Merhabaaa. Nasılsınız? Ben de iyi gibiyim. Evet yeni bir bölüm daha. İnşallah beğenirsiniz. İyi okumalar dilerim. Seviliyorsunuz. Bölüm şarkıları: Enemy Shape of My heard Judas Priest-Angel •:•.•:•.•:•:•:•:•:•:•:•☾☼☽•:•.•:•.•:•:•:•:•:•:•:• Gözlerinden resmen ateş çıkıyordu. Neye sinirlendiğimi bilmiyordum. Eğer Enes'in bana sarılması ya da öpmesi ise onu neden bu kadar rahatsız etmişti? "Hocam.", dedim kısık bir sesle. Kalp atışlarım korkumla harmanlaşınca ortaya acayip bir şey çıkıyordu. "Hazırlan. Dersin boş. Erdem Hoca gitti. Beş dakika kaldı zaten. Gidelim. Aşağıda seni bekliyor olacağım. " Benim tamam dememe bile kalmadan kapıyı kapatıp gitti. Karan Hoca, Enes'in beni öptüğüne şahit olmuştu. Allah kahretsin sinirlenmişti sanırım. Bana böyle baktığını hiç bir zaman hatırlamıyordum. "Enes, sana kolay gelsin ben kaçar. " "Allah yardımcın olsun kanki. Ben burdan ufaktan kaçsam iyi olacak gibi. ", dedi ve hemen sınıftan çıktı. Ben de hemen sırama gidip sıranın üzerine olan bir kaç eşyamı çantama koydum. Konuşma sınavı listesini de elime aldım. Giderken Öğretmenler odasına bırakırdım. Montumu giydim ve hemen çantamı koluma takarak sınıf kapısına doğru ilerledim. Aklıma gelen düşünce ile sinir olmuştum. Ya aşağıya indiğim de 'Merve Hoca'da bizimle geliyor', cümlesini duymak içimi titremişti. Sarsak adımlarla merdivenlerden inmeye başladım. Öğretmenler katına geldiğim de Öğretmenler odasından çıkan Savaş Hoca'yı gördüm. "Eslem listeyi koydum mu dolaba? Göremedim de. " "Buyrun Hocam. ", dedim ve elimde ki listeyi Savaş Hoca'ya uzattım. Listeyi alınca önce bir baktı ve "Çok teşekkür ederim, Eslem. ", dedi gülümseyerek. "Rica ederim, Hocam. ", dedim ve yanından ayrıldım. Hızlıca bahçeye çıktım. Aldığım nefesler bana yetmiyor gibiydi. Aslında ortada bir şey yoktu sinirlenmem için ama niye bu kadar kötü olduğumu bilmiyordum. Hele sabah ki olan Merve Hoca ve Karan Hoca ile olan konuşmanın üzerine Karan Hoca'nın böyle bir şey yapacağını düşünmüyordum. Ama korkuyordum. Beni düşüncelerimden ayıran okulun ziliydi. Hızlıca mat siyah, Mercedes-Benz olan arabaya doğru ilerledim. Sanırım arabanın içindeydi. Kapı kolunu tuttum ve açtım. Kapının tok sesi kulaklarımı doldurdu. Arabaya çekingen bir şekilde bindim. Arabada oturuyordu. Telefonu elindeydi ve bir şeyler yapıyordu. Çantamı arka koltuğa koydum. Sırtımı koltuk ile birleştirdim. Karşı da ki duvara bakıyordum. Karan Hoca'dan ses çıkmıyordu. Araba da sadece nefes alış verişlerimiz vardı. Sanki ikimiz de konuşmamaya yemin etmiş gibiydik. Zil çalmıştı ve öğrencilerin yarısı okuldan çıkmıştı. Arabanın sol tarafın da hareketlilik fark ettim. Sol tarafa başımı döndürdüğüm de Merve Hoca'nın arabasına bindiğini gördüm. Kapıyı açtı ve bindi. Bu tarafa baktı on beş saniye kadar. Bizim arabanın camları filmli olmasına rağmen kendimi rahatsız hissetmiştim. Sanki benim bu arabada oturduğumu biliyormuş gibi bana bakıyordu. Ben onu görsem de o beni görmüyordu. Derin bir nefes aldım. Merve Hoca arabayı çalıştırdı ve hızlıca bahçeden çıktı. Tekrar başımı ön cama çevirdim. İstemsizce saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Konuşmak ve konuşmamak arasın da kalmıştım. Şu an kendimi okulun tepesinden atasım gelmişti. Kendimi bir an için fazlalıkmış gibi hissettim. Derin bir nefes aldım ve konuşmak için ağzımı açtım. "Hocam yukarı da gördüğünüz şeyi siz çok yanlış anladınız. Düşündüğünüz gibi bir şey yok. Gerçekten yok. Enes benim sadece arkadaşım. ", dedim. "Kemer.", dedi. Elinde ki telefonu vitesin oraya koyarak. Sadece kemer demişti. Bir an kendimi boşlukta hissetmiştim. Şu an ne yapacağım konusun da hiç bir fikrim yoktu. O susunca ben de sustum. Kemerimi taktım yavaş bir şekilde. Karan Hoca da kendi kemerini takınca arabayı çalıştırdı. Hızlıca bahçeden çıktı. Arabayı çalıştırınca radyo otomatikmen çalmaya başladı. Arabanın hoparlöründen yükselen şarkı kulaklarıma ulaştı. Radyo da Ezhel-Yavrum Nerdesin? çalıyordu. Şu şarkının şu ana uyumu tartışılır. Okuldan baya bi uzaklaşmıştık. İleri de ışıklar vardı. Gördüğüme göre yeşil yanıyordu ki kırmızı ya döndü. Önümüz de iki araba vardı. Arabanın içinde de sürekli yankılanan ses şey şuydu; Yavrum nerdesin? Kim bilir şuan kimlerlesin? idi. Bu Karan Hoca'nın sinirini bozmuş olacak ki şarkıyı değiştirdi. Bu sefer gelen şarkı ise Diyar Pala-Pompalasyon du. Büyük ihtimalle bu şarkıyı bilmiyordu. Şarkının sözleri gelene kadar şarkıyı değiştirmedi ta ki Pompalamasyon Bu benim misyon, diyene kadar. Şarkının ilk iki dizelerini duyduğun da direksiyona koyduğu elini öyle bir radyoya götürdü ki elini direksiyon dan ayırmasıyla şarkının değiştiği bir oldu. Bunun üzerine hafif güldüm. Gözlerimi kapattım,başımı eğdim ve sol elim ile burun direğini sıktım. Çok iyi ya. Bir Hocanız ile dinlene bilecek en iyi şarkıydı. Şarkıya sözüm yok ama yanım da Karan Hoca varken dinlemezdim. Ayyy keşke Blok3 falan gelseydi ya da cıstak falan. Bu seferki şarkı ise 'Blok3&Sibel Can-Salla×Çakmak' geldi. Blok3 derken derken geldi işte. Çakmak çakmak gözleri. Tam ön iki den vurdu kalbimi. Olan oldu bu gönül ferman dinlemiyor. Bebeğim harbiden ne kibarsın Manitana söyle artık beni salsın Hako her masa da da varsın Güvendiğin abilerin götüne domalsın Bu şarkı da bir önce ki şarkı ile aynı kaderi paylaşıp değişmişti. Sıra da gelen şarkı ise Demet Akalın-Çalkala idi. Karan ile şarkılar ile imtihan proğramımıza hoş geldiniz sayın seyirciler. Eller havaya Bir sağa bir sola Çalkala çalkala Bir sağa bir sola Bu şarkı da diğerleri ile aynı kaderı paylaştı. Sıra da ki şarkı ise Hadise-Stir Me Up idi. Tekrar değiştirdi şarkıyı. Kırmızı ışığın sönmesine çok az bir zaman kaldığının farkındaydım. Sırada gelen şarkı ise Funda-Arar-Yak Gel idi. Bu şarkıya dokunmamıştı. Dinlemek istiyordu. Uzun oldu Ne zor oldu Kalp yoruldu Dön gel Her şey kalsın Yanlız aşkla Yanlız aşkla Dön gel Affettim Kendini akla Yanlız aşkla Yanlız aşkla Dön gel Açma işte o şarkıyı anısı var. Anısı falan yoktu. Sadece bu şarkıyı severdim ve dinlerdim o kadar. Yeşil ışık yanmıştı ve araba yavaş yavaş hareket etmeye başkadı. Işıkları geçmiştik ve önümüzde ki siyah opel'i sollama ya çalışıyordu. Siyah opel'i solladığın da gaza biraz daha yüklendi. Olduğum yerde biraz daha sindim. Sanırım sinirini çıkarıyordu. Bir bacağını biraz düz hale getirdi ve cebinden sigara paketini çıkardı. Paketten çıkardığı sigarayı dudaklarının arasına sıkıştırdı. Siyah çakmağı ile yaktığın da bir duman çekti. Sigara tutan eli ile kapı da ki bir tuşa bastı. Cam yarıya kadar açıldığın da içeriye serin hava doldu. Sigaradan bir duman daha çekti ve sigaranın ucun da biriken külü camdan aşağıya düşürdü. Camı biraz daha araladı ve kolunu cama yasladı. Biraz daha gaza yüklendi. Kafamı hafif o tarafa çevirdim ama bir an olsun bana dönüp bakmadı. Önümüz de ki arabayı da solladı. Sanırım işler boka sarıyordu. Gaza biraz daha yüklendi. İbre yüz yirmiyi gösteriyordu. Sigarasından bir duman daha çekti. Kolunu tekrar cama yasladı. Bu ara da da şarkı değişmişti. Gelen şarkı ise Müslüm Gürses-Küskünüm idi. Bu şarkının gazına gelip gaza basmazdı umarım. Kalp atışlarım hızlanmıştı. İbre yavaş yavaş artıyordu zaten. 15 dakika sonra. Araba bizim evin önünde durmuştu. Kemerimi çıkardım ve arkadan çantamı aldım. "İyi akşamlar Hocam. ", dedim normal bir sesle. Eve kadar hızlı bir şekilde kullanmıştı arabayı. Ve yol boyu tahmininiz gibi hiç konuşmamıştık. Sadece sırasıyla giden şarkılar vardı. "Sana da, Eslem. ", dedi kısık bir sesle. O tarafa döndüm. Yan profiline baktım. Ama o bana bakmak yerine karşıya bakıyordu. Hiç bir şey demedim. Sadece başımı hafif hafif aşagıya yukarıya salladım. Arabanın kapısını açtım ve indim. Hızlıca bahçeye girdim. Çantamın ön gözünden anahtarlarımı çıkardım ve kapıyı açıp içeriye girdim. Ben içeriye girmeden o evin önünden uzaklaşmıştı bile. Hızlıca eve girdim. Ayakkabılarımı çıkarıp terliklerini giydim. Odama çıktım ve çantamı masanın üzerine koydum. Hızlıca üzerimi değiştirdim. Altıma siyah bir eşofman üzerime siyah bir badi giydim. Saçlarım yine sabah ki gibi balık sırtı duruyordu. Telefonumu montun cebinden aldım ve aşağıya indim. Şarjım daha seksen beş idi. Hızlıca mutfakta kendime yemek yapacaktım. Ama ne yapacaktım onu bilmiyordum. Aklıma dün aldığım konserve yaprak sarmaları geldi. Hızlıca bir tanesini açtım ve bir çatal alarak masaya oturdum. Sarmadan bir tanesinin yarısını yedim. Telefonumu cebinden çıkardım ve annemin sohbetine girdim. Ama hala bakmamıştı mesajlarıma. Tuğba ablaya yazdım hemen. Sonra da instagrama girdim. Milletin storylerine baktım. Dm de olan mesajlara cevap yazıp çıktım. Bu sıra da da sarmaları yemiş bitirmiştim. Çatalımı yıkayıp yerine koymuştum. Boş konserveyi de çöpe attım. Dolaptan bir içecek alarak odama çıktım. Çantamdan Ayşe teyzenin yaptığı keki çıkardım. Hemen içecek ile onu gömdükten sonra masama oturup ders çalışmaya başladım. Saat daha 16.56 idi. Hızlıca kitaplarımı açarak derse başladım. 3 saat sonra. Neredeyse üç saat aralıksız ders çalışmıştım. Artık daha fazla çalışmam gerekiyordu. Hafta sonu gece uyumayıp sabaha kadar ders çalışacaktım. Önüm de ki kitabı kapatarak yatağın üzerinde ki telefonumu aldım. Tuğba abla dan mesaj vardı. Tuğba abla: Eslem merak etme, Annen iyi. Sadece telefonu çaldırdı. Yenisini alacak. Sen iyi misin? Telefonu mu çaldırmış? Buna gülmeden edemedim. Gülmem bitince elim kılavye de dolaştı. Ben: Tamam, Tuğba abla. Ben iyiyim. Merak etmeyin. Ya siz iyi misiniz? Ne yapıyorsunuz? Telefonu kapattım ve masamı toplamaya başladım. Kitapları kitaplarımın yanına koydum. Kalemlerimi masada ki kalem kutusuna koydum. Telefona bildirim sesi gelince telefonu eline aldım. Tuğba abla: Tamam canım. Biz yemek yiyoruz. Sen yedin mi? Annen soruyor. Yani yemiştim okuldan geldikten sonra. Ama daha akşam yemeğini yememiştim. Ben: Yedim, Tuğba abla. Tuğba abla: Tamam o zaman. İyi geceler. Geç uyumayacak mışsın. Annenin emri böyle. Ben: Tamam. İyi geceler size de. Telefonu kapattım ve boş içecek tenekesini ve kek kabını alıp mutfağa indim. Tenekeyi çöpe attım. Saklama kabını da yıkadım. Ben de onlara kek ya da tatlı yapardım artık. Cebim de olan telefon titredi sonra da bildirim sesi kulaklarımı doldurdu. Islak olan ellerimi kuruladım. Telefonu çıkardım cebimden. Ekran da SMS mesaj olarak görünüyordu. Mesaj ise Karan Hoca'dan dı. Hızlıca SMS lere girdim. Sohbete girip mesajı okumaya başladım. Matematiğin Babası: Ciddi kaza tespit edildi SOS iPhone bir kaza tespit ettikten sonra bu yaklaşık konumdan acil servisleri aradı. Bu mesajı alıyorsunuz çünkü şu acil durum kişileri listesindesiniz. Tüm rehber lütfen kontak kurun. Aydın. Okuduğum mesaj ile bir an için beynimden vurulmuşa döndüm. Ellerim titremeye başladı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Hemen rehbere girdim ve Karan Hoca'yı aramaya başladım. Telefonu çalıyordu ama açmıyordu. Telefon kendi aramayı sonlandırana kadar kapatmadım. Nefes alış verişlerim ve kalbim hızlanmıştı. Kalbim ayrıca sıkışmaya başlamıştı. Elim ayağım titriyordu. Telefon kendi kendime aramayı sonlandırınca tekrar aradım. Gözlerimin dolduğunu yeni fark ediyordum. Ona bir şey olursa ben yaşayamazdım. Telefon çaldı çaldı ama açan olmadı. Telefonu kulağımdan uzaklaştırdım ve ekrana boş boş bakmaya başladım. Sadece ekran da yazan şey, Matematiğin Babası aranıyor... Gözümden akan göz yaşı telefonun ekranının üzerine düştü. Telefonu kapatıp cebime attım. Hemen montumu giydim ve anahtarlarımı alıp ayakkabılarımı giydiğim gibi evden çıktım. Hızlıca bahçeden çıkarak karşı kaldırıma geçtim. Karan Hoca'nın evin kapısına vutirmaya başladım. Çalmak değil vurmak. Öyle bir ses çıkıyordu ki vururken elimin acıdığını hissettim. Kapı hızlı bir şekilde açıldığın da karşım da Ayşe teyze vardı. Her ihtimale karşı telaşalandırmak istemesem de kapıyı çalışımdan anlamış olamasını bekledim "Ayşe teyze, Karan Hoca nerde? Evde mi? Arıyorum açmıyor da. ", dedim ağlaklı ve titrek sesimle. Kadını boş yere heyecanlandırmak istemesem de anlıyordu. "Yok daha eve gelmedi kızım. Bir şey mi oldu? ", dedi. Eli kalbini buldu. Yüzünde endişe vardı. "Önce sakın ol. Tamam mı? Ayşe teyze. ", dedim ve Ayşe teyzenin ellerini tuttum. Gözlerimden bir kaç göz yaşı daha aktı. "Eslem bir şey mi oldu? ", dedi heyecanlı bir sesle. Önce gözlerine uzun uzun baktım. En sonun da söylemeye karar verdim. "Bana bi mesaj geldi. Mesajı Karan Hoca'nın telefonu atmış. Şey yazıyordu mesaj da. Karan Hoca'nın kaza yaptığı yazıyordu. Aradım bir kaç kere ama açan olmadı. Bende bu yüzünden geldim. Ama hemen telaşa kapılmayalım belki bir yanlışlık olmuştur. ", dedim. Sesim her söylediğim cümlenin sonuna da kısılmaya başlamıştı. Kalbim de ki ağrı biraz daha artmıştı. Elim ayağım hala titriyordu. Bir kaza haberi nasıl verilir bilmiyordum. Daha önce hiç başıma gelmemişti. Ama bu çok ağır olmuştu. Karan'a bir şey olması düşüncesi beni yakıp kavuruyordu. Zaten cumartesi günü olanlar beni yeterince yıpratmıştı. Bir de gerçeğini kaldıramazdım. "Allah'ım yardım et Ya Rabbim. Sen onu bize, ailesine bağışla. Sen onu benden, bizden alma.", dedi Ayşe teyze. Onun da sesi titriyordu. Gözlerinden yaşlar almaya başladı. Telefonunu çıkardım ve birisini aradı. Telefonu kulağına götürdü. Bir kaç saniye sonra "Buğra, Karan Hoca kaza yapmış. Çabuk gel. Nerde olduğunu bilmiyoruz. ", dedi ve beklemeye başladı. Karşı da ki yani adının Buğra olduğunu öğrendiğim adam bir şeyler söyledi ve Ayşe teyze de "Tamam, tamam. ", dedi. Sadece Ayşe teyzeye bakmakla yetinmiştim. Hızlıca önlüğünü çıkardı ve kabanını aldı dolaptan. Telefonumu kabanının cebine koydu. Anahtarları aldı ve evden çıktık. "Ayşe teyze, ne oldu? Nereye gideceğiz? Bir şey söyle. Korkuyorum. ", dedim. Karan'ı kaybetmekten çok korkuyordum. Ben artık hayatım da birilerini kaybetmekten yorulmuştum. Karan'ın da onlardan biri olması düşüncesi beni mahv ediyordu. "Şimdi Karan Hoca'nın bir arkadaşı gelecek. Sonra da polise gideceğiz. ", dedi. "Tamam.", dedim sadece. Bahçeden çıktık ve kaldırım da beklemeye başladık. Bir süre sonra sokağın başın da bir araba farı gözlerimi almaya başladı. Araba bizim önümüzde durduğun da içinden bir adam çıktı. Sarı saçlı, uzun boylu, baştan aşağı siyah giyinmiş, otuzların da gösteren bir adamdı. "Ayşe teyze, binin arabaya, gidelim biran önce. ", dedi. Siyah bir Passat araba ile gelmişti. Arka kapıyı açtı ve ilk önce Ayşe teyze bindi sonra da ben bindikten sonra kapıyı kapattı. Hemen kendi de yerine oturduğun da arabayı çalıştırdı. "Sizin nerden haberiniz oldu? Anlatın şu olayı baştan. ", dedi Buğra. Sesin de sinir ve korku vardı. Tabi ilk önce benim haberim olduğundan konuşmaya başladım. "Benim telefonuma SOS merajı geldi, Karan Hoca'dan. Sonra aradım bir kaç kez ama açan olmadı. Sonra Ayşe teyze ye haber verdim. ", dedim. Zaten sonrasını biliyordu. O anda Buğra'nın telefonu çalmaya başladı. Aramayı onaylayıp kulağına götürdü. "Efendim, Fatih? ", dedi ve karşıda kini konuşmasını dinledi. "Konumunu at. Çabuk ol. Bir de Feridun'un parmağı var mı bu işte bak. ", dedi. Sonra da telefonu kapattı. Sonra da bildirim geldi ve bildirime tıklayıp konuma ulaştı. Sonra da rotayı izlemeye başladı. "Ne olmuş? Bulmuşlar mı yerini? ", dedi yanım da oturan Ayşe teyze. Gözlerimden yaşlar akmaya devam ediyordu. "Bulduk yerini. Oraya gidiyoruz. ", dedi Buğra. "Hızlı sür ne oldursın hızlı sür. ", dedi Ayşe teyze. Onun da göz yaşları akıyordu. Gözlerimi Ayşey teyze den ayırdım ve karşıya bakmaya başladım. O anda Buğra ile dikiz aynasın da göz göze geldik. Hemen gözlerini çekti. 10 dakika sonra. Arabanın durmasıyal bir hışımla arabadan indim. İki tane ambulans vardı, polisler vardı. Arabadan indiğim gibi önümde ki ambulansa doğru koşarak gittim. Sağlık çalışanlarının önünde bir tane ceset torbası vardı. İçinde biri vardı. "Karan", diye bağırmaya başladım avazım çıktığı kadar. Ceset torbasına koşmaya başladım. Ama beni kollarımdan tutan insanlar vardı. "Karan" diye tekrar haykırdım. Kalbim ağrımaya başlamıştı. Elim ayağım titriyordu. Gözlerimden akan yaşın haddi hedabı yoktu. "Hanım efendi. Sakin olun. Zorluk çıkarmayın. " diyen bir kadın sesi duydum. "Karan", diye tekrar haykırdım. Bir taraftan da kollarımı kurtarmak için çırpınıyordum. Uzun uğraşlar sonucu kollarımı kurtardım ve kimsenin beni tutmasına fırsat vermeden ceset torbasına koştum. Hemen ceset torbasının fermuarını açtım. Karşılaştığım yüz ise başka bir adamın yüzüydü. Karan değildi. Ama kanlarla kaplıydı adamın yüzü. Diğer ambulansa doğru koştum. Sedye de biri vardı. Bir kaç sağlık çalışanı sedye de yatan kişiye ilk yardım yapıyorlardı. "Karan", diye tekrar haykırdım. Tekrar kollarımdan tutulmamla olduğum yerde kaldım. "Yalvarırım beni bırakın. Yalvarıyorum size. Kim o sedye de ki yatan kişi. Görmem gerekiyor. Yüzüme gösterin bana. Yalvarıyorum size. ", dedim kollarımdan tutan polislere. Bir yandan da kollarımı çekiştiriyordum. Polisler beni hafif bir şekilde serbest bırakınca sedye ye doğru ilerledim hemen. Kaşı patlamış, burnu kanayan, elmacık kemiği mor, dudaklarında ki rengin gitmiş olsuğu, yüzünün solgun olduğu, kalp masajı yapılan Karan yatıyordu sedye de. "Yaşıyor mu o? Bir şey söyleyin. Yaşıyor mu? Yaşayacak mı o? Bir şey söyleyin. ", dedim bağırarak. Ruhum bedenime dar geliyordu. Kalbim hiç bu kadar hızlı atmamıştı. Polisler beni çekiştirmek başladılar tekrardan. "Bırakın beni. Yalvarıyorum bırakın beni. Karan lütfen ölme. Karan lütfen. Beni bırakmayacağına söz verdim. Kalk. Karan duyuyor musun beni. Kalk o sedyeden. Ben sensiz yaşayamam. Duy beni. Karan ben seni de kaybetmek istemiyorum. Yalvarıyorum kalk ordan. Bana bir şey söyle. Ölmedim de. Yaşıyorum de. Bir şey söyle. Kaza yapmadığını söyle. Karan sana çok ihtiyacım var. Beni şu an bırakıp gidemezsin. Lütfen, sana yalvarıyorum kalk artık. Ben dayanamıyoum. Ben çok korkuyorum. Duyuyor musun beni. Ölme. Sakın ölme. Ben sensiz yapamam. Benim sana ihtiyacım var. Kalk artık. " Haykırışlarım asvaltta yankılanıyordu resmen. Kulaklarım çınlıyordu. Nefes alamıyordum. "Hastayım acil ameliyata almamız lazım. ", dedi bir sağlık çalışanı. Kalp masajı yapmaya devam ediyordu. Hızlıca ambulansa sedye yi taşıdılar. "Karan", diye tekrar haykırdım. Kollarımda ki polislerin çıkması ile yere yığıldım. Dizlerimin üzerine oturdum ve ağlamaya devam ettim. Ben bu gün korkunun en kötüsünü yaşıyordum. Ben cehennemi yaşıyordum. Tekrar kollarıma birileri girdi. Bu sefer çekiştirmek yoktu. Sadece teselli vardı. "Eslem, kalk kızım. Hastaneye gidiyoruz. ", dedi biri. Bu sanırım Ayşe teyzeydi. Sadece oturduğum yerden kırmızı mavi yanıp sönen, sirenlerinin kulaklarımı acıtacak kadar çalan ambulansın arkasından baka kaldım. Sadece bakmakla yetindim. Bir şey yapamıyordum. Ellerimden kayıp gidiyordu göz göre göre. Ben bu ölümü kaldıramazdım. Kelimeler yetersiz, nefesler kesik, yolun sonu, son dakikalar, geri dönüşü olmayan gidişler, bırakışlar, yok oluşlar, yürekte kalan bir sızı, anılar, hatıralar ve dahi sözler. Oturduğum yerden zar zor kalktım. Yanım da Buğra ve Ayşe teyze vardı. Ayşe teyze de benden farksız değildi. Gökyüzü karanlıkı. Tıpkı bir mezar gibi. Hava serindi. Tıpkı bir toprak gibi. Çok boştu. Tıpkı bir mezarlık gibi. Çok ses vardı. Tıpkı insanlar senin arkandan yas tutar gibi. Göz yaşaları vardı. Tıpkı mezara dökülen su gibi. Umut vardı. Tıpkı mezara konan çiçek gibi. İnsanlar vardı. Tıpkı taziye gibi. Gerçekler vardı. Tıpkı ölüm gibi... Koluma giren Ayşe teyze yi takip ettim. Arabaya bindik ve önden hızlı bir şekilde giden ambulansı takip etmeye başladık. 15 dakika sonra. Hızlı bir şekilde sedyeyi ambulanstan indirdiler. Hemen bir kaç hemşire sedye yi iterek ameliyat hanenin olduğu yere kadar koştura koştura götürmeye başladılar. Biz de onları takip ediyorduk. Hızlıca iki kapının üzerinde ameliyathane yazan kapılar açıldı ve sedye hızlıca o iki kapıdan geçti ve kapılar kapandı. Biz dışarıda kalmıştık. Göz yaşlarım hala akmaya devam ediyordu. Yanım da ki Ayşe teyze bağırmaya başladı. "Sen güçlüsün. Sen dayanırsın. Allah'ım sen onu bize bağışla. Karan kalk evladım. Kalk. Kalk gel o sedyeden. ", diyerek ağlamaya başladı. Nefeslerim kesiliyordu. Kalbim ağrıyordu. Duvarın kenarına çöktüm ağlamaya başladım. Gözyaşlarımın sel olduğu, hıçkırıklarımın ve ağlamalarımın karıştığı, kalp ağrılarımım arttığı, sızıların başladığı, beklentilerin normalden uzun sürdüğü bir zamandaydım yine. Bir kaç dakika sonra içeriye doktorlar girdi. Hiç biri de konuşmuyordu. Kalktığım yere tekrar çöktüm ve dizlerimi kendime çekerek ağlamaya başladım. Bir Saat sonra. Ayşe teyze iyi olmadığı için ona sakinleştirici vurmuş ve uyutmuşlardı. Ben ise ağlamaktan bitkin düşmüştüm. Buğra ve ben bir an bile olsun ameliyathanenin kapısının önünden ayrılmamıştık. O an da Buğra'nın telefonu çalmaya başladı. Göz göze geldik. Telefonun ses kısma tuşuna basarak sesi kapatmıştı. Benden biraz uzaklaştı ve arayanı onaylayıp konuşmaya başladı. Hiç oralı olmadım. Zaten geldiğimizden beri hiç konuşmamıştık doğru düzgün. Hoş zaten ne konuşacaktık. Bir kaç dakika telefonla konuştu Arada sesi hafif yükselse de geri eski haline geliyordu. İki Saat sonra. İki saat olmuştu ve ne gelen vardı ne de giden. İçeriye kimse girip çıkmamıştı. Oturduğum yerden kalktım. Yere oturmaktan üşümüştüm. Ameliyathanenin önünde volta atmaya başladım. Bu durumdan çok sıkılmıştım. Ağlamalarım devam ediyordu. Kalp ağrım biraz daha artmıştı. Ameliyathanenin kapısı açıldı ve iki tane hemşire çıktı. Hızlıca hemşirelerin yanına gittim. "Durumu nasıl? ", dedim hemen. Sesim çatallaşmış durumdaydı. Buğra da hemen yanıma geldi. "Bilgi veremeyiz maalesef. Doktor ameliyattan çıkınca sorarsınız. ", dedi esmer hemşire. Yanında ki hemşire konuşmamıştı bile. "İyi mi bari? Onu söyleyin. ", dedi yanımda ki Buğra. "Bilgi veremeyiz beyefendi. Zorluk çıkarmayın lütfen. ", dedi esmer hemşire. "Zorluk falan çıkardığımız yok. Sadece durumu iyi mi değil mi onu öğrenmeye çalışıyoruz. ", dedi Buğra. Sesi hafif yükselmiş olacak ki esmer hemşirenin yanında ki hemşire , "Beyefendi sesinize dikkat edin. Biz burada görevimizi yapıyoruz. Aksi taktirde güvenliği çağırmak zorunda kalacağız. ", dedi uyarıcı bir sesle. Hemşireler yanımızdan uzaklaşırken Buğra elleri ile sabır dercesine yüzünü avuçlarının arasına aldı. Bıkkın bir nefes verdi. Şişmiş ve ıslak gözlerim artık yanmaya ve sızlamaya başlamıştı. İki saattir dur duraksız ağlıyordum. 3 Saat sonra. Uykum gelmişti kafam gidip geliyordu. Saat 23.12 idi. Elinde su ile bana doğru gelen Buğra'yı gördüm. Ayşe teyze'yi ise uyutmuşlardı. Bir kaç adım daha attı ve yanıma çöktü. Elinde ki suyu bana uzattı. Hala yerde oturuyordum. Üşümüş olsam da ayakta durmaya gücüm olmadığı için yerde oturmaya devam etmiştim. "Su iç iyi gelir. ", dedi ve elime şişeyi açıp elime tutuşturdu. Telefonu çalmaya başlayınca Buğra kalktı ve ameliyathanenin olduğu yerden baya bi uzaklaştı. Elimde olan su dan bir yudum içtim. Susadığımı daha yeni fark etmiştim. Bir kaç yudum daha içtikten sonra şişenin kapağını kapattım ve yere koydum. Dizlerimi kendime çektim ve kollarımı dizlerimin etrafına sardım. Çenemi de dizlerime yasladım. Karşıda ki beyaz duvarı izlemeye başladım boş boş. Aklıma sabah bana bu güzelliği neye borçluyuz dediği geldi. Sonra gece sarılıp uyumamız, cumartesi günü ben ayılana kadar elimi tutup beni beklediği, bana çikolata alması, güzelim demesi ve bunun gibi bir kaç şey daha. Beni düşüncelerimden ayıran ise ameliyathanenin açılan kapısıydı. Bir hemşire elinde çıtçıtlı poşet içince Karan'ın eşyaları vardı. Hemen oturduğum yerden kalktım sendeleyerek. Ardından hemşirenin karşısına dikildim. "Bunlar... ", dedim ama gerisi gelmedi. Karan'ın ölmesine dayanamazdım. Hemşirenin bir şey demesini umarak ona beklenti ile baktım. "Eşyalar hastanın, ama durumu hakkında bilgi veremem. Bu eşyaları bir yakınına teslim etmemiz gerekiyor. Sanırım siz sevgilisisiniz? Buyrun eşyaları. ", dedi ve elinde ki poşetleri bana uzattı. Sevgili mi? Evet evet sevgilisiyim. İlk önce giysilerinin olduğu poşeti aldım. Aldım ama benim için bir eşya teslimi değil daha çok kabullenişti. İçerisinde telefonu, cüzdanı, paraları, saati, yüzüğü, anahtarları gibi küçük olan eşya dolu poşeti bana uzattı hemşire. Önce poşete baktım ardından titreyen elimi kaldırdım ve poşeti zar zor aldım. Elinde ki künye yi bana uzattı. Ellerim dolu olduğu için alamadım. Hemşire beklenmedik bir şey yaparak künye yi boynuma taktı. "Geçmiş olsun, hanım efendi. ", dedi hemşire. Ellerinin önlüğünün cebine koyarak ve bana gülümseyerek ameliyathanenin önünden ayrıldı. Elimde poşetler ile ayakta kala kaldım beş dakika kadar. Omzumda bir el hissetmem ile irkildi. Arkama baktığım da Buğra olduğunu gördüm. Kahveleri yeşillerimde daha sonra da elimde ki poşetler de gezindi. "Durumu nasıl? Bir şey söylediler mi? " Sesinde endişe vardı. Onun da korktuğunu bakışlarından anlıyordum. "Hayır. Hiç bir şey söylemediler. " Gözlerimden bir kaç damla gözyaşı yanaklarımdan süzüldü. Buğra elimden poşetleri aldı. Bende biraz önce ki gibi duvar kenarına oturdum. Dizlerimi kendime çektim ve duvarı boş boş izlemeye devam ettim. İçeride sevdiğin bir insan canıyla cebelleşirken kalanların gözyaşı dökmekten başka bir seçeneği yoktu. Boynumda ki Karan'ın künyesini avcumun içine aldım. Bir iki saat önce Karan'ın boynunda olan künye şimdi benim boynumdaydı. 6 Saat Sonra. Oturduğum yerden kalktım ve lavoboya doğru ilerledim. Kadınlar bölümüne girdim ve ellerimi beyaz, soğuk fayansa yasladım. Ayna da kendime baktım. Hafif dağılmış saçlarım, dağılmış makyajım, şişmiş ve kırmızı olan gözlerim, kızaran burnum vardı. Hızlıca suyu açtım ve makyajımı ne kadar temizleye bilirsem o kadar temizledim. Uykum vardı. Su soğuk olduğu için biraz açardı uykumu. Saat gece 02.18 di biraz önce. Gece geç olmuştu. Yarın okula gitmeyecektim. En azından Karan uyanana kadar. Hoş o zaman da gitmeyecektim ki. Hızlıca lavabodan çıktım ve ameliyathanenin olduğu yere gittim. Buğra'nın bir hemşire ile konuştuğunu gördüm. Koşar adımlarla onların yanına gittim. "Acil olun. ", dedi hemşire. "Acil olan ne? ", dedim korkulu bir sesle. "Hastaya acil kan gerekiyor. 0 RH+ kan gurubu. Eğer kanı uyuşan biri varsa hemen kan alalım. ", dedi. Hemşirenin gözlerinden yardım etmek istediğini fazlasıyla anlıyordum. "Benim kan gurubum uyuyor. Benden alın.", dedim hemen. "Hastalığınız var mı? Ve reşit misiniz? ", dedi hemşire. "Hastalığım yok ve reşitim. " "Beni takip edin. ", dedi hemşire. Hemen arkasından ben de gittim. Bir odaya girdik. "Lütfen yatağa uzanın. ", dedi hemşire. Hemen montumu çıkardım ve kolumu kıvırdım. Yatağa uzandım. Tavanda beyaz ışık vardı. Kokusu da çok farklıydı. Bir süre sonra tepemde bir silüet belirdi ve beyaz ışığın yüzüme gelmesini engelledi. Bu hemşireden başkası değildi. Kıvırdığım kolumu pamuk ile sildi ve iğneyi yavaş bir şekilde taktı. Bir kaç şey daha hallettikten sonra kolum da garip bir his fark ettim. Sol koluma doğru baktığım da şeffaf hortum dan kanımın aktığını gördüm. Daha yeni gitmeye başlamıştı morluğu. Midem de değişik hisler uyandırırken bu durum, kafamı tekrar beyaz tavana çevirdim. Bir ameliyat bu kadar uzun sürmem eliydi abi ya. Baypas falan olmuyordu. Belki de beyin kanaması falandı. Allah korusun. Tövbe Ya rabbim. Gözlerimi kapattım ve yutkundum. Boğazım acıyordu. Gözlerim de bir kuruluk ve acı vardı. Kapatınca fark etmiştim. Yanmaya başlamıştı. Uzandığım yerde biraz daha rahat bir şekilde uzanmak için hareket ettim. Künye nin soğukluğu direk boynumu buldu hareket etmem ile. Sağ elim ile boynuma düşen künye yi parmaklarım arasına aldım ve hafif kaldırıp baktım. Künye de yazanlar standarttı. Olması gerekenler yani. Karan Yılmaz 10.08.1997 0 RH + Burdur Her şey olması gerektiği gibiydi. Künye yi tekrar boynuma buraktım ki yeni aydınlanıyormuş gibi tekrar elim künye ye gitti. Havaya kaldırdım ve baktım. 10.08.1997 tarihi vardı. Yeni aydınlanıyordum resmen. Adam doksan yedi liydi. Yani yirmi sekiz yaşın da oluyordu. Ama yirmi beş olduğunu söylemişti. Yirmi beş olması için iki binli olması gerekiyordu ama künye de sekizinci ayın onu, doksan yedili görünüyordu. (Bu cümleyi kurarken bir beynimin durduğunu hissettim. Acaba doğru mu yazdım diye amk) Bize, okula, öğrencilere, etrafındakilere ve en önemlisi bana yalan söylemişti. Yalan söylemişti... Şu an tıpkı Sabahattin Ali'nin 'Kürk Mantolu Madonna' kitabın da yazan bir cümle gibi hissettirmişti bu yalan bana. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi, diyordu kitabın sonlarında. Niye yalan söylediğini anlayamıyordum. Hiç bir öğretmen yaşını herkese farklı gösterip eline bir şey geçtiğini görmemiştin. Ne yapmaya çalışıyordu. Enin de sonun da öğrenilecekti ve o gün bu gündü. ⊱ ────── {.⋅ ♫ ⋅.} ───── ⊰ Evet bölüm nasıldı? Beğendiniz mi? Karan neden yaşı ile ilgili yalan söyledi? Karan, Eslem'e nasıl bir açıklama yapacak? Eslem, Karan'a bu durumu soracak mı? Künye yi geri verecek mi Eslem? Daha doğrusu Karan yaşayacak mı? Evet başka bir bölüm de görüşmek üzere. Ben uyumaya kaçar. Saat 04.04 . Biraz uyusam iyi olacak galiba. Kendinize cici bakın. Seviliyorsunuz. Oy ve yorum yapmayı unutmayın.
Bölüm 20
~KORKULAR~
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.