Daha fazla bir şey söylemedim. Ağzıma bir parça ekmek atıp odama çıktım. Ve kapıyı kilitledim.
Yere oturdum. Ve telefonumu elime aldım. Bir sürü mesaj gelmişti. Beni bir gruba eklemişlerdi.
...
0533*******: bence orda bulusmayak
0542*******:nerde peki
0557*******: melek eczanenin arkası olur ya
0533*******:evet evet olur
0548*******: hepimiz bembeyaz giyinelim ve kirlenelim diebcidbchdbbc
0568*******: çocuk musun?
0542*******:tamamdır herkes beyaz kıyafetlerini giysin yarın etkinliğe gitmeyenlerle orda bulusalimm
Feride (Siz): arkadaşlar kimsiniz?
0568*******: etkinliğe gitmeyenlerle bir buluşma hazırladık. Ayşe ben.
Feride (Siz): ben gelmeyebilirim arkadaşlar
0557*******: niye annen mi kızar?
Feride (Siz): hayır canım soyuma yakışmaz. Uzatmalayim bu konuyu da. Geleceksen haber veririm.
0548*******: tamam tamam şaka yaptık, kızma hemen
Ben telefonu geri komodinin üzerine bıraktığımda kapı çaldı. Ayağa kalktım ve arkamı silkeledim. Daha sonra kapıya koydum bir elimi. Bir elimi de duvara. Ve karşı tarafa seslendim.
"Kimsin?"
"Benim efendim." dedi Altay.
Kapıyı açtım.
"Buyur, noldu?"
"Efe Bey aşağıdaki kağıtta yazılanları bugün yapmanızı söyledi. Daha doğrusu hergün..."
Kafamla onaylayıp aşağıya indim. Bu ceza çok can sıkıyordu.
"Hatice abla kağıt nerde?"
"Merdivenin yanında Feride kızım."
Merdivenin yanındaki sehpaya baktım. Orada katlanmış uzun bir kağıt vardı. Açtığımda gözlerime inanamadım. Gerçekten bunları bugüne sığdırmam mı gerekiyordu? İmkansız!
"Oha!" dedim şok içerisinde.
"İlk görev kahvaltı. Onu geçtik. İkinci görev bulaşık. Hatice abla bulaşıklar duruyor mu?"
"Yok kızım yıkadık biz."
"Tamam. Üçüncü görev pirincin taşını ayıklamak. Ne kadar peki? Dur yanında yazıyor. 4 kilo mu? Kim geliyor ya? Hatice abla siz hergün yapıyor musunuz bunu?"
"Hayır, demekki tam bir ceza olması için fazla fazla yazmış. Gel kızım ben sana göstereyim."
Mutfağa gittim Hatice abla ile beraber. Bana 4 kiloluk pirinci gösterdi. Ve ne yapacağımı uygulamalı olarak anlattı. Sıkıla sıkıla sandalyeye oturdum ve başladım ayıklamaya. Yarım saat sonra bir kısmı bitmek üzereydi. Efe abim geldi. Eliyle tepsinin altından vurdu. Hepsi karıştı. Ne yapıyordu?
"Abi ne yapıyorsun? Tam bitmişti!"
"İlk önce sesini alçalt. Sonra en baştan yap."
Sinirle ayağa kalktım. Tepsiyi tezgaha bıraktım. Hatice ablanın yanına gittim.
"Hatice abla, taşlar çok küçük. Bence elekten geçirsem düşerler. Ona göre bir süzgeç falan var mı?"
"Çok mantıklı! Buyur kızım." Teşekkür edip taşları tepsiye düşürdüm. Kalan pilavı da parça parça tencereye koydum. Efe abim geldi tekrardan.
"Eee, yapsana?"
"Bitti bile."
"4 kilo? Hepsi mi?"
"Evet. Buyur bak."
Yanıma yaklaştı. Pilavlar baktı. Eline aldı. Aralarına baktı. Geri tencereye döktü. Şaşkın şaşkın çıktı mutfaktan. Ben ise hiç yorulmadan işi bitirmiştim. Kağıdı alıp diğer ise baktım.
"Hizmetlilerin öğle yemekleri yapılıp servis edilecek."
Hatice abla yanıma geldi.
"Yemekler hazır. Tencereden tabaklara koyup o büyük tepsi ile getirirsin bizim odamıza. Herkes çoktan gitti. Ben de gideyim."
Aslında kendileri alıp götürür ve yerlerdi. Ancak Efe abim herkese sorup neyi kimin yaptığını öğrendiği için ben yapmak zorundaydım.
Bu seferkinde bir şey yoktu. Altı üstü yemek götürecektim.
Yemekleri tabaklara koyup tepsi ile götürdüm hizmetlilerin odasına. Kapıyı çaldım. Ve içeri girdim. Kapı sadece hizmetlilerin çalması için değildi. Herkes çalmak zorundaydı. Bu heryerde böyle. İçerden gelmemi söylediler. Herkesin odası ayrıydı. İlk önce hanımların odasına girdim.
"Afiyet olsun." dedim tabakları masaya koyarken.
"Zahmet oldu ama biliyorsun Feride kızım."
"Yok yok, hiç önemli değil. Altı üstü yemeklerinizi getirdim. Ne var bunda?"
Hepsi teşekkür edip gülümsediler. Ardından erkeklerin odasına girdim. Daha önce abilerim hariç kimseye hizmet etmemiştim. Bu utanç verici geliyordu bu yaştan sonra. Çünkü ömrüm boyunca yapmadım böyle bir şey.
"Afiyet olsun." dedim tabakları koyarken. Hepsine gülümsedim. Altay hariç. Onlar da bana gülümsedi. Altay ise anlamaz şekilde baktı.
"Efendim sıcak!"
"Alışkınım ben Altay." dedim.
"Feride Hanım çok sıcak ve çok soğuk ellemeye alışkın. Çocukluğundan kalma. Hep olur. Ceza olarak." dedi yanındaki adam. Adını tam hatırlamıyordum.
"Tekrar afiyet olsun beyler."
"Çok sağ olun efendim." dedi hepsi bir ağızdan.
Elimde tepsiyle kapıyı açtım. Karşımda Efe abim duruyordu. Başımı eğip ona bakmadan yanından sıyrılıp gittim. Mutfağa bıraktım. Bundan sonraki görev akşam yemeği olduktan sonraydı. Akşam yemeğini hazırlamayacaktım. Yehuuuu! Kendine gel Feride! Mal mısın kızım sen? Sen iyice kendin olmaktan çıktın! Feride Korhan'sın sen! Ama o da Efe Korhan... Yani bu konuşma iptal! Kendimle konuşuyordum zaten ama neyse.
Odama çıktım. Kapıyı kilitledim. Kollarıma baktım. Yaralarım hâlâ çok kötü görünüyorlardı. Ama yavaş yavaş kapanmışlardı.
Ben kollarıma bakarken telefonum çaldı.
"139 cevapsız arama... 1 arama daha... Artık 140 cevapsız arama. Arayan numara bana neden tanıdık geliyor?"
Numara 0533******* idi. Beni neden aradı ki bu kadar çok.
"Alo?" dedim kim olduğunu merak ederek.
"Sonunda açtın Feride! Buluşabilir miyiz?"
"Ne diyorsun sen? Kimsin? Delirdin herhalde."
"Delirmedim. Kim olduğumu boşver görünce anlarsın. Ama sana anlatmam gereken şeyler var."
"Gerçekten çok mu önemli?"
"Evet..."
"Çok uzun sürerse olmaz ama."
"Ya çok kısa gel hadi."
"Tamam, nereye?"
"📍*Konum. Bekliyorum."
Telefonu kapattım. Konuma baktım. Yakındı buralara. Kimseye haber vermeden çıktım. Ama kapının önünde Altay ile karşılaştım.
"Nereye efendim? Götüreyim ben sizi."
"Gerek yok. Bir arkadaşım ile buluşacağım. Merak etmesin kimse, akşam ezanından önce evdeyim."
"Efendim bebek misiniz siz? Akşam ezanından önce evdeyim ne demek?"
"Sen bilmezsin, bir ara akşam ezanından sonra gelmiştim. Ve 40 gün 40 gece boyunca aralıksız azar işitmiştim."
Şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Bir süre bana öyle bakınca işaret parmağım ile gülerek çenesini kaldırdım.
"Sinek kaçmasın." dedim ve gülerek attığı konuma doğru ilerledim.
Biraz daha ilerledikten sonra sağ taraftan birisi seslendi bana. Yüzü çok tanıdıktı. Keşke öğrenebilsem artık kim olduğunu.
"Feride! Gel gel burdayım." dedi çok bağırmadan. Sağıma baktım. Yanına doğru ilerledim.
Ellerimi tuttu. Geri çektim ama inatla ve sıkı sıkı tutunca geri çekemedim. Gücüm yetmedi.
"İlk önce kim olduğunu söyle."
"Koray ben. Sınıfa yeni gelen."
"Tamam şimdi önemli olan şeyi söyle."
"Söylemeden anlatacağım."
"Nasıl yani? Sokağın ortasında sessiz sinema mı oynayacaksın?"
"Saçmalama Feride! Aynen şöyle anlatacağım." Cümlesi biter bitmez dudaklarım başka bir dudak ile sarıldı. Uzun süre kaldılar öyle. Dudaklarımı ilk ayıran ben oldum.
"Sen kafayı yemişsin. Allah belanı versin. ALLAH TÜM SÜLALENİN BELASINI VERSİN! ORUSPU ÇOCUĞU! İnşallah ıslak banyo terliğine çorapla basarsın. Ne yaptın farkındasın değil mi?" Ve susturmak için tekrar dudaklarıma yaklaştı. Ama anında özel bölgesine tekmeyi bastım. O da orasını acıyla tutarak geriye doğru bir kaç adım attı. Bende geriye doğru bir kaç adım attım. Ardından etrafıma bakındım telaşla. Çünkü birisinin bizi görmemiş olması gerekiyordu.
Koşarak eve gittim. Nefes nefese kalmıştım. Kapının önünde kimse yoktu. Biraz soluklandım. Ve kapıyı çalmak için sağ yumruğumu kaldırdım. Ancak daha eklemlerim kapıya değmeden bir ses geldi arkamdan. Telaşla gözlerim büyüdü. Çünkü arkamdaki kişi beni takip etmiş olabilirdi.
"Ben size anahtar vereyim, efendim." Cebinden anahtarını çıkardı. Ve bana uzattı. Belli etmemeye çalıştım. Elim dudağıma gitti ilk önce. Sonra hızlıca elimin tersiyle dudağımı silip anahtarı aldım.
"Teşekkürler, Altay."
Anahtarla kapıyı açtım. Beni gören kimse olmadı eve girerken. Altay'dan başka yani.
Hızlıca merdivenleri çıktım. Son basamakta omzumda bir el hissettim. Korkuyla yutkundum.
"Sizinle biraz konuşalım. Odanızdaki balkona çıkalım." Cevap vermeden son basamağı da çıkıp odama girdim. Altay'ın da girmesini bekledim.
O da girdim ve kapıyı kilitledi. Yüzünde en ufak bir mimik bile yoktu. Sanki annesi gözünün önünde öldürülmüş bir çocuk gibiydi. Artık hiçbir şey umrunda değil gibi.
Ya da sevgilisini en yakın arkadaşı ile öpüşürken görmüş gibi. Neler olduğunu anlamak istiyordum.
"Sana bir şey mi oldu?"
"Hayır," dedi ve kafasını iki yana salladı. "Ama size oldu..."
"Ne oldu?" dedim telaşla bir adım geri giderek.
"Balkona çıkalım."
Balkon kapısını benim için açtı. Ve sertçe kapattı.
Balkon filtreli camlar ile çevriliydi. Benim odamdan balkonu, dışarıdan balkonu göremiyorduk. Yani burada olanlar buradaydı.
"Anlatmayacak mısın?"
"Sizi gördüm."
"Kiminle?"
"Hadi ama, salağa yatma! Koray'la!"
"Beni mi takip ettin?"
"Konumuz bu değil. Konumuz sizin..."
Sert bir şekilde lafını kestim.
"Konumuz ben ne istiyorsam o olur! Anladın mı? Şimdi bizi takip edip etmediğini söyle."
5 saniye boyunca konuşmadı. Ve etrafına bakındı.
"SANA SÖYLE DEDİM!"
"ETTİM! Sizi takip ettim! Çünkü Efe Efendi öyle istedi. Benimle bir ilgisi yok yani."
"O zaman niye suratın asık?"
"Sizi gerçekten ilgilendiriyor mu?"
"Evet. Benim çalışanımsan ilgilendirir."
"Ben sizin değil abinizin çalışanıyım."
"Abim böyle şeyleri önemsemez. Anlat."
İki koltuk ve bir sehpa vardı. Oturduk. Karşılıklı bir şekilde uzun süre bakıştık.
"Sizi öyle görünce kötü hissettim kendimi. Terkedilmiş hissettim."
"Neden? Sevgilim olsan neyse ama biz seninle hem iş hem de okul arkadaşından ibaretiz."
"Öpüşüyordunuz. Nasıl hissetmem gerekiyordu?"
"Anısı falan mı var? Birisini mi hatırlattık sana? Hem ben öpüşmeye gitmedim. Onu adını öğrenene kadar tanımıyordum bile. Bana önemli bir şey anlatacağını söyledi. O yüzden gittim. Ona karşı bir hissim yok. Kimseye bahsetme bu durumdan."
"Neden?"
"Biz de aşık olmak yasak. Eğer belirli bir yaşa kadar bekar kalırsan ailen sana eş bulur. Eğer birisini seversen ikisine de ağır işkenceler edilir. Sorgulama."
"Sorgulayacağım. Neden böyleler?"
"Saçma inançları var çünkü. Ben Müslümanlığımı bile gizli yaşarım. Kapanamazsın da mesela. Bütün baş örtülerini yırtıp yakarlar. Çünkü bu ailedeki tek müslümanlar Efe abim, Emre abim, İpek ablam ve ben. Annem ile babam Hristiyan. En küçük kardeşim Sinem, Alp abim ve Caner abim Ateist. Gerçekler dinler ailesi gibiyiz!"
Kendini tutamayıp bir kahkaha patlattı Altay.
"Kusura bakmayın efendim. Son cümlenize dayanamadım."
"Sorun yok Altay. Şimdi söyle. Bu durumdan birisine bahsedecek misin?"
Konuşmadı. Hızlıca karşı koltuğa yani yanına oturdum. Ona döndüm ve ellerini tutarak konuşmaya başladım. Ama ellerini tuttuğumun farkında bile değildim. Ben birisinden ısrarla bir şey isterken hep elini tutarım da refleks olarak. Ondan.
"Bak lütfen söyleme. Ben Efe abim hariç kimseye yalvarmam. Beni o duruma sokma. Bir şey söyle Altay! Susma. Öldürürler beni... Sen dürüstlük derdindeyken benim sebebim olursun! Bunu o aklına sok anladın mı?"
Kapı yumruklandı. Sanki birisini canlı canlı kesiyorlardı ve kapıyı yumrukluyor gibiydi. Şu ara çok cinayet filmi izliyorum kusura bakmayın. Hep kötü örnekler veriyorum bu yüzden.
Hızla kapının kilidini açtım.
"Abla noldu? Biri mi öldü?"
"Hayır, daha fena. Toplantı yapılacak. Eğer birisini seviyorsan veya sakladığın herhangi bir şey varsa sakın söyleme. Tamam mı? Hepimizin var çünkü. Efe abim hariç hepimiz bir şeyler gizliyoruz ve hep birbirimizi destekleyeceğiz. Hadi gel."
"Tamam tamam. Of! Allah'ım sen bizi koru!"
Ablam kolumdan tutup hızla Efe abimin üst katındaki toplantı odasına götürdü beni. Toy da diyebilirdik.
Altay ise merak içerisinde peşimizden koştu.
Neredeyse 10 saniyede gelmiştik.
"Herkes geldi mi?" dedi Efe abim.
"Geldi efendim." dedi Murat.
"O zaman ben de toplantıyı başlatıyorum."
Fırtına öncesi bir sessizlik oluştu.
"Anne, bugün nerde ne yaptın? Rapor ver."
"Iııı... Pazara gittim. Fasulte, patates, soğan, biber, havuç, salatalık, limon, kayısı, muz aldım. Ordan markete gittim. Süt, yumurta, un, hazır çorba, vanilya, yemek kreması, börek, pirinç, mısır nişastası, ketçap, hardal, tavuk, yoğurt aldım. Daha sonra eski komşumuz Neriman teyzene gittim. İki buçuk saat orda lafladık. Sonra alışverişe gittim. İki elbise, bir gecelik, üç ayakkabı, bir çanta, bir saç düzleştirici, iki takım bigudi, 7 tane 6'lı küpe, 4 tane de yüzük aldım çakmalardan. Daha sonra geldim babanla benim odamızı süpürdüm. Sonra mutfakta hanımlara yardım ettim. Bu kadar."
"Maşallah valla dolu dolu yaşamışsın. Babam zaten yok. Emre. Rapor ver."
"Futbol sahasına gittik. 3 saat maç yaptık. Ordan kahve içmeye kafelere gittik. Sonra eve geldim. Duş aldım. Bilgisayar baktım. Çizim yaptım. Kızmazsanız bir şey daha yaptım."
"Ne yaptın?"
"İbadetimi yerine getirdim."
"Ben de Müslüman'ım Emre. Kızmam."
"Sağ ol abi."
Caner abime döndü.
"Rapor ver Caner."
"Abimle futbola gittim. 3 saat dediği gibi maç yaptık. Ordan eve geldim ben direkt. Duş aldım. Odamı temizledim. Yeni bir şarkı yazdım. Melodisini ayarladım. Adını falan buldum. Sonra abimle çizim yaptık. Kargoları şubeden almaya gittim. Bu kadar."
"Alp?"
"Futbola gittim bende. Sonra eve geldim duş aldım. Kafeye gittim Emre abim ile. Ordan basketbol turnuvasına katıldım. Yeni film çıkmıştı. Sinemasına gittim. Smokin aldım 3 tane farklı farklı. Daha sonra arabayı tamire götürmüştüm onu aldım geldim."
"Tamamdır. İpek?"
"Tenis maçım vardı ona gittim. Sonra geldim duş aldım. Hanımlara yardım ettim. Yürüyüşe gittim. Kızlar ile kafeye gittim. Dolapları en baştan düzeltip dizdim. Bu kadar."
"Feride, sen anlatma. Seninki biraz uzun sürecek sen en son anlatacaksın."
"Ben anlatayım mı abi?" dedi Sinem.
"Yok. Sende anlatma."