Mirebaaaa Ben geldim. Nasılsınız? Ben iyi gibiyim (değilim) . Evet yeni bir bölüm daha.
İyi okumalar dilerim. Oy ve yorum yapmayı unutmayın lütfen. Seviliyorsunuz.
Aşk özgürlükse
Bu tutsaklık niye?
Beni sana haps etti gönlüm
Bakışındı gülüşündü ölüm
Ödül değilsin ceza değilsin
Sen hep benimsin yanlızlık
Günah değilsin ayıp değilsin
Yasak değilsin ayrılık
Uzak değilsin
Yakın değilsin
Neredesin ey mutluluk
Her şeyine vuruldum
Aşk beni ben aşkı unuttum
-Mabel Matiz-Değilsin-
↻ ◁ II ▷ ↺
Anlım da hissettiğim bir el ile irkilerek uyandım. Başımda Karan Hoca vardı. Ne oldu ya.
"Sakin ol. Bir şey yok. Sadece ateşin var mı diye kontrol etmeye geldim. Merak etme",dedi. Yatakta biraz toplandım. Anlımda olan eli yanağıma geldi. Bir süre eli yanağımda kaldı. Sonra da boynuma indirdi elini. Elinin tersini boynuma değdirdi.
Nefesimi tuttum. Eli boynumda oyalandıktan sonra çekti. "Ateşin yok. Ama keşke uyumadan önce siwiti çıkarsaydın. Daha iyi olurdu", dedi. Tam o anda hapşırdım. Kahretsin hasta olacaktım. Biraz sıkı giyinsem iyi olacaktı.
"Hayırlı yaşa", dedi. Çok yaşamaktansa hayırlı yaşamayı tercih ederim. "Siz de-", deneme kalmadan tekrar hapşırdım. "Eslem sana bi ıhlamur ya da ada çayı yapıyım. Sende biraz daha dinlen", dedi.
"Gerek y-", tekrar hapşırdım. Bir de gerek yok diyorum. Salya sümük olcam yakında. "Gerek yok mu? Şu haline bak. Hasta olcaksın", dedi. "Ne içersin? Ihlamur, Ada çayı, Kekik, Nane limon. Hangisi? ", dedi.
"Fark etmez", dedim. Aslında ada çayını ve ıhlamuru severim. Daha çok ada çayını ama şu anda seçme gibi bir lüksüm yok.
"O zaman ada çayı yapıyorum", dedi.
"Tamam Hocam", dedim.
Karan Yılmaz'dan devam.
Eslem hasta olacak gibiydi. Bir terleyip bir soğuyordu. Onun hasta olmasını istemezdim. Zaten şu an sağlığı pek de yerinde değildi.
Esleme, ada çayı yapacaktım. Umarım severdi. En sevdiği kış içeceği neydi bilmiyordum ama ada çayı yapacaktım. Özel bir isteği yoktu.
Odadan çıktım ve mutfağa gittim. Ayşe teyze yemek yapıyordu. Öğlen için. Ne yaptığını sormadım. Sadece kolay gelsin dedim.
Hemen bir ada çayı yapıp pembe bir bardağa koyup tepsiye koydum. Yanına da bir su ve peçete koyup mutfaktan çıktım. Yukarı çıktım. Odaya girdim.
Hala yataktaydı. Odaya girdiğimde yeşilleri beni buldu. Yanına gittim. Tepsiyi yatağın yanında ki komidinin üzerine koydum.
Eslem yatakta biraz toplandı. Yanına oturdum.
"Biraz daha iyi misin? ", dedim. "İyiyim Hocam", dedi.
Tepsiyi Eslem'in kucağına koydum. "Afiyet olsun küçük hanım",dedim. Yeşilleri beni buldu. "Teşekkür ederim",dedi. İki dudağını bir birine bastırdı. Göz altlarında biraz kızarıklık vardı. Yeşil gözleri fazlasıyla anlam yüklüydü.
Güçlü görünmeye çalışan fakat bi o kadar da acı çekmiş güzel kızım. Güvenmemeyi öğrenmişti. Hayata küsmüştü, aşka küsmüştü, sevgiye küsmüştü, bağlanmaya küsmüştü, yaşamaya küsmüştü ve bir çok şeye daha...
Hepsinin sebebi de o şerefini siktiğim babası yüzünden olmuştu. Babasının da icabına bakacaktım ama daha öncesinde Eslem'e gerçekleri anlatacaktım. Benim hakkım da olan gerçekleri. Biliyordum, bana küsüp, kırılacak hatta suçlayıp geri itecekti ama öğrenmesi gerekiyordu. En azından onun hayatına yalansız girmek istiyordum. Şayet her şey kafam da kurduğum gibi olursa. Aksi taktirde bir bok yapamazdım. Ama babasının icabına bakardım hem de Eslem'in ruhu duymadan.
Bir eliyle tepsiyi tuttu. Diğer eli ile ise su içti. Eslem'in hayatının da o bardak da ki su gibi olmasını isterdim. Şeffaf ve ter temiz. Ama o şeffaflığı karartanlar vardı. Benim güzel kızımın hayatı mahv olmuştu. Onu o su gibi ter temiz yapmak istiyordum. Tabi o da isterse.
O bana bu savaşın içinde bahşedilen bir çiçekti. Tıpkı Lotus çiçeği gibi. Lotus çiçeği de bir bataklıkta yetişirdi. O siyah, kötü kokan, içine acımadan her şeyi alan çamurun içinde.
Ama yıkıla yıkıla, düşe kalka öğrenmişti. Bu hayatta mücadele etmeyi öğrenmişti. Öğrenmeye de devam ediyordu Lotus çiçeğim.
Tepside duran pembe bardağı aldı ve bir yudum içti. Göz göre göre hasta olmasına izin veremezdim.
Dün akşam yaşadığı olay hala gözlerimin önündeydi. Bileği hala mordu. Siktiğimin kanı bozuk bir herifi yüzünden başına bunlar gelmişti. Yanağına ne kadar da yara bandı yapmış olsam da içim acıyordu. Bileğinden bahsetmek bile istemiyorum. Bir bilseydi Eslem başına gelenleri. Mahv olurdu. En kötüsü de kendini yıpratırdı.
En başından arkadaşları onu bırakmasaydı böyle olmayacaktı. Onlar da sağlam bir fırçayı hak ediyorlardı. En yakın zamanda onları da azarlasam iyi olacaktı. Aslında çözüm olarak bara gitmeyi yasaklamam gerekiyordu. Hele ki o arkadaşları yanın da iken.
Arkadaş ortamına lafım yoktu. Arkadaşları iyi kızlardı fakat bazen çok cıvıtıyorlardı. Başı boş bırakmaya gelmiyordu. Hele ki barda. Bunu dün akşam fazlasıyla ispatladılar. Önceden böyle bir hadise olduğunu düşünmüyordum. Eğer olsaydı bir daha bara adım atacağını sanmıyordum.
En yakın zaman da Eslem'i de bar konusunda üstü kapalı bir şekilde uyarsan iyi olacaktı. Eminim ne oldu sorusunu soracaktı. Sorgulardı. Adım kadar emindim. Ama biraz vakit vardı. Bence bu hatanın tekrarkanma payı şu anlık %50 gibiydi. Belki de daha düşük. Bilmiyorum ama görürsem böyle bir hata daha o zaman elimden çekeceği vardı Eslem'in.
"Biraz daha iyi misin? ", dedim. İyi değildi. Ama öyle görünmeye çalışıyordu. Her zaman bu konuda yalan söylediğine emindim. Yani benden önce ki hayatın da da öyleydi büyük ihtimalle. "İyiyim. Teşekkür ederim", dedi.
Bir yudum daha aldı ada çayından. O sırada bir tutam saçı a deta son baharda süzülerek yere düşen yaprakları anımsatırcasına önüne geldi.
Aldırış etmedi. Yatakta biraz daha ona doğru oturdum. Madem sen aldırış etmedin. Ben ederim. Elimi kaldırdım ve önüne gelen saçı kulağının arkasına sıkıştırdım. Saçı bitene kadar da elimi saçında sürükledim. Sonra da omzunda olan saçlarını iki parmağımın arasına alarak geriye ittim.
Sadece yeşilleri yeşillerime baktı. Bardağı tutan eli hava da kaldı. Beklemiyordu belli ki. Yeşillerimi yeşilleriyle buluşturdum. Yeşilleri koyulaşmıştı. Gözlerinde büyük bir heyecan ve şaşkınlık vardı.
Titrek bir nefes verdi. Gözlerini kaçırdı. Utanmıştı. Utanmak bile o masum yüzüne çok yakışıyordu. O gözlerinin koyulaştığını ne unuturum ne de kendime unuttururum. Bir kere görmüştüm. Bir kere olsun benim dokunuşumla mutlu olduğunu, heyecanlandığını görmüştüm.
Onu bırakmamam için fazlasıyla geçerli bir sebebti bu.
Eslem bir bakıp bir gözlerini kaçırıyordu. Bu haline gülümsedim. "Hadi. Soğutmadan iç ada çayını, Eslem", dedim. Bana hiç bakmadan evet anlamında mırıldandı. Sonra da ada çayından bir yudum aldı.
"Yapa bilmiş miyim bari?", dedim. Çenemle bardağı göstererek. Önce bardağa baktı sonra da bana.
Ortamı yumuşatmaya çalışıyordum ya da konuşacak konu bulmaya çalışıyordum. Ya da her ikisi de olabilirdi.
"Niye yapamayasınız Hocam. Çok da güzel olmuş. Elinize sağlık", dedi. O nayif gülümsemesini bana sunarak. Düşünceli kızım benim.
"Öyle olsun bakalım. Eslem Hanım", dedim.
"Öyle zaten", dedi. İddalı. Hem de fazlasıyla.
Tek kaşımı kaldırarak Eslem'e baktım. O ise ada çayını içmeye devam etti.
Odanın kapısı 2 kere vuruldu. Kafamı kapıya çevirdim. Ayşe teyze içeriye girdi. Kapının açılmasıyla telefonumun sesi kulaklarıma geldi.
Ayşe teyze telefonu verdi ve bir şey demeden hemen çıktı.
Ekran da;
Ablam🕊
Arıyor...
Yazıyordu. İlk olarak Eslem'e kısa bir bakış ettim. Çayını içiyordu. Yanın da konuşsam bir şey olmaz dı.
Armayı onayladım.
"Efendim", dedim.
Telefonun sesini Eslem duymasın diye biraz kıstım.
"Napıyorsun? Arayıp sormuyorsun. Ben aramasam. Hayırsız seni", dedi, Ablam sevecen bir sesle.
Özlemiştim onu. Ne zamandır görüşmüyorduk.
"Özlettin kereta", diyerek devam etti. "Bu aralar yoğunum. Özür dilerim, arayamadım. Ben de sizi özledim. Ben iyiyim de sen nasılsın? Hira nasıl?", dedim.
"Dayıııı", diye bir haykırış duydum. Hira bağırıyordu. "Duyduğum gibi işte. Biz de iyiyiz", dedi, Ablam.
"Dayı seni özledim. Gel artık", dedi. "Ben de seni özledim. Ama biliyorsun işlerim var. Ama en kısa zaman da gelmeye çalışırım", dedim.
"Hira sen biraz oyuncaklarınla oyna biraz. Hadi annem", dedi, Ablam. Hira'yı göndermesi nin bir sebebi vardı. Yani öyle tahmin ediyordum.
"Ama ben dayımla konuşmak istiyorum", dedi, Hira.
"Annem, hadi. Az sonra ben de gelicem yanına", dedi, Ablam. Hira'nın gene huysuzluğu üzerindeydi.
"Katan? ", dedi, Ablam.
"Efendim", dedim. Kesin bir şey diyecekti. "Enişten bir süreliğine yurt dışına çıkacak. 1 ay kadar falan. İşi için. Ben de burada durmak istemiyorum açıkcası. Hem Hira seni özledi. Hem de ben. Yani eğer müsaitsen 1 ay olmasa da sana gelsek diyorum. Eniştenin haberi var. Söyledim sana geleceğimi. Tabi sen de istersen ablacım", dedi.
"Olur.Neden olmasın. Gelin. İstediğiniz kadar kalın. Hiç önemli değil. Ne zaman geleceksiniz? ", dedim.
"Bilmiyorum. Ama çat kapı geliriz Karan efendi. Hazırlıklı ol", dedi. Bu söylediğine hafif bir tebessüm etmiştim.
"Peki. Öyle olsun. Nasıl istersen", dedim.
"O zaman çat kapı geleceğimiz güne kadar kendine iyi bak Karan. Kendini yorma çünki o işi Hira yapacak", dedi.
"Peki. Yormam. Sen de dikkat et. Kendine de Hira'ya da", dedim.
"Olur. Hadi canım benim", dedi.
"Enişteye selam", dedim.
"Baş üstüne", dedi. Ve telefonu kapattı.
Bakışlarım Eslem'i buldu. Bana göz ucuyla bakıyordu. Ama fark etmiştim. Ben ona bakar bakmaz gözlerini kaçırdı.
"Neden sürekli bakışlarını kaçırıyorsun? Bir an kötü bir adam olduğumu düşüneceğim. Yapma böyle", dedim.
Eslem'in cevap vermesini bekliyordum. Söyleyecek güzel bir yalan bulmaya çalışıyordu.
Ne konuşuyor ne de bana bakıyordu. Aklınca beni şaşırtacaktı. Ama düşündüğü gibi olmayacaktı.
Elinden bardağı aldım tepsiye koydum ve tepsiyi alıp komidinin üzerine koydum. Sonra da ona daha yakın bir şekilde oturdum.
Hala bakmıyordu. Sadece hareketlerimi izlemekle kalmıştı.
"Eslem", dedim.
Cevap vermedi. Galiba moda haline getirmişti. Ya da kalıcı bir alışkanlık. Ama o alışkanlığı bitirmesini bilirdim.
"Eslem. Bu iki oldu üçüncüsünde pişman olursun cevap vermediğinde. Cevap verecek misin? Yoksa vermeyecek misin? ", dedim.
Derin bir nefes aldım. Beni zorluyordu. Cevap vermesini bekledim. Ama boştu. Cevap vermedi. Kime çektiğini merak ettim.
"Peki madem. Bunu sen istedin", dedim. Bileklerinden tuttum. Ve yatak başlığına sabitledim. Yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Sıkıyorsa şimdi de bakmasın da görelim.
Bakışları beni buldı. İşte böyle yola getirmesini bilirdim.
Yutkundu, nefes alış verişi hızlandı. Ama bir an bile olsa gözlerimi ve gözlerini ayırmadım, ayırmadı.
Bunu beklemiyordu. Hele ki benden. Bir Hocası olarak böyle yapmam belki de ters geliyordu.
Kaç öğretmen pardon eski hayatında ve çocuklukta bir sürü karanlık iş görmüş ve annesini kaybedince büyük bir yukıma uğramış, büyüyünce de o karanlık işleri yapmamak, kaçmak, uzaklaşmak için büyüyünce öğretmen olmuş bir öğretmen desek daha doğru. Evet böyle bir yaşantı yaşamış ve öğrencisine böyle davnanışta bulunan kaç öğretmen vardı.
1 mi? ya da 2 mi? Evet öğrencisiyle ilişki yaşayan öğretmen vardı. Nadir de olsa. Ama benim gibisi var mıydı? Orasını bilmiyordum.
İkimizin de gözleri her şeyi anlatıyordu. İkimizde acıyı haykırıyorduk. Her geçen saniye artıyordu.
Bu yükü üstlenmek bu acıyı sırtımız da taşımak. Ağır geliyordu.
Büyümüştüm. Büyüdükçe içime atmıştım ama unutmamıştım. Acımı dindirmek için çoğu şeyi denemiştim. Annem öldükten sonra siğaraya başlamıştım. Her erkek ve ergen çocuk davranışları gibi ben de yapmıştım. Ama sebebi farklıydı.
Ben genelde hiç bir şeyi sebepsiz ya da heves uğruna yapmadım. İleri ki hayatım da da yapmayacağımdan emindim. Benim ki ise geçerli bir neden ya da hırs vardı.
Bu şekilde matematik öğretmeni olmuştum. Normal de matematiğin M harfini ağzıma bile almaz ve bu derse saygı göstermezsen, Matematik öğretmeni olmuştum.
Annem öldüğünde 16 yaşındaydım. Yani lise 2 idim. Acımı hiç bir şey dindirmiyordu. Ne yapsam kar etmiyordu. Kendini sinirden ve kafam biraz olsun dağılır diye derslere verdim. Karşılığını da fazlasıyla almıştım.
Çok değişmiştim. Hiç bir şey yapmak gelmiyordu ama yapmasam da o yıkımlar karşıma çıkıyordu. Sadece ders çalıştım. Yemek yemeyi bile unutuyordum. Bazen de yemek istemiyordum. Güç ve kilo kaybı yaşamıştım. Aynı şeyleri babam da da görmüştüm. Ama o bizler yani evlatları için dik durmak zorun da olduğu için bize belli ettirmemeye çalışıyordu.
Aynı kazayı o da yaşamıştı. Bir yandan yaraları ve kırıkları vardı. Yaraları kabuk bile bağlamadan annemin ölüm haberi de gelince daha kötü olmuştu.
Anneme doyamamıştım. Daha kutlayacak çok doğum günü, geçireceğimiz uzun ve mutlu yıllar, güzelce yiyeceğimiz ve beraber olacağımız akşam yemeklerimiz, huzurlu geçireceğimiz bayramlarımız, akşam yemeğinden sonra tatlı tatlı geçen hoş sohbetlerimiz vardı. Ama öyle olmadı.
O kutlayacağımız ve mutlı geçireceğimiz günlerimiz, yıllarımız hepsi birer kedere, acıya ve dahi kavgaya bırakmıştı yerini.
Hiç bir sabah hiç bir bayram ne de diğer özel günler ve özel zamanlar içimde eskisi gibi heyecan, huzur, mutluluk, zevk ve neşe yoktu. Olmamıştı da.
Kaç bayramım onsuz, annemsiz peçmişti? Hepsi de boynuma birer günah olarak geçirilmişti. Pişmanlık, özlem, sitem, kırgınlık, mutsuzluk en önemlisi de kin olarak güzel duyguların yerlerini birer birer almıştı kötü, iğrenç duygular.
Annem yokken ablam bana anne olmuştu. Hele ki o yaşta anneme doyamamışken ben her kadında anne hissini aramıştım sadece ablam da bulmuştum. Her erkek annesinden sonra anne duygusunu, anne gibi sakınacak, koruyup kollayacak ya da anne de olan bütün hisleri ve yaptığı güzel davranışları yapacak birini arıyordu. Ben onu ablam da bulmuştum. Sonra da zaten o da evlendi. Huzurlu bir ailesi vardı.
Abim ise babama destek çıkıyordu. Nede olsa yaşça ablamdan ve benden büyüktü. Her şeyin farkındaydı ve biliyordu. Biz kadar o da yıkılmıştı. O da babam gibi acısını içinde yaşamıştı. Gözünde ki yaş taş olmuştu akmamıştı.
Şu an ise Eslem karşıma çıkmıştı. O duyguları şimdi Eslem'de arıyordum. Arıyordum ama bulur muydum bilmiyorum. Bulurdum ama o bana o hünerlerini sunar mıydı. Zaman gösterecekti.
Korkuyordum. Hem de fazlasıyla. Ona bu denli bağlanmışken onu da kaybetmek kolay olmayacaktı.
O zaman özgürlüğümü elimden alsınlar daha iyi. Ben bu acıyı da alırsam tükeneceğimi düşünüyordum.
Renksiz hayatımı renklendirmişti. O bana siyah, günah kokan küllerin içinde bana aydınlığı göstermişti. İçimde yaşadığım savaşın içinde bana aşkı tekrar hatırlatıp, bahş etmişti. Bana bu hayatta bir kez daha yaşadığımı hatırlatmıştı. Bir kez daha annem yokken gülmeyi öğretmişti.
Yeşil gözlerinde uçsuz bucaksız ormanları, çektiği acılara rağman ayakta durmayı öğrenmiş olmasını, acılara gögüs germesini, ormanın ferah kokusunu, sessizliği görüyor, duyuyor ve hissediyordum.
"Eslem", dedim. Sakin bir sesle. Derin ama bir o kadar da titrek bir nefes alıp verdi.
"Efendim", dedi. Sesinde şaşkınlık, merak vardı.
"Yapma", dedim. Çaresizdim ama bi o kadar da umut ve heyecan vardı içimde.
"Ne yapıyorum ki? ", dedi.
"Ben seslendiğimde neden cevap vermiyorsun. Gözlerini kaçırıyorsun. Söylesene", dedim.
"Ama gerçekleri", diyerek devam ettim. Evet gerçekleri istiyordum.
"Hocam sınırlar", dedi.
"Sikeyim sınırları", dedim.
Onun yanın da 2 ya da 3. Küfürüm olabilirdi. Ama içinde yanan ateşi görseydi sorgulamazdı. Sorgulayacak kelime bulamazdı.
Dudakları şaşkınlımla hafif aralandı.
"Evet seni dinliyorum, Eslem", dedim.
"Ne söylememi istiyorsunuz? ", dedi.
Ne söylemesini düzgün ve anlaşılır bir şekilde ifade ettiğimi düşünüyordum.
"Sana neden gözlerini kaçırdığını ve bana neden cevap vermediğini sordum. Bunun nedenini söylemeni istiyorum Eslem. İstiyorsan daha açık bir dil ile de ifade edenilirim. Ama pek de memnun kalmazsın o zaman. Bunu istemem. Sen birinci seçeneği seç ve söyle", dedim. Ucu açık bir şekilde. Anladığını varsayıyordum.
"Ben sadece... ", dedi. Gözlerini kapadı. Derin bir nefes aldı. Devam etmesini bekledim.
"Ben sadece bir an öyle hareket ettim. Ne diyeceğini bilemedim. Nasıl bir cevap vereceğimi bilemedim", dedi.
Söylediği şeyin haklılık payı vardı.
"Ya gözlerin? ", dedim.
"Sadece be yapacağımı bilemediğim için. Yani yanlış düşüne bilirsiniz diye öyle yaptım. Kötü bir niyetim yoktu", dedi.
"Bundan sonra ne gözlerini , benden kaçır ne de bana cevap vermezliksiz yapma", dedim.
"Bence ben, senin bana olan bakışlarından rahataız olacağımı ya da yanlış düşüneceğimi sanmıyordum, Eslem", diyerek devam ettim.
Öyleydi. Hatta benimle göz temesı kurmasını ve bana bülbül gibi şakımasını istiyordum.
"Eslem", dedim.
"Efendim", dedi.
Önce onun yüzünün her karışını izledim. Gözlerim son durak olarak dudaklarında takılı kaldı.
"Ben sevilmeyecek bir adam mıyım? Yoksa kötü, kaba bir herifin teki miyim? ", dedim. Evet bunu sormuştum. Aslında bu soru karşısında ne diyeceğini ne düşüneceğini bilemiyordu. Bu soru karşısında kas katı kesilmişti. Soruların onu hazırlıksız yakalıyordu.
Yutkundu ve alçak bir sesle;
"Hocam. Şimdi şöyle. Hiç bir insan sevilmeyecek diye bir kaide yok. Ayrıca siz... ", dedi. Boğazımı temizledi.
"Siz sevilmeyecek ve saygı gösterilmeyecektir bir insan olmadınız. Yani benim gözümde öylesiniz. Ve siz kaba, kötü biri değilsiniz. Öyle düşünmeyin", dedi.
Cevabı beni şaşırtmıştı. Şu konumda iken böyle konuşması hoşuma gitmişti. Cesaretli kızdı. Tabi bazı konular hariç.
"Ben bir şey sormak istiyorum", dedi.
Bi an ben duraksamıştım. Konuşmayacağını sanıyordum ama öyle olmadı.
"Ne istersen", dedim. Ucu açık bir şekilde söylemiştim.
"İmkansız diye bir şey var mıdır? ", dedi. Başını sol omzuna hafif yatırdı. Derin bir şekilde aldığı nefesi titrek bir şekilde vermişti. Sonra da yutkundu. Gözlerini kırpıştırdı. Yeşillerinde beklenti vardı.
Neyin imkansızlığından bahsettiğini anlamamıştım. Neyden bahsediyordu. Neyin imkansızlığıydı. Hiç bir şey şu an annemi geri getirmek kadar imakansız değildi. Çünki o gelmeyecekti. Evet benim için imkansızlar listesinin başın da yer alıyordu. Hatta o listede sadece o vardı.
Şu an Eslem bile bana imkansızmış gibi gelmiyordu. Nedenini bilmiyordum. Kalbim de güçlü bir inanç vardı. Hissedebiliyordum. Ama kanıtlayamıyordum. Neye bu kadar güvenip de onun geleceğini düşündüren şey neydi. Merak ediyordum.
"Hiç bir şey o kadar da imkansız değildir. Kafanın içinde ne dönüyor bilmiyorum ama eminim ki imkansız değil o şey. İmkansızlık yoktur imkan vardır. Bunu unutma. Ta ki o imkan bir insan gidene kadar ya da tamamen bu hayattan göçene dektir. Ya da onu tamamen sen kaybede kadardır. Şimdi sen söyle ne kadar imkansız olduğunu düşünüyorsun. Nedir sana o kadar imkansız gelen", dedim.
Merak etmiştim. Neydi ona imkansız gelen. Babasının onu sevmesi mi? Ya da geri dönmesi mi? Eslem'i özlemesi mi? Onu tekrar bırakmayacağı mı? İleri de güzel bir hayat yaşaya bilmesi mi? Her şeyin yoluna girmesi mi?
"Hocam nasıl açıklanır bilmiyorum. Utanıyorum. Biliyorum imkansız ama bana yaşattıkları tam tersini söylüyor. Bir yanı imkansız ve olmaz derken. Hal ve hareketleri olur, gel diyor. Kendimi tam açıklayamıyorum. İçim de yaşadığım hisleri dile dökmek güç geliyor. Anlatamıyorum. Kelimeler yetersiz kalıyor", dedi.
Yaşattımarı diyordu. Kim ne yaşatmıştı. Biri mi vardı. Aşık olduğu bir erkek. Bildiğim kadarıyla sevgilisi yoktu. Hatta kesin yoktu. Neyden söz ediyordu. Kimdi o. Ya da o diye biri var mıydı.
"Biri mi var? Bu mu sana imkansız gelen şey. Onun sana karşılık vermesi mi? Sana imkansız gelen. Kim o? ", dedim.
Kıskanmıştım. Kafam karışıktı. Bir yanım onun da beni sevdiğini söylüyordu. Hatta kendi dilinden duymuştum. Benim bar da o adamın yanında Benim olana dediğim de hoşuna gittiğini ima etmeye çalışmıştı evde.
Tam söyleme de laf arasın da onu kast ederek farklı bir cümle kurmuştu. Başka biri yoktu. Emindim. Başka biri yoktu. Bunu kendimi kandırmak için değil emin olduğum için söylüyordum. Emindim. Hem de sonuna kadar.
Çok müsaitti gözleri sevilmeye.
" Qui c'est? J'étais curieux. Alors que je t'aimais tant, à qui as-tu ouvert ton cœur ? Ou tu t'es laissé emporter ? Je ne pense pas. Bon sang, tu étais ma seule faiblesse après ma mère. Vos yeux étaient très propres à être aimés", dedim. Anlamasını istemiyordum ve gene fransızca konuşmuştum.
(Çeviri:Kim o? Merak ettim. Ben seni bu kadar severken sen kalbini kime açtın? Yoksa kendini kaptırdın mı? Öyle düşünmüyorum. Lanet olsun, annemden sonra tek zayıf noktam sendin. Gözlerin sevilmeye çok müsaitti)
Bir süre gözlerime baktı. Kaşları ne dediğimi anlamadığı için hafif çatılmıştı. Anlamak istiyor ama anlamadığı için de gözlerin de merak denen duygu alevleniyordu. Bir kere araba da giderken o fitili ateşlemiştim. Ancak bu gözlerin de olan merak dan kaynaklanan alevi ancak o için de bin türlü sır ve itiraf barındıran cümleleri öğrenince sönecekti.
Fakat bu ateşin sönmesi her şeyi öğreneceği anlamına da geliyor du. Bunun şu an sırası değildi. Zaman vardı.
"Hocam. Özür dilerim. Ama o cümleler ne anlama geliyor. Neden Türkçe konuşmuyor sunuz? Neden sürekli farklı bir dil? ", dedi.
Haklıydı sırduğu soru da. Ama şu an öğrenemeyecekti. Öğrenmeyecekti.
"Eslem. Anlamanı isteseydim, ki bunu istemiyorum. Anlayacağın bir dilde konuşurdum. Tabi ki öğreneceksin. Ama şu an değil. Zaman var", dedim.
Kaşları biraz daha çatıldı.
"Ne kadar zaman dan bahsediyorsunuz? Neden şimdi değil de sürecini bilmediğim bir zaman sonra öğreneceğim? ", dedi.
Derin bir nefes aldım.
"O zamana senin düşüncelerinin yönü karar verecek, Eslem. Sen karar vereceksin. Beni anlıyorsun değil mi? Sen", dedim. Sen kelimesinin üzerine baskı yaparak.
Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. 3 ya da 4 saniye sonra gözlerini açtı.
"Ne yapmam gerekiyor? ", dedi.
Sesin de merek, sinir, sitem, yoktu sesin de yalvarış vardı.
"Ne için? ", derim.
"O cümlelerin anlamını, o zamanın gelmesi için. Ne yapmam gerekiyor? ", dedi.
"Senin bana aşık olman gerekiyor, senin beni sevmen gerekiyor, sevgini itiraf etmen gerekiyor, cesaretin gerekiyor, bana olan bakışların da aşk olması gerekiyor, en önemlisi de benim sana imkansız değil bir adım ötende görmen gerekiyor", diyemedim. Diyemedim...
Diyemediklerinden boğazım da bir yumru olmuştu. Ne aşağı ne de yukarı hareket ediyordu. İçim de bir çok şey vardı ama dile dökülmüyordu. Dökülse bile o anlamıyordu. Anlatamıyordum.
"Çok şey gerekiyor, Eslem. Çok şey", dedim.
"Mesela? "
"Meselası yok bu işin"
"Lütfen. Anlatır mısınız? ", dedi.
"Neyi? O cümleleri mi? Yoksa o cümleleri öğrenmen gerek zamanı ve olması gerekenleri mi? "
"Her şeyi. Her şeyi. Lütfen"
"Eslem"
"Hıı? "
"Olmaz"
"Neden olmaz yaa? "
"Olmaz dediysem olmaz"
"Ya olur dediğiniz de? "
"Öyle bir kelime kullanmam şu an için"
"Sebep? ", dedi tek kaşını kaldırarak.
"Yasaklı kelime de o yüzden, Eslem Hanım"
"Kime? ve neye göre yasaklı kelime? "
"Keyfim ve kahyasına göre"
"Ama bana göre değil. Onu ne yapacağız? "
"Hiç bir şey yapmayacağız, Eslem"
"Hadi ama. Bir şans da mı yok? ", dedi. Sesi biraz önceye göre unut besliyordu.
Dilimi damağıma vurdum ve kaşlarımı kafaya kaldırdım.
"Çok inatçısınız. Böyle olmaz ama", dedi.
"Nasıl olur peki? Öğretsene. Ben de öğrenmek istiyorum, Eslem"
Öğrenmek istiyordum. Onun yöntemleri nelerdi? Çok iddalı konuşuyordu. İçin de hırs, azim ve merak. Biraz da umut vardı. Ama şu an ona ne dediğini ne yaptığımı ve ne için yaptığımı söyleyemezdim. Buna mecburdum.
Gözleri dudaklarıma kaydı. Birden ona biraz yaklaştım. Kafasını yatak başlığına iyice dayadı. Ama nafileydi. Zaten sırtı yatak başlığına dayalıdı ve elleri de aynı kaderi fazlasıyla paylaşıyordu. Buna mahkum du. Bir süre için.
Benim ona yaklaşmam ile nefesini tuttu. Bariz bir şekilde belli oluyordu. Hiç bir şeyi gizleyemiyor du benim lotus çiçeğim.
"Tutma", dedim. Fısıltı şeklinde
İlk önce bana şaşkın şaşkın baktı. Ardından "Haa? ", diye bir şaşkınlık nidasını bırakmıştı kısık bir şekilde.
"Nefesini diyorum. Tutma. Boğulacaksın, Eslem", dedim. Sesim hala kısık çıkıyordu.
"Ben mi? ", dedi.
Onun da sesi ben gibi kısık çıkıyordu. Bana ayak uyduruyordu. Tatlı ama bi o kadar da hırçın kızım.
"Senden başka biri mi var bu oda da? ", dedim. Kafamı hafif sol omzuma yatırdım.
Gözleri hızlı bir şekilde oda da dolaştı.
"Var mıymış? ", dedim.
Önce gözlerime sonra dudaklarıma baktı. 5 saniye kadar gözleri dudaklarım da kaldı. Ardından gözlerime baktı. Uzun kirpiklerinin altında olan yeşilleri çok güzel bakıyordu.
"Ne?", dedi.
Bu haline gülmemek elde değildi. Kocaman gülümsedim. Galiba bu kadar heyecan söylediklerimi unutturuyordu. Beynini desetledi resmen.
"Eslem, ne oldu sana birden?", dedim.
"Bir şey olmadı. Ne olsun? Ne olmasını bekliyorsunuz. Şu halimle ne yapabilirim?", dedi.
"Ne varmış halin de? ", dedim. Tek kaşımı kaldırarak.
"Ne yok ki? ", dedi.
"Ne varmış o halde? Söyler misin", dedim.
Ellerini ileri geri hareket ettirmek için hareket ettirmeye çalıştı. Ama sadece hareket ettirmeye çalıştı. Çünkü elleri yatak başlığına sabitliydi.
"Bilmem anlata bildim mi? ", dedi.
Bu dediğine yarım ağız gülümsedim.
Dilimi damağıma vurdum. İki kaşımı birden havaya kaldırdım.
"Bence anladınız. Hocam", dedi.
"Anlamış olsaydım 'çıklamazdım' ", dedim.
"Anladınız, anladınız", dedi.
"Anlamış olsaydım bilirdim", dedim.
Hala seslerimiz kısık çıkıyordu. Ara da Eslem'in sesi imalı imalı çıkıyordu. Ama benim sesim hala aynı tondaydı.
"Öyle mi? ", dedi.
"Hı hım", diyerek mırıldandım.
"O zaman tekrar göstereyim", dedi.
Ellerini biraz önceye göre daha güçlü bir şekilde hareket ettirmeye başladı. Bir yandan da sırtını da yatak başlığından ayurdı. Abi bir hareket ile. Bu işin sonunun ne olduğunu kestirmeden yapmıştı.
Ani bereketi ve benim de canı acımasın diye sıkı tutmadığım için üzerime doğru geldi.
"Esl-", dememe kalmadan üzerime düştü.
Üzerime düşmesi ile yan bir şekil de yatakla buluştum. Üzerime de Eslem düştü.
Bir şey olmasın diye belinden kavradım. Salık olan saçları yüzünün iki yanından yüzüme düştü.
Dudakları ve dudaklarımın arasın da minik bir pay vardı.
Neredeyse dudak dudağa gelecektik.
Nefes alış verişleri hızlanmıştı. Yüzünde büyük bir şaşkınlık vardı. Normal karşılamıştım. Hangi öğrenci ,öğretmeninin yatağın da kaza ile üzerine düşünce sakin kalabilir di ki?
"Eslem", dedim. Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki duyduğundan şüpheliydim.
"Hıı", diye mırıldandı.
Belin de olan elimi daha da sıkılaştırdım. Onun eli ise benim sol tarafımdaydı. Tam da kalbimin üzerindeydi.
Kalbim ellerinin altın da atıyordu...
Aşağıdan gelen bir ses ile ortam da ki aronatiklik, duygusallık, bu güzel anın bütün büyüsü bozulmuştu. Ama hala o benim üzerindeydi. Ne ben onu bırakıyordum ne de o kalkıyordu. Ben halimden memnunum. Onun da kalkmadığına göre o da halinden memnundu sanırım.
Ayşe teyze aşağıdsn tekrar "Karan evladım" diye bağırdı. İkimiz de milim bile kıpırdamıyorduk.
Bakışları açtı bağrıma yara. O bakışlar için ölürüm, ölürüm.
Eslem'im...
Benim olan...
Lotus çiçeğim...
Merdivenlerden yukarı adım seslerini duyunca Eslem kafasını bir kapıya bir de bana hızlı hızlı çevirip bakıyorru. Panik yapmıştı belli ki.
"Eslem", dedim. Sakın bir sesle.
"Ayşe teyze geliyor", dedi. Sesin d telaş vardı. Yakalanma ve basılma telaşı.
"Sakin olur musun biraz? ", dedim.
"Geliyor", dedi.
"Eslem! Kime diyorum ben", dedim.
"Hocam geldi", dedi ve ardından kapı iki kere vuruldu.
Yormadan sormadan seveceğim seni sadem
Gönlüme sarmadan ya buna var mı müsaden
Hiç durmadan yorulmadan seni bekleyeceğim zaten
Evime düşen bir kaç saç telin olmadan buna var mı müsaden
~Soner Sarıkabadayı-Sadem~
♡
𓆩𓆪
Evettttt yeni bölüm de böyleydi. Nasıl beğendiniz mi? Güzel olmuş mu?
Bölümü bitirmeden önce size söylemek istediğim şeyler var aslında. Şimdi konudan bağımsız ama gene de söylemek istedim. İlk başlar da bana garip gelmişti. Neyse anlatıyım ben.
Şimdi ben bu kitaba 10.08.2024 tarihin de ilk bölümü yayımladım. Daha önce bölüm taslaklamıştım. Yani Ağustos'un başların da yani. Ben bu kitaba yazdığım her şeyi kafamdan kurdum ve yazdım.
Kitaba kendi duygularımı yansıtmış olabilirim ama kendi hayatımdan hiç bir şekilde hiç bir kesit yazmadım. Tamamı hayal ürünüdür fakat. Bu kitaba ne yazdıysam başıma geldi.
Ben açıkcası ailemi sevedim yani seviyordum ama babam'ı pek fazla değil. Babamı sevmedim. Sevmediğim için de kitap da ki karakterim Eslem DAĞDELEN'in babası onu 5 yaşın da iken terk etmesini yazdım. Tabi bu kitabı yazarken babam ve annem boşanmamışlardı. Ama bu kitaba ne yazdıysam Ağustos ayından sonra hepsi teker teker başıma geldi. Çok şaşırdım. En başta Eslem gibi benim de öğretmenim değişti. Matematik öğretmenim. Tesadüftür diye pek de şey yapmadım. Sonra biliyorsunuz ki Karan Hoca burdurluydu ve o okula yeni atanmıştı. Sonra bizim okula da burdur'lu bir öğretmen geldi.
Hatırlayamadım bir kaç bir şey daha vardı kitaba yazdığım. Hepsi de başıma geldi. Şimdi ise Annem ve Babam boşanıyor. Tesadüf ki kitaba yazdığım şekilde bir kavga oldu. Tabi ben o bölümü baya önce yazdım ve şimdi gerçek olması beni fazlasıyla şaşırttı.
Tek kitapta yazdığım ve başıma gelmeyen Hocam ile ilişki yaşamadığım kaldı. İnşallah başima gelmez. Allah yazdıysa bozsun.
Kafam da daha felaket bölümler var. Umarım başıma gelmez.
Neyse uzatmadan. Oy ve yorum yapmayı unutmayın. Seviliyorsunuz...
👇🏻Yıldıza basman gereken konular var😽
