İçeriğe geç

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 8 · 7 dk okuma

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 8

Yol

Uyandım. Sağıma baktığımda Altay ile yan yana yatmıştık. Yüz yüzeydik. Resmen öpüşecektik! Bu ikinci defa oluyordu. Hemen kalktım. Giyinme odasına gittim. Üzerime mavinin en güzel tonuna sahip elbisemi giydim. Siyah korse mi yoksa beyaz mı karar veremiyordum. Tabii eninde sonunda siyaha karar verdim. Altından yapılmış halka küpelerimi ve üçlü kolye taktım. Elbiseye uygun ayakkabı giydim.

Saate baktım. On dakikamız vardı. Hemen koşarak odama gittim. Altay'ı sarsarak uyandırdım.

"Altay uyan! Geç kalacağız hadi!"

"Hı hı." Uyku sersemi konuşuyordu. Vakit olmadığı için bir ayakkabı alıp Altay'ın ayağına geçirdim. Bu hep giydiği ayakkabıydı. İstemeyerek bir tişört baktım. Bunları ortak giyinme odasından bulmuştum. Aralarından en güzelini seçtim ve o farkında olmadan giydirdim. Pantolonunu da kendi giyer zaten. O uyurken onu oturttum. Saçlarını taradım. Köpük ile şekil verdim. Her zaman yaptığı şeyleri yaptım yani. Sonra onu odamdaki lavaboya götürdüm. Hâlâ sarhoş gibiydi. Yüzünü yıkadım. Dişlerini fırçalaması için fırçaya macun sıkıp eline verdim. Ama yapamıyordu. Öylece tutuyordu. Derin bir nefes alıp fırçayla onun dişlerini fırçalamaya başladım. Gargara yapması lazımdı. Macun tadını alınca ayıldı.

"Sonunda! Hadi tükür şunu sonra altına başka bir şey giy."

"Tamam. Sen mi giydirdin beni?"

"Maalesef."

Beş dakika kalmıştı. O aşağıya gelene kadar 1 dakikaya yakın bir süremiz vardı. Hızla motora atladık. 250'yle gidiyordu.

"Biraz yavaşla nefes alamıyorum!"

"Efendim az kaldı dayanın."

Okula vardık sonunda. Koşarak sınıfa çıktık. Çıkarken benim kolumu tutuyordu. Sıraya oturduk. Biz yerleşince hoca da geldi. Ders matematikti. Nefret ettiğim bir hocaydı. Boklu hoca!

"Evet çocuklar sessiz olalım artık derse başlayacağız." dedi. Telefona bakıyordu. Ders boyunca kafasını kaldırmazdı telefondan.

"Test kitabında sayfa 500'den 537'ye kadar olan soruları deftere yazın. Kitaptan ve defterden çözün."

Saçmalık bu!

"Saçmalık bu!" dedi Altay bana dönerek.

"Kesinlikle!"

Sınıftan kimde yapmadı. Biz de yapmamıştık. Hoca da telefona baktığı için anlamamıştı.

Teneffüs zili çaldı. Altay ayağa kalktı ve sıraya oturdu.

"Çok saçma bir ders geçirdik. Sadece telefona baktım."

"Bende." dedim.

"Eee ne zaman gideceğiz?"

"Öbür ders müdür yardımcısı gelip söyler."

"Maşallah kaç senedir okuyorsun bu okulu? Her şeye hakimsin." dedi.

"İki sene. Bence yeterli."

"Onu biliyorum salak ciddiye mı aldın?" dedi ve güldü.

"Salak derken?" dedim.

"Evde değiliz."

"Öyle olsun bakalım."

Ders başladı. Müdür yardımcısı sınıfa geldi.

"Evet çocuklar, bugün ki etkinliğe katılanlar el kaldırsın bakalım." 7 kişi el kaldırdı. Diğer 6 kişi bir sonraki etkinliğe katılacaklardı.

"Yedi kişi miyiz? Tamamdır. Biliyorsunuzdur zaten ama ben yine de söyliyim. 1 ay boyunca sürecek. Orada yatıp kalkacağız. Kıyafet serbest. Ama biraz fazla fazla alırsanız iyi olur. Yanınıza para alabilirsiniz istediğiniz kadar. Ama zaten biz tüm ihtiyaçlarınızı karşılayacağız."

"Hocam ne zaman hazırlanalım? Çantayı falan ne zaman hazırlayalım?" dedi Koray.

"Şimdi. Eve gidin ve hazırlanın. Ana valiz istemiyorum. Valiz gibi çantalar var ya büyük, onlara hazırlayın. Bir saat sonra buluşalım tekrar okulda. Merak etmeyin geç kalsanız bile sayım yapmadan gitmiyoruz. Siz yine de geç kalmamaya çalışın. Geri kalanlara iyi dersler."

"Sağolun hocam." dedi diğerlerinden birisi.

Bizim etkinliğe gelenler ben, Altay, Koray, Aleyna, Ahmet Can, Mert ve Melek'ti. Ben Mert ya da Melek ile otururdum. Ama şimdi hazırlanmalıydım. Altay ile birlikte motora atlayıp eve gittik. Hızlı bir şekilde odama çıktım.

Dolabın üstünden çantamı aldım. Saymaya üşendim şuan koyduklarımı. Zaten bir önemi de yok. Koşarak aşağıya indim. Biraz sonra Altay geldi aşağıya. Hızlıca okula gittik motorla. Servise bindik.

"Çantayı koyamıyorum, yardım et." dedim Altay'a.

"Niye?"

"Boyum yetişmiyor."

"Kaç ki senin boyun?"

"1.65." dedim somurtarak.

Büyük bir kahkaha patlattı Altay.

"Dalga geçmeye devam edecek misin yoksa çantamı koyacak mısın?" dedim sinirle. O ise gülmeye devam ederek çantamı koydu.

Melek ile Mert geldi yanıma.

"Feride kızma ama biz seninle oturamayız." dedi Mert.

"Niye?"

"Çünkü biz sevgili olduk."

"Ne!" dedim sevinçle. İlk önce Mert'e sonra da Melek'e sıkı sıkı sarıldım.

"Tamam tamam sıkıntı yok. Keyfinize bakın çifte kumrular." dedim gülümseyerek.

Orta sıra bir koltuğa oturdum. Herkes oturdu. En son Altay ile Koray kaldı. İkisinin de nerede oturmak istediği umrumda değildi.

"Feride. Hangimiz gelsin yanına?" dedi Koray sırıtarak. Onu mutlu etmek istemiyordum. Ama Altay ile son zamanlarda gereğinden fazla yakınlaşmıştık. Yine de Altay ile oturacaktım. Çünkü Koray'a ümit vermek istemiyorum. Sonuçta Altay'ın ümitlenecek bir durumu yok.

"Altay otursun. Tabii o da isterse."

Koray'a baktı ve yarışı kazanmış gibi sırıtarak Koray'a baktı. "Elbette isterim." dedi ve Koray'a bir şey fısıldadı.

Yanıma oturdu. Koray ise en arkaya.

"Ona ne fısıldadın?" dedim.

"Kalk ordan." dedi duymazdan gelerek.

"Anlamadım? Saygımızı bozmayalım değil mi?"

"Köşeye ben oturacağım."

"Öyle desene gerizekalı! Bir vurcam çenesi yamulacak ya!" Kalktım. Köşeye o geçti. Bende yanına oturdum.

Telefonumun şarjı sonuna kadar doluydu. Bir süre sonra sıkıldım. Herkes uyuyordu. Telefonumu çıkardım. Dizlerimi kendime çektim. Altay'a yaslandım. Koltuk kirleniyordu ama bu sorun değildi. Silkelersem geçerdi. Altay da uyuyordu. Bunu hissedeceğini sanmam. Instagram'a girdim. İstekler kısmında bir mesaj vardı. Oğuz diye birisi. Mesaja baktım.

"Senden tavsiye almak istiyorum." yazıyordu. Garipseyerek cevap yazdım.

"Ne konuda?"

"Bir kıza nasıl yürüneceği konuda." Anında cevap vermişti.

"Deli misin ya?"

Cevap vermesi biraz uzun sürdü. Galiba uzun bir şey yazıyordu.

"Senin paylaştığın şeyler, yaptığın yorumlar, tarzın falan çok hoşuma gitti Feride. Seninle arkadaş olmak istiyorum. Senin gibi birisi ile tanışmak istiyorum. Senin için de uygun mu?"

"Olur." dedim kısaca.

"O zaman tanışalım. Ben Oğuz. 18 yaşındayım. Alkol veya uyuşturucu asla kullanmam. Sigaradan nefret ederim. En sevdiğim renk siyah. En sevdiğim yemek sarma. Gelende günümün tamamını bir şeye harcamaktansa dolu dolu yaşarım. Sen ise o günü dolu yapan şey ol istiyorum."

"İyiymiş. Ben de Feride. 16 yaşındayım. Benim de kötü alışkanlıklarım yok. En sevdiğim renk bordo. En sevdiğim yemek benim de sarma. Ben ise her gün farklı şeyler ve farklı sayıda şeyler yaptığım için bu konuda yorum yapamayacağım." dedim.

"Ya aslında tanışmadan önce yüzünü görmek isterim. Bende atarım."

"İlk önce sen atsan daha iyi olur. Attıktan sonra o fotoğrafın sana ait olduğuna dair yemin et."

"Emredersiniz! Abartma Feride. Fotoğrafını at bende atıyorum bekle."

"Bana bak! Bana atar gider yapma almiyim ayağımın altına!"

"Qdnbxöbxjsnxjsjjxps!"

"Şaka yaptığımı sanıyorsan yanılıyorsun."

Birbirimize fotoğraflar attık. Ve bir saat boyunca aralıksız konuştuk. Biraz flörtleşmeye başladık istemsizce.

"Ne demek şu anda başka bir erkekle yatmak? Zina bu güzelim."

"Laflara bak. Sanki bana imam amk! Ayrıca sırtımı omzuna yasladım sadece. Yatmıyorum yani. Asıl sen kendine bak. Başka bir sevgilin oldu demek! Ben varken? Yanlış anlama ama bu da aldatmak canım."

"Çok konuşuyorsun. Seni şu anda öperek susturmak vardı."

"O ara sana kafayı koymak vardı! Zina kanka zina falan anlarsın ya hani!" Dinimizle asla dalga geçmiyorum. Lütfen yanlış anlamayın. Oğuz'un kendi söylediklerini uygulamaması ile dalga geçiyorum.

"Tamam yavrum onca sohbetin arasına yine kavgayı sokmayalım. Anlat bakalım neler oldu o gün? Anlat güzelim."

"Ya o kız ama kopyacı dedi amk. Neymiş ben onun kağıdına bakmışım. Yahu hadi okuldaki bir sınav da değil. LGS LAN LGS! NASIL ÇEKEYİM? Zaten arkamda oturan o. Asıl kopya çeken de o. Aynadan gördüm ya."

"Bir şey yapmadın mı?"

"Yapmaz olur muyum? Şuan o kız benim okuduğum kolejin temizlikçisi! Tabii koleje LGS ile girmedik ama cezası buydu. Bunu meslek olarak yapanlarda var ona bakılırsa."

"Ben sizin sınıfında olsam napardın ilk önce?"

"Sarılırım tabiki."

"Cidden mi?"

"Evet."

"O zaman o gün gelecek ve ellerimde en sevdiğin çiçek olacak."

"Sen nerden biliyorsun ki?"

"Bir yorum yapmıştın. Manolyaları çok sevdiğini söylemiştin."

"Şapşal şey! Onu nasıl hatırlıyorsun?"

"Seninle ilgili herşeyi hatırlarım."

Arada gülüp duruyordum. Fakat sesim çok çıkınca uyanık olanlardan özür diliyordum. Sürekli espri yapıp beni güldürmeyi başarıyordu. Hoşuma giden şeyler söylüyordu.

"Neyse çok çok öpüyorum yavrum benim ders çalışmam lazım."

"Bende öptüm bitanem."

O sırada telefonumu birisi aldı.

"Evet artık şu mesajları doğru düzgün okuyabilirim." dedi yaptığı şey normal gibi.

"Ne yapıyorsun?"

"Mesajlarınızı okuyorum."

"Ama neden?"

"Hiç gözüm tutmadı bunu. Konuşmayacaksın."

"Allah Allah! O niyeymiş?"

"Çünkü ben izin vermiyorum."

"Senden niye izin alıyorum ki? Kafandan kurma."

"İzin almak zorundasın. Çünkü senin koruman değilken istediğimi yapabilirim. Sana istediğimi söyleyebilirim herkes gibi. Sen neden dediklerimi yapmak zorundasın biliyor musun?"

"Neden?" dedim sinirle. Haddini aşıyordu.

"Çünkü Koray ile öpüştüğünüzü bir kişi dahil duyarsa hayatın kayabilir, yavrum." dedi Oğuz'u taklit ettiğini belli ederek.

"Sen beni tehdit mi ediyorsun?"

"Haşa Feride Hanım! Ben yalnızca olanı söylüyorum. Karar sizin. Bu çocukla konuşuyor musun konuşmuyor musun?"

"Konuşmuyorum Allah'ın cezası, konuşmuyorum!" dedim sinirim hızla katlanırken. Dediklerine bak şunun! O ne isterse yapmak zorundaymışım. Sanki babasının uşağı var!

"Bende öyle tahmin etmiştim." dedi ve sırıtarak mesajları okudu. Okudukça niyeyse sinirlendi.

"Ama bu karşında babanın uşağı olduğu anlamına gelmiyor. Kimse kimsenin kölesi değil. Sen benim istediğim her şeyi yapmazsın. Bende senin."

"Tamam tamam. Ben öyle bir insan değilim. Tanıdıkça anlarsın." Okuması bitince telefonu arka cebine koydu.

"Ne yapıyorsun?"

"Oğuz yazmış yine. Sen cevap yazma diye cebime koydum."

"Gıcık mısın acaba?"

"Nadiren."

Uykum gelmişti.

"Yaslanabilir miyim? Uykum geldi."

"Nasıl istersen."

Kafamı omzuna koydum. Bir anda klimaları fullediler. Herkes üşümeye başladı.

Altay koluyla beni sardı. Bacaklarım onun bacaklarının arasındaydı. Yani sarınca öyle bir pozisyon olmuştu. Koluyla ısıttı beni. Yanındaki ceketini sırtıma koydu ve iyice sardı beni. Şuan ona sarılıyordum.

"Sen Kars'tan geldin herhalde. Üşümez misin?"

"Siz yani sen daha önemlisin."

Kalbimde bir şey hissettim. Değerli hissetmiştim kendimi uzun zaman sonra. Aynı pozisyonda uyudum.

3 saat sonra mola verdik.

"Feride uyan hadi. Mola yerine geldik. Alo! Feride uyansana."

"İnsan böyle mi uyandırılır hayvan?! Kafamı niye dürtükledin?"

"Uyan diye."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.