Evetttttt. Merhaba. Nasılsınız? Ben iyi gibiyim. Her zamanki gibiyim yani. Evet yeni bir bölüm daha ile karşınızdayım. Oy ve yorum yapmayı unutmayın. İyi okumalar dilerim. Seviliyorsunuz. Bölüm Şarkıları;Lost in the fire. Tarkan-Adımı Kalbine Yaz. Mabel Matiz-Ahu. Mert Demir-Ateşe Düştüm. Gripin-Aşk Nerden Nereye? Mabel Matiz-Çiçeğim. Onur-Methiyeler. Eypio-Günah Benim. Lara-Katmer Katmer. Soner Sarıkabadayı-Mevzu Derin. �� Gözlerimi telefonumun zır zır çalan alarmı ile açtım. Bok var da uyanıyoruz şu güne. Saat ikiye kadar yatmak varken sabahın yedisinde uyanıyoruz. Kurban olduğum Rabbim şu günümü bana hayır etsin.Yataktan istemeyerek kalktım. Lavaboya gidip hızlıca işlerimi halledip odama döndüm. Hemen üzerime dün hazırladığım kıyafetletimi giydim. Siyah bir badi ve siyah bol bir pantolon. Hemen makyaj masama oturup saçlarımı balık sırtı iki tane örgü yaptım. Saçlarımla işim bitince kapatıcıyı sürdüm ve dağıttım. Ardından kirpiklerime rimel ve dudaklarıma her zaman ki gibi 203 numaralı dudak kalemini uyguladım. Çekmeceyi açtım ama dün ki parfümümü göremeyince moralim bozuldu. Parfümün kaybolduğunu unutmuştum. Başka bir parfüm sıktım. Aynadan kendime baktım. Siyah kombin ve balık sırtı örülmüş uzun kahverengi saçlarım, makyajım çok uyumlu duruyordu. Biraz beni saçım uğraştırsa da gene de yetişmişti. Üzerime siyah belden biten bir ceket aldım. Çantamı telefonumu aldım ve aşagıya indim. Çantamı ve telefonumu koltuğa bıraktım ve mutfağa gidip kendime hızlıca bir tost yapıp meyve suyu ile yedim. Karan Hoca'ya mesaj atmam gerekiyordu. Ben: Günaydın Hocam. Ben çıkıyorum evden. 08.12 Hemen montumu giydim. Salondan çantamı aldım. Beyaz spor ayakkabılarımı giydim ve evden anahtarları alıp çıktım. Kapının önüne çıktığım da telefonuma bildirim geldi. Matematiğin Babası: Günaydın, Eslem. Ben de çıkıyorum. 08.14 Hemen Karan Hoca'nın sohbetinden çıkıp anneme mesaj attım. Ama dün attığım mesaja bırak cevap vermeyi, bakmamıştı bile. Sadece cumartesi günü yazdığım mesaja 'Tamam. Sorun yok. ' yazmıştı. Niye beni merak etmiyordu bu kadın. Bahçeden çıktım ve karşı kaldırıma geçmek için yola indim ki Karan Hoca'da evden çıktı. Asık suratımı hafif düzelterek Karan Hoca'yı beklemeye başladım kaldırıma çıkarak.
Karan Hoca'yı yolcu eden Ayşe teyze'yi gördüm. El salladım. Ayşe teyze'de ben gibi bana el salladı. Kocaman gülümsüyordu. Bu sıra da da Karan Hoca bahçeden çıkmıştı. Bir iki adım daha attı ve yanıma geldi. "Tekrardan günaydın Lotus çiçeği. Bu gün saçların ne kadar da hoş. Bu güzelliği neye borçluyuz? "Saçlarım hoş mu? Güzellik mi? Kalbim bu sözler karşısın da hızlanmadan edemedi. Ama kalbimde ki o hızı ve heyecanı gülümsemeye aktaramadım bir türlü. Sebebi sanırım annemin attığım mesajlara bakmamasıydı. Yine de az da olsa ona gülümseye bilmiştim."Teşekkür ederim. İçimden örmek geldi zaten uzun süredir örmüyordum. Benim için de bir değişiklik oldu. " Nedenini bilmediğim bir ağrı karnıma saplandı. Bir an için sağ kulağım çınladı ve bir süre sonra uğultu şeklinde kulağımı terk etti. Karnıma giren ağrı yüzünden mimiklerim de değişiklik olmuştu. Bunu Karan Hoca'nın görmemesi gerekiyordu. Sonra hastane diye tutturudu. Hemen derin bir nefes aldım ve sırtımı dikleştirdim. "Eslem..."Yangıdığımın resmidir. " bunu, Ayşe teyze sana gönderdi.", dedi ve elinde olan beyaz içi görünmeyen poşeti bana uzattı. Ucuz atlattık. Şimdilik bir şey yoktu. Uzattığı poşeti, karnıma biraz önce şiddetli bir ağrı girmemiş gibi istifimi bozmadan uzandım ve aldım. Oyunculukta iyiyimdir. "Nedir bu? "Elinde ki poşeti saplarından tutarak açtım. İçinde bir saklama kabı vardı ama içinde ne olduğunu bilmiyordum. "Kek." "Ney? "
"Kek, kek. Hani yiyoruz. Kakaolu, üzümlü, havuçlu falan yaparlar ya ondan işte. "Keki bana mı yapmıştı? Yoksa yapınca yanımda annem olmadığını bildiği için mı göndermişti. Aman neyse ne be. "Kek dediğinizi duydum. Sadece biran için şey oldu... ", derin bir nefes aldım, gözlerimi açıp kapadım. Bir an için kafam da cümleleri toparlaya mamıştım. " şey işte. Teşekkür ederim. Gerek yoktu aslında. " Karnım da ki ağrı biraz daha artmıştı. Şu an sadece uyumak istiyordum. Kafam bom boştu. Sabah böyle değildim. Karnımın ağrısını ne kadar da fark ettirmemeye çalışsam da ağrı artınca yüzüm biraz daha ciddi hal aldı istemsizce. "Eslem. İyi misin?"Karan Hoca'nın düşünceli ve meraklı ses tonu beni düşüncelerimden ayırmaya yetmişti. "Yok bir şeyim. İyiyim. Neden sordunuz ki?"Biran için kusma isteği geldi içimden. Ama kısa sürede bu his bedenimi terk etti. Neydi bu şimdi. Hasta mı oluyordum yoksa cuma günü içkiyi fazla mı kaçırdığım için mi oldu ya da Cumartesi günü çok fazla stres ve fiziksel hasar aldığımla mı kaynaklıydı bilmiyordum. "İyi görünmüyorsun. Hastaneye gidelim mi? İster misin? "Fark etmiş olmalıydı ya da sorma isteği duymuştu sanırım. "Yok. Hayır. İyiyim ben Hocam. Okula gide bilir miyiz artık. Geç kalacağız aksi taktirde. "Hastaneye gitmek istemiyordum. Öğlene doğru geçerdi umarım. "Eğer bir şey olursa söyle çekinmeden. Ne de olsa ben de seni...", dedi ve sözleri yarı da kesildi. Ne diyecekti de yarım bırakmıştı. Sağ eli ile burnunu kaşıdı. Vardı bir şey ama söylemiyordu. Tam ağzımı açacak iken kendi konuştu. "Gidelim.", dedi ve yanımdan geçip yürümeye başladı.
Beş ya da altı adım ileride siyah bir Mercedes-Benz vardı. Rengi mat idi. Çok havalı duruyordu. Çok da güzeldi. Bu araba ile ne hız yapılır ama. Ama kendim yapmak isterdim. Karan Hoca elinde ne zamandan beri tuttuğunu bilmediğim siyah, araba anahtarı ile arabanın kilidini açtı. O sürücü koltuğuna geçerken ben de çantamı bi kolumdan çıkarmış şekilde arabanın yolcu koltuğunu açtım. Eş zamanlı olarak Karan Hoca ile arabaya bindik. Çok rahat ve konforluydu. İçi arabanın dış rengine göre bej rengi idi. Çok lüks olduğu belliydi. Götümü satsam ödeyemem ben bu arabanın parasını. Belki de götümü satmak yerine her gün Karan Hoca ile okula gidip gelirsem ödemek zorunda kalmam. Bedava gidiş geliş. Zaten ehliyetim yoktu. Bu araba benim olsa ne yazar. Hemen çantamı kolumdan çıkardım ve arka koltuğa dikkatli bir şekilde koydum. Elinde ki beyaz poşeti de arka koltuğa koydum. Koltukta daha rahat bir konuma gelerek oturdum. Uykum vardı, arabanın içi sıcaktı, konforluydu daha ne? Uyumak için müthiş bir yer. Gözlerimi kapattım ki Karan Hoca'nın uyarıcı ses tonu buna izin vermedi. "Eslem, kemerini tak. Kaza olmasını istemiyorum. "O tarafa doğru kafamı çevirdiğim de kemerinin belini ayarlıyordu. Ayarlaması bitince kulaklarıma kemerin 'klik' sesi ulaştı. Bende hemen kemerimi çektim ve taktım. Tekrar gözlerimi kapattım. Sadece bir ya da iki dakika daha sesleri duydum ve sonrası karanlık. 15 dakika sonra.
Yüzümde bir el hissetmem ile gözlerimi hafif araladım. Karan Hoca sol yanağımı, sağ elinin tersiyle okşuyordu. "Hocam", dedim çatallaşmış sesimle. Sanırım uyumuştum. Zaten uykum da vardı sınıfa gidince en azından Hoca gelene kadar uyurdum. "İyi misin? ", sorusunu bana yöneltti. "İyiyim. Sadece uykum var. "Biraz toparlandım. Benim toparlanmam ile Karan Hoca biraz geri çıktı. Arkadan poşeti ve çantamı aldım. Elinin yüzünde ki varlığı çok iyiydi. Karnım da bir an için bir şeyler hareket etti. O kadar iyi okşuyordu ki yanağımı anlatılması zordu. Değişik duygular içimde varlığını hissettirmeye devam ediyordu. Ay amına koyduğum kemeri çıkarmadan nereye gidiyorsun? Poşeti kucağıma koydum ve kemeri açtım. Çantamı tek koluma olabildiğince taktım. Karan Hoca'ya baktığım da zaten beni izlediğini göre biliyordum. "İniyim mi?", dedim. "Hadi inelim, Eslem. "Arabadan indim ve çantamı daha düzgün bir şekilde koluma taktım. O arada Merve Hoca'da okula giriş yapmıştı. Arabasını bu tarafa sürdü. Hiç bu kadını çekemeyecektim. Gerek yoktu kavgaya. En son laf dalaşına girmiştik cuma günü. Arabanın kapısını kapattım ve "İyi dersler Hocam. ", dedim Karan Hoca'ya.Gitmek istiyordum ve kafamı sıraya koyup uyumak istiyordum. Böyle olmayacaktı. "İyi dersler, Lotus çiçeği. "Sesi solgun geliyordu. Bir iki adım attım ki Merve Hoca arabasını, Karan Hoca'nın arabasının yanına park etti.
Hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladım. Arkamdan yürüyen biri daha vardı. Arkadan bir araba kapısının açılmayı sesini duydum. Bu Merve Hoca'dan başkası değildi. "Karan Hocam. ", diye seslenişi kulaklarımı doldurdu. Rüyanda mı gördün adamı be kadın. Ah sinir şey. Adımlarımı biraz daha hızlandırdım. "Merve Hocam. ", dedi arkamdan bir ses. Bu kadar gelmiş miydi bu adam. Resmen bir iki adım arkamdaydı. O da karşılaşmak istemiyordu ya da acelesi vardı. Bence de birinci seçenek. "Hiç selam sabah yok. Darıldım vallahi. Zaten geçen gün de kahve içemedik. Beni kırmayın. Bu akşam lütfen bir kahve içelim. " adım sesleri yaklaşıyordu. "Bakıyorum da öğrenciniz de sizden geri kalmıyor, Karan Hocam. Her sabah kimseyi getirmek zorunda değilsiniz bunu biliyorsunuz değil mi? Sonuçta burası okul. Ve siz de onun özel şoförü değilsiniz. ", dedi. Sesi, beni fark edene kadar normal çıkıyordu. Şimdi ise sanki iğreniyormuşçasına çıkıyordu. "Ben kendi kararlarımı alabileceğim yaşa geldiğimi düşünüyorum, Merve Hocam. Benim kimi götürüp kimi götürmeyeceğime kimse karışamaz. Öyle değil mi? Ve evet burası okul, sizin de dediğiniz gibi. Ama bu öğrencimi getirmeyeceğim anlamına gelmez. Ve özel şoförü değilim ama gerekirse olurum. Ve bu da kimseyi alakadar etmez. Ve bu konuyu tekrar konuşmak istemiyorum. "Gerekirse olurum. Karan Hoca nefesini sıkıntı ile verdi. Haklıydı. Kendi kararlarını kendi verebileceği bir yaştaydı. Haklılığı karşısın da Merve Hoca sus pus oldu. Adım sesleri artık yoktu.
"Ben öyle demek istemedim. Sadece, Eslem kendi gidip gele bilir. Bunu dememin neresi kötü? Ben sizin iyiliğiniz için söylüyorum sadece. " Merve Hoca'nın sesi kırgın gibi çıksa da hala diretmeye devam ediyordu. Bu kadının bu adam ya da benimle derdi neydi hiç bilmiyordum. Merve Hoca'nın her zamanki kıskançlıklarından ve her işe burnunu sokması ile bir kez daha karşı karşıyaydım. Biliyordum. Bunları benim yüzüme karşı söylemekle kalmayıp, Karan Hoca ile konuşacağını ve bu konuyu uzun uzun tartışacaklarını ve dahi bir kırgınlık ile de sonuçlanacağını biliyordum. Ya da beni disipline göndermek ile de sonuçlanması kaçınılmaz ihtimaller arasında yer alıyordu. Ama bunu hiç bir zaman olmayacağını üçümüz de biliyorduk. Bu kadar cesaretli olabileceğini düşünmüyordum. "Ben ne demek istediğinizi gayet iyi anladım, Merve Hocam. Ayrıca ben ortalıkta bana yapacağınız ya da yaptığınız bir iyilik göremiyorum. Bu iyilik bile değil." Derin nefesler aldım. Az sonra dayanamayıp patlaya bilirdim. Bu kadın sınırları fazlasıyla zorluyordu. "Hiç bir şeyi anlamadınız, anlamak da istemiyorsunuz siz. Bu uyarılarımı, Eslem ile sizin adınız okulda yan yana anıldığı zaman anlayacaksınız ama iş işten geçmiş olacak, Karan Hocam. O zaman iyilik mi yapmışım kötülük mü yapmış olduğumu daha açık bir şekilde umarım anlarsınız. Ve teşekkür ederim yapacağım büyük bir hatadan beni bu şekilde çevirdiğiniz için." Sesinde ki kırgınlık gitmiş yerine koca bir buz dağı gelmişti. Bu kadının neyin peşinde olduğunu anlamlandıramıyordum. Bu kadın böyle biri değildi. Bu sene bok gibi geçeceği aşikardı. Okulda hayatımı siken bir Hoca varken eğitim görmeye gelmek bile suç gibi geliyordu bana. "Yeter, Hocam. Bu konuyu dallandırıp budaklandırmanın alemi yok. Ben kendi istek ve rızam ile Eslem'i getiriyor ve götürüyorum. Ve bu da kimseyi ilgilendirmez. Herkesin burnu yüzünde güzel. Ve dediğiniz gibi bir olay olması için öncelikle sizin ulu orta yerde böyle şeyler söylemeniz, öğrencilerin ve diğer öğretmenlerin yanlış anlamaları yüzünden olacak, ki buna izin vermem. Bu konuyu tekrar açmayın. Yeterince bilgi sahibi olduğunuzu var sayıyorum."Haklı olması bile benim içime oturmuştu. Merve Hoca'yı hiç bilmiyorum. Tabi ki ona oturmamıştır hatta ve hatta bir kulağından girip diğer kulağından çıkmıştır. "Siz bir gün bu dediklerinize pişman olacaksınız.", nefret dolu sesini kusarak hızlı ve sert adımlarla okulun merdivenlerini tırmanmaya başladı. Topuklu ayakkabılarının sesi o kadar sertti ki kulaklarımı acıtmıştı. Arkamdan yavaş atılan adım seslerini duydum. Biri elini çantamın altından sırtıma koydu ve okşadı. Bu kişiyi tahmin etmek zor değildi. Gözlerimin dolduğunu Karan Hoca'ya bakınca anladım. Yerli yersiz ağlamalarım benim başımı belaya sokacaktı. Deri bir nefes aldım ve konuşmaya başladım. "Ben çok özür dilerim. Böyle olacağını bilseydim yapm-" Cümlemi tamamlamama izin bile vermeden kendi konuştu. "Hiç bir şey için özür dilemene gerek yok. Sadece Merve Hoca'nın kafasın da kurduğu bir takım seneryoları hayata geçire bileceğini sanıyor. Hepsi bu. Ve dediklerine kulak asma. Hiç bir zaman sana bir şey olmasına izin vermem. Hele ki bu okulda, gözünün önünde bir şey olmasına hiç izin vermem. Eğer Merve Hoca sana bir şey söyler ya da yaparsa bana söylemen yeterli. Karşısından cevap vermeye asla tenezzül etme. Benim ne yapıp ne yapmadığım onu ilgilendirmez. Ben bilmiyor muyum sanıyorsun onun niyetini? Elbette biliyorum. Sadece alttan alıyorum ama bu gün çok ileri gittiğinin farkındayım. Üzülmene gerek yok. Eğer kötü hissedersen beni bulman yeterli. Sana her zaman ayıracak zamanım var. Bunu biliyorsun. Ve seni her zaman ben getirip götüreceğim. Bunu bil. O sadece aklı fikri başka bir yerlerde. Sen ona bakma. Anlaştık mı? Lotus çiçeği? " Sol gözümden ve sağ gözümden bir kaç göz yaşı aktı ve sonrası gelmedi. Burnunu çektim. Bana ayıracak zamanı her zaman vardı fakat Merve Hoca'ya ayıracak zamanı yoktu. Sanırım doğru anlamıştım. Ben de onun yerinde olsam sürekli kahve içmek isteyen birinin ne düşündüğünü az çok tahmin ederdim. Hele ki bu da Merve Hoca ise.
"Lotus çiçeği. Bana bakar mısın? Eğer seni üzecek bir şey yaptıysam ben özür dilerim fakat-" Cümlelerini bıçak gibi keskin bir şekilde kestim ve konuşmaya başladım. "Beni kıracak hiç bir şey yapmadınız. Özür dinlemenize gerek yok. Sadece bu gün fazla alınganım. Sizle alakası yok. Lütfen beni anlayın. " Sesim yalvarır gibi çıkmıştı. Kafam ağrıyordu, miğdem bulanıyordu ve şiddetli bir ağrı vardı karnımda. Ayakta pek fazla kala bileceği mi sanmıyordum. O sınırları aştığımızın farkındaydım. Ama ileriye gidemeyeceğimizin de farkındaydım. Gerçekler yüzüme bir tokat gibi çarpıyordu. Ya hep ya hiç demek isterdim ama hep de olmuyordu hiç de olmuyordu. Çok garip ilerliyordu olaylar. Bu kadar olayın bir şaka olmasını yeğlerim. Ama şaka değildi. Gerçekti. Ben okuldaydım, gözlerim açıktı, bu anı yaşamıştım, görmüştüm, duymuştum, hissediyordum. Şaka olamayacak kadar gerçekti. Sinirle nefesimi verdim. "Seni anlamamak mümkün değil, Lotus çiçeği. Fakat yaşadıklarımızın, yaşadıklarının üstesinden gele bilecek kadar güçlü bir kız olduğunu unutma. Gücünün farkına var. Var ki hiç kimse seni güçsüz sanmasın. Her zaman arkanda benim olduğumu bil. " Sırtım da ki eli benim yürümemi sağladı ve biraz önce Merve Hoca'nın sinirle çıktığı merdivenleri, biz ağır ağır çıkıyorduk. Okula girince bir kaç öğrencinin Savaş Hoca ile soru çözdüğünü görmüştüm. Savaş Hoca, Edebiyat öğretmenimizdi. Otuz yedi yaşında, küçük bir kız çocuğu babası idi aynı zamanda. Çok iyi ders anlatan, her konuda neredeyse hemen hemen bilgisi olan, eğlenceli ve öğrencilere, öğretmenleri gibi değil de bir arkadaş, abi gibi yaklaşırdı. Okulumuzun sevilen öğretmenlerindendi kendileri.
Karan Hoca ve beni görünce elinde ki uçlu kalemi test kitabının arasına koydu ve kitabı kapatarak Selim'e verdi. Yanın da da yandaşı olan Halil vardı. Ayrılmaz ikili. Fırlama oldukları kadar da çok da çalışkanlardı. Ben kadar olmasa da. 12B eşit ağırlık sınıfının maskotuydu bu ikili. "Çocuklar, diğer soruları da tenefüste beni bulun, o zaman çözeriz. ", dedi ve Selim ve Halil'i yanından göndermişti. "Oo Karan Hocam. Günaydınlar.",diyerek bir iki adımda yanımız da bitmişti. Sağ elinde ki kağıtları sol eline alarak sağ elini Karan Hoca'ya uzatarak el sıkışmışlardı. "Yüzünüzü gören cennetlik. Bu aralar görünmüyorsunuz. "Ellerini ayırdılar. İkisinin yüzüne de gülümseme vardı. Fakat Karan Hoca'nın yüzünde ki gülümseme sahte bir gülümsemeydi. Bu gülümsemeyi normalde gerçekle yapmacık olduğunu ayırt edemezdim ama biraz önce olan olaylar yüzünden bu gülümsemenin yapmacık olduğunu anlayabiliyordum. "Size de günaydın, Savaş Hocam. Öğrenciler falan derken giremiyoruz öğretmenler odasına pek. "Sesinde hiç bir duygu yoktu. "Hayırdır? Bizim öğrenciler seni fazla mı darlıyorlar? E bu okula uzun süre sonra gelen en yakışıklı ve en genç bir Hoca olmak kolay değil. Siz bu okula geleli matematik çözen öğrenci sayısı çoğalmış, müdür beyin dediğine göre. Hayırdır ne yediriyorsun bu öğrencilere? Söyle de ben de biraz yedireyim. Siz geldiniz geleli beni boşlaya başladılar. ", dedi göz kırparak. Bunu duyan Karan Hoca'da burnundan gülmeye başladı.
"Birinin sorusunu çözüyorum diğeri geliyor. Onun sorusunu bitiyor diğeri geliyor. Ne yapa bilirim? Öğretmenler odasına gelene kadar koridorda elli kere duaraklıyorum. Ben öğretmenler odasına gelene kadar da öğretmenler zili çalıyor. Kitap değişimi yapıp dersime giriyorum bende." Savaş Hoca da burnundan güldü. Konuşacak bir konu kalmamıştı sanırım. "Hadi hadi. Öğrencileri vahşi cazibem ile etkiliyorum demiyorsun da. ", dedi Savaş Hoca sırıtarak. Bunun üzerine üçümüz de güldük. Tam o anda odasından Fırat Hoca çıkıp geldi. "Beyler bensiz koridor toplantksı öı yapıyorsunuz? ", dedi yanımıza gelerek. Benim de artık burada durmamak gerektiğini anladım. "İyi dersler Hocalarım.", dedim ve yanlarından ayrıldım ki Savaş Hoca arkamdan seslendi. "Eslem, şu kağıdı sınıf panosuna asabilir misin? "Biraz önce sol elinde duran A4 kağıdın iki tanesini bana uzattı. Uzattığı kağıtları aldım ve Savaş Hoca'ya bakmaya başladım. "Nedir bunlar Hocam? "
"Sınıfa söyle sınavlar başlamadan konuşma sınavı konularını seçsinler. Haftayaki derslerimizde konuşma sınavı yapacağım. Kağıttaki konulardan seçin. Sen de kim hangi konuyu seçmiş not tut. Sonra da bana aittir o kağıdı. Olur mu? " "Olur Hocam. Söylerim. " Kağıtlara bakmaya başladım. "Bu gün çıkışa kadar hallet. Dolabıma bırakırsın." "Tamam.", dedim ve yanlarından ayrıldım. Sırtım da ki elli kiloluk çanta ile yukarıya çıkmaya başladım. Ah en sinir bozucu yer. Biraz sonra bu merdivenleri inip tekrar çıkacaktık. Ne yazık bize. Zar zor merdivenleri tırmandım. Sınıfa girdim. Sadece bir iki kişi eksikti. Naz ve Hatice sıralarında oturuyorlardı. Sakince sınıfa ilerledim çantamı çıkardım ve masaya koydum. Hızlıca "Bu kağıt birinci konuşma sınavı konuları. Panoya asıyorum. Herkez seçtiği konuyu bana söylesin liste tutacağım. Bu gün seçilecek ayrıca kokular. ", dedim. Sınıf bütün dikkatini bana vermiş beni dinliyordu. Konuşmam bitince herkes işine geri döndü. Elimde ki kağıdı panoya asmaya giderken koridorda ki hoparlörlerden "İstiklal marşı için bitince ögrenciler aşağıya insin" sesi duyuldu. Hemen bir toplu iğne aldım ve kağıdı bordo olan panoya astım. Naz ve Hatice beni bekliyorlardı. Hızlıca aşağıya inmek için sınıftan çıktık. 15 dakika sonra. İstiklal marşını okumuş, sınıfa çıkmıştık. Sessizce Kimya Hocamızı bekliyorduk. Çok geçmeden elinde çantası ile sınıfa girdi. Hemen yoklamayı alıp, günlük konuşmasını yapıp ders işlemeye başlamıştı. 6 Saat sonra. Matematik dersinden çıkmıştık ve şimdi ki son iki saat beden dersiydi. Hava güzeldi. Biraz da sıcaktı sabaha göre. Hepimiz bahçeye liste sırasına göre dizilmiştik. "Alper yerine geçsene, Erdem Hoca geliyor. Senin yüzünden başkanlığımdan olmak istemiyorum.", dedi Sema. Alper yine sırada durmayıp futbol topunu, voleybol sahasının ortasına geçmiş ayağıyla sektiriyordu. Elinde çay bardağıyla gelen Erdem Hoca kadrajıma girdi. "Alper kime diyorum ben? Geç yerine! ", dedi Sema tekrardan. Arkadan Erdem Hoca "Alper! ", dedi. Sert bir ses ile. Alper ayağın da sektirdiği topu birden yere düşürdü. "Geç yerine. Terbiyesiz. Hoca geldi sen hala top peşindesin. Bir daha seni sırada görmezsem bu bahçe de ön tur koştururum. ", dedi Erdem Hoca. Alper hızlı bir şekilde Akif ve Pekin'in ortasına geçti. "Özür dilerim Hocam. Bir daha olmaz. ", dedi Alper. Ama sesi özür diler gibi hiç çıkmamıştı. Erdem Hoca, Alper'i boş vererek "Merhaba arkadaşlar. ", dedi. "Merhaba Hocam. ", dedi sınıftan bir kaç kişi.
"Hazır ol! " "Sağol! " "Rahat." Herkez rahata geçerken Seda, sınıf defterini Erdem Hoca'ya uzattı. Erdem Hoca hızlıca yoklama aldı. "Bu dersimizde normalde basketbol ve kurallarını öğretecektir. Fakat arkadaşlarınızın yoğun isteği üzerine voleybol maçı yapacağız. ", dedi Erdem Hoca. Sınıf defterine imzayı attı ve Sevda'ya tekrar uzattı. Seda sınıf defterini banklar dan birine koydu. "İki takım oluşturacağım. Oynamak isteyenler parmak kaldırsın." Ali, Ceyda, Emre, Pelin, Akif, Tahsin, Sevim ve de Demir'in parmak kaldırdığını gördüm. "Sadece sekiz kişi mi? O zaman ben seçeceğim. ", dedi ve kahve gözlerini sınıfın üzerinde gezdirdi. "Erdem Hocam.", diyen Karan Hoca'nın sesini duydum. Elinde siyah bir bardakla buraya doğru geliyordu. "Karan Hocam. Hoş geldin. Hangi rüzgar attı seni buraya? Sen dışarıya çıkar mıydın?", dedi Erdem Hoca. Karan Hoca, Erdem Hoca'nın yanına geldi ve el sıkıştılar. "Hoş buldum. Dersim boştu. Ben de hava almak için dışarı çıktım. " dersi mi boştu. Ve okulda işi olmadığını var sayıyordum. Ama beni eve götüre bilmek için beni bekliyordu. Çayından bir yudum aldı Karan Hoca. O sırada göz göze geldik. Kalbim istemsizce hızlandı. Sonra gözlerimi konuşan Erdem Hoca'ya çevirdim. "Gel maç yapalım. Oyuncu eksik. ", dedi Erdem Hoca. Sınıfın erkeklerinden bir 'Ooo' sesi yükseldi. Ardından bir alkış koptu. Erkekler 'Oynayın Hocam', dediler. "Karan Hocam sizsiz oyunun tadı çıkmaz.", diyen Yusuf'a çevirdim gözlerimi. Karan Hoca çayından bir yudum daha aldı. "Oynayalım bakalım. ", dedi ardından. "Oynayacaklar sahaya geçsin. Diğerleri de bahçeden dışarıya çıkmak ve okula gitmek şartıyla serbest. ", dedi Erdem Hoca. Ali, Ceyda, Emre, Pelin, Akif, Tahsin, Sevim, Demir ve Nehir sahaya ilerlediler. Nehir hani oynamıyordu? Yemin ederim her fırsatı da kaçırmıyor çirpi bacak. Sıra dağılınca Naz ve Hatice yanına geldiler ve arkamız da boş olan banka oturduk. "Bu kız ne kadar da fırsatçı ya. Şuna bak. Karan Hoca oyuna girince nasıl da oynayası geldi. ", dedi Hatice. Sanki aklımı okumuştu. "Evet ya. ", dedi Naz. Hatice'ye katıldığını belli eden bir ses tonuyla. Bizim konuşmamızı bölen Erdem Hoca'nın konuşmasıydı. "Ali, Ceyda, Emre, Pelin, Sevim senden olsun, Karan Hocam. Akif, Tahsin, Nehir, Demir de benden olsun. " "Hocam bizim takımdan bir kişi eksik. ", dedi Akif.
Erdem Hoca, Demir'in elinden mavili sarılı voleybol topunu aldı ve kahve gözlerini bir kaç kişi de gezdirdi. En son gözleri bende durdu. "Eslem gel. Geç pasöre. ", dedi Erdem Hoca. "Hocam ben, Eslem ile aynı takımda olmam. ", dedi Nehir. Bakışlarım direk o yöne döndü. Ay götüm. "Ben sanki sana çok meraklıydım, biliyor musun? ", dedim yüzümü ekşiterek.Oturduğum yerden istemeyerek kalktım ve pasöre geçtim. Karan Hoca'nın takımı sahaya yayılmıştı bile. Kendi de pasöre geçmişti benim gibi. "Sevim ve Nehir, yer değiştirdin madem. Nehir geç Karan Hoca'nın takımına. Sevim gel sen buraya kızım. ", dedi Erdem Hoca. Nehir gülümsemeye başladı. Karşı takımda, havuzda bekleyen sevim bizim tarafa geldi. Nehir ise güle oynaya Karan Hoca'nın arkasına geçti. Bu kızın kafasına top atmam gereken konular var. Kendine kocaman bir sabır diledim. "Hocam bu kızın ne yaptığı belli değil ya. ", dedi Demir. Sahanın arka tarafına geçerek. "Sakin, Demir. ", dedi Erdem Hoca. Arkaya servis atmaya giderken. "Herkes yerinden memnun mu? Bir daha oyuncu değişikliği yapmam. ", dedi ardından. Sonra da mavili ve sarılı topu yerde sektirmrye başladı. "At Hocam at. Herkes memnun. ", dedi karşı takımda ki Emre. Erdem Hoca, Emre'ye kısa bir bakış attı ve topu havaya attı ve öyle bir çaktı. Top fileyi teğet geçerek, Ali ve Nehir'in arasından Emre'nin önğne sert bir inip yaptı. "Duyamadım Emre, topun sesinden. Tekrar eder misin?", dedi Erdem Hoca. Yarı ciddi yarı alaylı. Bankın altına giden topu almaya giden Emre eğildi ve bankın altından topu aldı ve filenin altından Erdem Hoca'ya yuvarladı. Daha sonra saha da ki yerine geçti. "Çok güzel bir atış dedim Hocam. "Yerde yuvarlanan topu ayakkabısın burnu ile havalandıran Erdem Hoca "Ben de öyle düşünmüştüm, Emre. ", dedi. "İlk toptan da yenmez ama ya. ", diyen Ceyda'nın baktım. "Kolaysa sen kurtarsaydın. Adam gülle atar gibi attı. ", dedi, Emre de, Ceyda ya karşılık. Bakışlarımı Erdem Hoca'ya çevirdim. Topu yerde beş kez sektirdi ve havaya attı. Sıçrayarak topa vurduğun da Ceyda'nın geldi. Ceyda topu parmak pas olarak Karan Hoca'ya attı. Karan Hoca ise profesyonel bir şekilde manşet ile havaya kaldırdı. Nehir, Ceyda'nın önce davranıp topa çaktı. Top fileye takılıp kendi sahalarına düştü. Karan Hoca fileden yuvarlanarak yere düşen topu istese kurtara bilirdi. Ama yapmamıştı. Sebebini bilmiyordum. "Nehir bu iyiliğini hiç unutmayacağım canım arkadaşım. ", dedi Tahsin. Bunun üzerine bizim takım güldü. "Bravo ya, Nehir. Wallahi pes doğrusu. İnsan o topu da atamaz mı ya. Sen çakma güzel kardeşim. Sen çakma. Gözünü seviyim yapma sen bir şey. ", dedi Pelin. Bıkkın bir ses ile.
Nehir yine birilerini etkileme peşindeydi belli ki. O kişi de, bir ya da iki adım arkam da olan Karan Hoca idi. Ama gördüğüm kadarıyla çabası boşa çıkmıştı. "Siz önünüze baksanıza ya. Ne karışıyorsunuz bana? ", dedi Nehir ciyaklayarak. Ali de "Elleme şu deliyi. ", dedi. Karan Hoca ayağı ile topu yuvarladı filenin altından. "Nehire deli mi dedi Ali? Ve Nehir bu lafın altında mı kaldı? İnanılır gibi değil. ", dedi Akif. Ali'yi alaya alarak. Nehir gözlerini devirerek "Sen her şeye karışma, yer cücesi. ", dedi. Akife karşılık olarak. Arka da ki Demir, Nehir'in bu dediğine kahkaha attı. Bunu duyan Akif, Demir'e öyle bir baktı ki Demir'in gür kahkahası bir an da kesildi. "Biraz daha gülmeye devam edersen voleybol topunı bir taraflarına sokacağım.", dedi Akif. Sinirli bir şekilde. "Allah'tan basketbol oynamıuoruz. Malum onun topu daha büyük. ", dedi Emre, karşı taraftan. "Bir an hissettim gibi oldu ya.", dedi Tahsin gülerek. "Abdest tutmaz artık. ", diyen Ali'ye baktım. Bunın üzerine Akif hariç iki takım da gülmüştü. "Geliyor.", diyen Erdem Hoca, topu yerden aldı, havaya attı ve çaktı. Erdem Hoca'nın çaktığı top Pekin'e geldi. Pelin sert bir manşet vurdu gelen topa. Manşeti ne kadar da sert vursa da top havalanıp filenin tam da üzerine geliyordu. Bu topa blok yapıla bilirdi. Topun filenin üzerine düşmesine kısa bir mesafe kala zıpladım. İki elimi birleştirdim ve avuç içlerim sayesinde top Karan Hoca ve Ali'nin ortasına düştü. "Erdem Hoca'nın takımı üç, Karan Hoca'nın takımı sıfır. ", diye bağıran ve ne zamandan beri hakemlik yapan Yusuf'a baktım. Sahanın biraz ilerisinde duruyordu. "Ama Hoca böyle olmaz ama. Vurun şu topa. Bu küçük şey o topa nasıl vurdu hem? Lan küçük şey. Sen niye vuruyorsun topa.", dedi Emre. "Oyunun kuralı bu canım. Vurdum kabullen. ", dedim. Karan Hoca ile göz göze geldik. Kısık bir sesle "Küçük ama Maaerifeti büyük.", dedi.
Aramız da sadece file vardı. Yere düşen topu bana bakarak ayağının altına aldı. Ayaklarımın dibinden arkam da olan Erdem Hoca'ya attı. Ama biz hala bir birimize bakıyorduk. "Bir daha bir kıza 'lan' dersen seni top gibi duvardan duvara sektiririm, Emre.", dedi yüksek bir sesle. İki sahada da sessizlik oldu. "Hazır olun. ", diyen Erdem Hoca'nın sesi ile kendime geldim. Boğazımı temizledim ve Erdem Hoca'ya doğru döndüm. Sırtım da bir çift yeşil göz hissetsem de aldırış etmedim. Erdem Hoca topu sektirdi ve bu sefer çakmak yerine servis attı. Top beş ya da 10 saniye kadar hava da süzüldü ve dönerek karşı takımın havuza yani Nehir'e geldi. Nehir, Karan Hoca'ya parmak pas verdi. Nehir'in attığı top fileye denk geldiği için Karan Hoca pas vermek yerine sağ elinin parmak uçları ile topu bizim saha ya itmeyin başardı. Top Sevim'in önüne düşecek iken Sevim kıl payı kala topa ayak vurdu. Top bir direği anımsatırcasına düz bir şekilde havalanan topa Erdem Hoca zıplayarak çaktı. Top dileyin sıyırıp geçerken Emre'nin manşeti ile tekrar havalandı top. "Patlaşın. Size bir türlü pas vermeyi öğretemedim be oğlum. ", dedi Erdem Hoca. Yakınıyordu resmen. Erdem Hoca bizim takımda olmasına rağmen karşı takıma taktik veriyordu resmen. Emre'nin manşeti ile havalanan top, Tahsin'e geldi. Fakat boyu yetişmediği için bir iki adım geriye sendeleyerek gitti. Tahsin bir şekilde bana attı. Zor da olsa. Manşet ile topu havaya kaldırdığım da Sevim topa çakacak gibi yapıp topu Ceyda'nın önüne, filenin dibine attı. Ceyda topa koşuyordu. En son yetişemeyeceğini anlayınca topa ayak vurdu. Ceyda topa öyle bir ayak vurdu ki toptan değişik sesler çıktı. Top havaya çok fazla yükseldiğin de arkamız da olan basketbol potasına doğru gitti.
Emre "Aaaaa.", bağırarak topa doğru koşmaya başladı. Emre de topa ayak vurduğun da top olduğu yerden tekrar yükseldi. "Bakmayıp koşsanıza be. Sanki ben tek başıma oynuyorum. Sanki takım da bir ben varım. Belim ayrıldı şurda. ", dedi sınırlı bir şekilde. Bu top kurtulmazdı artık. Ya dört lekeleri ya da vibeşlemeleri gerekiyordu, ki zaten o topa da koşacak adam yoktu. Top sert bir şekilde yere düştüğünde "Al işte. Ben kime diyorum. ", diyerek sahaya gelmeye başladı elinde ki top ile. Topu filenin üzerinden sinirli bir şekilde fırlattı. Topu Erdem Hoca aldı ve tekrar atmak için arkaya gitti. 2 saat sonra. "Ellerim şişti ya.", diyen Nehire baktım. "Sana kim oyna dedi. Allah Allah ya. İlk oynamayacağım dedin sonra da oyuna girdin. Anlamadık sanki. Karan Hoca gelmeseydi sen gene girmeyecektin o oyuna. ", dedi Pelin. Sesinde derin bir ima yatıyordu. Eline el sabunu sıkan Nehir'in yüzü ekşidi. Burnunu kıvırdı resmen Pelin'e."Neymiş o anladığın şey bayan çok bilmiş? Söyle de ben de biliyim. Değil mi?", dedi Nehir. Bokum bir de neymiş diyor. Çıldıracağım. "Karan Hoca'ya yakınlaşmaya falan çalışıyorsan hiç yapma bunu. Yoksa rezil olacak gibisin bu işin sonunda da. O adam sana bakmaz. Adamı çoktan kapmışlardır. Dalyan gibi mübarek. ", dedi Ceyda. Bunun üzerine Nehir "Ben sana düğün davetiyesini gönderdiğim de görüşürüz seni oz büyücüsü. ", dedi. Sonra da ellerini yıkamaya devam etti.
Hahh şuna bak. Kendini çok yukarıda görüyor. Nehir benden sana bir tavsiye senin işin yaş kızım. Hiç deneme bile. ", dedi Pelin. Suyu kapattım. Yan taraftan peçete aldım ve ellerimi kurulayıp çöpe attım. Aynanın karşısına tekrar geçtim ve saçlarımı düzelttim. Rujumu tazeledim. Hazırdım. Telefonumu cebimden çıkardım ve dakikalar kalmıştı son dersin bitmesine. Hoca da zaten acil bir telefon gelmişti ve gitmek zorunda da kalmıştı. Biz de telefonları almıştık yukarıya çıkarken. Lavabodan çıktım ve sınıfa doğru gittim. Sınıfta, yan sınıftan olan Ener vardı.Bunun burda ne işi vardı. "Enes bey. Sen nöbetçi değil miydin? ", dedim. Elinde sınıf defterleri vardı bir kaç tane. "Nöbetçiyim de sizin sınıf defteri nerde? " "En son sınıf defteri Seda'daydı. "Sen bi bahçeye bak. Bulamazsan Seda'ya sor. En son ondaydı. ", dedim. "İyi ben aşağıya bakarım. "Sınıfta tek iki kişiydik. Enes ve ben. 12A Eşit ağırlık sınıfındandı Enes. Bu gün de nöbetçi oydu. Nöbetçi eşittir kölelik demekti. "E sen ne yapıyorsun güzellik? ", dedi Enes sevecen bir sesle. "Ne yapalım uğraşıyoruz. Ya sen? "Onun hali ortadaydı ama yine de sormak istemiştim. "Ben de Fırat Hoca'nın emri üzerine sınıf defterlerini topluyorum. Bu gün erken çıkacakmış da. ", dedi elinde ki defterleri işaret ederek. "Allah kolaylık versin, Emir bey.", dedim komik bir sesle. "Amin de özletiyorsun kendini Eslem hanım. Hiç yanıma uğramıyorsun. Üzülüyorum ama. Bir an için beni unuttuğunu sanacağım. ", dedi dudağını büzerek. "Ben seni neden unutayım. Saçmalama ya.", dedim gönlünü almak istercesine. Yanıma geldi ve kolunu boynuma doladı. Beni kendine çekti. Saçımın tepesini öptü. Karan- Bir an için oradan Karan'ın öptüğü geldi aklıma. Bu da gülümsememe neden oldu. Ama bunu Enes görmedi. "Yapma ama çok duygulandım. Ağlayacağım neredeyse. ", dedim. Bu dediğine ikiniz de güldük. Saçımın tepesini tekrar öperken kapı açıldı. Sınıftan biri diye aldırış etmedim ama sonradan "Eslem.", diye bir ses duyunca ürktüm. Bu ses benim kalp atışlarımı hızlandırmıştı. İstemsizce içim de bir korku olmuştu. Yavaş bir şekilde Enes'in kolundan kurtuldum. Enes de buna izin verdi. Yeşil gözlerimi kapının önüne duran, gözlerinden ateş çıkan kişiye baktım. Yanlış anlamış olmalıydı. Ben kesin bir fırça yiyecek mişim gibi geliyordu. Ama o kadar da ciddi ya onu rahatsız edecek bir şey yapmamıştım. Sanma ki yaşıyorum Sanma ki ben çok mutluyum Tek tesellim hayallerim Kendi kendimi arıyorum⋘ �������������� ��������... ⋙Merhaba. Evet bir bölüm sonu daha. İnşallah beğenmişsinizdir. Başka bir bölüm de görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. Seviliyorsunuz. Bölüm hakkın da düşüncelerinizi yorumlarda belirtin. Oy ve yorum yapmayı unutmayın. Görüşmek üzere.
