O zaman sınavı fullersin de şimdi. " nE? Sikitir. Bu çok can yaktı. Asıl ters köşe buydu. Allah sen bana sabır ver. Sabır ver, sabır ver Allahım sabır ver Neydi bu adamın sınav takıntısı. Aynen hocam kesin fuulerim. Kesin 90 ya da 95 de kalcam. Bu adam da kanırta kanırta bana o cezayı verecekti. O anki, Eslem'i görmek istemiyorum. Derin bir nefes verdim. Bu adam ciddi anlamda ders manyağıydı. Ceza birden bire nerden çıktı bilmiyordum. Eğer bir ceza verilecekse benim vermem gerekiyordu burda. Pisliklik yapıyor. Ehliyeti ver aslanım. Ehliyeti ver. "Ama hocam çok şey istiyorsunuz. Hadi birinden vazgeçin. Olmaz mı? ", dedim masum masum bakarak. Bağırmak istemiyorum sana. Bana zor kullandırma. Vazgeç bu sevdadan hocam. Olmaz. Anlaşamayız ama. Yapamayız. Çalışamayızz. "Yaklaş." "Ne? " "Yaklaş.", dedi iki parmağı ile gel işareti yaparak. Biraz yaklaştım. Kulağıma doğru eğildi. Burnu saçlarıma değince içimi farklı duygular kapladı. Hoş bir duyguydu. Nefesi saçlarıma çarparken konuştu. "Hazır ol. Bu gece çalışmaya başlıyoruz, Lotus çiçeği. " "Siktir.", dedim gür bir sesle. Geri çekilmek için hareket ettiğimde beni sağ eli ile belimden destekleyerek durdurdu. Keskin yeşil gözleri yeşillerimi delerken sinirli bakışlarını bana gönderdi. Korku ve şaşkın bakışlarımı yüzünde gezdirdim. "Küfür sana yakışmıyor. Biliyorsun değil mi? ", dedi otoriter bir ses kullanarak. Çene güfür yakismüyor biliyün dimü? Aynen hocam. Senin dediğinden. Sertçe yutkundum. Karnıma nedenini bilmediğim bir ağrı girdi. Akşam ki çalışacağınızın dersin karın ağrısıdır o. Elimi yastığa dayadım. Burnu saçlarımın yanına varlığını korurken nefesleri boynumdan aşağıya akıyordu. Bu akşam ders çalışacaktık. Ne kadar otantik ya. Bir adet kırık kol+bir adet kırık bacak+bir adet boyunda kamçı yaralanması+üç adet kırık kaburga+midede meydana gelen bir adet iç kanama+kaşının üzerinde üç veya dört dikiş. Sıfır hasar abi. Çok rahat çok profesyonel. "Hocam olmaz ama ya. Daha yeni kendime geliyorum hem siz de dinlenin. Çok erken değil mi? ", dedim kısık bir sesle. Belimde ki eli sıkılaştı. Neydi bu şimdi. Huylanıyordum. Kahretsin çok yakındık. Öpmek istiyorum. Çok güzel bakıyordu. Yapışsam ne olur. Dene bakalım. Siker beni. Amaç o- Sertçe yutkundum. Gözlerim dudakları ve gözleri arasında mekik dokuyordu. Kokusu beni etkisi altına aldı. Yeni yeni çıkmaya başlayan sakalları olaya farklı bir hava katıyordu. Bir iki tutam saçı anlındaydı. Saçına dokunmama ve öpmeme çabaları part bilmem kaç. Sıçışlar. "Ben kendime geldim. Akşam da sen bana geliyorsun. ", dedi fısıltı şeklinde. Kendimi birden hastane odasında hemşireyle fingirdeşen insanlar gibi hissettim. Bir de şey gibi, erkeğini etkilemeye çalışan aslan gibi. Bir elim yastıkta diğer elim hala boştaydı. Ayrıca, Karan'ın üstündeydim. Güç eşitsizliği vardı. Ne de olsa onun bir kolu kırıktı. Ama eminim ki sağ eli ile de beni tek hamle de yene bilirdi. Bundan hiç şüphem yoktu. Belimde ki eli hareketlendi. Belimde olan sivitin lastiğini tuttu ve kalçalarıma kadar indirdi. Bu süre zarfında bakışlarımız bir an bile olsun ayrılmadı. Kalbim hızlı atmaya başlamıştı. Elinin her dokunduğu yer alev alev yanıyordu. Nefeslerim sıkılaşmış, gözlerim koyulaşmış, yanaklarım kızarmış daha da önemlisi deli gibi görünüyor olabilirdim. Bu kaçınılmaz bir ihtimaldi. Onun da gözleri benimkinden farksız değildi. "Hocam bence ben kendim çalış-" "Bence sen bana gel. ", dedi sözümü keserek. Daha fazla inat etmemem gerektiğini biliyordum. Sonucu bana pahalıya mal olacaktı eminim. Derin bir nefes aldım. "Tamam.", dedim sanki savaştan geri çekilen komutan gibi. Dudağının kenarında minik bir kıvrılma oldu. Gözlerim otomatikmen dudaklarına kaydı. Çok etkileyiciydi. Fazla iddialı. Tekrar gözlerine baktım. Boğazımı temizledim. Hafif doğruldum. Hayret kalkmama izin verdi. Tamamen kalktığımda ise eli bacağıma düştü. Her an heyecandan bacağım titreye bilir. Tam o arada da kapı açıldı ve içeriye Buğra girdi. Yanımıza geldiğinde ise boka bakar gibi, Karan'ın, bacağımda olan eline baktı. Boktan emin değilim. Ama garip bakıyor. Saniye niye boka bakar gibi bakıyon. Kocamın kızım ben senin. Tek kaşını kaldırarak, Karan'a çevirdi bakışlarını. Karan da ona 'Hayırdır?' dercesine bakışlarını gönderdi. Bacağımda olan eli bacağımı okşadı. İçim bir hoş oldu. Siktir. Ne oluyordu burda. Lan benim bilmediğin bir boklar oluyordu ama. İnatlaşıyorlar mıyıdı. Yoksa, Karan inadına mı yapıyordu. Buğra da bir şeylerden işkillenmişti. Halbuki ki sevişmiyorduk da. Bu bizi ikinci kere basışıydı. Kahretsin kesin bir şeylerden şüpheleniyordu. Walla sevişmiyorduk abe. Her şeyden de nem kap amın evladı. Sevişmedik diyorum sana. Aynı ifade ile, Karan'a bakmaya devam ediyordu. Hayır yani hasret falan gideriyorsanız aradan çekile bilirim. Ne de olsa yarım saate yakın adamın kucağındaydım resmen. Seve seve çekilirim. Çok duygulandım. Bir birlerine çok romantik bakışlar atıyorlardı. Tahminen kaçıncı bölümde öpüşecekler. "Buğra, işleri hallettim mi? ", dedi, Karan sanki emir vermiş de onu yerine getirmesini çabuk istiyor gibi. "Hallettim. Çıkış işlemleri tamam. Hazırsak çıkalım. ", dedi, Buğra da burnundan. "Tamam.", dedi, Karan da. Yeşilleri yeşillerimi buldu. Ardından gülümsedi. Şu an ki bakışı aynı şey gibi hissettirdi. Hani var ya sadık ve hanımcı birini bulursun ve malum şarkı gibi işte. "Gidelim, Lotus çiçeği. ", dedi göz kırparak. Hassiktir. Çok iyi. Düştüm. Eridim. Yerlere aktım. Buğra odanın bir köşesinde kaderine terk edilen vibesi veren tekerlekli sandalyeyi yatağın kenarına getirdi. İstemeyerek yataktan kalktım. Niye mi? Çünkü, Karan'ın eli bacağımdaydı da ondan. Buğra, ben kalkınca benim olduğum yere geldi ve Karan'ı ustalıkta tekerlekli sandalye ye oturttu. Bu halde atamı yürütecek değildik. Koltuk değneği desek adamın bir kolun yoktu. Vardı ya kullanıma kapalıydı. Restorasyon için bir süre alçıda. "Lotus çiçeği, rica etsem tekerlekli sandalyeyi sen iter misin? ", dedi gülümseyerek. "Hay hay efendim. ", dedim başımı sağ omzuma yatırarak. Buğra değişik değişik bakışlar atmaya devam ederken ben tekerlekli sandalyenin arkasına geçtim ve tutma yerlerinden tutarak kapıya doğru ittim yavaş yavaş. Buğra kapıyı çat diye açınca irkildim. Sana ne oluyor be. Sanki sıçarken bir taraflatını taşladık. Göt lalesi seni. Göz devirerek kapıdan tekerlekli sandalyeyi iterek çıkardım. Koridora çıkınca, Buğra bizim önümüze geçti ve yürümeye devam etti. Sanki tahammülü yoktu bu duruma. Çok da sik yani. Bok. Büyük bir sevinçle sandalyeyi iterek asansöre doğru ilerledim. Asansörün oraya geldiğimde tuşa basıp beklemeye başladık. Aklıma asansör boşluğuna düşsem beni kim kurtarır ve nasıl bir kasos olur diye düşünmeden edemedim. Siz düşünmüyor musunuz yoksa. Sadece deli olan ben miyim? Ya da asansör de de kala bilirdik. Ne de olsa kaçınılmaz bir ihtimal. Asansör geldiğinde dikkatlice sandalyeyi asansöre ittim. Buğra'nın üzerinde titanik batarken keman çalan adam rahatlığı vardı resmen. Aydadan kendime baktım. Karan'ın beni izlediğini hissediyordum. Göz göze gelmemek için çok çaba sarf ettim. En sonunda işim bitince gözlerim, Karan'a kaydı. Dudağının kenarında minik bir gülümseme vardı. Göz kırtpı. Ben de karşılık olarak gülümsedim. Tatlı şey. Çok güzel göz kırpıyor lan. Sevgili olsaydık kesin öperdim. Kesin. Ben de farkındayım arkadaşlar sınırları aştığımızı. Yüzüme vurmanıza gerek yok. Seviyorum ne yapa bilirim. -belki bir gün... Asansör durduğunda ve kapı açıldığında zemin kata inmiştik. Buğra gene olduğu gibi bizden önce indi. Ben de hızlı ve dikkatli bir şekilde sandalyeyi geri geri çekerek asansörden çıktık. Buğra baya ilerlemişti. Ben de arkasından ilerledim fakat, Buğra'ya yetişmek ne mümkün. Bu adamın derdi neydi. Abicim niye atar gider yapıyorsun ya. Hastaneden çıktığımızda, Buğra bize dönerek, "Ben arabayı getireyim. Siz bekleyin. ", dedi ve gitti. Derin bir nefes verdim ve hastanenin önünde sik gibi kalmak istemediğimden sandalyeyi iterek biraz kenara geldim. Sandalyenin yanına geldim. Bu saye de, Karan ile yan yana gelmiş olduk. Tek fark o oturuyordu. Elimi sandalyenin koluna koydum. Biraz yükümü sandalyeye verdim. Elimin üzerinde gezinen bir kaç parmak hissetmem zor olmadı. Elime baktığımda, Karan parmakları ile elimin üzerinde ki hafif mor olan yeri yokluyordu. Bu süre zarfında saçlarını seyrettim. Yumuşak ve bakımlı görünüyordu. Haldır şaldır indir kaldır ile yıkıyordu sanırım. Bu düşünceme hafif gülümsedim. Bir an için yanımda küçük bir bebek gezdiriyor muşum gibi hissettim bir an için. Çok tatlı görünüyordu la. Size de ara da olmuyor mu? Arada yanınızda olan kişie karşı farklı kişiler gibi hissetmiyor musunuz? Ben hissediyorum. Mesela şu an. Karan'ın bir bebek miş gibi hissettim. Kim bilir bebekliğinde nasıl tatlıydı. Ağucu buğucu. Kafasını yavaş bir şekilde kaldırdı. Tıpkı şey gibi. Anne bak ne buldum diye gösteren bebekler gibi. Yeşillerini yeşillerimle buluştırdu. "Acıyor mu? ", dedi masum masum. "Yok.", dedim gülümseyerek. Boşta kalan elim ile saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Bu adam neden bu kadar nefes kesiciydi. Hayır kırık koluna, bacağına rağmen böyle görünüyorsa, kim bilir takım elbiseyle nasıl görünüyordur. Takım elbise demişken ben akşama ne giyeceğim. Sıradan bir şey giymek istemiyordum. Elbise giye bilirdim. Sonuçta dışarı çıkmayacaktık. Evde duracağız. Ne ola bilirdi ki sonuçta. Hiç bir şey. Ve oy birliğiyle fazla abartı olmayan bir elbise giyilecek. Saçımı da düzleştirirdim. Minicik de bir makyaj. Okey. Araba ile köşeden dönen Buğra'yı gördüm. Başlıyor bizim mesai. Gözlerimi devirdim ve elimle oynayan, Karan'a baktım. Koca bebek. Hala elimle oynuyordu. Gülücem gülemiyorum da. Niye annesinin eteğini tutan bebeklere benzettiğimi hala açıklığa kavuşturamıyordum. Buğra önümüzde durduğunda elimi çektim ve sandalyenin arkasından tuttum. Benim elimi çekmem ile Karan'ın eli hava da kaldı. ... Eve varmıştık ve ben banyo yapıp akşama hazırlanacaktım. Hayır yani niye bu kadar özendiği mi de anlamadım ama. Abartı olmayan, günlük giydiğim elbiselerimden giyecektim. Saçımı da hafif dalgalı yapardım. Makyaj ile de sonlandırırdım. Evet evet böyle yapardım. Hızlıca telefonumu şarja takıp kendimi banyoya attım. Banyodan çıktığım da daha saat 18.47 idi. Hızlı olursak hiç bir şey olmazdı. Hemen havluyu kafama sarıp banyodan çıktım. Koridora çıktığımda ise kendimi bir an için Fatih Sultan Mehmet gibi hissettim. Tabi biz bok Fatih oluruz ama neyse. Acı gerçekler. Bok oluruz. Fetihler Sultan'ı, Hanlar Hanı Fatih Sultan Mehmet. Halkımı kısaca selamladım, ileri seviyeye taşınmayan ve daha teşhisi resmi olarak konulmayan şizofrenik hareketlerimi yaparak odama girdim. Siz yapmıyor musunuz evde tek kaldığınızda. Beni görseydiniz kesin deli derdiniz. Odama girdim ve dolabımın önünde durdum. İçi her çeşit elbise ile dolu olan dolabın kapaklarını açtım. İçinde giye bileceğim bir sürü elbise olsa da gözüm iki elbise de kaldı. İkisi de beyaz olmasına rağmen onları farklı kılan birinin yeşil birinin mavi çiçekleri olmayıydı. İki elbiseyi de dolaptan aldım. Mavi çiçekli olan elbise uzun olmasına rağmen sağ bacağında ki yırtmacı derindi. Ayrıca fazla denilebilecek derece de gögüs dekoltesi vardı. Wuuu. Ben bu elbise ile o eve gidersem bu elbise otuz sekiz parçaya ayrılmadan gelmezdi. Yani tahminim o yönde. Neden fazla detaya takılıyorum. Giy gitsin. Bu kırinçliği yapmam lazım. Yeşil elbiseyi de elime aldım ve kısa bir kontrolden geçirdim. Dizlerimin hemen üzerinde idi. Yırtmacı yoktu tabi ki. Ama biraz gögüs dekoltesi vardı. İki tane ipi vardı. Bağlanıyordu. Çiçekleri de orta boydaydı. Yeşil gözlerimi fazlasıyla ortaya çıkaran bir elbise idi. Favori. Mavi elbiseyi dolaba geri gönderdim ve yeşil olanı da yatağın üzerine koydum. Hızlıca makyaj masama oturdum. Saçlarımı kuruttum ve elbiseyi giydim. Ayna da kendime baktım. Biraz, minicik, ufacık tefecik, bir kilo kaybı sonucunda beli biraz bol kalıyordu. Ben kilo mu vermiştim. Vay anam babam be. Kendime bakmayı keserek makyaj masama tekrar oturdum. Komidin de ki telefonumu alarak bir şarkı açtım. Şarkı ise Türkan Şoray-Duydum Ki Unutmuşsun idi. Şarkıya eşlik ederek saçlarıma şekil vermeye başladım. Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara Maşa ile saçlarıma hafif dalgalar vermeye başladım. Saçlarım bitince makyaj ile son dokunuşları da yaptım. Hafif bir makyajdı zaten. Amilynin 217 numaralı dudak kalemi ile de son noktayı koymuştum. Bi 203 bir de 217 mükemmel oluyordu bana. Vazgeçemiyorum. Hemen çekmeceden bir parfüm çıkardım ve sıktım. Boyun, bilek, gögüslerimin biraz üzeri. Hazırdık sanki. Boy aynasımdan kendime baktım. Çok gözelim ya. Çok gözelim. Tü tü maşallah. Harbi güzel olmuştum. İçimi bilmediğim bir heyecan sardı. Sanki güzel bir şeyler olacakmış gibi. Olmazdı da neyse. Bana öyle geliyordu sadece. Aklıma instagrama hikaye atmak geldi. Hızlıca telefonumu aldım. Bir kaç poz verip fotoğraf çektim. Ardından instagrama girip İrem Derici'nin Kurşun Adres Sormaz Ki şarkısı ile hikaye attım. Siktir. Bunu, Karan hoca da görecekti. Sakiniz. Beklenmedik bir şey değildi zaten. Çikolatalar- Bana aldığı karam çikolatalar hala çekmece de duruyordu. Çekmeceye bakarak sırıtmaya başladım. Eşşek herif. Yanımda olmasa da sırıtmama neden oluyordu. Çekmeceyi açtım ve içinde ki karam çikolatalara baktım. Birini aldım ve açtım. Yenur yenur. Hızlıca yemeye başladım. Bir yandan da ders çalışmak için kitap defter ayarlamaya başladım. Test kitabı, defter, kitap, kalemlik harici alacağım bir şey kalmamıştı sanırım. Konu anlatımlı test kitabımı da aldım ne olur ne olmaz diye. Yediğim çikolata kabını düzelttim ve masanın üzerinde olan pembe ajandamın içine koydum. Eve gelmeden önce ne olur ne olmaz diye bana ev anahtarını vermişti. Eğer ben alamazsam sen aç gir demişti. Ki açacak bir durumda da değildi. Buğra açardı dicem ama evde olacak mıydı emin değilim. Karan kesin bir posta azarlamıştır diye düşünüyordum. Eve gelene kadar dikiz aynasınsan ters ters bakışmışlardı zaten. Nedenini bilmiyordum. Sanki bir şeyler söylemek istiyordu fakat söyleyemiyor gibiydi. Daha çok Karan'ın bana olan yakınlığından kaynaklanıyordu. Ya rahatsız olmuştu ya da bilmediğim bir şeyler vardı. Öyle varsaymıştım. Ne de olca doğrucu Davut değildi ne olduğunu söyleyecek kadar. Hemen komidinin üzerinden kendi evimizin anahtarı ile Karan gilin evin anahtarını aldım ve aşağıya indim. Beyaz bir spor ayakkabı giydim. Mont almama gerek yoktu sanırım. Evde duracaktık zaten. Saate baktım. Neredeyse saat sekize geliyordu. Hatta tam sekizdi. Hızlıca evden çıktım. Karşı kaldırıma geçerken Karan Hoca'yı aradım. Müsait mi değil mi diye. Tutturdu ders ders. Ölcez yani ders yapmasak. Neymiş geri kalmışım. Bazı konularda zorlanıyor muşum. Zorlandığım kısmı doğruydu fakat felaket derece de eksiğim yoktu. Tek eksik bende değildi. Üç günde tüm sınıf geri kalmıştı. Matematiğin Babası aranıyor... Dördüncü çalıştan sonra açtı. "Alo, Eslem. Bir şey mi oldu? ", diye bir ses kulaklarımı doldurdu. Kaçırdılar beni amına koyayım. Paparazziler sardı etrafımı. Ölüyom. "Yok bir şey olmadı. Sadece müsait misiniz diye sormak için aradım. Geliyorum da. Haber etmek istedim.", dedim methanetimi koruyarak. "Sana anahtarı verdiğimi hatırlıyorum ve müsaitim." Verdin. Verdin de müsait misin reis. Onu bilmek istiyorum. "Geliyorum o zaman. ", dedim Karan Hoca gilin bahçesinin kapısını kapatarak. "Gel.", dedi karşı taraftan bir ses. Onaylar bir mırıltı çıkardım. Telefonu kapattım. Kapının önüne geldiğimde nefeslendim. İki dakika da ateşim çıkmıştı resmen. Heyecan da vardı biraz. Halkanın içinde takılı olan iki tane anahtara ve kalka da takılı olan, üzerinde metalden yapılmış, bir şeyin logosu gibi olan, yuvarlak bir çerçeve içinde bir şeylerin ya da bir şeylerin adı yazan anahtara baktım. Logo olduğu için çözmem ve düşünmem çok zaman alırdı. Sadece ayırt ede bildiğim şey kocaman bir " Y " harfinin olmasıydı. Diğer metal şeritleri çözememiştim. Belki üstüne düşsem çözemedim ama fazla kurcalamak istemiyordum. Derin nefes aldım ve anahtarı kapı deliğine soktum ve yarım tür çevirerek açtım kapıyı. İçeriye ne kadar da sağlam adımlar atmak istesem de pek de olmadı. İçeriye girince kapıyı kapattım. Sakin görünmeye çalışıyordum. Ayakkabılarımı çıkardım ve ayakkabılığa koydum. Bir tane terlik alıp giydim. Çantamı da dolabın yanına yere koydum. Arkamı büyük bir umutla döndüm. Büyük L koltukta oturan bir adet Karan'ın bana yiyecek gibi bakması ile karşılaştım. Çüş. Yani bu kadarını da beklemiyordum. Bakışlarını görür görmez olduğum yerde dikildim kaldım. Dudağının kenarında hafif bir kıvrılma oldu. Bir adım attım. Gözleri beni takip ediyordu. Bir iki adım daha attım. Değişiklik yoktu. Yavaş adımlarla yanına gittim. Hala gözleri bendeydi. İkimizden de ses yoktu. Sanki donmuş gibi bir hali vardı adamın. O traş mı olmuştu. Eve gelince olmuş olmalıydı. Hmm. Severiz. Üzerine de boyunlu kazak ve altına da siyah bir eşofman giymişti. Siyah bu adama çok yakışıyordu. Traş olması da cabası. Saçlarına da özen göstermişti. Bu adamı eksiksiz bir takım elbise ile görmek istiyordum.. Konumuza dönelim. Dürtsem mi ki? "Hocam.", dedim biraz eğilerek ve elimi hava da sallayarak. 𝐍𝐨𝐰 𝐥𝐨𝐚𝐝𝐢𝐧𝐠. . . Cık. Ses yok. Şimdi bir de Osmanlı tokadı asılıyormuş. Ben şok. Ben olay. Ben bim. Aklıma sınıfta uyuduğum gün gördüğüm rüya geldi. Bana Osmanlı tokadı vurduğu rüya vardı ya hani. Hepiniz rahmetliyi nasıl bilirdiniz. Rüya da da olsa beni kaçırıp, bir tane de Osmanlı tokadı asılan canım hocam. Neyse. Neyse. En azından bir rüyaydı fakat şu an da olma olasılığı gözümden kaçmadı değil. Sınıf hasarla bence çıkarım. "Hocam iyi misiniz? ", dedim tekrardan. Biraz daha yaklaştım. Beni elbise ile gördüğü için döndü diyeceğim ama beni ilk defa elbise ile görmemişti. Bara elbise giymiştin- YETER "Haa. İyiyim. Yok bir şey. Bir şey olmadı. " Adam konuşmayı unuttu ya la. En azından tokat atmadı. Buna şükür. Kes be kes. Anlını ovdu sağlam eli ile. Kıyamam bu halde bir de bana ders anlatacaktı. Yemek yemiş miydi? Buğra nerdeydi. Daha doğrusu Ayşe teyze neden bu gün evdeydi ve Karan hastaneden taburcu olduğu için hastaneye gelmemişti. Şüphelerim git gide artıyordu. Hadi, Buğra'yı anladık biz ders çalışacağız diye gitti desek, ki niye gitsin ki. Çok saçma. Bence de saçma. Ya Ayşe teyze nerdeydi. Sormaya vaktim daha yoktu. Sorardım canım. "Hocam Ayşe teyze ve Buğra abi nerdeler. " Kafasını kaldırarak yeşillerini yeşillerimle buluşturdu. Yeşilleri koyulaşmıştı. Çok güzel bakıyordu. Traş olması da ayrı bir konuydu. "Ayşe teyze oğlunun yanına gitti bir süreliğine. Buğra'nın da işi varmış. O da çarşıda. ", dedi kırık kolunu tutarak. Nedenini bilmediğim bir şekilde bana şu an minik bir bebekmiş gibi geldi. Pardon ama evde kimse yoksa bu adam karnını nasıl doyurdu. Doyurmadı ki. Sen doyuruver. Geldiğinden beri bu adam bu koltukta çakılmış gibi oturuyor muydu. Kesinlikle. Yazık la. Kıyamadım. Cidden gönlümde bir şeyler parçalandı. Karnını doyurması gerekiyordu. "Anladım da evde kimse yoksa siz tek mi kaldınız. Yani eve geldiniz geleli burda mı oturuyorsunuz. Yemek yediniz mi? ", dedi ciddi bir ifade ile. "Yanlız olduğumu kim söyledi. Sen varsın ya. Ve yemek yemedim daha. " Ulan Buğra. Ulan Buğra. Sikimsonik işler tutuyor bu adam. Yemin ederim sinir. Siktiğimin herifi. İnsan bir düşünür. Zaten daha yeni taburcu oldu. Az düşün. Az saksıyı çalıştır be kardeşim. Gerizekalı. Sinir seviyem iki dakika da yemin ederim tavan yaptı. Aptal şey. İçimden ne kadar Buğra'ya küfür etmek istesem de yemek yedirmem gereken bir adam vardı. Kaza yapmamış ve elini ayağını kullanıyor olabilseydi göz ardı edebiliridim. Ama malum kaza yaptı ve kolu bacağı alçıda ki bir adam yemek yiyemiyeceğine göre gizli ardı edemeyecektim. "Hocam, eee şöyle yapalım. Ben size, sizin istediğiniz bir yemeği ya da yemekleri yapayım. Sonra ders çalışalım. Olur mu? ", dedim bir yol bulmaya çalışarak. Bu adamın zarar görmesine dayanamıyordum. Daha doğrusu kafama takılıyordu. Anne sevgisine doymadığını biliyordum. Ve anne sevgisine doymayan çocuklar tanıştıkları kızda anne şefkatine yakın bir şey ararlardı. Kızlarda ise saçını sevecek birini isterlerdi. Nerden mi biliyorum. Benim de annem olmasına rağmen annem yoktu. Babam zaten yoktu. Bu önemsiz bir detaydı. Bu yaşıma gelmiştim sonuçta. Alışmış olsam da kabullenememiş gibi bir şey vardı içimde. Konumuza bağlayacak olursak onu anlıyordum. Biri de beni bu şekilde bırakıp gitse yemin ederim ağlardım. Bu hissi bildiğim için dayanamıyordum. Yemek yemesi gerekiyordu. "Bana yemek mi yapacaksın? Lotus çiçeği.", dedi sesinde ki duyguyu saklayamayarak. Yemin ederim herkesi-bu adamı bu hale getiren herkesi-silip atasım vardı. Şöyle bir bakıyordum da yirmi sekiz yaşında-yeni öğrendiğim yaşını- bir adam bir yemek yapmam ile bu duyguları gösteriyordu. Annesine doyamadığı her halinden belliydi. Elimden gelse onun için her şeyi yapmaya hazırdı. "İstemez misiniz? ", dedim başımı sol omzuma hafif yatırarak. İsterdi tabi ki ama senaryo gereği sordum diyelim. İstediğini biliyordum çünkü. Sesinden bile belliydi. Saklayamıyordu. "İsterim tabi ki. Ama zahmet etme. " Pardon ne? Zahmet etme mi dedi o. Ederim hatta zahmetin amına bir korum. O derece. "Ne yemek seversiniz? Ondan yapayım. Ya da ne yemek istersiniz? ", dedim elimde ki telefonu koltuğa bırakarak. Noktayı koymuştum. Yapacaktım. Kafama koyduğumu yapardım. Hele ki bu sevdiğim adamsa. Gözümün karalığı tutmuştu bu gün nedense. Ne bilim ben adamın yemek yemediğini diyen kalbimi susturdum. Bazen gözü karalık iyidir. Kıyamıuorum ya. "Gerek yo-" Sözünü kestim. Aynısını bana o da yapıyordu. Aklıma sarhoş olduğum gün geldi. Bana kendi elleri ile yemek yedirmişti. Aklımdan çıkmıyordu. Sanırım tam sırasıydı. Bu gün o gündü. "Gerek var. Hangi yemeği seversiniz? ", dedim ayak ucuna oturarak. Sağlam bacağını koltuktan aşağıya sallamıştı. Alçılı bacağının altına da yastık koymuştu. Kolu ise kucağında duruyordu. Boyunda hem boyunluk vardı hem de alçılı kolunu desteklemek için sargı bezi vardı. Yaralarını her gördüğümde içim cız ediyordu. Kıyamıyordum bu adama. Sıkıntılı bir nefes aldım. Elimden bir şey gelmemesinden dolayı canım yanıyordu. Pişmanlık tüm vücudumu esir aldı. Pişman olacağım bir şey yoktu ama nedensizce bir pişmanlık geldi. Geçen günlerin pişmanlığı. Kaza yapmasını, Enes'in beni öpmesine bağlıyordum. Ya da beynim öyle düşünmemi istiyordu. Vicdanım hiç rahat değildi. Kendimi bu kazayı yapmasına neden olan şeylerden görüyordum. "Corba yapar mısın? Benim için. Sadece çorba istiyorum senden lotus çiçeği. ", dedi küçük çocuklar gibi bakarak. Bu masum isteğine karşı gülümsedim. "Yaparım tabi ki. ", dedim. Gözlerinden geçen pırıltı zerreleri heyecanlanmamı sağladı. Bu akşam uzun geçecekti sanırım. "Teşekkür ederim. " "Ben mutfağa gidiyim. Çorba yapmaya başlayayım. ", dedim koltuktan kalkarak. Arkamı döndüm ve mutfağa adımladım. Hemen üstüme buz dolabının yanında duran önlüklerden geçirdim. Pembe çiçekli olanı daha doğrusu. Çünkü bu ın lüğü en son tahminimce o takmıştı. Ayle teyzenin üstüne sürekli mavi kelebekli olan oluyordu. Arkamdan önlüğün iplerini bağladım. İçine nedenini bilmediğim bir mutluluk girdi. Kesin ilk daha doğrusu şöyle söyliyim ilk defa ona yemek yedireceğimden kaynaklıydı. Hemen dolaptan bir tencere çıkardım. Ocağa koydum. Tabi ki hazır çorba yapacaktım. Tahminim çekmeceler de falan olurdu hazır çorbalar. Daha doğrusu bizim evde öyleydi. Sevmesen de beni özledim sesini Git desem de yine gitmesen Yıllardır çektiğim bu hasret mi çile mi? Haram mısın bana bi' bilsem ╰──────༺♡༻──────╯ Evet bu bölüm de böyleydi. Biraz daha uzatmak istesem de bu kadar yeter dedim. Biraz daha uzatsam ve devamını diğer bölüme bıraksam parçaları birleştirmekte zorluk çekebilirdiniz. O yüzden bu kadar yeter dedim. Bölümü sevdiniz mi? İki hafta da ya da bir buçuk hafta da yazdım. Ne kadar otantik ya. Neyse. Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum. O kadar çok hayalet olur var ki. Canım sıkılıyor. Lütfen oy verin. Lütfen. Başka bir bölümde görüşmek üzere ben kaçar. Byee. Sizi seviyorum.
Bölüm 23
~YEŞİL ELBİSE~
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.