Evet yeni bir bölüm ile merhaba. Nasılsınız? Ben iyi gibiyim. Tatiliniz nasıl geçiyor. Sanırım TC genci uykuyu unuttu. Sabah yedi de yatan ben. Millet telefona bakarken ya da flört ile konuşurken benim sabaha kadar tatilde bölüm yazmam şaka mı? Evet tatilde full bölüm yazıyoum. Okullar açıkken pek de kolay olmuyor malum.
Fikirlerinizi yorumlarda belirtin. Oy ve yorum yapmayı unutmayın. Seviliyorsunuz. İyi okumalar dilerim efenim.
Bölüm şarkıları;
Sefo-Kaçak Göçek.
Dolu Kadehi Ters Tut-Gitme.
Yıldız Tilbe-Vazgeçtim.
Blok3-Affetmem.
Zeynep Bastık-Lan.
Gülşen-Emrin Olur.
Blok3-Eskisi Gibi.
Gaye Su Akyol-Gam Zedeyim Deva Bulamam.
Ömer Balık-Gücendim Feleğe.
Tekir-Kaybım Var.
Benim şarkıların birbiri ile uyumu çok iyi ya. Nlflexllskxcmms.
⊱ ────── {.⋅ ♫ ⋅.} ───── ⊰
Gözlerimi gün ışığı ile açtım. Sanırım daha saat çok erkendi. Daha gece yattığımız şekilde duruyorduk. Onun kolları belimdeydi. Benim de kollarım onun karnın üzerinden beline uzanıyordu.
Hala daha uyanmamıştı belli ki. Gözlerimi duvarda ki saate çevirdim. Saat 07.45 idi. Günlerden pazar.
Yorganı biraz daha sırtıma çektim. Kafamı biraz daha gögsüne gömdüm.
Seneler sonra yaşadığım bu duygu bana çok yakın bi o kadar da uzak bir şeydi. Kokusunu bir kez daha içime çektim.
Gözlerimi kapattım tekrar uykuya dala bilmek için.
🧸
Yüzüme gelen saçlar ile huylanarak uyandım. Kafamı yan tarafta olan Karan'a çevirdim ki yatağın yan tarafı boştu. Duvarda ki saate baktım. Saat 09.55 .
Ya banyo yapıyordu ya da aşağıdaydı. Of uykum da kanmadı ama ya. Elimi burun direğine götürdüm ve sıktım. Allah bana bu hayatta daima doğru yolu göstersin. Yoksa ban kendi yolumu kolay kolay bu kafa ile bulacak gibi değilim.
Başım çatlıyordu, kolum morarmıştı, elim aynı şekilde mordu, yüzünde yara bandı vardı, bileğim de 3 ya da 4 tane uzun çizgiler halinde morluklar vardı, kafam şişti daha var mıydı? Sanırım hatırladığım kadarıyla bu kadardı.
Yatakta oturur pozisyona geldim ve kendime gelmek için bir dakika verdim kendime. Bu süre zarfı boyunca da boş boş saatin yelkovanlarını izlemiştim.
Tik tak. Tik tak. Tik tak.
Yavaş bir şekilde yataktan kalktım. Yatağın yanında ki terliklerini giydim ve odadan çıktım. Lavaboya doğru gittim ki Karan'ın banyo yapa bileceği aklıma geldi.
Karpı kırık değildi. Ne ara yapılmıştı? Ben sanırım bu evde şu an için olsa bile kalıyor olsam da geriden geliyordum sanırım. Hiç bir şeyden haberim olmuyordu ya.
Kapıyı iki kere tıklattım. Ses gelmedi. Şu sesi de yoktu ayrıca. Hemen lavaboya girdim. Kişisel işlerimi hallettim. Aynanın karşısına geçip elimi yüzümü yıkadım. Sonra da saçıma kimin taktığını bilmediğim ve kimin olduğunu da bilmedim tokayı saçlarımı tekrar toplayıp ne kadar iyi olabilirse o kadar dağınıktı topuz yaptım. Gerçi her hali ile dağınıktı ama olsun. Topuz farklı.
Lavabodan çıktım ve aşağıya indim. Salon da kimse yoktu. Mutfağa gittim. Ayşe teyze vardı tek.
"Günaydın Ayşe teyze. "
"Günaydın güzel kızım. "
Gülümsemeye çalışarak Ayşe teyze ye baktım. Sofra hazırlıklarına başlamıştı.
Mutfakta Karan'ı göremeyince aklıma tek bir yer geldi. Çalışma odası. Oradadır belki diye bir dakika önce indiğim merdivenleri tekrar çıktım.
Çalışma odasının kapısını iki kere tıklattım. İçeriden gel sesi gelmedi. Oda'nın kapısını açtım ama içerisi boştu.
Ev de bakılacak başka bir oda kaldı mı ki? Hayır yoktu. E bu adam nerdeydi.
Hızlıca aşağıya indim ve Ayşe teyze'ye sormak için mutfağı adımladım. Mutfağa girdim ve "Ayşe teyze, Karan Hoca nerede?", dedim. Sesimde ki merakı gizlemek istiyordum ama dün ki olaylardan sonra pek de mümkün değildi. Yani durduk yere kadını da heyecanlandırmak istemezdim. Sonuçta yaşlı başlı kadın. Kalpten hık diye giderse dayanamazdım.
"Senin yanında değil mi? Siz beraber uyumuyor muydunuz?"
Ananın amı. Adam yok. Adam yok. Adam yok.
"Ben uyandığım da yanımda kimse yoktu. "
Elinde ki bıçağı doğrama tahtasının üzerine bırakarak önüme bana döndü. Telaşlanmaya gerek yoktu değil mi? Sonuçta kazık kadar adam. Yer yarılıp yerin dibine ğirmedi sonuçta.
"Lavabo ya bak.",dedi.
"Baktım."
"Çalışma odasına bak."
"Yok."
Ayşe teyze hemen ellerini yıkadı ve kuruladı. Sanırım endişelenmemiz gereken bir konu vardı.
"Aa şeye bak. Arka bahçeye bak. Belki hava almak için bahçeye çıkmıştır. "
Derin bir nefes aldım ve hemen arka bahçeye çıkan sürgülü kapıya koştum. Ama kapı kilitliydi. Bir ihtimal oradadır diye kilidi çevirip kapıyı açtım. Hemen dışarıya çıktım. Kimse yoktu. Sanırım şimdi gerçekten sıçıp sıvamıştık.
Boş boş karşımda ki ağaca bakıyordum. Bir an için kalbim teklemişti. Aklıma telefon ile aramak geldi. Hızlıca yukarıya çıktım ve yatak odasında ki komidinin üzerinden telefonumu aldım ve Karan Hoca'nın numarasını aradım ve hemen telefon simgesinin üzerinde bastım.
Matematiğin Babası
aranıyor...
Kulaklarıma "Şu anda aradığınız kişiye ulaşılmamaktadır. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz ya da kendi tarifeniz üzerinden mesaj bıraka bilirsiniz." adlı bir konuşma doldurdu. Telefonu neden kapalı olurki bir insanın. O telefonu sana ulaşalım diye veriyorlar. Kapat diye değil be adam.
Hemen kırmızı tuşa bastım ve telefonu kapattım. Aşağıya indim, Ayşe teyze'nin yanına.
"Baktın mı bahçeye?"
Heyecan kötü bir şey arkadaşlar. Ben bunu öğrendim şu iki günde. Kalbim hızlanmaktan başka bir iş yapmıyordu şu anda.
"Baktım. Yok. Aradım telefonu kapalı. "
Bir elimi beline diğer elimi de anlıma koydum. Gözlerimi kapattım. Ayşe teyze ise elini kalbine götürdü. Tek ben değil mişim. Aynı düşünce de olan biri daha vardı. Ama kalpten gide bilirdi. Tövbe tövbe Ya'Rabbim. Allah gecinden versin.
Su içmek için mutfağa gittim. Kahvaltı masasının üzerinde ki cam sürahi den bardağa su doldurdum. Yarısına kadar içtim ve bardağı masaya tekrar bıraktım.
Mutfağa Ayşe teyze girdi. Önlüğünü çıkarmıştı. Elinde ki önlüğü buz dolabının yanına ki diğer önlüklerin yanına astı.
"Hemen telaş yapmayalım Ayşe teyze. Gelir az sonra. ", dedim. Amacım yalan söylemek değildi. Ayşe teyze'yi sakin tutmaktı.
"Peki madem. ", dedi.
Ayşe teyze'ye ne kadar gelen yapma desem de ben bir fazlasını yapıyordum.
Gözlerimi Ayşe teyze'den ayırdım ve masaya baktım. Herşey vardı. Ama o yoktu.
Telefonumu açtım ve tekrar aradım. Belki açıktır diye. Hemen numarasını tuşladım. Elim reflex olarak enseni buldu.
Matematiğin Babası
aranıyor...
"Şu anda aradığınız kişiye ulaşılmamaktadır. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz ya da kendi tarifeniz üzerinden mesaj bıraka bilirsiniz."
Yine aynı ses kulaklarımı doldurdu. Of ve Karan of.
"Ne oldu? Açık mı telefonu? ", dedi Ayşe teyze.
Derin nefes aldım ve masada olan gözlerimi Ayşe teyze'ye çevirdim. Ne diyecektim. Ne diye bilirdim ki zaten.
"Yok hala kapalı. "
Ensemde ki olan elim enseni sıktı. Gözlerimi kapattım. Acaba bu gün kime ne olacaktı? Kim panik atak geçirip bayılacaktı? Kim kalpten gidecekti?
Telaşımı Ayşe teyze'ye göstermek istemesem de o da fark ediyordu.
Mutfaktan çıktım ve salonda ki gri L şeklinde ki koltuğa oturdum. Telefonumu da yanıma koydum. Diğer koltuğa da Ayşe teyze oturdu. Dirseklerimi bacaklarıma yasladım. Çenemi de ellerim ile destekledim. Bir bacağım benim kontrolüm dışında titreme başladı. Sadece karşım da ki kapalı olan televizyona bakmaya başladım.
"Nerde bu çocuk ya? Kimseye bir şey demeden çıkmazdı evden. Gitmezdi bir yere. ", dedi Ayşe teyze. Sesi titriyordu. Az daha olsa ağlıyacaktı kadın. Elleri ile dizlerini tutuyordu. Sanki Karan ölmüştü de onun yasını tutuyor gibi bir hava vardı. Tesadüfe bak ki Ayşe teyze'de siyah bende siyah giymiştik.
10 dakika sonra.
Derin nefesler alıyordum ama ortalıklarda Karan yoktu.
Yerimde duramadığım için salonda volta atmaya başlamıştım. Telefonu tekrar kulağıma götürdüm.
"Şu anda aradığınız kişiye ulaşılmamaktadır. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz ya da kendi tarifeniz üzerinden mesaj bıraka bilirsiniz." aynı ses kulaklarıma ulaşınca telefonu kulağımdan uzaklaştırdım ve ekrana bakmaya başladım. Bir süre sonra kırmızı tuşa bastım ve telefonu kapattım. Sinir ve korku tüm vücudumu ele geçirmişti.
Gözlerim belli belirsiz dolmaya başlamıştı. Bunu telefonun ekranın yansıyan kendi yansımamı bulanık görmem ile fark ettim.
Tam o anda dış kapı açılıp kapandı. Elim ayağım boşalmıştı. Titriyordum korkudan. Telefondan kafamı kaldırdım. Ayşe teyze ile göz göze geldik ve sonra bakışlarımızı aynı yönde çevirdik. Ayşe teyze oturduğu koltuktan kalktı.
Salona elinde beyaz bir poşet ile Karan girdi. Tek parçaydı hala. Birileri en sonunda evin yolunu bulabilmişti. Karan salona gelince Ayşe teyze hemen Karan'ın yanına gitti.
Bende sinirlerim şu an için bozuk ve gözlerim dolu olduğu için gri koltuğa ilerledim ve oturdum. Arkamdan Ayşe teyze'nin konuşmasını duydum.
"Nerdesin? Evladım. Telefonun da kapalı. Endişelendik.", dedi.
Eve tek parça döndü ya ona bak sen Ayşe teyze. Bir de otuz sekiz parça halinde de döne bilirdi. Buna şükür. Sonuçta Haticeye değil, Neticeye bak diye boşuna dememişler.
Dirseklerimi bacaklarıma yasladım. Alttan ellerim ile de çenemi destekledim. Gözlerimi kapattım. Biraz önce ki gibi oturmuştum. Sağ bacağım istemsiz titriyordu. Karan'ın eve dönmesine rağmen.
"Poğaça almaya gittim. Kahvaltı da yeriz diye. Telefonumun da şarjı bittiği için kapandı. Endişelendirmek istemezdim."
Bir poğaça için miydi bu kadar tantana, ve heyecan. Çıldırıcam. Endişelendirmek istemezmiş. Geberdim lan burda korkudan.
"Keşke haber verseydin. Evde seni ne kadar aradık. Bakmadığımız yer kalmadı evladım. Bari giderken haber verseydin. Aklımız sende kaldı. ", dedi Ayşe teyze.
Keşke haber verseydi de burada gebermeseydik meraktan.
"Hızlıca gider gelirim diye planladım. Ne de olsa Eslem uyuyordu. Seni de göremedim. Bende hızlıca evden çıktım. "
İyi bok yedin.
"Neyse. Sağ salim döndün ya. Poşeti ver de mutfağa götüreyim. Siz de geç kalmadan sofraya gelin. ", dedi ve poşet sesini duydum önce sonra da adım seslerini. Ayşe teyze mutfağa girmişti.
Salonun ortasınd Karan ayakta duruyordu büyük ihtimalle, ben ise koltukta sinirden titriyordum.
Bir süre sonra yanımda hareketlilik hissettim. Koltuğa biri oturmuştu. Tabi ki eve tek parça dönmeyi başarmış bir Karan oturmuştu.
Ne gözlerimi açtım ne konuştum ne de bir milim bile hareket etmemiştim oturduğum yerden. Sadece sağ bacağım istemsizce titriyordu.
Sağ bacağımın üzerinde bir el hissettim. Elini titreyen bacağımın üzerine koymuştu. Ama hala aynı hızda titremeye devam ediyordu ne yazık ki.
Biraz daha baskı uyguladı bacağıma. Yavaş yavaş baskısı sayesinde bacağımın titremesi durmuştu.
Duruşumdan ödün vermeden aynı şekilde durmaya devam ediyordum. Tek fark bacağım titriyordu ve onun sol eli benim sağ bacağımın üzerindeydi.
"Eslem? ", dedi. Sesi kısık ve yumuşak geliyordu. Beklenti de vardı sesinde.
"Hıı? ", dedim öküzce.
Şu an konuşmak istemiyordum.
"Bana bak. "
Gözlerimi açtım ama o tarafa baka bileceğimi pek sanmıyordum. Elimin tersiyle akan burnumu sildim. Hemen de kandilleri yakmıştım. Gözlerim de hafif yaş vardı.
Sağ eli çenemin altını buldu. Çenemi hafif bir şekilde tuttu ve yeşillerimi yeşilleri ile aynı hizaya getirmişti. Belimi doğrulamak zorunda kalmıştım bu hareketi ile.
"Bana bak, Lotus çiçeği. Bana bak. "
Sesi fısıltı şeklindeydi ve yumuşaktı. Sert değildi.
Yeşil gözleri saçlarıma çıktı ve saçlarıma uzun uzun baktı. Neydi bu kadar dikkatini çeken. Peh.
"Efendim.", dedim kısık bir şekilde.
Yeşil gözleri biraz daha saçlarımda oyalandı ve yeşillerimi buldu.
"Korkutmak istemezdim ama seni uyandırmaya kıyamadım. Çok yorulmuştun ve çok güzel uyuyordun. Dinlen istedim. Ama görüyorum ki ben gelmeden uyanmışsın. Özür dilerim. "
Çenemi olan eli yanağıma çıktı ve yanağımı baş parmağı ile okşadı. Bacağımda ki eli biraz daha sıkılaşmıştı ve yukarıya tırmanmıştı.
Bana 'Çok güzel uyuyordun' ve 'Uyandırmaya kıyamadım' mı demişti.
Bana. Bana. Güzel uyuyordun dedi.
Bu sözleri karşısında biran da yumuşamıştım. Burnumu birkez çektim. Bu adam hem beni delirtmişti ve sakinleştirmişti. Bunu nasıl beceriyordu.
"Şimdi o güzel gözlerinde ki yaşları yok et, Lotus çiçeği. Sonra da kahvaltı edelim. Ve özrüm kabul oldu mu? Bilmek isterim, Lotus çiçeği. Bu arada saçların çok güzel olmuş. "
Güzel gözlerin.
Lotus çiçeği.
Kabul oldu mu?
Saçların çok güzel olmuş.
Son cümlesi ile gülümsemiştim. Ne diyeceğimi bilmiyordum.
"Şey. Özüre gerek yoktu aslında. Ve teşekkür ederim."
Kendimi nasıl da sattım. O kadar kudurmuştum telefonu kapalı diye. İnsan kendini ağırdan satar be. Hiç bilmem böyle işleri. Hemen yelkenleri suya indiriyorum.
"Yok muydu? Sence yoktu. Bence vardı. Görüyorum ki bana ulaşamayınca korkmuş bir Eslem görüyorum."
"Kim söyledi? "
"Kuşlar söyledi"
İkimizde gülmüştük bu dediğine.
Gülmemiz bitince ikimiz de boş boş birbirimize baktık. İkimizin yüzünde de tebessüm vardı.
Bacağımda ki elini yarım saattir yok saymaya çalışsam da bu adamın varlığını reddedemiyordum.
"Kahvaltı? "
"Olur."
🌿
Kahvaltımızı etmiştik. Karan salonda oturuyordu bende ellerimi yılamak için lavaboya gelmiştim. Hızlıca ellerimi yıkayıp kuruladım.
Artık gitme vakti gelmişti. Aşağıya indim. Benim kıyafetlerim nerdeydi. Ayşe teyze biliyordur belki. Mutfağa gittim.
"Ayşe teyze? "
Elinde ki bardağı yıkadı ve diğer bardakların yanına koydu. Bulaşık makinası varken neden elinde yıkıyordu hiç bir fikrim yok. Tercih meselesi kardeşim. Tercih meselesi.
"Efendim."
"Benim buraya geldiğimde ki kıyafetlerim nerede? "
Önlüğü çıkardı ve buz dolabının yanına diğer önlüklerin yanına astı. Masaya el örmesi beyaz danteli masanın ortasına serdi ve üzerinde mavi yapay güllerin olduğu vazoyu koydu.
"Ben onları yıkamaya attım kızım. Ne oldu ki? "
Arkadan Karan Hoca girdi mutfağa. Önce bana sonra da Ayşe teyze'ye kısa bir bakış attı.
"Ben müsadenizi istesem artık. Malum yarın okul var. Tekrar falan yapmam gerekiyor. Ödevlerim de var. Bir de ev boş. Artık gitsem iyi olacak gibi. Yolcu yolunda gerek. Değil mi?"
Ayşe teyze Karan Hoca'ya, Karan Hoca bana, ben Ayşe teyze'ye bakıyordum.
"Sen bilirsin, Eslem. ", dedi Karan Hoca düz bir sesle.
Bu da demek oluyor ki Karan Hoca'nın kıyafetleri bende kaloyordu. Çarpmama gerek kalmadan. Benimkiler yıkamada olunca. Bir ara alırım artık.
"Ben o zaman çantamı falan alıyım. "
Ayşe teyze yanıma geldi ve bana kocaman sarıldı. Kollarımı boynuna doladım ve sıkı sıkı sarıldım.
"Tekrar bekleriz. "
"Gelirim."
Ayşe teyze'dan ayrıldım ve mutfaktan çıktım. Yukarıda bildiğim kadarıyla hiç bir eşyam yoktu. Sadece şu an götüreceğim çantam ve deri ceketim vardı. Onlar da dolapta asılıydı. Telefonum ise eşofmanın cebindeydi.
Dolaba gittim ve hemen çantamı ve deri ceketimi aldım ve ayağım da ki terlikleri çıkarıp dolabının alt gafına koydum. Yan taraftanda ayakkabılarımı aldım ve dolabın kapağını kapattım.
Çok güzel bir kombin. Tişört, eşofman, deri ceket, topuklu ayakkabı ve en son parça olarak da içinde makyaj malzemesi ve peçete, ıslak mendil olan bir adet çanta.
Bu kombin mükemmel ya. Hemen kapının orada topuklu ayakkabılarımı giydim.
Karan Hoca'ya baktım. Yeşilleri her yaptığım hareketi gözünü kırpmadan izliyordu.
"Her şey için teşekkür ederim ve sarhoşken bir şey yaptıysam özür dilerim. "
Hafif tebessüm etti.
"Teşekkür etmene gerek yok, Lotus çiçeği. Senin sayende çok güzel vakit geçirdim. Senin sayende eski günlere geri döndüm. Sen bana annemi bir kez daha hatırlattın. Asıl ben sana teşekkür ederim. Ve özür dileyeceğini gerektirecek hiç bir şey yapmadın. Emin olabilirsin. "
Ben de onun gibi tebessüm ettim.
"Ben gidiyim madem. "
"Nasıl istersen. Ama ağrın olursa gece gündüz demeden ara. Anlaştık mı? "
"Anlaştık."
Arkamı döndüm gidecekken aklıma kıyafetler geldi. Tekrar Karan'ya döndüm. Hala beni izlediğini gördüm.
"Kıyafet-"
Benim cümlemi tamamlama izin vermeden kendi konuştu.
"Kıyafetler sende kala bilir. Senin kıyafetlerin de temizlensin sana getiririm. "
"Tamam."
Karan Hoca'nın evin bahçesinden çıktım ve siyah demir kapıyı kapattım. Kaldırıma çıktım ve yolu kontrol ederek hemen karşı kaldırırma geçtim. Ayağım da ki topuklu ayakkabıların çıkardığı sesleri eş geçerek.
Bu kombini tekrar yapmam gereken konular var.
Hemen kendi evimizin bahçesinde kapısını açtım. Hızlıca evin kapısına ilerledim. Çantamdan anahtarları çıkardım ve hızlıca kapıyı açtım. Anahtarları kapıdan çıkardım ve içeriye girdim. Kapıyı kapatırken de Karan Hoca'ya el salladım. O kadar benim gibi, kapıya yaslanmış bana bakıyordu. Kısa bir gülümseme gönderdim ve kapıyı kapattım.
Hızlıca ayakkabılarımı çıkardım ve diğer topuklu ayakkabılarımın yanına koydum. Yukarıya çıktım ve çantamı ve ceketimi gelişi güzel yatağın üzerine fırlattım. Banyo yapmam gerekiyordu.
Hızlıca Karan Hoca'nın kıyafetlerinden kurtuldum ve banyo yapan girip uzun ve ılık bir duş aldım.
Hemen üzerime beyaz bir kazak ve siyah bir eşofman giydim.
Banyo da ki dolaptan saç kurutma amkinasını aldım ve odama döndüm. Makyaj masama oturdum ve saçımdaki havluyu çıkardım. Hızlıca uzun kahverengi saçlarımı kuruttum. Sabah ki saçımda ki siyah toka ile birazını yukarıdan toplayıp bağladım. Buram buram Hindistan cevizi kokusu geliyordu saçımdan.
Hızlıca kirli sepetine atılacak kıyafetleri attım ve yatağıma oturdum. Çantam da ki makyaj malzemelerini çıkarıp hepsini yerine koydum. Sanki bir eksik vardı ama neydi. Neyse.
Yatağın üzerine eki deri ceketimi gelişi güzel elime aldım ki yere gümüş bir erkek yüzüğü düştü. Bu benim cebime ne ara girdi ya da kimin? Kim koydu. Ve üzerine hafif bir şekilde kan vardı.
Masanın üzerinden ıslak mendili aldım ve hızlıca yüzüğü temizledim ve üzerine kolonya sıkıp temizledim. Temiz iş.
Gümüş, işlemeli ve üzerine e mavi bir taş vardı. Baya da güzel tasarlanmıştı.
Kimindi acaba. Benim olmadığı kesin.
Yüzüğe biraz daha dikkatli bakmaya başladım.
Allah kahretsin. Aklıma akın eden anılar bu yüzüğün kime ait olduğunu açıklıyordu. Bu Karan Hoca'nın yüzüğüydü. Yarım yamalak aklıma geleni sadece araba da elinde ki kanı temizleyişimdi sonra da yüzüğü ceplememdi.
Kendi kendime kahkaha attım. Yüzüğü boş bir yüzük kutusu bulup onun içine koydum ve çekmece nin en arkasına koydum. Orada onu kimse bulamazdı. En fazla annem bakardı. O da kırk yılda bir bakardı çekmeceye. O da işi olursa. O yüzüğü de orada bulması için bu çekmeceyi boşaltması gerekiyordu. Evet bulamaz.
Hemen yatağın üzerind eki telefonumu aldım ve Hatice'yi aradım. Dördüncü çalışta açtı telefonu.
"Efendim, Eslem"
"Naz'ı da al bize gel. Eskisi gibi abur cubur falan yiyip ders çalışırız. Olmaz mı? "
Yani gelirlerdi umarım. Geçen sene falan böyle çok yapmıştık ama şu sıralar yapamıyorduk.
"Olur. Olur da. Seni gelince Naz geberte bilir. Her şeye hazırlıklı ol. Benden söylemesi. Bir de gelirken markete uğrayalım mı? "
Beni neden geberesin ki. Sebep neydi ki.
"Niye öyle dedin ki. Ben ne yaptım. Siz bilirsiniz ben de şimdi alış veriş için merkeze çıkıcam. "
Amına koyayım ben bilmeden bir şey mi yapmıştım. Hayır ya.
"Bilemem. Sen git marketine biz de yirmi dakikaya ordayız. Naz'ı da alır gelirim"
"Tamam. Görüşürüz. "
"Görüşürüz aşkım. "
Hemen telefonu kapattım. Şarjı az kalmıştı iki gündür şarja takmamıştım. Hemen telefonu uçak moduna alarak şarja taktım.
Hazırlanmam lazımdı. Hızlıca makyaj masama oturdum ve kapatıcı sürdüm göz altlarıma. Yüzünde ki bantı çıkarmıştım. Beyaz yüzümde yara vardı. Küçük de olsa iğrenç görünüyordu.
Rimel sürdüm kirpiklerime. Ardından Amily'nin 203 numaralı dudak kalemi ile dudaklarımı çerçeveledim. Sonra da içini doldurdum. Şeffaf glos ile de üzerinden geçtim.
Elimde ki serum dan kaynaklanan morluğa kapatıcı yapmayacaktım. Yapsam bile kapanmayacaktı. Kolum ise kazaktan görünmediği için ona da dokunmayacaktım. Bileğimde ki morluklar ise gitmek üzereydi. Onu da kazak kapattığı için ona da dokunmayacaktım.
Yüzüme ise yaraya dikkat ederek kapatıcıyı sürmüştür. Açık yaraya kapatıcı yapamazdım. Yara bandı yapıştırmayacaktım. Hava alsın biraz.
Sanırım hazırdım. Hemen çekmeceyi açtım. Parfümümü almak için. O parfüm pahalıydı. Ve daha yarımdı. En sevdiğim parfümdü. Ama çekmeceyi de yoktu. Masaya kısa bir bakış attım. Masada da yoktu. Nerde lan bu parfüm.
Zaten aradığımı aradığım zaman bulsam şaşarım. Hemen başka bir parfüm çıkardım çekmeceden. Onu sıktım ve tekrar çekmeceye koydum.
Sabır ya. Parfüm yok ya. Cuma günü bara giderken kullandım en son. Ama şu an yoktu..
Canım parfümüm.
Hemen dolaptan siyah, belden biten montumu aldım ve giydim. Telefonumu da şarja çıkardım. Uçak modundan çıkardım ve cebine attım. Şarja taktığım da yirmi üç dü en azından şimdi kırk sekiz.
Masanın üzerinden kulaklıklarımı, anahtarları ve kartlarımı alıp aşağıya indim.
Hala aklım kayıplar da olan parfümümde. Hızlıca beyaz spor ahakkabılarımı giydim ve evden çıktım.
Hemen bahçeden çıkıp en yakın markete gidecektim.
Kulaklıklarımı kulağıma taktım ve rast gele bir şarkı açtım. Gelen şarkı ise Mansur Ark-Maalesef di. Şarkıyı bende hafif hafif mırıldanmaya başladım.
Arkama baktım her ihtimalle karşı. En son takip edilmiştim. Kulaklıklarımın birini kulağımdan çıkardım ve kutusuna koydum. Şarkının sesini biraz daha kıstım. Ne olur ne olmaz şimdi.
Telefonumu eşofmanın cebime salladım. Ellerimi de montun cebinde soktum. Sonra da salına salına yürümeye devam ettim.
Telefonuma bir tane bildirim geldi. Aldırış etmeden yürümeye devam ettim. Şarkı değişmişti bu sırada. Gelen şarkı ise Funda Arar-Mutlu Son du.
Karşı kaldırıma geçmek için yaya geçidine indim. Hızlıca karşı kaldırıma geçtim. İleride bir tane market vardı. Salına salına yürümeye devam ettim.
Tekrar telefonuma bildirim geldi. Ardından bir tane daha. Derin bir nefes aldım ve telefonumu eşofmanın cebinden çıkardım. Ekranda Whatsapp'a ait üç mesaj vardı. Whatsapp'a girmeden üstten mesajları okudum. Görüldü atmak istemeyiz değil mi.
Matematiğin Babası: Eslem.
12.57
Matematiğin Babası: Niye bakmıyorsun.
13.06
Matematiğin Babası: Nerdesin sen? Nereye gidiyorsun?
13.06
Nerdesin sen mi? Emri vaki. Pardon. Cehennemin dibindeyim. Sabah senin telefonun kapalıyken ben üç buçuk atmıştım evde. Biraz da sen üç buçuk at. Hehehehe.
Şarkıyı değiştirdim ve telefonumu eşofmanın cebine geri koydum. Açtığım şarkı ise Soner Sarıkabadayı-Neresi? İdi.
Unutamıyorum Soner abi. Unutamıyorum. Sana demesi kolay ama.
Marketin önüne geldim ve otomatik kapının beni algılamasını bekledim. Ama algılamadı. Ben kısa değilim amına koyayım. Sen beni neden algılamadın şimdi.
Rezil olduk babağğğ. Ne dicez babağğğğ.
Çıkış tarafından bir tane görevli çıktı ve "Orası bozuk hanım efendi. Burdan girin. ", dedi.
Kasiyeri biraz süzdüm. Genç sarışın bir deli kandı idi. Benlik değil. Allah sahibine bağışlasın.
Madem bu kapı bozuk niye kapıya uyarı asmadınız be. Yarım saattir burada kapının beni algılamasını bekliyorum.
Hemen çıkış kapısına ilerledim. İçeriye girdim ve rafların arasında gezmeye başladım.
Karam, al beni, brovni, ülker çikolatalı gofret gibi çikolatalardan aldım. Sonra konserve yaprak sarması aldım. Rafların arasında gezmeye devam ettim. Gözüme cipsler çarptı. Bir iki paket cips aldım ve kolumda asılı olan market sepetine attım.
Üç tane de çilekli süt ve karpuzlu içecek aldım. Sanırım bu kadar yeter.
Kasaya ilerledim. Önümde iki kişi vardı. Kasiyer hemen onların aldıklarını geçtikten sonra sıra bana gelmişti.
Benim çikolatalarımı, sarmamı, cipslerimi, çilekli sütlerimi ve karpuzlu içecekleri geçti ve bana dönerek "Yüz kırk beş lira, yetmiş beş kuruş. ", dedi.
Hemen kartı geçtim ve aldıklarımı poşete koydum ve çıkış kapısından çıktım.
Telefonuma tekrar bir bildirim geldi.
Kulaklığım da ki şarkı da değişmişti. Gelen şarkı Sıla-Saki idi.
Tutamam ya nasıl gizledim?
Ele sustum içime söyledim
Gizli aşk bu hiç kimse duymasın
Sapamam ya yolu özledim
Hayal neymiş? rüya bir yana
Seçemem ya seni özledim
Poşeti sol elime aldım. Telefonumu da cebimden çıkardım. Hemen Whatsapp'a girdim.
4 okunmamış mesaj
Matematiğin Babası: Eslem.
12.57
Matematiğin Babası: Niye bakmıyorsun?
13.06
Matematiğin Babası: Nerdesin sen? Nereye gidiyorsun?
13.06
Matematiğin Babası: Bakman için daha kaç kere yazmam gerekiyor? Bakacak mısın? Yoksa başına bir şey gelince mi bana dönmeyi düşünüyorsun.
13.18
Sinirli galiba. Başıma bir şey gelmesi gerekmiyor. Tekrar kavga etmeye gerek yok. Tribimi attık. Yeter. Şimdi mesajlara bakma zamanı.
Ben: Efendim.
13.20
Ben: Duymadım.
13.20
Ben: Markete çıktım.
13.20
Ben: Baktım. Başıma da bir şey gelmedi çok şükür.
13.20
Telefonumu tekrar cebime koydum ve yürümeye devam ettim. Bu adam da ben evden çıkınca hemen başıma bir şey gelecek sanıryor. Beni mi dikizliyor.
Karşı kaldırıma geçtim ve yürümeye devam ettim. Sol elimde eki poşeti sağ elime aldım. Sol elim acıyordu. Morluklar ve kolum da ki serum yeri yüzünden kolumu hareket ettirirken az da olsa acıyordu.
Telefonuma terkrar bildirim geldi. Sinirlendirmek istemediğimden telefonumu çıkardım cebimden.
Matematiğin Babası: Ne zaman gelirsin marketten?
13.22
yazıyor...
çevrim içi
yazıyor...
Matematiğin Babası: Fazla geç kalma. Olur mu?
13.22
Kıyamam bir de geç kalma diyor.
Ben: Beş dakika da orada olacağım.
13.22
Görüldü
yazıyor...
Matematiğin Babası: Tamam.
Medajına görüldü attım ve yürümeye devam ettim. Mesaj yazacağım diye iki de bir duruyordum. Yürüdüğüm yerde yazamıuordum. Hele de tek el ile. Şarkıyı değiştirdim ve telefonumu cebine koydum. Gelen şarkı ise Ajda Pekkan-Yakar Geçerim.
Yak geç sen.
5 dakika sonra.
Evin oraya gelmiştim. Hemen kulaklığımı kutusuna koydum. Naz ve Hatice gelmiş ve Karan Hoca'nın bahçe kapısının önünde üçü de konuşuyorlardı.
İnşallah bir bokluk çıkmaz. Naz ve Hatice ellerini önünde birleştirmişler, ellerinde poşetler, Karan Hoca'yı dinliyorlardı. Karan Hoca ise elleri ceplerinde konuşuyordu.
Biraz daha yürüdüm.
Cafer sıçtı bez getirin, cıvık sıçtı tez getirin. Niye bu adamın kaşları çatık. Boğazımı temizledim ve yanlarına gittim.
Karan Hoca beni görünce duruşunu biraz daha dikleştirdi ve kaşlarını normal haline getirdi.
Naz ve Hatice bana göz ucuyla baktılar. Ben Karan Hoca'ya bakmama rağmen Karan Hoca bana değil kızlara bakıyordu.
Bakışları yumuşadı ve bana baktı.
"Eslem de geldiğine göre eve girin artık. ", dedi Karan Hoca.
Şükür yarabbim. Fırça yemeden eve giricem.
"İyi günler Hocam. ", dedi Naz.
"İyi günler. ", dedi Hatice, Naz'ı tekrar ederek.
Seslerinde hiç bir duygu yoktu.
"Size de iyi dersler kızlar. "
Kızlarla karşı kaldırıma geçtik hızlıca. İkisi de tek kelime etmiyordu. Bahçede girdik. Hızlıca anahtarları cebimden çıkardım ve kapıyı açtım. Kızlar içeriye girince kapıyı kapattım.
Montlarını çıkarıp astılar. Ben de onlar gibi mıntumu çıkardım ve astım.
"Eslem. Bunları nereye koyalım", dedi Hatice ellerindeki poşetleri havaya kaldırarak.
"Mutfağa gelin. ", dedim.
İçin izin elinde de birer poşet mutfağa girdik. Masanın üzerine koyduk poşetleri.
Kendi poşet imin içindekileri çıkarmaya başladım.
Sarmayı masanın üzerine koydum.
"Karan Hoca ile ne konuştunuz", dedim. Umursamaz bir şekilde.
"Hiç. Öyle nereden gelip nereye gidiyorsunuz falan dedi. Biz de Eslem'e ders çalışmaya geldik dedik. Öyle yani. Ne diye bilir ki. Değil mi Hatice? ", dedi Naz.
"Evet evet öyle. "
Bunların sakladıkları bir şey vardı ama ne? Söylem itecek lerini biliyordum. Aman neyse ne.
"İyi öyle olsun bakalım. ", dedim.
Hayret Hatice bana Naz eve gelince seni geberticek demişti oysa ki. Naz'a bakıyorum da süt dökmüş kedi gibi.
5 Saat sonra.
"Daha erken ama. Nereye böyle? ", dedim.
İkiside kalkalım artık demişlerdi. Oysa ki daha saat altıydı.
Ama Naz'ın annesi aramıştı. Akşama misafirleri varmış. Biraz hazırlık yapalım demişti. Hatice yi de babası aramıştı. Dedesi gile gideceklerdi. O yüzden gitmek zorunda kalmışlardı.
"Aşkım biliyorsun dedem hasta. Geçen sene ameliyat oldu. Haliyle babam da dedemi tek bırakmak istemiyor. Endişeleniyor. ", dedi Hatice.
Haklıydı. Muzaffer amca geçen sene dizlerinden ameliyat olmuştu. Platin takılmıştı. Arada doktora gidiyorlardı.
"Kuşum kusura bakma ya. Seni de böyle şey ettik. Bizim de kuzenler gelecek işte. Gelmeyecek olsalar gitmezdim. Ya da anne tarafında ki kuzenler olsa gitmezdim. Biliyorsun. Baba tarfı olunca gitmezsem babam beni oyar. Bir de Halam gil gelmiyor ya. Üç senedir görüşmüyoruz. Halam aile yemeği yiyelim demiş.", dedi Naz da.
Onun da baba tarafından kuzenleri gelecekti. Sanki başka gün kalmamıştı. Şu günün de içine etmeselerdi çok sevinecektim.
"Yok öyle şey olur mu ya. Siz gidin keyfinize bakın. Beni düşünmeyin ya. Alışkınım evde yanlız kalmaya. Hatice, Aysel teyzeme selam söyle. Naz sende, Sevim teyzeme selam söyle. Artık bir ara onların da gönüllerini alırım. "
İkisi de montlarını giymişlerdi ve kapıya doğru gidiyorduk. Ayakkabılarını da giydiler ve kapının önüne çıktık.
"Aleykümselam kuşum. ", dedi Naz.
"Baş üstüne komutanım", dedi Hatice de.
Hatice'nin bu dediğine kahkaha atmıştık.
Göz ucuyla karşı eve baktım. Odasının ışığı kapalıydı ama salon yanıyordu.
"Hadi canım iyi geceler. "
"İyi geceler komutanım. "
Hatice'nin omzuna vurdum hafifçe.
"İyi geceler. "
Hatice ve Naz bahçeden çıktılar ve kol kola girip kaldırımdan yürümeye başladılar. Ben de içeri girip kapıyı kapattım. Hemen ortalığı topladım. Bir kaç bardak ve tabak kirletmiştik. Onları yıkadım. Her şeyi yerli yerine koydum. İşimi bitirip odama döndüm.
Saat daha 18.16 idi. Hemen kitabı defteri aldım ve masama oturdum.
3 saat sonra.
Saat 21.03 olmuştu. Neredeyse soluksuz ders çalışmıştım. Kitabı defteri topladım. Yarın giyeceğim kıyafetlerimi ve çantamı hazırlayıp rahat bir nefes aldım.
Nedenini bilmediğim bir yorgunluk vardı üzerimde.
Mutfağa indim. Gündüz marketten aldığım çilekli sütün birini aldım ve koltuğa oturdun. Ayaklarımı da uzattım. Sosyal medyaya girdim ve biraz gezinmeye başladım.
Annemin hastaneden arkadaşının kızının nişanı vardı. Aile arasında yapacaklarını söylemişti. Annem gidemezdi. Çünkü iş seyahatindeydi. Ben ise annem gitse bile gitmezdim. Böyle şeyleri sevmezdim.
Nişan fotoğraflarını atmıştı. Onlara baktım biraz. Bej rengi, taşlarla süslenmiş bir elbise giymişti. Nişanlısı ise kıza uyarak o da bej rengi bir takım giymişti.
Ah ne kadar romantik. Gözlerim doldu. Kırmızı kurdelenin yanında inci de vardı. Klasik incili nişan yani.
Storylere bakmaya başladım. Birisi gün batımını çekmişti, birisi brosu ile çekindiği fotoğrafı atmıştı, birisi arabalarla ilgili bir reel bulup onu atmıştı, birisi içki içtiğini atmıştı, biri bu gece alemlere aktığını gösteren bir foto atmıştı.
İçim daraldı ya. İnstagram'dan çıktım ve sütümü içmeye devam ettim.
Canım fena halde sıkılıyordu. Sütümü bitirip çöpe attım ve ellerimi yıkayıp odama çıktım.
Anneme mesaj attım ve geceliklerimi giyip yatağa geçtim.
Saat 21.23 idi ama ben uyuyacaktım.
Neden?
Yapacak bir şey yoktu da ondan.
Gözlerimi kapattım ve uykuya dalmayı diledim.
🩹
Evetttt bu bölüm de böyleydi. Nasıldı? Beğendiniz mi? Bence güzeldi. Neyse uzatmadan ben kaçıyım.
Oy ve yorum yapmayı unutmayın. Seviliyorsunuz. Başka bir bölüm de görüşmek üzere. Kendinize cici bakın.
