İçeriğe geç

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 7 · 7 dk okuma

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 7

Masal

Sinem anlamaz şekilde etrafına bakındı. Başka kimse yoktu.

"Neden abi?"

"Sen zaten tüm gün evdesin ya da bahçedesin. Seni biliyorum."

"O zaman ben anlatmayacak mıyım?" dedim sevincimi belli etmemeye çalışarak.

"Bakcaz. Bekle sen. Altay, anlat. Gün içerisinde neler oldu?"

Korkuyla Altay'a baktım. O da bana baktı.

"Ters bir şey yok. Günlük işleri yaptı. Yürüyüşe çıktı. Odasını temizledi. Bu kadar."

"Benden bir şey gizleme!"

"Efendim gerçekten gizlemiyorum."

"Tamam. Dağılın."

Bu sefer çok erken bitmişti. Ve ilk defa zararlı çıkan olmamıştı. Altay'a teşekkür eder gibi göz kırptım ve akşam yemeğine indim.

"Alp abi! Gelsene bi'."

"Ne var?"

"Ben seni bugün bir kızla gördüm. Ama söylemem asla, merak etme. Kimdi o?"

"Sevgilim." diyerek fısıldadı. Şok içerisinde sevinçle ağzımı kapattım. Annem geldi.

"Neler oluyor bakalım?"

"Abi kardeş özeli anne. Feride ile arama girme. Abim geldi. Sofraya geçelim." dedi Alp abim.

Efe abim oturmamızı söyledi. Kendisi oturdu. Bizler de sırayla oturduk.

Uzun süre konuşmadan yemeklerimizi yedik. Ama dayanamayıp bir şey sordum.

"Yarın bir etkinlik daha yapılacak. 1 ay boyunca gezi olacak. Eve gelmeyeceğiz. Ben de katılabilir miyim?" dedim. Bunu sorarken çok kısa süre suratlarına bakmıştım. Tepkilerini görmek istemediğim için tabağıma bakarak konuşuyordum.

"Yine ne etkinliği bu? Gidemezsin." dedi annem.

Abim sakin bir şekilde lafa girdi.

"Annecim eğer iki dakika sakin durabilirsen ben de konuşmak isterim."

"Tabii oğlum, konuş."

Abim derin bir nefes aldı.

"Ne etkinliği Feride? Ne yapılıyor bu kadar uzun?"

"Adı 'Derin Düşünceler Kampı'. Ayrıca bir dağ, bir mağara ve bir deniz keşfi yapılacak. Oralarda yatacağımız için biraz uzun sürecek."

"Orada yine kot pantolon giymen gerekmez değil mi?"

"Yok... Gerekmez." dedim farkettirmeden kollarıma bakarak.

"Gidebilirsin." dedi uzun bir sessizlik ardından.

"Çok teşekkür ederim abi! Sana ne söylesem az."

"Altay, sen de git."

"Tabii efendim."

"Orada sakın Feride'ye 'Efendim' falan deme."

"Siz nasıl isterseniz." dedi Altay başını öne eğip geri kaldırarak.

Daha sonra hiç çıt çıkarmadan yemeklerimizi yemeğe devam ettik.

Herkes sofradan kalktı. Efe abim de odasına gitti. Aşağıda hizmetliler ve ben hariç kimse yoktu. Bulaşıkları yıkamam gerekiyormuş. Dert etmeden yıkmaya başladım.

Ben yıkarken Altay çalan telefonum ile yanıma geldi.

"Efendim, yabancı bir numara arıyor."

"Göster bakiyim."

Koray bu! Ama şuan açamazdım. Eğer açmazsam Altay sorgulayacaktı. Bir dakika, Altay sorgulayamaz ki beni. Ben ondan daha kıdemliyim bu evde. Bana hesap sorma hakkı yok.

"Açma."

"Tanımıyor musunuz?"

"Sanane? Sana açma dedim, açma. Çalıp durmasın kulağımın dibinde kapat şunu!"

Telefonu açtı. Ne yapıyor bu? Delirmiş!

"Kimsiniz?"

Hoparlöre almaması için dua ediyordum. Kendine gel Feride! Ellerimi kurulayıp telefonu bir çırpıda aldım onun kulağından.

"Ben seni arayacağım. Şuan işim var."

"O kim? Biz bugün bir şey yaşadık. Benden başka herhangi bir erkekle konuşamazsın."

"Biz hiçbir şey yaşamadık gerizekalı! Sen zorla yaptın. Bu konuyu da bir daha açma. Fena olur."

Suratına kapattım. Delirmiş bu da. Herkes teker teker deliriyor galiba.

"Peki ben bunu abinize söylersem ne olur?"

İstemsizce tekrardan ellerini tuttum.

"Sakın bak! Durduk yere kudurma gece gece!"

"Efendim ellerimi alabilir miyim?"

"Tabii, al." dedim ellerini bırakarak.

Telefonu arka cebime koydum ve bulaşıkları yıkamaya devam ettim.

Yarım saat sonra her şey bitmişti çok şükür.

"Hatice ablacım, ben odama çıkıyorum işim bitti haberin olsun."

"Tamam kuzum."

Odama çıktım. Koray'ı aradım. Açtı. Hızlıca kapıyı kilitledim.

"Sen kafayı yemişsin Koray! Kafan estiği zaman beni arayamazsın. Ya abilerimden birisi alsaydı telefonu? Ne olurdu senin kafan algılıyor mu beni? Koray ses ver!"

"Kapa çeneni artık. Ben seni istediğim zaman ararım. Ayrıca ben senin sınıf arkadaşınım. Yarın ki etkinliği bahane ederdim."

"Çok mu zekisin sen?"

"Evet."

"Ukala!" dedim ve suratına kapattım. Kapattıktan sonra istemsiz bir sırıtma oluştu yüzümde. Galiba ses tonu biraz fazla çekiciydi.

Ne diyorum ben ya? Araba mı çekiyor tövbe estağfurullah!

Yatağa uzandım. Tavana bakarak düşüncelere daldım. Biraz vakit geçtikten sonra kapı çaldı.

Kilidi açıp kapıyı kendime doğru çektim. Gelen hizmetlilerden birisiydi.

"Babanız geldi."

"Tamam geliyorum."

Aşağıya indim. Ve telefonu kapının yanındaki rafa koydum inmeden önce.

"Hoşgeldin babacığım!" dedim ona sarılırken. "Birkaç saat diye gittin iki gündür tatillerdesin. Özlettin kendini."

"Ben de sizi özledim güzel kızım." Alnımdan öptü ve diğerleri ile sarıldı. Daha sonra anneme sarıldı. Sarılırken ona bir şeyler mırıldandığını duydum.

"Biz seninle odaya geçelim."

Odaya geçtiler. Ben de odama çıktım. Çok uykum gelmişti. Yatağa yattım ve yan dönüp gözlerimi kapattım. Ama içimde bir huzursuzluk vardı.

Aradan bir geçti. Terler içerisinde uyandım. Saat gece 12 buçuk olmuştu. Daha kimse yatmamıştı.

Koşarak Altay'ın odasına gittim. Kapıyı çaldım. Murat açtı kapıyı. Kalbim çok hızlı atıyordu. Neyse ki Altay oradaydı.

(Rüyam)

Etrafıma bakındım telaşla. Evde bir eksik vardı. Yanımda bir eksik vardı. Altay yoktu... Altay gitmişti. Ama nereye?

Bütün odaları ağlaya ağlaya gezmeye başladım. Nerede olabilirdi?

En son onların temizlik odasına girdim. Karşımdaki duvarda Efe abimin odasına gitmem yazıyordu. Koşarak oraya gittim. Kapı açıktı. Yavaşça içeri girdim. Ve gördüklerime inanamadım. Altay kanlar içerisinde yerde yatıyordu. Koltukta ise Efe abim yıllardır sakladığı silahını inceliyordu. Hızla Altay'ın yanına oturdum.

"Uyan Altay... Uyan şövalyem... Uyan..."

Ne kadar sarssam bile gözlerini açmadı. Ama elinde bir yazı vardı.

"Seni seviyorum Feride..."

Bu nasıl bir rüyaydı anlamadım. Ama beni ağlatmıştı uykumda. Karşımda dikilmiş Altay'ı görünce içim rahatladı.

"Efendim, iyi misiniz? Ağlamış gibisiniz."

"Kusura bakmayın. Rahatsız ettim. Altay gelsene bi'."

"Tabii efendim." Merakla yanıma geldi. Odama çıktık.

Yatağa oturdum. Yanıma oturmasını söyledim.

"Anlatın efendim."

"Bir yerinde yara bere yok değil mi?" Bu soru onu iyice meraklandırdı.

"Efendim lütfen anlatır mısınız? Hiçbir yerimde yara yok."

"Oh, çok şükür. Ben bir rüya gördüm."

"Hayır olsun, neymiş?"

Derin bir nefes aldım.

"Efe abim... Seni öldürüyordu. Kanlar içerisinde yerde yatıyordun."

"Tövbe haşa efendim, Efe Efendi yapmaz öyle şey. Hem rüyalar tersine çıkar derler. Belki de Efe abiniz beni ölümden döndürecek."

"Ama benim rüyalarım gerçekleşir Altay..."

Uzun bir sessizlik oldu. Daha sonra yatağa yattım. Yanımda kalmasını istedim. O da benimle yatağa oturdu. Hemen yanımdaydı. Bana masal okuyacak bir anne gibiydi. Ben ise onun iyi olduğunu bilmenin verdiği huzur ile gözlerimi kapattım.

"Size masal okumamı ister misiniz? Tabii burada masal kitabı olduğunu sanmıyorum ama uydurabilirim."

"Çok iyi olur. Saçımı da okşar mısın? Yani rahatsız olmazsan. Ben biraz çocukluğumda hiç yaşamadım da böyle bir an. Daha fazla büyümeden yaşamak isterim."

"Siz yeter ki isteyin efendim."

Bir eliyle saçımı okşarken bir yandan da bana masal uyduruyordu.

"Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde minik bir kız çocuğu varmış. Çok soylu bir aileden gelmiş meydana. Yine bir gün bahçelerindeki çiçeklerin içerisinde koşarken karşısına bir kız çocuğu daha çıkmış. Kızın yanında annesi de varmış. Minik kız yanında annesi olmadığı için çok üzülmüş. Annesi aylardır şehir dışındaymış çünkü. Günler boyu ağlamış minik kız. Bir gün penceresinden dışarı bakarak gökyüzünü izlemiş. Ve bir yıldız kaymış. Bunu bir fırsata çevirip hemen dilek dilemiş minik kız. 'Annem geri gelsin.' demiş minik kız. Fakat annesi geri gelmemiş. Dereye dileklerini yazdığı kağıdı atmış ancak yine olmamış. Bir gün bir adam gelmiş minik kızın yanına. Neden ağladığını sormuş. Minik kız annesinin dönmesini istediğini ancak asla geri gelmediğini söylemiş. Adam annesini ona geri getireceğini söylemiş. Kız sevinçle odasına gitmiş. Aylar geçmiş ama ne adam gelmiş ne de annesi. Üç ay sonra bir elma ağacının gölgesine uzanmış minik kız. Adam kolunda bir kadın ile gelmiş yanına. O kadın annesiymiş. Adamın kim olduğunu sormuş. Aslında öyle bir adam yokmuş. Minik kız annesine duyduğu özlemden dolayı garip garip şeyler görmeye başlamış. O annesiyle gezen kız ile karşılaşmış tekrar. Aslında onun annesinin de gittiğini ama uzun zaman sonra geri geldiğini söylemiş. Minik kız kimin getirdiğini sormuş. Karşısındaki kız ise babasinin getirdiğini söylemiş. Ancak babası uzun zaman önce ölmüştü. Minik kız biraz daha hatırlamaya çalışmış annesini getiren adamı. O adamın da aslında babası olduğunu hatırlamış. Daha sonra o adam uzun bir seyahate gitmiş. Kız ise eve girdiğinde babasını evde görünce çok şaşırmış. Meğerse annesinin aslında iki tane eşi varmış."

Ve gülümseyerek uyudum.

Birkaç saat sonra boğazım kuruduğu için uyandım. Altay telaşla bana baktı.

"Ne oldu efendim? Bir şey mi istiyorsunuz?"

"Yalnızca su içeceğim. Kendim alabilirim."

"Peki efendim."

Suyumu içip geri geldim. Yatağa tekrar yattım.

"Uykun geldiyse gidebilirsin. Senin o harikulade masalından sonra rahat rahat uyuyabilirim."

"Yok efendim iyiyim ben böyle."

"Keyfin bilir. Uykun gelirse yat ama. Yarın okula gitmeliyiz."

O hiç pozisyonunu bozmadı. Ben de eskisi gibi kıvrılıp yattım. O hâlâ oturur pozisyondaydı.

Uyudum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.