İçeriğe geç

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 22 · 25 dk okuma

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 22

~UYANIŞ~

Merhaba arkadaşlarrrr. Nasılsınızzzz? Ben iyi değilim. Böbreğim ağrıyor amk. Bu wattpad'e bir şeyler olmaya başladı. Hesaba giremedim. Tekrar hesap aç fln. Çıldırmalık olaylar yani. Neyse. Ben bu bölümü yayınladıysam sınavlar çoğumuzun götüne boru hattı gibi girmiş demektir. Hayırlı olsun. Sene sonu kimler evsiz kalıyor. #yazarınız. Merak etmeyin dilberin yanına gideriz kdkdkdk. Uzatmadan bölüme geçelim. Bu kadar saçmalık yeter. Öhöm öhöm. İyi okumalar dilerim. Oy ve yorum yapmayı unutmayın. Seviliyorsunuz... Ağlarum ağlayacak Dermanum da kalmadi Sevdaluğun hiç sarmadı Gidelum gideceğum Nerelere bak sevduğum Sensuzluğumun ustune ✩.・*:。≻───── ⋆♡⋆ ─────.•*:。✩ Rüyam da mendil görmüştüm. Elimde sadece yumruk şeklini almış battaniye vardı. Korkudan yumruk yapmış olmalıydım. Baya da terlemiştim. Derin derin nefesler aldım. Yavaş yavaş yatakta doğruldum. Karnım açıyordu. Direnemiyordum. Ben bu acıyla canım yanıyorsa, Karan kim bilir ne haldedir. Yeşil gözlüm. İmkansızım benim. Uyandı mı? Acaba. Ağrıları var mıdır? Başında biri var mıdır? Ayaklatımı yataktan aşağıya salladım. Bunaldım ya. O kadar bunaldım ki kendimi hastanenin çatısından aşağıya atasım vardı. Ama önce, Karan'ın durumunu öğrenmem gerek. Karan uyancak daha. Yavaş yavaş ayaklarımın üzerinde durmaya çalıştım. Yorgun ve bitkin olduğum için biraz zorlandım. Serumun faydası olsa da pek de işe yaramamıştı. Ayakkabılarımı giydim. Serumu çıkarmayacaktım. Daha yarısı duruyordu. Serumun askısını tuttum. Taşına bilir olduğu için rahattı. Hem destek alıyordum hem de işim kolaylaşıyordu. Yavaş yavaş oda dan çıktım. Koridorda ilerledim. Yoğun bakım ünitesine doğru ilerledim. Eğer daha, Karan uyanmadıysa, Buğra ordaydı tahminimce. Ayşe teyze nerdeydi bilmiyorum. Kadın iyice hırpalandı zaten. Bir de yaşlı olunca işler kötü oluyordu. Yoğun bakımın oraya vardığımda, Buğra ordaydı. Sandalyelerin birine oturmuş bekliyordu. Yanına gittim. "Durumu nasıl? Bir şey dediler mi? ", dedim kart kazak sesimle. Sesim kısılmıştı ağlamaktan. Boğazlarım acıyordu. Bu kadar kısılacağını bilmiyordum. Kendim bile zor duydum amına koyayım. "Sen neden kalktın? Dinlenmen gerekiyordu. ", dedi, Buğra. Beni görmeyi beklemediği aşikardı. "Baya uyumuşum. Yeter bu kadar. Karan için bir şey dediler mi? Durumu nasılmış? Bir gelişme var mı? ", dedim bir umut. Ama sonra hoca kelimesini eklemediğim geldi aklıma."Yani, Karan Hoca ile ilgili bir gelişme var mı? ", diyerek düzelttim. Kaçıncı sıçışım tahmininiz? Ben de saymadım. Haklısınız. "Sabah doktorlar baktı durumuna. Değişen bir şey yokmuş. Durumu aynı. Beklemediğim bir şey değildi. Sonuçta ağır bir kazaydı. Toparlaması uzun sürer. Bir umut akşama belli olur. ", dedi, Buğra bıkkın bir nefes vererek. Elleri ile anlını ovaladı. Yorgundu tahminimce. Sonuçta o da uyumamıştı gece. Gözleri kızarmıştı ve de biraz şişlik vardı. Karan'ı sevdiğini her halinden anlıyordum. Gece belki de ağlamıştı. Bilmiyordum. Karan, Buğra için bir iyilik yapmıştı. Tahminimce, Buğra için büyük bir şey yapmış olabilirdi. Ya da kim bilir, Karan, Buğra'nın hayatını da kurtarmış da olabilirdi. Kim bilir ki. Her ihtimali değerlendirmek gerekiyordu. "Başka bir şey demediler mi? Sadece bu mu? " "Aslında başka bir şey daha var. Başına aldığı darne yüzünden geçici bir hafıza kaybı geçebilirmiş.", dedi oturduğu sandalyeden ayağa kalkarak. "Ne? ", dedim yüksek sesle. Boğazlarım acısa da çok da üstünde durmadım. "Hemen telaşa kapılma. Bu bir ihtimalmiş, fakat doktorlar emin değiller. Sadece olası durumlar için hazırlıklı olmamız gerektiği için söylediler. " Hafıza kaybı geçirmesine dayanamazdım. Sonuçta geçirdiği kaza ve operasyon ağırdı. İç kanaması vardı, dikişleri vardı ama hafıza kaybını cidden ben kaldıramazdım. Düşünüyorum da normal odaya alındığında bana 'Sen kimsin? ' derse ben orda sik gibi kalırım kesin. Ya hiç bir zaman beni hatırlamaması peki? Ciddi anlamda kötü olurdu. Zaten kaza yapması beni mahvetmişken bir de beni unutması benim sonum gibi bir şey olabilirdi. "Aklım almıyor. Nasıl olur da bu kadar dikkatli bir adam kaza yapabildi. Hayır, o kadar dikkatli kullanıyor ki arabayı ya da motoru kaza yapma payı sıfıra iniyor. Benim yanım da da araba kullandı motor da kullandı, hem de en hızlı şekilde, ama hiç bir şekilde kaza yapma payı yoktu ya. Olamaz abi. ", dedim bir elimi saçlarıma geçirerek. Sikicem ya. Nasıl oldu da kaza yaptı ya da biri mi yapmasına yok açtı hiç bir fikrim yoktu. Kahretsin çıkmaz yola girmiştik. Karan daha uyanmadı, bu işin sonu belli değil, kaza nasıl oldu bilmiyoruz, herkes her bir yere dağıldı. Tıpkı kırılma noktasında gibiydik. "İnan ben de bilmiyorum, Eslem. Kafasına bir şey mi taktı? Yorgun muydu? Direksiyon başında bayıldı mı? Hastalandı mı? Ne oldu? Bilmiyorum. Biri mi yaptırdı? Kaza olurken, Karan'ın dikkati mi dağınıktı? Bize niye SOS mesajı gelmedi? Ben de bilmiyorum. ", dedi, Buğra elleri ile boynunu tutarken. Bana SOS mesajının geldiği zaman, Buğra, Fatih diye birini aramıştı. 'Feridun'un parmağı var mı bu işte? Bak. ', demişti. Feridun, Kimdir? Nedir? Necidir? Bilmiyorum ama tekin bir adam olmadığı gayette ortada. Bir olay olduğu zaman ilk akla bir isim gelir ve siz ondan şüphelenirsiniz, işte , Feridun da, Buğra'nın aklına gelen isim oldu. Eğer, Karan'ın kaza yapma sebebi olduysa, ki olmuştur da. Bir insan bir insanın neyi yapıp neyi yapamayacağını az çok tahmin eder, ki bu da bir bok olduğu zaman ilk akla isim düşüren bir olaydır. Demek ki, Feridun denen piç kurusu, Karan'ın kaza yapmasına sebep olabilecek bir potansiyele sahip biri, ki, Buğra'nın aklına ilk o geldi. Düşüncelerim beni yanıltmıyorsa, Karan büyük ihtimalle ya da babası, abisi ne bilim birinci dereceden biri bu, Feridun, amına kodumun Feridun'un kuyruğuna basmış ya da yoluna taş koymuş,ki bunun da canı yanmış, hırsını, Karan dan çıkarmış olma ihtimali var. Sonuçta kimse kimseden boşu boşuna intikam almak için götünü yırtmaz. Ha diyorsa, benim götüm sağlam, bana hiç bir bok olmaz, bunları temizlemek kolay, diyorsa bilemem. Ama normal bir öğretmen neden kendi hayatını tehlikeye atacak kadar büyük bir kumar oynasın ki? Hadi oynadı diyelim, neyine güvendi. Sanki şimdi iyi bir bok oldu. Yani ben bir öğretmen olsam ve hayatımı tehlikeye atacak kadar büyük bir oyuna girmem, girsem bile arkamı sağlama almak isterim, ki bu da yüzde birlik bir ihtimal. Kimse kimsenin hayatını önemsemez. Bana ne oyuna girerken düşünseydin, bana mı güvendin deme olasılığı var. Ya da şöyle bu koruma gücü sana nerden geliyor. Hayır yani, Karan böyle bir şey yapsa. Feridun itinin yoluna taş koymuş olsa ve Feridun'a kafa tuta bilecek bir potansiyeli olsa neden öğretmen olsun ki? Yani şahsen benim hayatımı tehlikeye atabilecek çok ağır şeyler var. Bu da öldürmeye kadar gidebilecek kadar ağır bir şey olmaz. Bu normal bir kumar oyunu değil ya da boç harç kavgası da değil. Bu kumar, Karan olsun, Feridun olsun, Buğra olsun, babası, abisi olsun hayatlarının üzerine bahse girilmiş bir oyun. Karan bu hale gelecek kadar ne yapmış olbilrdi ki? Ya da çevresinin yaptığı, yediği boklar Karan bu hale gelecek kadar ne yapmış olbilirdi ki? Ya da çevresinin yaptığı, yediği boklar, Karan'a da sıçrıyor olabilirdi. Bundan nefret ederim. Millet yapsın ihale sana kalsın. Oldu başka bir isteğin. Amına koyayım ya. Karan'ın bu hale gelmesine sebep olan insanların Allah belasını versin. Bu adam milletin bokunu temizlemek zorunda değil. Ya da yaptığınız pisliklerin arkasını temizlemek zorunda da değil. Kim bilir belki Babasının da abisinin de haberi yoktur. Ama, Feridun iti yaptıysa, ki sonucunu da illaki ibret olsun, bir daha bana bulaşmasınlar, canları yansın diye illa ki söylemiş ya da haberini uçurmuştur. Biraz, Feridun ile söylediklerim yargısız infaz olmuş olabilir ama büyük adamların büyük oyunları sonuçta. Biz gibi elin oğlu için kavga etmiyorlar. Keşke öyle olsa. "Ayşe teyze nerde? Gene mi uyuttular? ", dedim her şeyi boş vermek istercesine. Olmuyordu ama. "Ben onu eve götürdüm. Burda yeterince durdu. Daha fazla kalıp da kendini yıpratmasın. İstersen sen de eve git. Bu gün okula da gidemedin zaten. Eve götüreyim seni. Dinlen. Bir gelişme olursa sana haber ede-" Cümlesini bıçak gibi kestim. Çünkü burda, Karan'ı beklemek asla beni yormazdı. Aksine onun yanında olduğumu bilsin istiyordum. "Gerek yok. Gitmeyeceğim. Burda, o uyanana kadar bekleyeceğim. ", dedim sert bir sesle. Buğra ilk önce bana baktı daha sonra kafasını belli belirsiz tamam anlamında salladı. Kabul edecekti. Zorundaydı. Ya tekrar kana ihtiyaç olursa ya da benim yapmam gerekn bir şey olursa ve ben burda olmasam ve Karan bu yüzden zarar görürse kendimi affetmezdim. "Peki, tamam gitme. Ama en azından eve gidip bir üstünü başını değiştirmek istersen götüre bilirim. ", dedi vazgeçmeyerek. Eğer aklının ucundan beni evde bırakıp gelmeyi düşünüyorduysa avcunu yalardı. Üçün birini alırsın, Buğra efendi. Ama bu teklifi geri çeviremezdim. Banyo yapmam gerekiyordu. Bok gibi hissediyordum. Sanki kafamın üzerine elli ton saç koymuşlar da ağırlık yapıyormuş gibiydi. Yüzünden bahsetmek bile istemiyordum. "Serumum bitsin giderim. ", dedim tek düz bir sesle. Sandalye ye oturdum. Oturduğum gibi bacaklarımın rahatladığını fark ettim. Yorgun olsam da direniyordum. Evet uykum vardı ama direnmem gerekiyordu. Ağlamak istiyordum, ortam müsait değildi. Kendimi öldürmek istiyordum olmuyoru. Çırpındıkça batıyorum. Ve bunu çok net bir şekilde görüyordum. "Tamam.", dedim ve arkama yaslandım. Buğra ise koridorda volta atmaya başladı. Ortalık iyice gerilmeye başlamıştı bile. Ya da Karan'ın babası ve abisi öğrendi, Buğra da nasıl hesap vereceğini düşünüyordu. Bu gün bir sürü şey hakkında kafa yormuştum ama hiç biri de kanıt niteliği taşımıyordu. ... Sarumum bitmiş, az da olsa kendimi iyi hissetsen de kalbim ağrıyordu. Korkularım hala vardı, Karan için. Durumu aynıydı. Doktorlar bakmış olsa da çok da bir şey söylememişlerdi, ki söyledilerse de,Buğra bana bir şey dememişti. Birilerini sağlam sikicem ama hadi hayırlısı. Saat akşam 19.45 di. Eve gidip gelecektim. Buğra, ne kadar bırakmak istese de kabul etmemiştim. Kendim hallede bilirdim. Hızlıca eve gidip banyo yapıp gelecektim, ki buna ihtiyacım vardı. Karan'ın ne zaman uyanacağını bilmediğimiz için benim de ne kadar hastane de kalacağım belli değildi. Bu yüzden hızlıca işlerimi halletmek için eve gidecektim. Hastaneden hızlıca çıktım. Hava hala aydınlık olsa da yağmur havası vardı. Bu yüzden bulutlar batmaya yakın olan güneşin ışıklarını kapatmıştı. Bi yarım saat önce hafif çiseleyip geçmişti şimdi ise yağacak gibiydi. Montumun fermuarını yarıya kadar çektim. Şapkamı da kafama geçirdim. Ellerimi cebime koydum ve hızlıca yürümeye başladım. Cebimde tesadüfen unuttuğum kulaklık vardı. Eve gidince dün çıkarmamıştım sanırım. Dünden beri telefona da bakmadığım için bir sürü bildirim de vardı eminim ki. Ama hepsine bakmaya fırsatım olmasa da bir kaçına ya da acil olanlara cevap verip çıkacaktım. Telefonu ve kulaklığı çıkardım cebimden. Kulaklığın birini kulağıma taktım. Telefonum dan da rast gele bir şarkı açtım. Ama şu an ki ruh haline göre fazla oynak olduğu için değiştirdim. Gelen şarkı ise Sezen Aksu - Yanlızca Sitem idi. Hemen şarkıyı açtıktan sonra whatsapp'a girdim. Kızlardan bir sürü mesaj vardı. Matematik dersinin boş geçmesi ve benim aynı zamanda, Karan'ın okula gelmeyişi sormuşlar. Belli bir saat aralıklarıyla mesaj atmışlar falak ben bakamadığım için bir sonuç yoktu. Hızlıca kısa bir sesli mesaj atarak durumu izah ettim. Okul idaresinin, Karan'ın geçirdiği kaza dan dolayı haberi var mıydı bir bilgim yoktu fakat onu da mesaj olarak kızlara duyuru yaıldı mı? Diye attım. Ne hikmetse, Annem bu gün ki devamaızlığımdan dolayı giden bildirim hakkında bir mesaj ya da açıklama istememiş ve atmamıştı. Hoş telefonu yok çünkü çaldırdı. Ben öyle biliyorum yani. Yeni telefon alsa bile yeni numara değişikliği yapması gerekiyordu. Yeni numarası da okul idaresinde olmadığı için bildirimden ya da benim okula gidip gitmediğimden haberi yoktu. Olmamamsı benim işime gelirdi zaten. Sınıf gurubundan da mesaj vardı. Belki, Karan'ın durumundan haberleri vardır ve bu konu hakkında bir açıklama yapmış olabilirlerdi. Ne de olsa, Karan bizim sınıf öğretmenimizdi. -öğretmenimiz- Evet gerçekler. Kaldırıma çıktım ve yürümeye devam ettim. Şu an kendimi o kadar yanlız ve çaresiz hissediyordum ki kendimi öldüre bilirdim. Hiç bir şey tat vermiyordu artık. Cidden hiç bir şey tat vermiyordu. Hayat zordu ama üstesinden bir şekilde geliyorduk. Seviyorduk ama şu an için belki de hiç bir zaman karşılık alamayacaktık. Yaşamak için çok sebep vardı. Ama ben beceremiyordum. İsyan etmek istemiyordum. Bu dünya da sırf Allah bizi getirdi, verdiği nimetlere şükredelim, ona itaat edelim diye bile yaşaya bilirdik. Çünkü, Allah'ın verdiği canı sadece Allah alırdı. İntihar etmek çözüm değil her şeye elveda demektir. öldükten sonra da ne olacağı da muamma. en doğrusu sorunların çözümü için daha çok çalışmak ve olabildiğince vakti doğru kullanmak, keyifli vakit geçirmek. Herkes bir gün ölecek, yaşamak bu doğumla ölüm arasında ne yaptığımızdır. Yani kendime yaşamak için sebep veririm bu sebepleri ben Kur'an-ı Kerim'de bakarak çıkarmalıyım. Benim kendi canıma, bana emanet edilen bir şeye asla ihanet etmemem gerekiyordu. En başında da isyan etmeyecektim. Tamam zor ve beni kimse istemiyordu fakat, sırf onlar istedi diye o kadar büyük bir günahın altına girecek biri değildim. Dinimin emir ve yasaklarının farkındaydım, Allah'a bin şükürler olsun ki. İntihar ettiğim zaman asla cennette bir yere sahip olamayacağımı da biliyordum. İntihar bilinçli bir şekilde kendi sonunu hazırlaması ve bunu deneimlemesi kişiyi cezbeder ve kişide hali hazırda bulunan merak duygusu uyanır ve kişi bu evrendeki hayatına son verir ama bu asla doğru değil nasıl doğal yola doğduysak öylede ölmeliyiz ve ayrca müslüman bir insan bunun ne derece yanlış ve Allah ın kesinlikle haram etiği bir davranış olduğunu Kuran'da söylemiştir. Kendini tükenmiş hissediyorsan aynada kendine bak sen milyarda bir sin teksin bunu ne kadar değerli olduğunu biliyor musun? İntiharı merak et ama asla uygulama... Artık bazı saçmalıkların son bulmasını istiyordum. Kafamı dağıtmak için farklı şeyler düşünmem gerekiyordu. Merak edicem ama asla uygulamayacağım. Acaba, Karan ne zaman uyanacaktı. Beni hatırlayacak mıydı? Yoğun bakımda söylediklerimi duyma ihtimali yoktu ama bana sarılır mıydı? Onu özledim... Kısa zamanda bağlanmıştım. Kısacık zamanda kayatımın merkezine yerleşmişti. Onu herkesden daha farklı bir yere koymuştum. Kalbimin en orta yerinde o vardı. Bu kalp onun için atıyordu. Hayallerimiz bir parçasıydı- Neyine bağlandın ki o kadar? Sana bakmayan gözlerine mi? Sana ait olmayan kalbine mi...? Hayır bunları düşünmemeliydim. Kimse kimseyi sevmek zorunda değildi. Kimseyi de kendime aşık edemezdim. Sevmiyordu ve öyle kalacaktı. Seçimler ve geride kalan acılar. Kimseyi beni sevmiyor diye suçlayamazdım. Kimseye kendimi sevdirmek zorunda değildim. Zaten herkes de beni sevmek zorunda değildi. Bu kadar basit. Seçimi her kim olursa olsun saygı duymak zorundaydım. Uzaktan izlemeye alışmalıydım. Gözlerimden akan bir kaç göz yaşını elimin tersiyle sildim. Bu acıyla başa çıka bilirdim. Daha önemlisi, Karan'ı düşünmeliyim. Bulunduğumuz durumun ciddiyetine varmalıydım. Eve çabuk varabilmek için kestirme bir yola girdim. Evet enayi gibi bir de taksi çağırmamıştım. Bazen harbi beynim boş oluyor ya. Düşünme yeteneğimi kaybettim galiba. Hızlı hava değişimleri de insana bazen bok gibi hissettiriyordu tövbe haşa. Sabah gğneşliyidi şimdi ise resmen fırtına havası vardı. Ama hava güzel kokuyordu. Toprak ve yağmur kokusu. Islanmış ağaçların ve yaprakların kokusu da güzeldi aynı zamanda. Bazen bazı şeylere diğer tarafından da bakmak gerekirdi. Ama olmuyordu. Neyse. Kulağımda ki kulaklıkta ki şarkı değişti. Gelen şarkı Dedüblüman-Sen Bilmezsin (Slowed+Reverd) idi. Zamansız bu tükenişlerimin Senden çok şey götürüşleridir Benim derdim belki kaderimdendir Gülüşündendir Varda bir yok, yokta biri var Feryadım bazen bir şarkı Bazen de göğsümde sancı Anlatmam, zaten duymazlar Öp dilimde kan tadı var Olduğum yerde durdum. Sanki bacaklarım hareket etmiyordu. Yere çakılmış gibiydiler. Etrafı bulanık görüyordum. Kahretsin ben babasız yapamıyordum. Amına koyayım böyle işin. Kahretsin ben, beni zevki için ter eden bir baba için ağlıyordum. Kalabalıktaydım ama yanlız hissediyordum. Çaresiz hissediyordum. Ben babasız da yaparım dediğim hayatı yapamıyordum. Ben delirmiş olmalıydım. Nasıl olur da beni terk eden bir babayı özlerdim ki. Beni daha bir bebek iken ve simasını bile hatırlamadığım adamı nasıl özlerdim. Nasıl onsuz yapamazdım ki? Bunca yıl onsuz yapmışken şimdi ne oluyordu da olmuyordu. Hayatımda bir çok şey ters gitse de ben bir salak gibi, aciz, ucube gibi beni terk eden bir babayı arıyordum. Gözlerimden akan yaşlar kaldırıma düşüyordu. Zaten yağmurdan ıslanmış kaldırım tailarını bir de benim babasızlıktan ağladığım gözyaşlarım ıslatıyordu. Hiç bir zaman sevilmediğimi anladığım ve farkına bir kez daha vardığım anlardaydım. Nefeslerim kesiliyor, bayılacak dereceye geliyordum. Ama sonra her zaman olduğu gibi yastığa kafamı bölüm uyuya kalıyordum. Sabah da kimseye hiç bir şey fark ettirmemeye çalışmak için ota boka gülüyordum. Benim hayatım bundan ibaretti. Sakın olmalıydım, hızlı olmalıydım, işlerim vardı, şuan duygularımla hareket etmenin sırası değildi. Her zaman da böyle olmazmıydı. Sırası değil, sırası değil diye diye gerçeklerle yüzleşmeyi ertelerdik. Hep kaçardık. Çünkü cevabı bizim canımızı yakacağını biliyorduk. Titreyen ellerimin tersiyle yanaklarımı sildim. Derin derin nefesler aldım. Asla toplum içinde ağlamamalıydım. Ağlamamalıydım. Ama ben bu savaşı kaybetmiştim. Ağlamamız gereken bir yerde ağlayınca anlıyoruz kaybettiğimizi. Tek hatamız çok sevmek ve onların istedikleri gibi biri olmamaktı. Kafamı kaldırdım. Bulutların kapattığı gökyüzüne baktım. Sakinim... Sakinim... Sakinim... Yavaş ve sakın adımlarla ilerlemeye başladım. Akan göz yaşlarımı umursamadım. Şapkamı kafama geçirdim. Kimse senin zayıf noktanı bilmemeliydi. Hiç bir şey olmamış gibi yürümeye devam ettim. Gözlerimden yaşlar yavaş yavaş süzülmeye devam etse de aldırış etmedim. Ben sildikçe yenileri ekleniyordu ama hala silmeye devam ediyordum. Neden ben böyle bir hayat yaşıyorum demeyeceğim. Ben hatırlamasam da ya da biz hatırlamasak da, Allah (c.c) bize önceden gösterdi, değil mi? Ben doğmadan önce, Allah (c.c) bana hayatımı baştan sona, öleceğim güne kadar gösterdi ve ben bu hayatı yaşamayı seçtim. Muhtemelen yaşayacağım o kadar şeye değer bir şey gördüm. ... Hızlıca eve girdim. Gelene kadar üşümüştüm. Hemen montumu çıkardım ve odama çıktım. Hızlıca telefonumu şarja takıp, kendimi banyoya attım. Kısa bir banyo yapıp çıktım. Saçıma havluyu sardım ve odama gittim. Üzerime siyah, arkasında kocaman, beyaz bir kelebek olan sivit giydim. Altıma da siyah bir eşofman. Duvarda ki saate baktım. Saat 21.04 idi. Eve gelene kadar baya vakit kaybetmiştim. Dedim ya zeki olduğum için taksi çağırmadım diye. Ama temiz yağmur ve toprak kokusu iyi gelmişti. Saçımda ki havluğu çıkardım. Günlük bakım zaten çöp olmuştu, ki yapacak durumda da değildim. Direk saçımı taradım. İki tarafa ayırdım ve tekrar havlu ile kuruladım. Tekrar saçımı taradım. Ayda olan yansımdamda gördüğüm ve gözümün takıldığı tek şey,Karan'ın künyesi oldu. Banyodan çıkar çıkmaz takmıştım. Parmak uçlarımla gögsüme doğru sallanan künyeyi yokladım. Sanki, Karan'ın elini tutuyormuş,ona dokunuyor muş gibi hissettirdi. Sonra kafamı iki tarafa salladım. Gülümsediğimi bile yeni fark ediyordum. Yanımda olasa bile düşüncesi beni gülümsetmeye yetiyordu. Tam düşüncelerimden çıktım, saç kurutma makinesi almaya banyoya gidecektim ki telefonum çalmaya başladı. Gereksiz yere kalbim hızlanmıştı. Bir tarafım çok merak ediyordu, siper tarafım ise bakmak istemiyordu. Her şeyi boş vererek şarjda olan telefonumun yanına gitim. Ekrana baktım. Buğra Abi arıyor... Yazıyordu ekranda. Hemen telefonu elime aldım. Tam düzene girmeye başlayan kalbim bir fazla hızlı atmaya başladı. Titreyen ve telefonu tutan elim kulağıma gitti. "Efendim, Buğra abi. Bir şey mi oldu? ", dedim hızlıca aramayı onaylar onaylamaz. "Karan, uyandı. Onu haber vermek için aradım. ", dedi. Yanlış duymuyordum değil mi? Karan mı? Uyanmıştı. Ciddi olamazsın. Ciddi olamazsın. Kulaklarıma inanmıyordum. Bu haber çok iyiydi. "Ciddi misin? Uyandı mı? Durumu nasıl? ", dedim hemen. İnanılmaz bir mutluluk vardı içimde. "Durumu iyi. Merak etme. ", Sikeyim çok mutluydum. Durumu iyi diyor. Uyandı diyor. Allah'ım heyecandan bayılıcam şimdi. Sen bana mukayet ol Rabbim. "Tamam. Geliyorum hemen. ", dedim ve telefonu kapattım. Saçımı kurutmayı siktir et. Hastaneye yetişmem gerekiyordu. Allahım bin şükürler olsun. Karan, uyandı sonunda. Karan, uyandııı. Telefonumu cebime atıp,aşağıya indim ve hızlıca üzerime montumu giydim. Evden çıktım. Evi de kilitledim mi de tamamdır. Hızlıca bahçeden çıktım. Taksi çağırsam geç kalabilirdi. Koşmaya başladım. Zaten hava kararmıştı ve kimsenin beni sikleyeceğini düşünmüyordum. Şu durımda da kimseyi düşünemezdim. Daha hızlı koşmaya başladım. Sanki özgürlüğüme koşuyor gibi hissettim. Ne olursa olsun ona gitmeliydim. Boynumda ki künye her attığım adımda, bir fazla hızlandığımda gögüs kafesime daha fazla çarpıyordu. (Tam gögüs kafesi yazdığım yerde dinlediğim şarkı da da gögüs dedi jjdnne. Sapık sanmayın beni. 'Gögsümde bir sancı' ,diyordu şarkı da. Ne kadar güzel bir tesadüf.) Özgürlüğüme, sevdiğim adama, sevdiğim adamın kollarına koşuyordum. Ne olursa olsun onu seviyordum. Biraz koştuktan sonra nefesim tıkandı. Bir iki dakika kadar ellerimi dizlerime yaslayıp, başımı yere eğip soluklandım. Duyduğum ses ile gökyüzüne baktım. Şimşekler çakmaya, hava gürlemeye başlamıştı. Sağlam bir yağmurun habercisiydi. Bir iki dakika kadar daha soluklandım ve koşmaya devam ettim. Hava karanlık, yağmur kokusu, şimşekler, sevdiğin ama doğru koşmak güzel hissettiriyordu. Burnuma düşen bir iki yağmur damlası ile afalladım. Yağmur başlıyordu. Kola bildiğimden hızlı koşmaya başladım. Bir iki dakika içinde biraz daha fazla yapmaya başladı. En sonunda tamamıyla, tam bir yağmur havasıyla yapmaya başladı. Islanmayı hiç umursamadan koşmaya devam ettim. (Yukarıda yağmur yazdım, şarkı da da tam yağmur kelimesi geçti ve şu an dışarda yağmur havası var. Bu bölümü yazarken şarkıyla denk geldiğim ikinci kelime. Niye olduğunu bilmiyorum ama ben bölümü yazmaya başlasam yağmur yağıyor. Vay be. Karan ve Eslem aşkına bulutlar bile dayanamadı, ağlamaya başladı nfndnxnndd.) O kadar güzel yağıyordu ki yağmur, ıslanmak bile güzel geliyordu. Sevdiğim adama çıkıyorsa bu yok ıslanmak bile güzel geliyordu. Islanmanın lafı olmazdı. ... Soluk soluğa hastane kapısından içeri girdim. Tahmin ettiğiniz gibi nefessiz ve ıslaktım. Evdeyken de ıslaktım şimdi de ıslağım. Tek fark montumu da ıslandı. Hızlıca yoğun bakım ünitesine çıkıyordum ki aklıma Buğra'yı aramak geldi. Hala yoğun bakım ünitesinde olup olmadıklarından emin olmak istiyordum. Telefonumu çıkardım ve numarasını tuşladım. Telefon bir kaç çalıştan sonra açıldı. "Nerdesiniz? Hala yoğun bakım ünitesinde mısınız? ", dedim kesik kesik. "Yok. Durumu iyi olunca normal odaya aldılar. " Normal oda mı. Çıktığım merdivenlerde durdum. Ne ara ya. Durumu o kadar iyi olmuş muydu. "Hangi oda? Nerde ki? Oda. Tarif et. Söyle.", dedim bir hışımla. Odanın yerini öğrendikten sonra telefonu kapattım ve tarif ettiği odaya doğru yol aldım. Odanın oraya vardığım da, Buğra kadrajıma girdi. Onun yanına gittim. Gözlerini kapıdan çekip bana dikti. Önce uzun uzun baktı. Sanırım dışarıda şakır şukur yağan yağmurdan haberi yoktu. Islandığım için baktın, değil mi? Abisi. Bence de ondan baktı. "İçeride mi? Durumu nasıl? Bir şey dediler mi? Ne zaman girebilicez yanına? Hemen girer miyiz? Neden girmiyoruz? Bir şey olmadı, değil mi? O iyi, değil mi? ", dedim gözlerimi kocaman açarak. Nefessiz cümle kurmam da olaya ayrı bir hava katıyordu. Tek ve düzgün olmayan bir nefesle sormuştum hepsini. "İçeride. Durumu iyiymiş. Durumu iyi olduğu için normal odaya aldılar. Az sonra doktor çıkınca gireriz. Ama hala bir sorun var. ", dedi. Sesi ilk başlarda heyecanlı olsa da sonlarda tek düz bir hale gelmişti. "Ne oldu? ", dedim merakla. Korkutma beni bak. Yeter be. "Hala hafıza kaybı var mınyok mu bilmiyoruz. ", dedi, beni bu meraktan kurtararak. Siktir ben onu unutmuştum. Unutmaz dimi lâ beni. Unutmaz ya herhalde. Unutmaz, unutmaz. "Hmm. Ben onu unutmuştum ya. Biraz sonra doktor söyler ya. Söyler belki. Belki de hiç bir şey olmaz. Hemen umutsuzluğa kapılmayalım. ", dedim kart kazak sesimle. Boğazım acıyor kardeşim. "Söyler. Hele bir çıksın doktor, söyler. ", dedi sakinliğini koruyarak. "Tamam.", dedim bende sakın olmaya çalışarak. Beni unutmasını istemiyordum. Unutmayacak o seni. Tamam unutmayacak o beni. Unutmayacak o bizi. Onu göreceğim diye o kadar heyecanlıydım ki, anlatama. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki başım dönmeye başlamıştı. Derim derin nefesler aldım. Ona belki de sarılacaktım, belki de kokusunu içine çekecektim, saçlarını okşayacaktım. Bilmiyordum ama çok istiyordum. Tam o sırada kapı açıldı ve doktor çıktı. Orta yaşlarda olan doktora baktım. Griye yakın olan gözleri, keskin yüz hatları, tek tük saçında ki beyazlar, uzun boyu ile 40 yaşlarında olduğunu gösteriyordu. "Ben doktor, Selami Acar. Mehmet Hoca burda olmadığı için onun yerine ben bakıyorum. Biraz dosyasını inceledim, sonuçlarına baktım, Mehmet Hoca'dan dinledim, kontrollerimi yaptım ve şu an için hastanın hayati tehlikesi yok diye bilirim. Geçtiğimiz 12 saatte bu durumu atlatmış. İç kanamanın kendini tekrarlamasını beklemiyoruz. Ayrıca hafız kaybı ile ilgili bir sorunumuz da yok. Şu an için dikkat edilmesi gereken şey, istirahati ve ilaçları. Geçmiş olsun. Hastayım görebilirsiniz. ", dedi sıcak bir tebessümle. Ben hemen kimseyi takmadan odaya girdim. Buğra ise doktora bir şeyler sormakla ilgileniyordu. Büyük bir heyecanla odaya girdim. Yatakta yatan, Karan kadrajıma girdi. Alçılı kolu ve bacağı, dikişli kaşı, elinde ki serum, morarmış yüz hatları ile bir kez daha karşılaştım. Sakin olmalıydım. Yüzünde anlayamadığım bir gülümseme vardı. Neden gülümsüyordu o kadar acının içinde. "Lotus çiçeği. ", dedi sevecen bir şekilde. Sesinde ki sevecenlik acıyı gölgeliyordu. Kendimi tutamayarak tebessüm ettim. Bir taraftan da gözlerim dolmaya başlamıştı. "Efendim.", dedim heyecanlı bir şekilde. Sesimin titremesini engelleyemedim. Yavaş yavaş yatağa doğru yürümeye başladım. Her attığım adımda heyecanım katlanıyordu. Yakına geldiğimde gözleri yüzümden başlayarak, saçlarıma, boynuma, gögüs kafesime, bir süre boynunda ki künye de takılı kaldı gözleri. En son saçlarımın bitişine kadar gözlerini ilerletti, sonra da yeşillerini yeşillerimle buluşturdu. Siktir bakışını bile çok özlemiştim. "Sen neden ıslaksın? Saçların ıslak. Ya hasta olursan. ", dedi serumlu elini kaldırıp saçlarımı işaret ederek. Şu halde bile beni düşünüyordu. Kalbim buna dayanamazdı. O kadar acının içinde beni düşünüyordu. "Dışarıda yağmur yağıyor ondan. Islandım biraz. Ama bir şey olmaz. " Sesim hala titriyordu. Sol gözümden bir gözyaşı aktı. Ardından bir tane daha derken ağlamaya başladım. Yüz hatlarının gerildiğini, tebessümünün yavaş yavaş silindiğini gördüm. "Gel buraya.", dedi ve yatağın kenarına oturmamı istedi. Elini iki kere yatağa vurdu. Yavaş yavaş yanına oturdum. O da hafif dik konuma gelmeye çalıştı. En sonunda istediği gibi oturunca bana baktı. Serum takılı olan elini kaldırdı ve kafamda ki şapkayı indirdi. Böylece ıslak saçlarımı ortaya sermiş oldu. Eli saçlarımı buldu. Saçlarımı avcunun içine aldı ve bitene kadar okşadı. "Hasta olursan ne olacak? Sesin bile değişmiş. Gözlerin kızarmış ve şişmiş. Ağlıyorsun", dedi. Ses tonu değişmişti. Eli yanağımı buldu ve gözyaşlarımı silmeye çalıştı. O sildikçe yenileri ekleniyordu. Sarılmak istiyordum ama cesaretim yoktu. Titrek bir nefes verdim. "Ağlama. Her şey bitti. Hiç bir şey olmadı. Burdayım, yanındayım. Seninleyim. Ağlamana gerek yok. Gözlerine yazık. ", dedi duygulu bir sesle. "Ya bir şey olsaydı. Ya bir şey ols-... ", sözünü yarıda keserek beni kendine çekti. Kafasını boynuma göndü, elini belime sıkı sıkı sardı. Ben de o gibi yaparak kollarımı boynuna sardım. "Özür dilerim. Özür dilerim. Böyle olmasını istemezdim. Özür dilerim, seni korkutmak istemezdim. Özür dilerim, Lotus çiçeği. Gözlerinden her akan ve akmış olan gözyaşı için içim nasıl yanıyor biliyor musun? Ameliyathane kapısının önünde seni beklettiğim her dakika için özür dilerim. Benim için ağladığın her saniye için özür dilerim. Seni bu hale getirdiğim için beni affet. Seni böyle bir şey yaşattığım için beni affet. Ne olur beni affet. Sana böyle duygular yaşattığım için özür dilerim. Sana zarar verdiğim her an için özür dilerim. İnan bana bile isteye olmadı. Bir an için direksiyon hakimiyetini kaybettim. Sana kaybetme duygusunu bir kez daha yaşattığım için beni affet. Böyle bir şey olmasını ben de istemiyordum. Benim yüzümden bu haldesin. Sesin değişmiş, gözlerin kızarmış, hasta olmuşsun, çökmüşsün, iyi değilsin, Eslem. İyi değilsin. Hepsi benim dikkatsizliğim yüzünden oldu. Seni bu hale getirmek istemiyordum. Beni affeder misin? Sana bu iğrenç duyguları yaşatan bir adamı affeder misin? Bu dikkatsiz adamı affeder misin? ", dedi. Onun da sesi titriyordu ve boğuklaşmıştı. Söylediği şeyler yüzümden biraz daha fazla ağlamaya başladım. Kafamı boynuna gömdüm, bir elimi saçlarına geçirdim ve okşadım. Kokusunu içime çekiyor ve saçlarını okşuyordum. Belimde ki eli daha da sıkılaştı. "Yalvarırım sana ağlama, Lotus çiçeği. Dayanamıyorum. Senin ağlamalarına dayanamıyorum. Benim yüzümden bu halde olmana dayanamıyorum." (Bak gene aynı şey. Dayanamıyorum geçti şarkıda. Allahım bu tesadüf mü? Yoksa bir işaret mi? Yok amk vahiy) " Это был первый раз, когда я так сильно испугалась за кого-то. Я боялась тебя потерять. Пожалуйста, не оставляйте меня. Потому что я не переношу твоего отсутствия.", dedim kesik kesik nefesler imin arasında. (Çeviri: Ben ilk defa bu kadar biri için korktum. Seni kaybetmekten korktum. Lütfen beni bırakma. Çünkü senin yokluğuna dayanamam." Derin ve titrek bir nefes verdi boynuma. Saçlarımdan dolayı ıslak olan boynuma değen nefesi titrememe neden oldu. Şu an o kadar güzeldi ki, anlatamam. Eşi benzeri yoktu. Arkadan kapı açılma sesi geldi. Siktir. Basıldık. Büyük ihtimalle, Buğra'ydı. Kapı açıldığı gibi tekrar kapandı. İçeri mi girmişti yoksa girmeden geri mi kapatmıştı. Biraz kulak kabarttım ama ses yoktu. Sanırım girmemişti içeriye. Sanki sıçtık sıvadık. Gördü dimi bizi o gördü. Gördü, gördü. Siktir et ya. Çok da sikimde. Gördüyse gördü. Tek ben sarılmuyorum sonuçta. Hafif geri çekildim. Benim çekilmem ile, Karan'ın belimde ki eli biraz gevşedi. Gene yakındık ama sarılmayı bitirmiştim. Yeşillerine baktım. Kızarmış ve gözleri dolmuştu. Kıyamam bir de o kadar özür diledi. "Özür dilemenize gerek yok. Ben sadece-... " "Özür dilememe gerek var ve sen korktun. Sen benim için korktun.", dedi benim sözlerimi keserek. Evet onun için korkmuştum ama özüre gerek yoktu. Eli, kolumu okşayarak elimi buldu. Elimi sıkı sıkı tuttu. Baş parmağı ile elimin tersini okşadı. Gözlerimi ellerimize indirdim. Bulanık görsem de umursamadım. Dokunuşu yüzünden kalbimin ritmi bozulmuştu. Titriyordum, hem de çok titriyordum. Bir taraftan sol bacağım bir yandan elinin tuttuğu elim. "Eline ne oldu? ", dedi otoriter bir ses tonuyla. Elimde ki serum yerini soruyordu. Morarmıştı. İğne yeri de belli oluyordu. Titrek bir nefes verdin. Çok dikkatliydi. Dikkati beni hata yapma payımı arttırıyordu. Yutkundum. Boğazlarım acıyordu. "Yok bir şey. Bir şey olmadı. " "Yalan söylemeyi bırak. Bana ne olduğunu teker teker anlatacaksın, Eslem. Elin morarmış. Benim buna inanacağımı mı düşündün gerçekten? ", dedi sert tonda. Sadece bir morluktu. Ona bakılırsa onun da boynunda kamçı yaralanması, bacağı ve kolu ayrıca 3 kaburgası, midede iç kanama, kaşının patlaması, yüzü hatlarının morarması vardı. Kendine hiç dikkat etmiyordu. Kendini önemsemiyor muydu. Hoş zaten önemseseydi bu halde bile olmayacaktık ki. "Hocam, bakın bende küçücük bir morluk var ve bunun hedabını soruyorsunuz. Kendinize hiç bakmadınız bile. Eğer ben de hesap sorarsam borçlu çıkarsınız. Ben de sadece küçük bir morluk var. Ya sizde? ", dedim karşı çıkarak. Evet, hesap sorsam borçlu çıkacaktı. Çünkü onun ağır yaralanmaları vardı. Sonuçta benim ameliyatlık bir şeyim yoktu. "Burda soruları ben soruyorum, sen cevaplıyorsun. Benim başıma gelenler umrumda deği-... " "Eğer, biraz umrunda olsaydı şu an ne özür diliyor olurdun ne de bu yatakta yatıyor olurdun. Kaza yerinde o ceset torbalarını gören sen değilsin tabi ki. Nerden biliceksin ki o anı. Ya sen kendini o sedye de kalp masajı yapılırken görseydin inan bana benden daha fazla korkardın.", dedim sesimi yükselterek. Olan sinirim tepemde çıkmıştı. Ama sonra ne dediğimin farkına vardım. Adama biraz umursasaydın şu an bu durumda olmazdık demiştim. Doğruydu, fakat yanlış bir zamanda mı söylemiştim. Ona resmen meydan okumuştum. Neredeyse 30 yaşına gelmiş adama meydan okumuştum. "Eslem, tabi ki kendimi umursuyorum ama sen de kendini bu halde görseydin benden daha çok hesap sorardın. Şu haline bak. Gözlerin kızarmış, şişmiş, sesin değişmiş, saçların ıslak, elin mor, titriyorsun. En önemlisi de bunların hepsi benim yüzümden olmuşken senin benden hesap sorman. Ben bir şekilde iyileşirim. Çünkü benim bir, Lotus çiçeğim var. Senin, Lotus çiçeğin yok. ", dedi. Sanki bana açıklama yapmak ister gibi. Hesap sorardım tabi ki. Benim böyle olmam onun yüzündendi. Bunu anlamıyordu. Derin bir nefes aldım. Dolan gözlerimi elimin tersiyle sildim. Sakin kalmam gerekiyordu. Onu yormamam gerekiyordu. "Tamam, benim bir Lotus çiçeğim yok ama siz varsınız. ", dedim sesin titrerken. Dudakları kavislendi. Hafif bir tebessüm oldu dudağının kenarında. Beni kendine çekti ve sarıldı. Bir süre ve sessiz bir şekilde böyle kaldık. ⋅•⋅⊰∙∘☽༓☾∘∙⊱⋅•⋅ Kar yağa bağdan bağdan Yollar kapandı kardan Ne gelen var ne giden Haber gelmedi yardan Evet arkadaşlar bu bölüm de böyleydi. Şahsen güzel olduğunu düşünüyorum. Sizce nasıldı? Yorumlarda belirtin lütfen. İçime sinerek yazdım. (Wattpad bölümü 15 kere silmeseydi daha iyiydi) Oy ve yorum yapmayı unutmayın. Seviliyorsunuz... Başka bir bölümde görüşmek üzere. Kendinize cici bakın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.