İçeriğe geç

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 10 · 25 dk okuma

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 10

~YANLIŞ ANLAŞILMA~

Yeni bir bölüm yeni bir macera. Evet bu bölümün güzel olacagını düşünüyorum. Ama düşünüyorum. Neyse inşallah beğenirsiniz. İyi okumalar dilerim. Seviliyorsunuz....

♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡

Merve karısı vardı arkada. "Eslem özür dilerim tatlım ama Karan Hoca seni bırakamaz. Sözleştik kahve içmeye gideceğiz. Sen de pek fazla yani istersen beni yanlış anlama ama yani pek Karan Hoca'nın yanında dolaşman okulda adını kirletebilir. Sana benden bir öğretmen tavsiyesi. Ve her zaman da seni evden okula okuldan eve getirip götüremez. Bunun farkındasın değil mi?", dedi. Put gibi kalmıştım. Demek o yüzden beni meşgule atmıştı. Neden yüzüne kendi söylememişti? Neyin peşindeydi. Belliydi ama neyseee. Bişi demicem artık ben size. Saldım ya ben sizi.

Zaten sinirliydim bir de bu olunca daha da sinirlenmiştim. Allah kahretsin bi bokluk çıkacaktı illa. "Tamam Hocam", dedim dalgın ve kırık bir sesle. Bunu fark eden Merve karısı sırıtmıştı. Meymenetsiz. Elim ayağım buz kesti resmen. Neydi benimle derdi? Hala şoktan çıkamadım. Ne kahvesi ya neydi bu? Hani sabah ve çıkışları beraber gidip gelecektik. Demek ki yalanmış. Aslında sorun beni götürüp getirmesi değildi sorun neden bana kendi söylememişti. Beni götürmesi ve getiremedi bana bir şey katmaz. Ama kırılmıştım. Nerden kandıysam. Bir de sabah bana edebiyat yapıyor. Neymiş " Yarom kalon hor şoy hikayonun devomu için goroklü", dedim içimden Karan Hocayı taklit ederek. Mal herif. Bu yaptığı hareket kalbimi kırmıştı. Ne bu bi haller bi edalar. Gözlerim yaşarmışdı.

"Neyse Hocam. Size iyi eğlenceler. İyi akşamlar", dedim sinirli bir sesle. "Hııı", dedi sadece. Walla aranıyor bu karı ya. Gel beni döv diyor resmen.

Her şeyi unutmak dileğiyle arkamı döndüm ve okuldan çıktım. Kulaklıklarımı taktım rast gele bir şarkı açtım. Gelen şarki ise "Ferdi Özbeğen-Başkası mı var" İdi. Telefonumu uçak moduna aldım ve yürümeye devam ettim. Arkamda bir araba kaldırıma yakın yavaş bir şekilde geliyordu. Siyah bir BWM idi. Camları filimliydi.

Aman ya neyse ne arabanın da amına koyım. Kaldırımda durdum ve yaya geçidinden geçerek karşıda olan markete girmek için karşı tarafa geçtim. Benim yaya geçidine iner inmez araba durdu. Hey yarabbim. Walla ya bende bir şey var bu gün ya da millet aranıyor. Sabır. Markete girdim ve kulaklıklarımı çıkardım cebime yolladım. Biraz rafların aralarında dolaşdım. Ne alsam diye. Derdim almak değil di sadece onların beni takip ettiğini teyit etmekti. Bir su aldım ve kasaya gittim. Sırada bekledim ve ödemeyi yapıp çıktım.

O siyah araba hala ordaydı. Kulaklıklarımı ne olur ne olmaz diye takmadım. Adımlarımı hızlandırdım. O araba hala arkamdaydı. Karşı kaldırıma geçmeden marketten çıktığım gibi yürümeye başladım.

Bir sokak kadar yürüdüm. Ama o araba hala arkamdaydı. Okul çıkışından beri takip ediyordu. Kafama dank etti. Bu araba beni takip ediyordu. Olur mu ki? Neden beni takip ediyordu. Götüm üç buçuk atmaya başladı. Olm ben ne Mafya işine mi bulaştım? Hayır. Uyuşturucu kaçakçılığına mı başladım? Hayır. Milletin köpeğine, kedisine hoşt kışt da demedim. İnsan kaçakçıkığı da yapmadım. Ne bok yedim. Olm sen ne ayaksın?

Ya beni kaçırırlarsa. Ya organlarımı alıp satarlarsa. Ya tecavüz ederlerse. Allahım yardım et. Ben ne günah işledim. Polisi falan mı arasaydım. Sağlıklı düşünme yeteneğimi kaybettim.

Eve varmama neredeyse bir sokak kalmıştı. Evin yolunu göstermese miydim ki? Ya eve dadanırlara. Ahhh kahretsin ya. Neydi bu başıma gelen. Kalbim yükseldi birden. Korkum tavan yapmıştı. Şimdi şapa oturdum. Titremeye başlamıştım. Bütün kan değerlerim bir günde alt üst oldu. Beni şurdan ışınlayın.

Arkadan araba sesi daha yakından ve yüksek gelmeye başladı. Ani duran bir arabanın fren sesi duyuldu. Nefes alış verişinde hızlanmıştı. Kalbim tavan yapmıştı. Arabaya bakmadan biraz daha hızlandım. Bi ara sokağa girdim. Yanımda kendimi korumak için ne bir bıçak ne bir biber gazı vardı. Savunmasızdım. Beni burda sikerlerse bir allahın kulu duymaz. Kurtaran da olmazdı.

Ağlısayım geldi. Gözlerim dolmuştu korkudan. Ellerim ve bacaklarım titriyordu. Her an yere yığılabilirdim. Dizlerimin bağı çözülecek diye korkuyordum. Takatim kalmamıştı. Arkamdan araba kağı kapanma sesi geldi ardından koşma sesi duydum. İyice panikledim. Bağırasım vardı. Koşma sesi yakınlaştı. O koştukca bende hızlanıyordum ki biri beni kolumdan yakaladı ve sıkı sıkı tuttu. Kahretsin ki ara sokaktaydık.

Gözlerimdeki yaşlara daha fazla söz geçiremedim ve ağlamaya başladım. "Bırak benii", diye bağırdım. Beni kolumdan tuttuğu için bir hışımla kendine doğru çevirdi ve bir anda sarıldı. Tanıdık parfüm kokusu burnuma doldu ve daha da ağlamama sebep oldu. Onun elleri belimde benim ellerim ise onun gögsünde idi. Kalp atışlarını hissede biliyordum. Onun da kalbi benim ki gibiydi. Kalbi şu an elimin altındaydı.

Karşımda ki kişi beni şaşırtmıştı. Gözlerimden yaşlar hala akıyordu. Sen neden burdasın? Şu an kos koca adamın göğsünde ikinci defa ağlıyordum. Titriyordum ve hala savunmasızdım ama rahatlamıştım onun varlığı rahatlatmıştı. Elleri sırtıma tırmandı ve sırtımı sıvazladı. Beni biraz daha kendine çekti."Şşşş, sakin ol geçti. Yanındayım güzel kızım. Onlar sana bir şey yapamazlar", dedi Karan Hoca düşünceli ve korkmuş bir sesle. Kafasını boynuma gömdü. Sıkı sıkı sarılıyordu.

Gelmişti. Gelmişti ve beni kurtarmıştı. "Hocam?", dedim titrek ve korkmuş bir sesle. "Eslem?", dedi. "Teşekür ederim", dedim.Kalbi tekledi. "Önemli değil. Beni neden beklemedin. Ben sana söylemiştim beraber gidip geleceğiz diye. Neden benim sözlerim dinlenmiyor? Ayrıca o telefonun neden kapalı? O telefon senin eline sana ulaşa bilelim diye verildi. Bu iki oldu. Lütfen o telefonu kapatma", dedi hala sarılırken. Sesinde uyarıcı ve korumacı bir tını vardı.

"Merve Hoca ile kahve içmeye gideceksiniz diye biliyorum. Yani okul çıkışı öyle dedi. Ayrıca özür dilerim telefon için. Bir daha kapatmam",dedim. "Neyse tamam bunları eve gidince konuşalım. Gel gidelim", dedi. Sarılmayı bıraktı. Kolumdan nazik bir şekilde tuttu ve yürümeye başladık.

Arabanın yanına geldik ki yanımızdan beni takip eden araba geçti. Karan Hoca sinirlenmişti. Hızlı adımlarla benim kapımı açtı ve benim binmemi bekledi.

Ben bindikten sonra kapımı kapattı ve kendi de arabaya bindi. Kemerini taktı ve bana "Eslem kemerini tak", dedi. Sesinde sinir vardı. Ama bana değil di. Neye ve kime olduğunu bilmiyordum. Ama merakta etmiştim. İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya da-

Neyse sus anladık.

Polise gidecek miyiz? Ben değil bi arkadaş soruyor.

Arabayı çalıştırdı ve yola çıktık. Ortam da sessizlik vardı. Ayrıca gerginlik de. Bu gerginliğin açıklaması vardı ama-

"Evet Eslem okul çıkışı neden beni beklemedin?", dedi birden. "Hocam ben sizi aradım meşgule attınız. Sonra da Merve Hoca sizinle kahve içmeye gideceğini söyledi. Benim de tek gitmem gerektiğini söyledi", dedim.

Derin bir nefes aldı. Direksiyonu sıkan parmaklarının ucu beyazlamıştı. Sikerler. Baya sinirliydi. Merve miydi sinirlendiği? Aynen Merve'den başka olay yokmuş gibi konuşma. Her şeyin üst üste geldiğini o da biliyordu. Ama saklıyordu. Belli etmek istemiyordu. Yıllar ona bunu öğretmiş olmalıydı. Susmak en büyük ve tehlikeli bir oyundu. Her insan kendi nasibine düşen suskunluğu yaşardı.

Neden benim kafamda Karan Hoca'nın bir şeyler sakladığına dair şeyler dönüyordu. Bilmiyorum. Ama illaki öğrenilecek ama sonu hiç iyi olmayacaktı. Beni etkiler miydi? İşte orası muâllak. O anı beklemem lazımdı.

"Eslem ben senin aradığında telefon bende değildi. Müdürün odasındaydım. Telefon da öğretmenler odasındaydı. Zil çalınca aşağıya inmek zorunda kaldım. Telefonu da çıkınca alırım dedim. Ama Merve Hoca almış telefonu. İstiklal marşından sonra da telefonu bana verdi. Seni arayacaktım ama Merve Hoca 'Eslem arkadaşları ile gitti az önce' dedi. Senin de aradığını söylemedi. Büyük ihtimalle o attı telefonu meşgule. Merve Hoca'nın yanından ayrıldıktan sonra seni aradım. Anca gördüm senin aradığını. Sonra seni aradım ama telefonun kapalıydı",dedi.

Bana açıklama gereği mi duymuştu. Ama neden? Neden bu kadar ayrıntıya girdi? Ben onun için sadece bir öğrenciyim. Neden bu kadar üstüme düştüğünü anlamadım. Bilmek istiyordum. Neden? Niye? Bir amaç varmıydı? Gerçekten bilsem ne olurdu? Bilmek istiyor muydum ki? Hiç bir fikrim yok.

"Merve Hoca ile bu kadar mı konuştunuz. Başka şeyler de var mı benim bilmem gereken?", dedi sonradan. Karan Hoca'nın yan profiline baktım. Bi an düşündüm. Söylesem miydi. Bişi olurmuydu. Sinirliydi. Ya sonradan öğrenirse bana da kızarsa. Şimdiden söyliyim bence. Evet evet söyliyim.

Derin bir nefes aldım ve başladım. " 'Karan Hoca seni bırakamaz. Sözleştik kahve içmeye gideceğiz. Sen de pek fazla Karan Hoca ile yakınlık kurma. Karan Hoca'nın yanında dolaşman okulda adını kirletebilir. Sana benden bir öğretmen tavsiyesi. Ve her zaman da seni evden okula okuldan eve getirip götüremez. Bunun farkındasın değil mi?', dedi. Yani bu kadar dedi. Başka da bir şey söylemedi. Sonra da zaten ben okuldan çıktım", dedim.

Karan Hoca dişlerini sıktı. Çene kası kasılmıştı. Öfkesi dinmeden yeni bir şey ekleniyordu. Farkındaydı. Farkındaydı ve kabul ediyordu durumu. Doğrusu 25 yaşında bir öğretmene göre biraz fazla tepki gösteriyordu. Ya da öyle miydi? Bu kadar olacağını bilmiyordum. Sinirliydi.

Bir şey demedi. Sessiz kaldı. Kafasını toplamaya çalışıyordu. Ağır gelmişti. Benimle uğraşmak zorunda değildi. Ben bilmiyorum yük de olabilirim onun için. Benim yüzümden miydi? Ya da daha başka şeyler vardı. Benim bilmediğim. Gün yüzüne çıkmayan. Bilmiyordum. Benim de kafa bi o kadar karışıktı. Kafam da bin bir türlü soru vardı cevapını bekleyen. Neden beni takip ettiler. Kara Hoca benim nerde olduğumu nerden biliyordu. Nokta atışı bulabilmesinin bir sebebi vardı. Neden polise gitmemiştik. Sebebini biliyor gibiydi ama kestiremiyordum. Sakladığı neydi? Ya da sakladığı bir şey var mıydı?

Arabanın camını açtı ve bir siğara yaktı. Hadi müslüme bağlayalım. Merak etmiştim ama soramıyordum. Nesi var dı? Sorun ben miydim? Sanmam ama bir cevap da bulamıyordum. Çıkmaza girmiştim. Kocaman adama özelini anlat diyemezdim.

Siğarasından uzun bir şekilde içine çekti ve dışarı bıraktı. Siğaranın ucunda biriken külü camdan aşağıya, parmağı ile dökdü. Siğara dumanından kısılan gözleri çok şey saklıyordu. O sisli perdenin arkasına geçmek istiyordum ama bir türlü açık vermiyordu.

Derdine ortak olmak istiyordum. Karan Hoca'ya doğru kısa bir bakış attım. Gerisin geri önüme döndüm. Sorsam cevap verir miydi? Denemekten zarar gelmez.

"Eslem asla yanlış düşünme. Merve Hoca'nın da dediklerine pek kulak asma. O kadar kolay değil bir okulda bir öğretmene iftira atmak. Ve seni her zaman götürüp getirebilirim. Bu konuda asla ve asla şüphe duyma. Yanlış düşünmeni istemem. Ve ben sana seni almayacağımı söyleyene kadar benimle gidip geleceksin. Ki zaten sana öyle de demem. Bu da demek oluyor ki seni ben götüreceğim ve getireceğim. Benim için yük falan değilsin. Çıkar o kafanda ki fikri. Asla öyle bir şey yok. Sen bana eşlik ediyorsun", dedi.

Beklemiyordum. Sen bana eşlik ediyorsun dediği yerde dönüp bakmıştı. Kalbim tekledi. Her şeyi göze almıştı belli ki. Bu işin sonunda da Merve cadısıyla kavga etmek de vardı. Ama olsun.

"Peki Hocam. Ve bir şey daha var.", dedim. Dönüp kısa bir bakış attı. "Nedir? ", dedi. "Beni takip ettiler ya. Siz nereden biliyordunuz?", dedim. "Yanlış soru. Soru 'Beni nasıl buldunuz?'olacaktı. Onu da söyleyeyim Eslem. Hani eve bu yoldan gidiyoruz ya. Sen de başka bir yoldan gitmeyeceğine göre. Kısaca bilmiyordum", dedi. Ah benim çürük beynim. Çok zekiyim ya. "Polise gidecek miyiz?", diye sordum. Sessiz kaldı. Belli ki bu da hayır demekti. Anladım Teacher.

Kahru bela. Bu akşam bara gidecektik. Telefonu cebimden çıkardım ve uçak modundan çıkarım. Uçak modundan çıkarır çıkarmaz bildirimler ve cevapsız aramalar ekranın üst kısmında belirdi. Üst üste bildirim sesi gelince hemen telefonu titreşime aldım. Karan Hoca bana doğru kısa bir bakış attı. O tarafa bakmadım. Telefonumla meşgul oluyormuş gibi yaptım. Zaten o da yedi.

Bildirimleri görmek için ekranı aşağıya kaydırdım ve bir sürü bildirim.

Matematiğin Babası 9 cevapsız arama.

Nazommm 5 cevapsız arama.

Haticemmm 8 cevapsız arama.

Mezun Tayfa 12 C Sayısal 24 mesaj.

Güçlü Kaşarlar Mutlu Yaşarlar 53 mesaj.

Hava durumu.

Eslem, iyi bir zevk'in var.

Gibi bir çok bildiririm vardı. Önce Hatice, Naz ve benim olduğum guruba girdim. Akşam için olan plandan konuşmuşlar. Benim neden telefonumun açık olmadığını sorgulamışlar. Hemen iyi olduğuma ve akşam gideceğimize dair mesaj attım.

Sınıf gurubuna girdim. Yeni ders proğramı atılmış. Sınıfın meraklıları ders programı neden değişti diye gereksiz gereksiz sorular sormuşlar. Sınıfta götümüzü yırtıyoruz Hocalı olan gurupta konuşmayın diye. Gidin hocaların olmadığı sınıf gurubunda konuşun. Yok illa dikkat çekecekler. Allah'dan Savaş Hoca uzatmayın dağılın adlı milli mesaajını atmış. Oh iyi olmuş.

Telefonla işim bitti ve cebime geri koydum. Evin yakınlarındaydık. Biraz ilerledik ve arabayı benim evimin önünde durdurdu. Karan Hoca'ya doğru döndüm. "İyi değilsen bize gel Eslem", dedi. "Yok Hocam gerek yok ya", dedim panikle. Eğer onlara gidersem arkadaşları ekmiş olurdum. Olmaz olmaz. Gidemem. "Eslem bak eğer iyi değilsen gel", dedi. Ay niye zorluyon. Hayır başka zaman olsa koşa koşa gelirim ama neden bu günü buldun. Hay ben şansıma.

"Hadi gel bize Eslem", dedi. Beni ikna etmeye çalışıyordu. Bakışları gelmemi ister gibiydi. "Yok Hocam. Ben rahatsızlık vermek istemem. Ayrıca yorgunum uyumak istiyorum. Hani başka zaman olur", dedim. İkna olmamıştı ama diretmekde istemiyordu.

"Her şey için teşekkür ederim. Siz olmasaydınız yani başıma ne gel-", diyecektim ki sözümü kesti. "Böyle şeyler söyleme. Başına bir şey gelmedi ve gelmeyecek. Bu konuyu açma artık. Bu konuyu kapatalım. Ve korkmana gerek yok. Ben varım. Bu konudan da kimseye bahs etme", dedi. "Tamam Hocam. Nasıl isterseniz", dedim. " Benimle geliyor musun? Yani eve", dedi. "Yok Hocam. Yorgunum", dedim. "Peki madem. İyi akşamlar", dedi. "Size de iyi akşamlar Hocam", dedim. Başını aşağı yukarı hafif bir şekilde salladı. Kemerini açtım ve çantamı aldım ve arabadan inecektim ki Karan Hoca "Eslem" dedi.

Döndüm Karan Hoca'nın tarafına. "Efendim Hocam",dedim. Arka koltuğa uzandı ve küçük, üzerinde pembe çiçekler olan tatlı bir poşet aldı. Bana doğru döndü ve nazik bir şekilde bana uzattı. Neydi bu? Benim mi? "Hocam bu nedir? Ne için?",dedim."Bilmem aç bak",dedi ve göz kırptı. Yapma şunu yapmaa. Allahım yarabbim. Eridim. Bittim. Tükendim. Göz kırptığını görünce minik bir sırıtma yapmış olabilirim. "Eslem",dedi, Karan Hoca gülümseyerek. "Efendim Hocam",dedim, sevinçli bir sesle. Baktı baktı ama ses etmedi. "Bu her neyse teşekkür ederim ama gerek yoktu",dedim. "Gerek vardı",dedi. "Teşekkür ederim",dedim. "Önemli değil",dedi. "Ben şey gidiyim madem Hocam. İyi akşamlar",dedim. "İyi akşamlar Eslem",dedi. Arabadan indim ve bahçeye girdim. Anahtarlarımı çantamın ön gözünden çıkarım elimdeki tatlı poşete dikkat ederek. Kapıyı açtım ve arkama döndüm ve el salladım Karan Hoca'ya. Arabanın camları filmli olduğu için içi görünmüyordu. Ama bana karşılık olarak arabanın kornasına bastı.

İçeriye girdim ve kapıyı kapattım. Ben içeri girince arabayı çalıştırıp evin önünden uzaklaştırdığını duydum. Kapının deliğinden baktım ama evin önüne arabayı park etmedi. Daha doğrusu ev için gelmemişti. Buraya beni bırakmak için gelmişti. Nereye gitmişti? Bilmiyordum. Ama beni ilgilendirmezdi. Bir de bana hesap vermek zorunda da değildi. Belki işi vardır.

Kapıdan ayrıldım ve yatak odama gittim. Hemen çantamı bir kenara koydum ve yatağa oturdum. Hemen poşeti açmaya koyuldum. Bir şekilde poşete zarar gelmeden açtım. Aaa diye hafif bir sevinçli çığlık attım. Ayyyy poşetin içinde 7 tane karam çikolata vardı. Çok sevimliii. Sen şaka mısın? Ayyyyyyyy çok güzellll.

Bunu hikaye atsam ne olurdu? Bişi olmazdı. Telefonumu cebimden çıkardım. Çok tatlı bir foto çektim ve instaya girdim. Fotoyu seçtim. Şarkı olarak da Ezhel-Felaket şarkısını koydum.

Ah felaket felaket...

Hikayeyi attım. Aklıma Karan Hoca'nın instagramını artmak geldi. Arama yerine girdim ve Karan Yılmaz yazdım. Önüme bir sürü hesap geldi. En baştaki onun hesabıydı. Hemen hesabın üzerine tıkladım. Aaaaaaa hesap gizli değillll. Yuh. 12 binler de takipçi. 54 de takip ettiği vardı. Neden bu adamın bu kadar çok takipçisi var? Niye hesabı açık. Ayrıca 27 postu var.

Hemen son attığı posta girdim. Artık jakuzi mi desem ne desem bilemedim. İşte bir şeyin içindeydi ama tam görünmüyordu. Büyük ihtimalle jakuzi. Hiç jakuzi olmadığı için bilmiyorum. Çok iyiydi yaaa. Ah be. Ben bunu duvar kağıdım yaparım telefona. Şaka şaka. Yukarı doğru kaydırdım diğerlerine de akmak için.



Bir diğer fotosunda bir bebeği omzunda uyuturken çekilmiş bir fotoğrafdı. Kimin bebeği acaba bu. Postun altında 2023 tarihi vardı. Geçen sene çekilmiş bir fotoğraftı. Bebek kız mı erkek mi olduğu belli değildi. Çok tatlı bir bebişdi. Neredeyse 2 yaşında gibiydi. Açıklama da da "İyi ki Hira'm" yazıyordu. Büyük ihtimalle bu tatlı bebeğin ismiydi.



Bir diğer fotosuna bakmak için kaydırdım. Bir araba ya yaslanırlen çekilmiş bir fotoydu. Mükemmel adamın mükemmel yan profili. Galiba bu whatsapp profiliyle aynı fotoydu. Bir diğer fotoya baktım. Havuzdan yeni çıkmış. Saçlarının dağınık olduğu foto vardı. Bir diğerinde akşam üzeri sahilde çekilmiş bir fotoydu. Varla yok arasında olan güneşin, ışıklarının geliş açısı resmen adamı daha da bir mükemmel göstermişti. Neredeyse her postta 200'ü aşkın yorum vardı.





Bir diğer foto da da arkası dönük aynada çekilmiş bir foto vardı. Bir diğer foto da gece cama bakarak arkadan çekilmiş bir fotoydu. Cam büyük olduğu için koca şehir ayaklarının altındayı. Sanki o koca şehire hüküm eder gibi.





Karan Yılmaz aurası diye bir gerçek var. Bu adam da tam bir mafya tipi vardı. Ama sadece vardı. Gerçek olmasını kaldıramam. Bir dakika. Bir dakika. Bu şimdi sıradan bir matematik öğretmeni ise nasıl bu kadar lüks yaşıyabiliyordu? Kullandığı arabayı ve motoru yaptığı mesleğinin maaşıyla almış olamazdı. Taş çatlasa bir öğretmen maaşı 47 bin. Tabi uzman olan bir öğretmen için geçerliydi. Şimdi bunun da uzman öğretmen olması için bir 35 ya da 37 yaşında olması gerekiyordu ama 25 yaşındaydı. Yani öyle söylemişti sınıfta. Uzman olamazdı. Bu da demek oluyor ki 47 bin liranın altında bir geliri vardı aylık. Ya da baba parası yiyordu. Babasının zengin olma ihtimali de vardı %50 ihtimalle.

İnsan şaşırıyordu tabi ilk başta. Bu kadar lüks bir hayatı öğretmen maaşıyla yaşayan birini görünce. Neyse ne ya.

Diğer postlarına baktım. Santranç oynarken çekilmiş bir fotoydu. Of bu ne ya. Yaşına göre de büyük ve olgun duruşu her şeyi daha da iyi gösteriyordu. Normal de de 25 yani bize dediği yaşa göre daha da büyük duruyordu. Kemik yapısı ya da ne bilim aile den gelen bir şey olabilirdi. Bilmiyorum ama çok iyiydi. Adam da neredeyse 1.90 boy vardı. Gözüme öyle gelmişti. Onun yanında yani ona göre küçücük kalıyordum. 1.70 boy da ben de vardı ama yanında küçük kalıyordum. Normali de buydu zaten.



Aşagılara kaydıra kaydıra baktım attığı fotolara. Hepsi de çok güzel di. Profesyonel çekildiği için de iyi görünmüyordu ama o başkaydı. Eksik parça mı desem yoksa nadide ve arabanın parça gibiydi. Her haliyle mükemmeldi.

Fotolara bakarken bir den telefon kastı ve ben de kaydırıcam diye bir fotoyu beğendim. Ay Allah seni. Hemen geri çektim. Bi 5 dakika kadar beğenilmiş şekilde kaldı. Kesin görcek. Kesin rezil oldum. Allahım elim kırılaydı da bakmasaydım. Hemen instagram dan çıktım ve telefonu kapattım. Yatagın üzerine koydum. Odada volta atmaya başladım. Masamın üzerinde duran sudan içtim. Telefonumun bildirim sesleri içtiğim suyun boğazımda kalmasına neden oldu. Neredeyae 10 saniye aralıklarla 7 bildirim geldi. İnşallah o değildir. Allahım lütfen o olmasın.

Telefonumu aldım ve açtım. Kilit ekranın da

Karan_yilmaz_ sizi takip etmek istiyor.

Karan_yilmaz_ hikayenizi beğendi.

Karan Yılmaz size bir mesaj gönderdi.

Karan_yilmaz_ gönderimizi beğendi.

Karan_yilmaz_ gönderimizi beğendi.

Karan_yilmaz_ gönderimizi beğendi.

Karan_yilmaz_ gönderimizi beğendi.

Yazıyordu. Allah kahr etmeye. Tabi benim hesap da özel olmadığı için görünüyordu her bokum. Neden ben özel hesap yapmadım ki. Hemen instagrama girdim. Elin ayagım titriyordu. Nalet gele.

İnstagrama girdim isteği onayladım. Sonra hangi postlarımı beğenmiş diye baktım ki zaten çok fazla postum yoktu.

Ayna da boydan bir fotom vardı. Pembeli bir fotoydu. Onu beğenmiş.



18 yaş doğum günümde pembe mini bir elbise ile arkadan, pembe balon tutarken çekilmiş bir fotom vardı. Onu beğenmiş.



Bir sonraki postum ise geçen sene annemin arkadaşının çocuğu vardı. Kediyi sevmek için yanına gittiğinde çekmiştim. Ponçik bir fotoydu. Onu beğenmiş.

Annemin bana aldığı pembe güller vardı. Onları da beğenmiş. Allahım daha hikayemi de beğenmişti. En önemlisi ise onun aldığı çikolataları görmüştü. Ya yanlış anlarsa. Anlamaz dimi anlamaz.

İki dakika elin ayağın durmuyo Eslem. Yukarıdan bir bildirim daha geldi. Karan Yılmaz hikayemize yanıt verdi. Yazıyordu. Ayyyyyyy. Allahım yardım. Allahım yardım. Keşke atmasaydım onu. Elim ayağım kırılaydı.

Elim gitmek istemese de attığı mesaja bakmak için Dm'ye girdim. Karan Yılmaz sohbetinin üzerine bastım. İki attığı mesajda;

Öğretmenini stalklamak sana yakışmıyor. Bari geri beğen. Yazıyordu diğer mesaj da ise.

Beğendiğine sevindim. Afiyet olsun. Yazıyordu. Hikayeme yanıt vermişti. Allahım bütün kan değerleri oynadı resmen. Bir günde bir insan bu kadar şey yaşamamalı. Atılıp gidicem şimdi. Ne yazacağımı bilemedim. Teşekkür ediyim bari. Ama diğer mesaj. Dur ona da bir çare buluruz ya. En azından çalışırım.

İlk attığı mesaja cevap olarak.

Hocam niyetim kötü değildi. Hesabınız karşıma çıktı da hani sizmisiniz diye bakmak istemiştim de. O yüzden şey oldu. Kusura bakmayın.

En azından kaçamak bir cevap. Zaten konusu bir daha açılmaz diye umuyırum. Umduğum gibi de olur. İnşallah. Diğer mesajına da

Teşekkür ederim Hocam. Yazdım ve gönderdim. İnstagramdan çıktım ve Kızları aradım. Önce Naz'ı aradım açtı sonra da Hatice'yi aradım.

"Napıyorsunuz?, dedim. "İyi hazırlanıyorum akşam için", dedi, Hatice. "Ben de hazırlanıyorum", dedi, Naz. "Kaç gibi gideriz ya da siz beni kaç gibi almaya gelirsiniz? Araba işi ne oldu? Kim getirip kim götürcek bizi?", dedim. Naz "Her zaman ki gibi benim kuzen Mert gelcek", dedi. Hatice "Ne zaman gelir? ", dedi. "Ben ne zaman dersem o gelecekmiş. Biz hazırlanalım ona haber ederim", dedi.

"O zaman saat 07:30 gibi seni alsın sonra Hatice'yi en sona da beni alın", dedim. "Bana uyar", dedi, Hatice. "Tamam olur", dedi, Naz. "İyi ben bi Annemi arayayım", dedim. "İyi tamam sen ara", dedi, Hatice. "Tamam aşkım sen rahatına bak", dedi, Naz.

"Hadi görüşürüz", dedim ve telefonu kapattım. Hemen annemi aradım. Biraz çaldıktan sonra telefonu açtı. "Napıyorsun anne? İyi misin?", dedim. "İyiyim kızım sen?", dedi. "İyi ben de okuldan geldim. Ders çalışıcaz kızlarla", dedim. "Naz ve Hatice geldi mi? ", dedi. "Yok gelicekler Anne", dedim. "İyi madem. Ortalığı fazla dağıtmayın. Çok da geç kalmayın. İstiyorsanız biz de kalsınlar akşam. Zaten yarın Cumartesi", dedi. "Bilmem bi sorayım anne", dedim. "Tamam kızım. İyi madem benim hastaya bakmam lazım. Sonra ararım güzel kızım. Dediklerimi unutma. Seni seviyorum", dedi. "Tamam unutmam annelerin bir tanesi. Ben de seni seviyorum", dedim. Öpücük attım ve telefonu kapattım. Deli karı ya.

Hemen dolabıma gittim ve ne giysem diye bakındım. Siyah boyunsuz bir badi. Altıma siyah bir etek. Üzerine de deri ceket. Altına da topuklu ayakkabı giyersem olurdu bu iş.

Hemen kafam da ki kombini yapmaya başladım. Önce badimi sonra eteğimi giydim. Badiyi eteğin içine koydum. Dolap dan deri ceketimi çıkardım ve yatağın izerine koydum.

Hemen makyaj masama oturdum. Saçlarımı topladım. Kapatıcı yaptım göz altlarıma. Hemen farımı aldım ve kahverengi tonların da far yaptım. Üzerine de biraz simli far. Okey. Kirpik kıvırtıcısını aldım ve kirpiklerimi kıvırttım. Rimelimi aldım ve hemen uzun kirpiklerime rimel sürdüm. Ardından tekrar kirpiklerimi kıvırdım. Ardından güzel narin bir aylaynır çektim.

Hemen yüzümde olan küçük lekelere kapatıcı yaptım. Üzerinde de fondöten yaptım. Dudağımı Amiliy nin 203 numarası ile çerçeveleyip, üzerine de 203 dudak kalemine yakın bir ruj sürdüm.

Saç maşasını aldım ve saçlarımı şekillendirmeye başladım. Yarım saatin ardından saçlarıma şeklini vermiştim.

Dolap dan küçük el çantamı alarak içine kullanabikeceğim her şeyi koydum. Kıredi kartı, peçete, ruj, ıslak mendil, dudak kalemi gibi bir kaç şey daha. Ardından telefonumu aldım ve şarjına baktım. %74 şarjı vardı. Bu da bana yeter de artardı. Malum sabahtan beri telefon elimde olmayınca.

Bu kadar olayın üzerine ben daha BARA gidiyorsam bir günde. Bu da demek oluyor ki BEN İFLAH OLMAM. Tamam dersime çalışıyorum, bana düşen vazifeleri yapıyorum, derslerim iyi olsa da ne biliyim illa ki böyle şeyler yapıyorum. Yapmamam gerektiğini bildiğim halde. Bir de sınav senem de bu kadar salmam iyi değil di. Ama gece gündüz demeden ders de çalışıyordum. Hak ediyor muydum bunları bilmiyordum. Annem öğrenirse ne yapardım hiç bir fikrim yoktu. Büyük ihtimalle biraz daha sıkı yönetim uygular, kızar,bağırır falan. Telefonuma kısıtlama getirir galiba. Ama telefon konusunu bilmiyorum. Bir taraf dan da kendi de yapıyordu. Bara gitmese de doktor arkadaşlarıyla arada o da kaçamak yapıyordu. Galiba bu yüzden kendime güveniyorum. Tabi ki Annem le beni sorarlardı. Sonuçta 36 yaşında bir kadın. Ben ise daha 2 ay önce falan reşit olmuş biriyim. Okulun ikinci haftasını bitirdiğimize göre, benim de doğum günüm 8 Ağustos olduğuna göre. Tabi şimdi diyeceksiniz ki sen nasıl reşit olmadan daha önce bara giriyordun? Naz'ın kuzeninin arkadaşı barın sahibi. Kuzeni de tabiki Mert. Yani torpilim vardı. Arada gidiyorduk işte. 3 aya bi falan. Gittiğimiz de de hesap falan ödeme yoktu. Mert'in arkadaşı olduğu için biz gene torpilliydik. Zaten fazla içmiyorduk.

Neyse ne bu kadar yeter. Saat 07:14 olmuştu. Camdan dışarıya baktım. Normal bir şekildeydi her şey. Tabi Karan Hoca'nın arabasını evin önünde olması dışında. Ben nasıl çıkıcam peki? Arkadan çıksam. Ama yine de önce dolaşmak lazım. Aman ya görmez. Yani bir ihtimal. Adam 7/24 candan bakmıyor ki sonuçta.

Birden telefonum çalmaya başladı. Hemen yatagın üzerinde olan telefonumu aldım ve arayan kişi Naz'dı. Aramayı onayladım. "Efendim aşkım", dedim. "Eslem geliyoruz biz, çık evden kuşum", dedi. Şaşırmıştım beni buçukta almaları lazım dı. "Buçukta gelmeyecek miydiniz siz?", dedim. Bir yan dan da çantamı alıp aşagıya inmeye başladım. "Mert erken geldi", dedi. "Tamam peki çıkıyorum", dedim. "Tamam aşkım. Bizde zaten sokağın başındayız", dedi. "Tamam", dedim. Telefonumu kapattım ve topuklu ayakkabılarımı aramaya başladım. Ayakkabıları buldum ve hemen giydim. Kahretsin parfüm sıkmayı unuttum. Ayakkabılar da ayağımda. Aman ya çık. Hemen merdivenleri ikişer ikişer çıkarak odama gittim ve masanın üzerindeki parfümü aldım ve aşagıya indim. Parfümü sıktım ve çantama koydum.

Anahtarı aldım ve evden çıktım. Evi kilitliyordum ki Naz gil evin önünde durdular. Hemen evi kilitledim ve arabaya doğru gittim. Bir yan dan da göz ucuyla Karan Hoca cam da mı diye kontrol ediyordum. Hızl adımlarla arabaya doğru gittim. Bahçeden çıktım ve arabaya alel acele bindim. Arkaya Naz ve Hatice oturmuştu. Önce de ben oturdum. "O Eslem Hanım Hoş geldiniz", dedi Mert. "Hoş buldum Mert", dedim. Mert 20 yaşındaydı. Bizden 2 yaş büyüktü. Abi dememizden nefret ederdi. Sebebini bilmiyorum tanıdıklarım ona yani ondan küçük olanlara bana abi demeyin derdi. Kız erkek fark etmeksizin. Zaten bir ilişkisi vardı. 2 yıla girmişlerdi.

Yakında askere gidecek bey efendi. "E neler yapıyorsun? ", dedi. Bir yan dan da arabayı çalıştırırken. Ben de bu sırada kemerimi taktım. "Bildiğin gibi. Ev okul, okul ev", dedim. "Anlaşıldı", dedi. Kızlara dönerek "Yaptık bir hata daha", dedim. Kızlar burunlarından güldüler. "Aman boş ver", dedi, Hatice. "Evet ya", dedi, Naz. "İyi aman. Bişi demedim", dedim. Naz ve Hatice kaş göz yaptılar. Demek ki akıllarına bi hayırlı geldi. Ne var dercesine göz kırptım. Naz "Mert üstü açsana", dedi. Şimdi anladım. Jeton köşeli olunca anca düşüyo. "Bir de şarkı aç", diyerek ilave etti. Mert ise "Hay hay efendim", dedi. Radyoyu açtı ve gelen şarkı İki Cihan'dı. Radyodan sonra arbanın üzerini de açtı. Önce Hatice sonra Naz koltukta ayağa kalktılar. Dayanamadım ben de kalktım.

Bir yandan dans ediyor bir yan dan da şarkıyı bağırarak söylüyorduk.

"Dünyalarım dursa, iki cihan bir olsa

Sana dönen yollarım yok

Bende nasıl bitti isen, bu nasıl bir sonsa

Kalmamış hiç hislerim yok" diyerek üçümüz de bağırdık.

Ana yola çıkmıştık bile. Hala dans etmeye devam ediyorduk. Yolda ki diğer arabalarda ki insanlar değişik değişik bakıyorlardı. Yadırgadıkları bakışlarından belliydi. "Kızım bunlar değişik değişik bakıyorlar ", dedi, Hatice. "Bakanı oyarım", dedi, Naz. "Onlara ne hem", diyerek ekleri. Sonra da elini boş ver dercesine salladı.

Aşağıdan Mert bir şeyler dedi ve hafif bacağımı dürttü. Pek de umursamadım. Aşağı da bakmak için inmedim.

-15 Moment later-

Barın önüne geldik ve arabayı park etmiştik. Naz, Hatice ve ben kol kola girdik. Mert önümüz de yürüyorduk.

Bara girdik. Biraz Orhan abi ile sohbet ettik. Orhan abi barın sahibi idi. Yani Mert'in arkadaşı. Sonra da bir masaya oturduk. "E ne alıyoruz? ", dedi, Hatice. "Bilmem", dedi, Naz. "Sen Eslem ne alacaksın? ", dedi, Mert. "Yani her zamankinden", dedim. "Peki", dedi, Mert. "Ben de bir Votka alıyım", dedi, Naz. "Bana da aynından", dedi, Hatice. "Taaam kızlar", dedi, Mert.

İçki lerimiz gelmiş ve içip gülüşüyorduk. Masada olan telefonumu çantama koydum. Kızlara dönerek. "Dans etsek mi? ", dedim. "Kızım otur oturduğun yere ya", dedi, Naz. Hatice ise ben bilmem dercesine ellerini havaya kaldırdı. Mert ise sessiz sakin telefon oynuyordu.

Aman ya. Bardağım da olan kokteyl kafama diktim. İçim bir kötü oldu. Midem bulandı. Neyse neyse geçer. Bir kokteyl daha söyledim. Onu da kafama diktim. Nedenini biliyordum ama açıklayamıyordum. Kalbim hızlı hızlı çarpıyordu. Bir yandan bu gün olanlar bir yandan da nedensizce Babam geldi aklıma. Kahretsin ki içim acıyordu. Ya ben ne yaptım da gittin?

Nalet gelsin böyle işe. Kolumu masaya dayadım ve elimle de kafamı destekleyerek başımı eğdim. Ağlamak geldi içimden. Gözlerim yaşardı. Gözlerimi kapttım. Derin derin nefesler aldım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Kafamı kaldırdım ve bir kokteyl daha söyledim. Geleni de tekde diktim. Gözüm karardı birden. Of o neydi. "Eslem biraz dikkat et be kızım", dedi, Hatice. "Tamam tamam", dedim. Onlar daha ilk söylediklerimizi bitirememişleri. O sırada benim 3. Bardağı dikiş. Ben bunun acısını yarın çekerim de neyse. Yandı yandı. Hepsi onun yüzünden.

13 Yıl Önce

Esila ÜNLÜ:

"Esila yeter artık. Ben kararımı verdim. Gidiyorum", dedi. "Nereye gidiyorsun. Eslem ne olacak? Tek benim çocuğum değil. Annemin evinden de getirmedim. Benim ve çocuğumun rıskını o karıya yedirdin değil mi? Asıl sana yeter be Arif. Neyini eksik ettik? , Neyini yapmadık da gidiyorsun? O kadın çeldi değil mi aklını? En başından beri belliydi. Sana inanmamalıdım. Kahretsin ki o hataya düştüm. Sana ikinci şansı verirken keşke bir kez daha düşünseydim. Değmezmişsin be. Şimdi gidiyorsan bir daha geri dönme. Ben kendime yeni hayat kuracağım. Senin olmadığın bir hayat. Eslem'i de sana vermeyeceğim. Bunu aklından bile geçirme sakın. Yoksa anandan doğduğuna seni pişman ederim. Eslem benimle kalacak", dedim.

"Senden kızını isteyen kim? Ben o velete bakamam. Sümüklü küçük ucube. Ayrıca gidicem zaten seni de o küçük piçi de istemiyordum. Neden geri döneyim ki? Kurtuldum. Yurt dışına gidip paşalar gibi yaşayıp gidicem. Yani siz de artık ne halt edersiniz karışmam. Ben den de bir zırnık bekleme. Sana verecek bir kuruşum dahi yok. Ben artık Eleni ile güzel,misler gibi bir hayat kurucam. Siz de umrum da değilsiniz", dedi.

"Sen kime ucube dedin? ", dedim ve Arif'in yüzüne okkalı bir tokat indirdim. "Elin rahat dursun lan kadın. Beni zora sokma", dedi. Ona tokat atan elimi tuttu ve sıktı. "Bırak elimi. Yoksa polis çagırmaktan geri durmam Arif", dedim. Elimi tutan elimi set bir şekilde geri itti.

"Beni iyi dinle. Ben de Arif isem geri dönersem beni cümle alem siksin. Seni de o küçük ucubeyi de bir daha görmek istemiyorum. Mide bulandırıcı iki insan", dedi.

"İnşallah o Eleni seni boynuzlar da sen de ortada sap gibi kalırsın. Ha o zaman geri dönmek istesen de ben seni kabul etmem. Bunu aklından çıkarma Arif efendi. Şimdi sen haram da huzur arıyorsun ya o huzur da inşallah sana haram olur. Gidiyorsun ya gittiğin yerde inşallah mutlu olama. Her gece rüyanda bizi nasıl da bırakıp gittiğin aklına gelir de o rüyaların sana kabus olur", dedim.

"Merak etme bana hiç bir şey haram olmaz. Sen fazla o küçük beynini zorlama Esila. Sen şimdi ne yapıp et de o küçük piçe bak. Nede olsa ortada kalmış bir anası var. Şimdi o da yazık ortalar da sel sefil kalmasın. Yazık size", dedi.

"Ben seni görücem. İnşallah o gün gelir de sen de sürünürsün. O Eleni karısı da seni de boynuzlar. Şimdi git burdan. Daha fazla kalma. İstemiyorum seni", dedim.

"Sanki ben seni istiyordum da. Benim de zaten siz gibiler ile daha fazla kalmaya tahamülüm yok", dedi ve bavulunu alıp kapıyı çarpıp çıktı.

Koltukta ağlayan Eslem'in yanına gittim. Hemen kucağıma aldım ve sakinleştirmeye çalıştım.

"Güzel, talihsiz kızım benim. Gül kokulum", dedim. Ve saçlarını öptüm.

Günümüz

O günü hatırlamak beni daha da yıpratıyordu. Bir bardak daha söyledim ve kafama diktim.

♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡

Bu bölüm de böyleydi. Biraz eski defterleri açmak istedim. Arif DAĞDELEN, Eslem'in babası. Unutanlar için de Esila ÜNLÜ, Eslem'in annesi. Eleni ise Arif'in birlikte olduğu kadın. Bir de o günü Esila'nın ağzından yazmak istedim.

İnşallah beğenmişsinizdir. Oy ve yorum yapmayı unutmayın. Seviliyorsunuz.

Bölüm sonu

1 yorum