İçeriğe geç

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 11 · 23 dk okuma

ÖĞRETMENİN AŞKI

Bölüm 11

~KARŞILAŞMA~

Evet yeni bir bölüm daha ile merhaba. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Beni sorarsanız idare eder. Olduğu kadar.

Gene bir şeyler yazmaya çalıştım. Umarım beğenirsiniz. Desteklerinizi bekliyorum. Kitabımı okuyan herkeze de teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Seviliyorsunuz.

Bu arada diğer bölümlerde söyledim mi bilmiyorum. Kitabı için bir parodi hesabım var. @ay_isiginda_yazar. Takip ederseniz sevinirim. Gt vardır. Genelde bu kitab hakkında paylaşımlarım vardır. Karan ve Eslem adına yani.

Desteklerinizi bekliyorum. 🥰

Bölüm Şarkısı= Sila-Yan Benimle.

♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡

Artık içtiğim şeyin tadını alamıyordum. Saymadım ama içtiğim 3 ya da 4 bardak olmuştu. Midem az da olsa bulanıyordu. Ama devam etmek istiyordum. "Eslem içme istersen gülüm ha? ", dedi, Naz. "Yok ya o kadar da şey değilim", dedim. Hala daha ayakta durabilirdim. Daha yeni gelmiştik. Yani şimdiden sarhoş olacak değilim.

"Ben biraz gezicem", dedim. "Kızım gitme bir yere. Bir yerlerde düşüp kalırsın bulamayız da", dedi, Hatice. "Gitme gitme", dedi, Mert de. "Yok ya bişi olmaz. Hem sarhoş değilim ki. Ne olacak? Bi anons geçersiniz olur biter ya. Büyütmeyin bu kadar. Ne derseniz diyin ben gidicem. Yarım saat sonra dönemezsem arayın beni", dedim. "Ama sadece yarım saat", dedi, Mert, parmagıyla beni işaret ederken. "Tamam", dedim. Çantamı aldım ve ayağa kalktım.

Bi an gözüm kararmış olsa da fark ettirmemeye çalıştım. Yavaş ve sağlam adımlarla barmen'in oraya gittim oturdum. Bir tane kokteyl söyledim. Barmen bana kokteyl verir vermez elim aldım ve tek de diktim. İçim cız etti. Yüzünü ekşittim.

Aklıma Karan'ın ilk geldiği gün gelmişti. Sadece iki yabancı insan.

En büyük adalet senin bir çift göz rengindi.

O gün dedim ki biz senle anlaşamayız. Eski Hocam nerede? Nerden bilebilirdim ki? Hocam dediğim adamı seveceğimi. O benim renksiz hayatımın için de açan kırmızı bir güldü. Yani ona benzetmiştim onu. O gelmeden önce her şey sıradan ilerliyordu. Benim hayatım da o yokken en azından bu kadar her şeyi kafaya takmıyordum. Bilmiyorum gelmekle iyi mi etti. Şimdi düşünüyorum da ne olacak? Tek taraflı bir şeydi. Lan kırk yıla birini adam akıllı sevdim o da Hocam dı.

Namaz kıldırmaya giden İmama çelme mi taktım? Her şey yarım yamalak. Normal bir insan olsa neyse derdim ama bu benim HOCAM. Hep derdim iki insan bir birini sevince yaş önemli değil diye. Ama şu an işler farklıydı. Yaşı sorun etmiyordum. Ama tek taraflı olması canımı yakıyordu. En korktuğum şey de buydu. Bir sevdiği vardı belki de. Bunu bilemezdim. En azından kendimi bununla kandırırdım. Niye böyle oldu. Hem de hayatımın dönüm noktasındayken. Her şeyi belli eden o senedeyken.

Ne yapmalıydım düzelmesi için? Acı ama gerçek bir şekilde koca bir HİÇ BİR ŞEY.

Sikerler ya. Barmene tekrar bir kokteyl söyledim. En azından şimdilik rahatlamak istiyordum. Şu kafayla şunları düşünüyorum ya ben. Böyle gitmez. Bilmiyorum ben sonunu. Kokteyl geldiğinde bunu yavaş yavaş içmek istiyordum. Arkamı döndüm ve etrafa baktım. Uğultulu bir müzik vardı. Etrafta oynayan insanlar. Masada eğlenenler. Kendinden geçmiş olanlar. Masada oturup sessiz sakin etrafı seyir edenler. Herkesin bir derdi vardı.

Gözlerimi kapatıp açtım. Müzik git gide rahatsız edici bir hal almaya başlamıştı. Biraz da içkinin etkisiydi. Bardağı aldım ve diktim. Tekrar bir kokteyl istedim. "Yeter isterseniz bu kadar. Ne kadar içtiniz? ", dedi, Barmen.

Düşündüm düşündüm. 4 tane masada içtim desem,3 de burda içtim. Galiba böyleydi. Bir elimle dört rakamını diğer elimle ise 3 ü gösterdim. Barmen tek kaşını kaldırarak bana baktı. Evet bu da demek oluyor ki ben biraz sarhoş olmuşum. Artık etraftaki ışıklar gözüm alıyordu. Müzik beynimi tımalıyordu. Midem bulanıyordu. Bu işin tadı kaçtı. Bana ayırılan sürenin sonuna gelmiş bulunmaktayız.

Ayağa kalktım başım bir öncekine göre daha fazla döndü. Ayaklarım beni taşıyacak durumda değildi. Belliydi. Sarhoştum. Bedenim bacaklarıma ağır gelmişti. Tekrar kalktığım yere oturdum. Bir yerlerden tanıdık bir ses geldi. Galiba telefonum. Çantamı zar zor açtım. Telefonumu çıkardım. Tam çıkardım arayan kişi kapatmıştı. Neyse ne camın. Naz gilidir biraz sonra tekrar ararlar.

Gözlerimi açmakta zorlanıyordum. Midem feci halde zorlanıyordum. Ağlamak istiyorum. En iyisi bi lavaboya gitmek. Zar zor sandalyeye tutunarak ayağa kalktım. Adımlarımı ne kadar da sağlam basmak istesem de topuklu ayakkabılarım ve kafam buna müsade etmiyordu. İnsanların arasından geçerek bir şekilde o büyük koridora ulaştım. Hala daha müzik sesi geliyordu. Gözlerim istemsizce kapandı. Bi an sendeledim. Ayaklarım beni taşımakta isyanına devam ediyordu.

Telefonum tekrar çalmaya başladı. Yavaş yavaş telefonumu çıkardım. Neeeeeeeee. Karan Hoca ne ne ne ne. Neden arıyon sen beni. Neyse.

Aramayı onayladım. "Hıı", dedim. "Eslem nerdesin sen? ", dedi. "Bilmem ki", dedim. Sarhoşluğun verdiği etkiyle. "Nasıl bilmiyorsun. Yanında kimse yok mu? O müzik sesi ne hem? Sen neden böyle saçma sapan cevaplar veriyorsun? Ne oldu? ", dedi. Vericek bir cevabım yok. Çünki gözümü bile açamıyorum o derece gitti benim kafa. Şimdi şuralarda bir yere çöküp uyursam hiç şaşmayın. Cevap vermedim. "Eslem cevap ver. Nerdesin sen? Neden cevap vermiyorsun?", dedi.

"Bilmiyorum ki", dedim. "Eslem yanında birileri var mı? ", dedi. Etrafıma bakındım. "Yok", dedim. "Eslem konum atabilir misin?", dedi. "Napcaksın?", dedim. "Nasıl ne yapacağım. Yanına geleceğim. İyi değilsin", dedi. "Yo ben iyiyim. Hem gelmenize de gerek yok. Mert var", dedim.

"Mert kim?", dedi, sinirli bir sesle. "Kimse kim", dedim. "Beni delirtme kim dedim? Bana konum at", dedi. "Ya gelmene gerek yok ki. Hem ben iyiyim. Biraz daha eğlenicem ve geri dönücem. Niye bu kadar ısrarcısın Hoca", dedim. "Of Eslem offf", dedi. Bıkkın bir sesle. "Of Trabzon'un ilçesi", dedim. Gülerek. "Eslem şakanın sırası değil. Orada her hangi biri varsa ver telefonu", dedi.

Etrafıma bakındım. Lavabo diye umduğum yerden gelen 2 kız vardı. Neredeyse 20 yaşlarındaydı. Yavaş yavaş onların yanına gittim.

"Pardon telefonda biri var da ona tam olarak nerede olduğumuzu söylermisiniz?", dedim. Parmagımı havada sallarken. Kızlar birbirlerine baktılar."Biz mi? ", dedi, sarışın olan. "Hı hım", dedim ve telefonu sarışın olan kıza uzattım.

Telefonu kulagına götürerek "Alo", dedi. Karşıdan gelen konuşma sesi gelmiyordu. Kız bana bakıyordu. "********* Bar", dedi. Telefon bir iki saniye daha kulağında kaldı. Sonra bana uzattı. Uzattığı telefonu gelişi güzel aldım. Kız bana "Sevgiliniz biraz sonra burada olacağını söyledi", dedi. "Sevgili?", dedim gülerek. "Siz iyi misiniz?", dedi, yanında ki kız. "Yok ben iyiyim. Neden sordunuz? ", dedim, alaycı bir sesle. "Sevgiliz değil mi? Ve siz biraz fazla sarhoş görünüyorsunuz", dedi.

Telefona baktım. Hala kapatmamıştı telefonu. "Yok yok iyiyim. Ha evet sevgili", dedim. Kızlar bişi demeden gittiler. Telefonu kulağıma götürdüm. "İyi numara. Sevgili ha", dedim. Karan Hoca konuşmuyordu. Sadece kapı açılma sesi geldi. Kapıyı çarpıp çıktı. Ev diye uyuyorum. Bir süre sonra tekrar bir kapı sesi geldi. Bir öncekine göre daha yumuşak bir sesi vardı kapının. Açtığı kapıyı tekrar çarptı. Ardından arabayı çalıştıma sesini duydum. Kendi kendine homurdanıyordu. Ama ne dediğini duyamıyordum.

Artık canım sıkılmıştı. Arkamı döndüm içeriye gidebilmek için. Ama karşımda olan bir beden vardı. Beni baştan aşagıya süzdü.Kim lan bu. Kafamı kaldırdım yüzünü görmek için. Bakışları yüzüne tırmandı. Bıyıklı bir vatandaş. Bi 30 gösteriyordu. Siyah gömlek. Siyah kot pantolon. Necisin sen dayı? Yapacagın kombini.

"Pardon bişi mi oldu? ", dedim. "Oldu. Var mı bir sıkıntı", dedi. Burnunu çekerek. Bir yandan da bıyıgını sıvazladı. İgrenç ötesi. Ay midem. "Anlamadım", dedim. Hala daha ayakta durmaya çalışırken. "Neyini anlamadın güzellik. Seni istiyorum işte", dedi. Bir iki adım geri gittim. Beni kolumdan tuttuğu gibi kendine çekti. Sarhoş olmanın zararları adlı çalışma.

"Bıraksana beni pislik herif", dedim. "Niye bırakayım ki? ", dedi. Bir yandan da Karan bağırmaya başladı. "Eslem ne oluyor orada? Kim o herif ?", dedi. "Bilmiyo-", dememe kalmadan adam beni çekiştire çekiştire bir koridora itekledi. "Bırak ya beni. Sapık herif", dedim. Telefonu ve çantamı elimden aldığı gibi yere attı. "Aa çok ayıp insan gözüne hoş geleni alınca sapık mı oluyor?", dedi. "Bırak dedim sana duymadın her halde", diye cıyaklamaya başladım. Hala ayakta durmakta zorlanıyordum ama kendimi korumam lazımdı. "Bırakmıyorum. Ayrıca seni burada kurtaran kimse de olmaz. Boşuna bagırma. Ama istersen bağır. Sevgilin duysun. Onun yapamadığını ben yaptığımda orada nasıl kudurduğunu görmek istiyorum", dedi. Yere attığı telefonuma doğru.

Karan-

Gözlerim dolmaya başlamıştı. Ne bok yedim ben. "Yapma", dedim. "Çok geç. Onu buralar gelmeden önce düşünecektin", dedi. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Bunu gören adam pis pis sırıtmaya başladı.

"Vay küçük hanım ağlamaya da başlamış. Niye ağlıyorsun ki? Tüh seni kurtaramayacak sevgilin. Ne yapalım yola benimle devam ediceksin", dedi ve beni duvara dayadı. Ellerimi başımın üzerinde birleştirdi ve boşta kalan elim ile yanagıma dokundu. "Dokunma pislik herif", dedim. Yüzünü diğer tarafa çevirdim. Sarhoştum ama bu durumda da savsaklanamazdım. Bir şekilde sarhoş da olsam kurtulmam lazımdı.

"Rahat dur be", dedi. "Seni varya buraya gömerim. Anladın mı beni? ", dedim.

"Bak sen Küçük hanıma. Sen büyüdün de bana kafa mı tutuyorsun? Sen önce bi elimden kurtulmayı becer de sonra gücün yeterse tabi gömersin. Şuna bak sulu göz", dedi.

"Sen kime sulu göz dedin? ", dedim ve erkekliğine sert bir şekilde diz kapagımı geçirdim. Adam beni tutmayı bıraktı ve kıvranmaya başladı. Bunu fırsat bilip elinden kurtulmaya çalıştım. Bir iki adım attım ki bileğinden yakaladı. "Karan!", diye bağırdım. Sesimi duyurmaya çalışıyordum. "Yardım edin! Kimse yok mu? ", diye bağırmaya başladım.

Adam beni kendine doğru çevirdi ve yüzüme sert bir tokat attı. Güçlü ve acı bir çığlık attım. Tokadın etkisiyle bir iki adım geri gittim. Ama adamın beni tutan eli daha fazlasına izin vermedi. Kahretsin ki çok acımıştı. Tokat attığı yer yanıyordu. Birazdan kıpkırmızı olacagına bahse girerim.

"Benden kurtula biteceğini mi sandın? Dua et bu gün ki kurbansın. Öyle olmasa seni şurada kıtır kıtır kesmiştim. Şimdi daha fazla zorluk çıkarma. Aklına gelmeyecek şeyler yaparım", dedi. "Daha ne yapacaksın? Sen piskopat mısın? Pislik herif. Bırak beni", dedim. Adam kaba kaba solumaya başladı. Afamın yüzüne tükürdüm.

"Eh yetti be. Ben seninle mi uğraşacagım", dedi ve bir tokat daha attı. Parmagında olan yüzük,yüzümü acıtmıştı. Vurduğu yer sızlıyordu. Büyük ihtimalle yüzülmüştü.Bu da benim sabrımı zorkamıştı. "Yeter. Kes şunu", dedim ve boşta kalan elimin tınaklarını adamın yüzüne doğru savurdum. Kana kan dile diş. Benim yüzüm çizildiyese seninki de çizilecek. Adam ne kadar geri çekilmiş olsa da kafasını, yüzüne küçük de olsa çizik atmıştım. Bir yandan da diğer kolumu kurtarmaya çalışıyordum. Ama bırakmıyordu.

Adam sinirlendi, yüzüne attığım çizikler yüzünden. Bir eli bileğimdeylen diğer elini de omzuma koydu ve beni sert olacak şekilde tekrar duvara yasladı. "Karan", diye tekrar bağırdım. Bileğimi öyle bir sıkıyordu ki artık bileğim kıpkırmızı olmuştu.

"Bi sus be. Karan maran yok işte. Seni sevseydi ,sevgilin zaten kurtarmaya gelirdi. Demek ki sevmiyormuş küçük hanım. Şimdi sus ve beni daha fazla sinirlend-" cümlesini tamamlamadan adamın yüzüne bir yumruk indi. Ne olduğunu anlayamamıştım. Adam beni bırakıp yere düşünce haliyle beni destekleyen olmayınca bende yere yığıldım. Bir yandan ağlıyordum ve titriyordum. Sol elim ile sağ elimin bileğini tuttum. Acıyordu. Kızarmıştı. Resmen adamın parmaklarının izi geçmişti bileğime.

Karan adamı yere yatırmış ve adamın yüzüne yumruklar indiriyordu. Bir yandan da adama küfürler savuruyordu.

"Sen benim olana nasıl konuşursun?", dedi ve bir yumruk daha attı. Her dediği cümlenin arkasına bir de yumruk indiriyordu.

"Seni dünyaya geldiğine pişman edeceğim", bir yumruk.

"Senin o elini kırıcam. Söyle hangi elinle tokat attın kıza? ", dedi ve bir yumruk daha attı.

"Seni liğme liğme edip parçalarını kurda kuşa yem edicem", bir yumruk daha.

"Senin o yan gözle bakan gözlerini oyucam", bir yumruk daha.

Adamın yüzü kanlarla kaplanmıştı.

"Senin o parmaklarını tek tek koparıcam. Sen demek benim olana yan gözle baktın öyle mi? Sevseydim gelirdim öyle mi? Benim yapamadığımı sen yapacaktın öyle mi?", dedi ve bir yumruk daha attı.

Adam yüzüne inen yumruklar yüzünden konuşamıyordu. Adamın yüzü neredeyse tanınmayacak hale gelmişti.

"Sen bekle sen bekle seninle daha işim bitmedi. Senin o elini ayağını kırıcam. O şikak dilini koparacağım", dedi. Bir yumruk daha attı.

"Lan ben ona dokunmadım bile. Seni doksun diye mi dokunmadım. Lan benim olana sen nasıl tokat atarsın? Seni orospu çocuğu seni", dedi ve son yumruğunu attı.

Nefes nefese adamın üzerinden kalktı. Telaşlı ve korkmuş bir şekilde yanıma geldi. Elleri kan içindeydi. Yaşlı gözlerle Karan'a baktım.

Elini kaldırdı ve çenemi hafif tutarak sağ tarafa çevirdi. Hasar tespit kontrolü yapıyordu. Galiba adamın tokat attığı ve yüzüldüğü yere bakıyordu. Kesinlikle yüzülmüştü. Boşta kalan eli ile de sağ bileğimi hafif tuttu.

"Eslem iyi misin? Bir şey yaptı mı o adam sana? ", dedi. Bileğime bakarak ve titrek bir sesle. "Yok yapmadı", dedim. Hıçkırıklarım arasında. Zar zor konuşabiliyordum. Hala da ağlıyordum. Kalbim ağrıyordu. Kesinlikle bir daha böyle boklar yemeyeceğim.

Sağ elini çenemden yanağıma getirmiş, gözlerimden akan yaşları siliyordu.

Allahım sana şükürler olsun. Tam zamanında yetişmişti. Yoksa ben o adamın gazabına uğrayacaktım.

"Karan? ", dedim. Daha fazla ağlayacaktım. Belliydi. "Söyle güzelim", dedi. Birden ona sarıldım. Kafamı boynuna gömdüm. Bedeni kas katı kesildi. Ama uzun sürmedi. Elleri sırtıma tırmandı. O da benim gibi kafasını boynuma gömdü. Kokumu içine çekti. Gözlerimden akan yaşlar onun boynunu ıslatıyordu.

" Je ne peux pas supporter de te perdre, Eslem", dedi. Ne olduğunu ikinci seferde anlayamamıştım. Hele bu kafayla hiç anlayamazdım zaten. Yarın tüm olanları unutacaktım.

(Çeviri:Seni kaybetmeye dayanamam, Eslem. )

Kokumu derin derin içine çekti. "Sen kiminle geldin buraya? ", dedi boğuk bir sesle. "Naz, Hatice bir de Mert ile geldim", dedim. Yarım yamalak. "Onlar neredeler? Sen neden tek başına geziyorsun? ", dedi.

"Ben sadece biraz hava almak istemiştim ama birden bu adam karşıma çıktı", dedim. Hala sarılırken.

"Tamam neyse gel gidelim. Onları da arayalım", dedi. Hiç tereddüt etmeden "Tamam", dedim ve burnumu çektim. Bu adamın kokusu bir harikaydı. Yürüyen ilaç resmen. Yavaş yavaş sarılmayı bitirmiştik. Ayağa kalktı ve telefonum ile çantamı yerden aldı. Telefonumu kendi cebine koydu. Sonra yanıma geldi ve koluma girdi. Ayağa zor kalkmıştım. Sendeliyordum. Yürüyecek durumda olmadığımı bildiği için beni kucağına aldı. Üşümüştüm. Titriyordum.

"Kaç promil gerekli ikimizi çift görebilmek için"

Çantam olan elini bacaklarımın altından geçirdi. Diğer elini de sırtımdan geçirmişti. Kafamı omzuna koydum. Bir elimle de yakasından tuttum. Hep bu hissiyatı istemiştim. Ama bu durum da değil. Daha güzel bir zaman da mekan da isterdim. Onun kokusunu, dokunuşunu, sesini, bakışlarını başka bir evrende , başka bir zaman diliminde tatmak isterdim.

Her gecem de akşamım da

Tütüyorsun gözlerimde

Her şafakta her güneşte

Sana dair bir şey var işte

Karan'ın gögsüne iyice sinmiştim. O da beni sıkı sıkı sarıyordu. Saçıma minik bir öpücük bıraktı. Sen neyin lütfusun? Bu anı unutmak istemesem de yarın olanları maalesef unutacaktım. Belki de biraz önce olanları daha kolay unutmam içindi bu öpücük. Ama ne olursa olsun bu anı ne pahasına olursa olsun unutmak istemiyordum. Hiç bir şeye değişmezdim bu öpücügü.

Öpüşünle yaralı bir kız çocuğu...

Kafamı omzuna koyar koymaz gözlerimi kapattım. Biraz yürüdükten sonra durdu. "Çocuklar", dediğini duydum. "Hocam", dedi biri. Evet evet yanlış tahmin değil. Bu Hatice. "Evet. Neden burdasınız? Ailelerinizin haberi var mı? Ayrıca neden Eslem'i bu halde yanlız bıraktınız? Madem geliyorsunuz bari yan yana durun. Birinize ya bişi olsaydı? Zaten oldu da. Şimdi daha fazla oyalanmadan eve. Anlaşıldı mı? ", dedi. Sinirli bir sesle.

"Hocam bizim kötü bir niyetimiz yoktu. Sadece biraz eğlene-" Naz'ın cümlesini tamamlamasına izin vermeden Karan "Eğlence öyle mi? Kızım farkında değilsiniz sanırım. Daha yeni reşit olmuşken neyin havasındasınız? Ayrıca bir daha sizi bu şekilde ve böyle yerlerde görmek istemiyorum. Eğer görürsem sonu iyi olmaz", dedi. Hala sesindeki sinir ve soğukluk gitmemişti.

Biraz önce saçıma öpücük bırakan Karan ile şimdiki Karan çok farklıydı. Ben onun asla göremeyeceğimiz bir yüzünü görmüştüm. O bana şefkatle yaklaşmıştı. Şimdi ise olanlar yüzünden kızları suçluyordu. Aslında onların bir suçu yoktu. Ben o uyarılara rağmen kalkmamalıydım bu kafayla o masadan. Hiç bir şey olmayacakyı belki de.

"Hocam, Eslem'i biz götürelim. Size zahmet olmasın", dedi, Naz. Çekingen ve tedirgin bir sesle.

"O benimle geliyor", dedi, Karan. Olaya son noktayı koymuştu. O ses tonu bile her şeyi açıklıyordu. "Şimdi siz kimle geldiyseniz onunla eve geri dönün. Bu konu da burada bitti sanmayın. Sizin boşvermişliğiniz yüzünden Eslem canından oluyordu. Ya onun başına bir şey gelseydi ne yapacaktınız?", diyerek ekledi. Bıkkın bir nefes verdi ve devam etti. "Neyse şimdi herkes eve gidiyor. Sakin kafayla düşünürüz. Ama bu olay bir daha tekrarlanmayacak. Sizin hesabınızı da daha sonra keseceğim", dedi. Sesi az da olsa yumuşamıştı.

"Tamam Hocam", dediler. Karan bir adım attı ki söylenen sözle geri durdu. "Hocam emin misiniz? Eslem bizimle gelseydi", dedi, Hatice.

"Hayır", dedi, taviz vermeyen bir sesle. Sadece koca bir hayır. Sesi dev bir buz dağını anımsatıyordu.

Karan tekrar yürümeye başladı. Tekrar durdu ama bir ya da iki saniyelik bir duruştu. Bir ses duydum ki soğuk rüzgar yüzüme yüzüme çarptı. Demek ki bardan çıkmıştık. Yüzümü Karan'ın gögsüne doğru çevirdim. Soğuk titretmişti.

Biraz daha yürüdükten sonra bacaklarımın altındaki eli biraz kıpırdadı ve arabanın kapısını açtı. Kapıyı tam olarak açabilmek için de ayağıyla kapıyı itti.

Dikkatli bir şekilde beni ön koltuğa oturttu. Kafamı mecburen kaldırmak zorunda kaldım. Gözlerimi açmakta zorlanıyordum. Arkama yaslandım. Ama hala kapı kapanmamıştı. "Eslem", dedi, Karan. Gözlerimi yarım bir şekilde açarak Karan'a baktım. Daha doğrusu bakmaya çalıştım. Elinde biraz önce onun üzerinde olan montu vardı.

"Biraz doğrul da şunu giydiriyim", dedi. Hiç bir şey demeden koltukda biraz öne geldim. Montu dikkatli bir şekilde sırtıma koydu. Sağ elimi tuttu ve montun koluna soktu. Ona yarıdım etmek istesemde kafam buna müsade etmiyordu. Onun ellerini ellerime dokunuşlarını sadece izlemekle yetindim. Tabi buna da izlemek denilebilirse.

Sol elimi de nazik bir şekilde tuttu ve montun diğer kolundan soktu. Biraz önce yaptığım gibi sadece yarım yamalak izlemiştim. Kemerimi aldı ve taktı. Taktıktan sonra ayrılmadı. Bu seferde anlımdan öpmüştü. Kalbim hızlı hızlı atmaya başladı. Dokunuşları a deta beni büyülüyordu.

Yanarız ah dur yapma yanarız...

Yiğidin elinden helalin anlından öpülür.

Bir dakika onun elleri hala kanlıydı. Ve hala o adam hala orada yatıyordu. Biraz önce olan görüntüler gözünün önüne gelmişti.

Karan kapımı kapattı ve arabanın önünden dolaşarak kendi yerine oturdu. Çantam hala onun elindeydi. Ellerini temizlemem lazımdı.

"Karan", dedim. Sesim götümden çıkıyordu resmen. Yüzümü halini bile görmek istemiyorum. Kesinlikle simsiyah. Rimel bir yandan far ve ruj bir yandan akmış ve dağılmıştır.

"Efendim güzelim", dedi. " Çantam da", dedim ve durdum. Yutkundum ve devam ettim. "Çantam da ıslak mendil var. Bana ver", dedim. Elinde olan çantayı açtı ve içinde olan ıslak mendili ve peçeteyi çıkardı. Peçeteyi kucağına koydu ve ıslak mendili açtı. İçinden iki tane çıkardı. Birini bana uzattı. Diğeri ise ben isterim diye elinde hazır bekliyordu.

Bana doğru uzattığı elini tuttum. Bakışları elimden yüzüme gelmişti. Gözlerine baktım. Yeşilleri koyulaşmıştı. Islak mendili boşta kalan elim ile aldım. Elini dizime koydum ve parmağında olan yüzüğü çıkardım. Yutkunmuştu.

Yavaş yavaş elinde olan kanları temizliyordum. Sağ eli bitince sol elini vermesi için yeşillerine baktım. Bir şey dememe gerek kalmadan sol elini uzattı. Uzattığı elini bir önce ki elinin olduğu yere yani bacağıma koydum. Sol elinde pek fazla kan yoktu. Fazla olmasa da gene de vardı.

Sağ elinde yüzük olduğu için parmağı biraz yüzülmüştü.

Sol elinde hasar yoktu. Sol elini de temizledim. Kanlı ıslak mendilleri elimden aldı ve arabanın küllüğüne tıkıştırdı.

Çantamı gerisin geri toparladı. Çantamı arkaya koydu ve kemerini taktı. Ardından arabayı çalıştırdı.

Arkama yaslandım. Yüzüğü hala benim elimdeydi. El çabukluğuyla yüzüğü kendi deri ceketimin cebine koydum. Bu yüzük bende kalacak.

Yüzüğünü sorarsa verirdim. Sormaz ise bende kalırdı. Ama pek fazla takacağını sanmıyorum.

Araba hareket etmeye başladı. Gözlerimi kapatmış ve arkama yaslanmıştım. Midem hala bulanıyordu. Sıçtı cafer bez getirin cıvık sıçtı tez getirinlik bir durum olmaz inşallah. Allahım bu rezaleti bana yaşatma. Kafam zaten bir milyon.

Haşur huşur sesler duydum. Birden konuşmaya başladı. Ama Türkçe değil. Yavaş bir şekilde gözlerimi açtım ve kafamı sola çevirdim. Telefonla konuşuyordu. Anlamadığım için kulak da asmadım. Keşke küçükken Rusça dersi alırken fıransızca dersi de alsaydım. Rusçayı da zaten annem zorla almam için ısrar etmişti. Bu yüzden Rusça biliyordum. Yoksa okulda falan öğrenmedim. Annemin de neden dil öğrenmem konusunda zorladığını da anlamamıştım. Zaten küçük olduğum için mal gibi her şeye 'hee' diyordum.

Karan'ın sesi sinirliydi ama bağırmıyordu. Uyuduğumu falan düşünüyordu galiba. Kısık sesle konuşuyordu. Bir süre sonra telefonu kapattı.

Koltuğa biraz daha yayıldım. Karan'ın montuna daha da sıkı sarıldım. Kafamı biraz eğdim. Montuna burnumu dayadım. Kokusunu daha da içime çekebileyim diye. Tinerci gibi. Tövbe yarabbim ya.

Kokusu çok güzeldi. Tabi biraz da sigara kokuyordu montu ama olsun. Kendi kokusu daha baskın geliyordu sigara kokusuna. Kokusunu tarif etmek isteseydim galiba nasıl tarif ederdim. Mesela şey gibi hani herkesin o aradığı bir parfüm vardır ya ama kimse o kokuyu bulamaz. İşte tam o gibi. Kokladığınız zaman kaybettiğimiz bir şey olurda uzun süre sonra bulunca sevinirsiniz de içiniz bir hoş olur ya. Şimdi tam da o haldeydim. Kelimeler yetmiyordu anlatmak için. Bir yandan mutlu bir yandan da üzgün ve yorgundum.

Birden burnum gıdıklanmaya başladı. Geldi geliyo. Durdum durdum bir hapşırdım. Hayır sakin hapşıran kızlardan da değilim ki. Burnumu çektim.

"Hayırlı yaşa", dedi, Karan. "Sen de g-" diyecektim ki tekrar hapşırdım.

Sen...

Hastalık geliyo belli. "Ah Eslem! Şu havada böyle mi giyinilir? ", dedi. Sesinde sinir yoktu. Daha çok yakınma vardı. Evet ben hasta olucam ve gene birileri benim yerime yakınıcak. Ah ne kadar etik.

Burun akıntısı, mide bulantısı, yüzüme inen tokatların etkisi, kafamın ağrıması, bileğimin acısı evet daha varmı?

Bir günde daha ne yaşaya bilirim ki? Allah'tan artık şu günün bitmesine saatler vardı ya da dakikalar. Galiba bitti. Artık bu günki sıkıntı kotasını doldurduk.

3 yıllık gerilim yaşamıştım bu gün. Walla bi elin adamından dayak yemediğim kalmıştı zaten. Onu da yedim tam oldu. Hey yarabbim ya. Off şu günde bitsin. Başka bir şey istemiyorum.

Ama dur bunların acısını yarın da çekerim ben. Evet evet rahat yok.

Sen rahat dursaydın bir bok olmazdı.

İç sesime gözlerim kapalı iken göz devirdim.

-15 moment later-

Arabanın durmasıyla gözlerimi açtım. Karan kemerini açtı ve arabadan indi. Benim tarafıma dolaştı. Arka kapıyı açtı ve çantamı aldı. Kapıyı kapattı. Sonra benim kapımı açtı kemerimi açtı. Beni tekrar kucağına aldı. Sol kolumu boynuna doladım. Arabanın kapısını ayağı ile kapattı.

Evin bahçesine girdik ve evin kapısına doğru yürüdü. Kafamı gene omzuna koydum. Galiba kafamı kaldırmam uzun sürmeyecekti. Ama gene de o şevkati istiyordum. Çok farklıydı. Naz'ın, Hatice'nin ve annemin gögsüne kafamı koyduğumdan farklıydı. Hem de çok farklıydı. Kokusu burnuma dolunca beynim resetleniyordu otomatikmen. Bu adamı kaybedemem ama-

Bu kaçınılmaz bir sondu.

Bacaklarımın altında ki eli tekrar harekete geçti. Kapıyı bir şekilde açtı. Artık ben kucagında iken nasıl becerdiyse. TeBRiK eDeRim. Ay midem. Kapıyı açtı ve ayağı ile itti. Yan bir şekilde içeri girdi. Tekrar ayağı ile kapıyı kapattı. Ayaklar ayaklar evet çok işe yarıyor.

Evin sıcaklığı tam da benim şu an aradığım şeydi. Ayakkabıları çıkarmadan salona ilerledi. Koltuğa doğru gitti. Kucağından beni indirmeden koltuğa oturdu. Evet evet indirmedi. Sıkı sıkı sarılmaya başladı.

"Yüzünde ki sıyrığı temizlemem lazım", dedi. Mırıltı şeklinde.

Burnunu yanagıma değdirdi. Nefesi yanagımdan boynuma iniyordu. Gözleri kapanmıştı. Kafamı ona doğru yavaş bir şekilde çevirdim. Burun buruna geldik.

Kendime hakim olmaya çalışsam da olmuyordu. Öpmeyecektim ama dönmemeliydim de. Frekans alıyordum. Hem de çok.

Ben ona doğru dönünce o da gözlerini açtı. Bir süre bakıştık. Boğazını temizledi ve biraz geri çekildi. "Yüzünü temizlememiz lazım", dedi. Ayağa kalkmak için yeltendim. Ama biraz durgunlaşmış mide bulantım tekrar başladı. Başım döndü anı hareketle. Evet bu işin sonu lavaboda bitecekti. Sağ elini belime sol eli de benim sağ elimi tutıyordu. Daha doğrusu beni ayakta tutmaya çalışıyordu. Ben ayakta o ise hala oturuyordu.

Ama diken üstünde-

"Lavabo nerede? ", dedim. Yüzümü ekşiterek. "Yukarıda koridorun sonunda", dedi. Endişeli bir yüz ifadesi ile. Elimi tutan elini bıraktım ve hızlı olacak adımlarla merdivenleri çıkmaya başladım. Bir yandan da üzerimde olan onun montunu çıkarmaya çalışıyordum. Hemen onun montunu çıkardım ve merdivenlerin korkuluklarına gelişi güzel koydum. Ardınden hızlı bir şekilde kendi deri ceketimi çıkardım ve onun montunun yanına astım.

Koşar adımlarla koridorun sonunda bulunan kapıya doğru gittim. Bana şu an sunulan en iyi açılan kapı. Ama şu an için. Hemen kapıyı açtım ve içeri girerek kapıyı kapattım. Yukarı doğru koşma sesi duydum. Acele bir şekilde kapının üzerinde bulunan kapının kilidini çevirdim.

Hemen kılazöte eğildim. İçimde ne var ne yok çıkarmaya başladım. Bunu duyan Karan kapıya vurmaya başladı. "Eslem aç şu kapıyı", dedi. Benden cevap yoktu. Çünki şu an ben içinde ki kötülükleri salmakla meşkuldüm. " Eslem kime diyorum. İyi misin?", dedi. Benden gene ses yok.

"Eslem kırdırtma bana kapıyı aç", dedi. Kapıya sert bir şekilde vurarak. Öyle bir bok yiyeceğini ikimizde biliyoruz. Kusmam bittiğinde kafamı biraz kaldırdım ve "Karan git şu an iyi değilim", dedim. "Açmıyormusun şu kapıyı yani? ", dedi. "Ev-", dememe kalmadan tekrar kafamı kılazöte eğmek zorunda kaldım.

Şu an şu kokuya benim bile tahamülüm yok bir da bu rezaleti Karan görse kim bilir ne olurdu. "Aç şu kapıyı. Bu sana son uyarım", dedi. Ama ben kusmakla ilgilendiğim için cevap bile veremedim. Allah aşkına kafamı kaldıramıyorum bir de kapıyı mı açacaktım. Eğer bu performansı bekliyor ise benden, üçün birini alırdı. Ya seve seve ya da sike sike.

"Bunu sen istedin. Kapıdan uzaklaş", dedi. Bir ya da iki saniye sonra kapıya omuz atma sesi duydum. Ardından kapının duvara çarpma sesini içime kadar hissettim. Kapının duvara çarpması beni irkitmişti. Kapı nasıl kırılır adlı çalışma.

Blöf yapıyor sanmıştım oysa.

Bok.

Sen o kapıyı nasıl kırdın. Ya da bu kapıyı kırabilmek için ne kadar protein tozu içtin?Sanırsın hulk amınakoyım. Yok yok bu adamda bir şeyler var.

Şimdi.o.kapıyı.kırdı.mı?

Lütfen.biri.bana.şu.anın.şaka.olduğunu.söylesin.

Kusmaktan ve yorgunluktan kızarmış ve pörtlemiş gözlerimi Karan'a çevirdim. Kesin yüzüm berbat halde. Yüzümü geçtim şu koku şu manzara şu rezalet hiç bir yerde yoktur yemin ederim. Allah kahretsin adamın arabasına kussam bu kadar rezil olmam be. Ama dur arabada kusarsam adam full HD izlemiş olur. Gene aynı hesaba geliyordu.

Karan yanıma geldi ve saçlarımı önünden çekti. Arkaya gelişi güzel topladı. "Bitti mi? Yoksa daha var mı?", dedi. Adam ciddi ciddi şu an kusmamı bekliyordu. Olm sen şaka mısın? Şu an için en son isteyeceklerim listesinin en sonunda bile değil. Kahretsin bir günde ne kadar rezalet ve sefilliğime şahit olmuştu bu adam. Allah sonumuzu hayretsin.

Kusmaktan içim dışıma çıkmıştı. Yani bütün iç organlarımı şu kılazöte bıraktım desem yeridir. Sorusuna karşılık biraz düşündüm ve kesin,emin bir şekilde "Bitti", dedim. Ama nasıl sesim götümden çıkıyor. Görmeniz lazım. Yok ya da görmeyin. Bu kadar rezilliğe şahit olmanızı hiç istemezdim. Hele ki yanımda o varken. Yanımda kusmamı beklerken yaydığı enerjiye odaklanmamaya çalışsam da varlığını reddedememiştim.

"Yüzünü yıkayalım", dedi. "Hı hım", dedim. Pardon mırıldandım. Zar zor Karan'a tutunarak ayağa kalkmaya çalıştım. Beni belimden destekleyerek lavaboya yürüdü.

Aynanın yanında ki küçük dolaptan pamuk ve makyaj temizleme suyu çıkardı. Tek eliyle makyaj temizleme suyunu pamuğa döktü ve yüzümü silmeye başladı.

Sıra sol yanagıma gelince acı bir inleme bıraktım. Adamın tokat attığı yer acıyordu. İnleme mi duyan Karan derin nefes aldı ve minik bir küfür bıraktı. 'Orospu çocuğu', demek ne kadar minikse artık o kadar minik bırakmaya çalıştı. Kirli pamukları çöpe attı.

Yüzüm temizlenince musluğu açtı. Önce kendi elini suya tuttu ve sonra da hafif bir şekilde yüzümü yıkamaya başladı. Bu arada su soğuk. Kesin ben kendime geliyim diye yapıyo ama yok ben gelemem kendime. Yani yarından önce. Yüzüme değen her su damlası beni titretiyordu. Kahretsin ki soğuk.

Yüzümü yıkama işi bitince aynanın yanında asılı olan pembe, üzerinde daha doğrusu kenarlarında çiçek desenleri olan havluyla yüzümü kurulamaya başladı. Yüzümün sol tarafını kurulurken yüzümü geriye çektim. "Dur güzelim. Biraz sabret", dedi. "Tamam yapma yeter acıyor", dedim.

"Bitti bitti güzelim", dedi. Havluyu astı. Beni destekleyerek lavabodan çıktık. Yavaş yavaş merdivenlerden indik ve koltuğa oturduk. Daha doğrusu ben oturdum o da mutfak diye umduğum yere gitti. İçeriden sesler gelmeye başladı. Evde başka biri daha mı vardı. Lan lan lan. Kafamı o tarafa çevirdim fakat hiç bir şey görünmüyordu. Sadece içeriden bir kadın sesi geliyordu. Annesi desem annesi, Karan 16 yaşında iken motor kazasında kaybetmişti. Ablası desem ablası evliydi. Buraya geleceğini de düşünmüyordum. Yoksa-

"Tamam Ayşe teyze" diyerek mutfaktan çıktı. Onun mutfaktan çıkmasıyla otomatikmen göz göze geldik. İçime bir su serpilmişti. Yanıma gelmeden kapının oraya gitti ve küçük ecza dolabından krem, gazlı bez, tentürdiyot, yara bandı gibi şeyler aldı ve yanıma gelip oturdu. Ben koltukta arkama yaslanıp rahat otururken o ise benim sol tarafımda yan bir şekilde oturmuş bana bakıyordu.

Elinde ki gazlı bezi hafif havaya kaldırarak bana baktı. Otomatik olarak benim beyine yüklenmişti. Biraz koltukta toplanarak oturur vaziyete geldim.

♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡

Evetttt yeni bölüm de böyleydi.

Sevdiniz mi?

Sevdiniz sevdiniz.

Biraz daha uzatmıştım ama fazla uzun olduğu için 12. Bölüme kaydırma yaptım.

Bir günü 1 bölüme sığdırmak No.

Bir günü 4 bölüme sığdırmak Yes.

Evet evet bence de uzun oldu. Ama napim.

Evet oy ve yorum yapmayı unutmayım. Yazım yanlışları için özür dilerim.

Başka bölümde görüşmek üzere. Kendinize cici bakın. Seviliyorsunuz...

🥰😘

Bölüm sonu

3 yorum