İçeriğe geç

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 5 · 7 dk okuma

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 5

İş

Onlar gittikten sonra kollarıma baktım. Her yerimden kan akıyordu.

Altay elini uzattı kalkmam için.

"Bu sefer gerçekten yardıma ihtiyacın var. Kolların kendini kaldıramaz."

Uzattığı elini tutup ayağa kalktım.

"Bu sefer gururuma yenik düştüm. Ve haddimi fazlasıyla aştım. Cezamı çekeceğim."

"Ben sizin yanınızda işe girmek istiyorum."

"Ne?"

"Araya sıkıştırayım dedim. Ama evet. İstiyorum."

"Emin misin? 4 sene boyunca sana da işkence edecekler." dedim korkuyla.

"Asaletini koru. Kendinize gelin Feride Hanım. Şimdi sınıfa dönelim."

"Burdan geriye dönüş yok. Sen işe girersin yine. Ama ben sınıfa geri dönemem."

Üstüne daha fazla konuşmadık. Müdürden izin kağıdı alıp öğretmene verdim.

"Beni bırakır mısın?"

"Anlamadım? Tutmuyorum zaten."

"Eve bırakır mısın diyorum salak!"

"Heee, bırakırım tabiki."

Altay beni motoru ile eve bıraktı. Benimle birlikte içeri geldi.

"Efendim özür dilerim size sormadan geldiğim için. Ama Feride... Yani Feride Hanım kabul edince geldim."

"Ne istiyorsun?" dedi Efe abim.

"Beni işe alın. Hangi pozisyon olursa olsun."

"Seni niye işe alayım? Ayrıca burayı bir şirket mi sandın?"

"Efendim paraya ihtiyacım var. Çok sıkışık durumdayım. Ailemle kavgalıyız. Onlar da bana para vermiyor. Herkes "tecrübe" diyor başka birşey demiyor. Ama kimse işe almayınca da bir tecrübem olmuyor. İstediğinizi yapın bana. Ama iş bulun, yapayım."

"Tamam tamam. Çok yalvarma lüzumu yok. Hemen de kendini bırakma koçum. Dik dur biraz. O zaman sana çok güzel bir pozisyon bulalım. Geç salona. Oturup konuşalım biraz."

Heyecanla gülümsedi Altay. "Tamam efendim."

"Ben odama gidiyorum o zaman. Cezayı söylemek için çağırırsınız."

"Gitme. Sende dikil az ötede. Belki seni de ilgilendiren bir şey olur." dedi Efe abim bir şey ima etmeye çalışarak. Ama ben neyi ima ettiğini anlamadım.

Merdivenin salona yakın yerinde dikilip onları dinledim.

"Gel oturalım delikanlı. Adını açıkla." Adını söyle demek yerine açıkla derdi abim.

"Adım Altay, efendim."

"Altay. Güzel isim. Her neyse, ne kadar istiyorsun?"

"Çok istemem merak etmeyin. Ama herşeyden önce ne iş yapacağımı söylerseniz sevinirim."

"Sen Feride ile ilgileneceksin."

"Tövbe haşa efendim! O nasıl laf?"

"Oğlum, hemen yanlış anlama sen de! Koruma, şövalye, asistan... Bunun gibi birşeyi olacaksın. Bir an bile yanından ayrılmayacaksın. Eğer ters bir şey yaparsa bana gelip gün sonunda söyleyeceksin. Hatice Hanım sana bir oda hazırlasın. Şimdi söyle. Ne kadar istiyorsun?"

"Ayda 2 bin kâfi. Çok bir zorluğu olacağını sanmam."

"Olmaz öyle. Ayda 40 bin teklif ediyorum. Emin ol işe başladıktan 2 gün sonra daha fazlasını talep edeceksin."

"Ama efendim..." Abim sertçe lafını kesti.

"O zaman, hayırlı olsun Altay. Yarın sabah ezanı ile gelirsin eve. Hatice o saatte uyanık olur. Kapıyı açar sana."

"Çok sağ olun efendim! Size borcumu ödeyemem." dedi ve eğilip elini öpmeye çalıştı. Abim ise elini kaldırdı. O da saygıyla evden çıktı.

"Cezanı şimdilik kaldırıyorum. Sen Altay denen çocuğa dua et."

"Çok sağ ol abi."

Odama çıktım. Üzerime her zamanki uzun mor elbisemi giydim. Korsemi taktım. Yakama taktığım siyah takma yakayı da geçirdim elbiseye. Ardından takılarımı çıkardım. Sadece büyük büyük teyzemden kalan kolyemi taktım. Renksiz bir orkide vardı kolyede. Çok zarifti...

Su içmek için aşağıya indim. Caner abim oradaydı.

"Rahatlamışsındır."

"Anlamadım abi, niye rahatlayacaktım ki?"

"Kendi elbiseni giyince rahatlamışsındır diyorum!"

"Okulda bunu giyecek değilim abi."

"Bu arada kollarına bakabilir miyim?"

"Niye?" dedim belli etmemeye çalışarak.

"Sen biliyorsun..." dedi. Kollarımı uzattım istemeden. Elbisenin kolunu nazikçe sıvadı. Alt dudağını ısırıyordu bana acıyarak bakarken.

"Çok acıyor mu güzelim?"

"Hayır." dedim yalan söyleyerek. Çünkü canım hiç bu kadar acımamıştı.

"Canın daha önce hiç bu kadar acımamıştır. Yalan söyleme."

"Acımıyor abi... Ben su içip odama gideceğim. Bir şey istiyor musun?"

"Evet. Aslında bir şey merak ediyorum. Onu soracaktım. O çocuk niye bizim evimizdeydi?"

"Adı Altay bu arada. O iş varsa az bir para karşılığında girmek istedi. Abim de bana koruma yaptı. Yani koruma derken asistan gibi bir şey. Ama abim için çalışacak. Benim için değil. Ters bir şey yaparsam gün sonunda abime yetiştirecek. Ve burada kalacak. Hatice abla ona oda hazırlıyor şuan."

"Tamamdır. Merak ettim sadece."

"Tamam abicim."

Suyumu içip odama çıktım. Kitabıma devam ettim. 3 saat boyunca okumaya devam ettim. Beni 3 saat sonra durduran şey ise akşam yemeğiydi.

"Sofra hazır Feride Hanım." dedi Hatice abla.

"Hatice abla lütfen bana "hanım" deme. Benden yaşça büyük birisi olarak bana hizmet ediyorsun, seviyorsun beni biliyorum. Bende seviyorum seni. Ama bana öyle hitap etmen beni utandırıyor. Şu yaşımdayken kaç yaşındaki kadına "hanım" dedirtmek..."

"Tamam Feride kızım. Anladım. Sofra hazır. Gel hadi."

"Geliyorum." Kitabın kaldığım sayfasına ayracını koydum. Aşağıya indim. Efe abimin inmesini bekledik. Herkesten sonra gelip aşağıya indi. Oturdu.

"Oturabilirsiniz."

Herkes oturdu. On dakika geçti aradan. Efe abim konuşmaya başladı.

"Feride."

"Efendim abi, buyur."

"Ceza hakkında biraz düşündüm..."

"Verecek misin?"

"Vericem. Ama bize göre daha hafif, sana göre daha ağır bir ceza vereceğim. 40'lık cezadan iyi mi kötü mü orasını sen bileceksin."

"Efe abi söyle hadi. Çatlayacağım ama."

"Yarından itibaren Hatica abla ne yapıyorsa hepsini sen de yapacaksın. Tek fark o bunu iş olarak yapıyor. Ama sen ceza olarak... Ne zaman biteceğini benim keyfim bilir. Şimdi yemeğine devam et."

"Okulum?"

"Okula gideceksin elbet. Okulda değilken yapacaksın."

"Deneyimim var ama. El bebek gül bebek büyütülmedim ben. Bu yüzden çok zorlanmam."

"Sadece bize değil... Bizim hizmetlilerimize de hizmet edeceksin."

"Ne? Neyse. Onlar yapıyorsa ben de yaparım..."

"Yapacaksın zaten."

Daha fazla konuşmadım. Yemeğimi yedim düşüncelerimin içinde. İlk kalkan ben oldum.

"Efe abi ben odama gidiyorum. Sizlere afiyet olsun."

Başım yerden kalkamıyordu. Bunun sebebi acizlik değildi tabii. Bunun sebebi düşüncelerimin ağır gelmesiydi. Ve telefonumdan bir ses geldi. Düşüncelerimden birisiydi bu ses. Mesaj gelmişti. Her gece gelen mesaj.

0539*******: biraz sohbet etmeye ne dersin?

0539*******: cevap versene aloooo

Feride (Siz): ne var söyle artık

0539*******: tanisak ya sadece

Feride (Siz): ben senin bildiğin insanlar gibi değilim canım

0539*******: tanissak kim olduğunu bilirdim

Görüldü

Telefonu elimden bırakıp yatağa girdim. Düşünceler eşliğinde uykuya daldım.

Sabah uyandığımda kapımda bekleyen birisiyle karşılaştım. Merakla kim olduğuna baktım. Tabikide Altay'dı.

"Ne yapıyorsun?"

"Burada beklememi söylediler efendim."

"Tamam. Ama artık beklemene gerek yok."

"Niye?" dedi işten atıldığı düşüncesi ile.

"Korkma hemen. Ben uyandığım için seni burada tutan bir şey yok."

"He öyle, doğru. Buyrun efendim." dedi ve kollarıyla merdivene dönük bir şekilde bana yol verdi.

"Üstümü değiştirmem lazım. Giyinme odasının kapısında duruyorsun. Merdivenden in ve beni bekle."

"Tamam efendim." Kapının önünden çekilip aşağıya indi.

Bugün mavi elbisemi giyecektim. Her zamanki gibi pijamalarımı çıkardım. Boy aynasının karşısına geçip üstteki üç düğmeyi ilikledim. Siyah korsemi taktım. Yakama taktığım siyah takma yakayı da geçirdim elbiseye. Ardından gümüş halka küpelerimi taktım. Ayakkabı olarak kalın topuklularımı giydim. Kısa olduğu için rahatlıkla yürüyebiliyordum.

Saçlarımı topuz yaptım ve elimi yüzümü yıkadım. Ardından jel ve bir makine ile yıkadım pürüzsüz olması için.

Fondöten kullanmıyordum bu yüzden. Günlük makyajımı yaptım ve aşağıya indim.

"Niye okul kıyafetlerini giymedin?" dedi Alp abim.

"Abi okulun son haftaları. Gitmek zorunda değilim."

"Bilgiç bilgiç konuşmaya başladı yine! Ayrıca sabah sabah ne makyajı? Babam gördüğü zaman ne der düşündün mü?"

"Makyajın saati mi olur? Ayrıca rimel, ruj, göz kalemi var. Buna bir şey derse onun sorunu."

"Ne yaparsan yap!"

Annem geldi salona. "Babanız bugün kahvaltıya katılamayacak. Çünkü evde değil. Arkadaşlarıyla erkenden çıkmış." dedi.

Abime şeytani bir gülüş attım. O ise gıcık olmuş şekilde bana bakıyordu. Annem bahçeye çıkınca abime baktım. Kavgada laf yemediğim için gururla bacak bacak üstüne atıp sırıttım. Abim ise aniden doğrulup el kol hareketleriyle konuşmaya başladı.

"Höst! Deli midir nedir abin var burda!"

"O zaman odana çıkabilirsin abicim." dedim gıcık etmeye çalışarak.

"Bir koyarım sana!"

"Koysana!"

Arkadan merdivenin başında bekleyen Altay ses çıkardı.

"Öhm öhm! Feride Hanım, abiniz haber bekliyor." dedi uyararak. Bu sefer abim gururla yerine oturup bacak bacak üstüne attı. Karma resmen!

Efe abim geldi aşağıya. Herkes ayaklandı. Burada olmayanlar ise buraya geldi koşarak. Hepimiz yemek masasının başına toplandık. Efe abim onay verdi. Hepimiz oturduk. Görevlilerin hepsi sıraya dizildi. Normalde onlarda odalarında yemeklerini yerdi. Altay'da benim gibi şaşkındı. O da diğerlerine uyup sıraya dizildi.

Efe abim oturmamıştı.

"Oğlum neler oluyor?" dedi annem.

"Kahvaltıyı kim hazırladı Feride?"

Eyvah! Unutmuştum. Benim yapmam gerekiyordu.

"Tekrar soruyorum. Kahvaltıyı kim hazırladı Feride?" dedi sabır çeker gibi.

"Hatice abla, Selin abla ve Murat abi." dedim başım öne eğik bir şekilde.

"Peki kimin yapması gerekiyordu?"

"Benim..."

"O zaman yapacaktın Feride! Şimdi burda ağlama! Defol! Kahvaltı yapmayacaksın!"

"Ama abi..."

"Kararım kesin. Yemeyeceksin."

"Abi unutmuşum, olabilir. Alışkın değilim ben. Ama izin ver karnımı doyurayım."

"Eğer izin veriyor olsaydım seni sofradan kovmazdım! Şimdi kaldığın yerden cezana devam et. Ve akşam yemeği için hazırlıklara başla."

"Abi daha çok erken." dedi Emre abim.

"Emre kapa çeneni!" dedi ona dönüp.

Ayağa kalkıp gözyaşımı tutmaya çalışarak mutfağa gittim. Kapıdan girdiğim an sağdaki köşe dolabına yaslanıp ağlamaya başladım yerde.

Ardından Altay geldi.

"İyi misin? Ben size birşeyler hazırlayayım." diyerek ayağa kalktı ve buzdolabına doğru ilerledi.

Bende ayağa kalkıp gözyaşımı silerek "Gerek yok! Yine de teşekkür ederim. İştahım kaçtı." dedim.

O ise beni dinlemedi. Dolaptan birşeyler çıkardı. Ben de ona doğru ilerledim. Omzuna dokundum. Ve o sırada ayağım kaydı ve yere düşüyordum. Ama düşüyordum. Düşmedim. Çünkü Altay hızlı bir refleks ile beni tutmuştu. Çok yakındık. Nefesini tenimde hissediyordum. Neredeyse öpüşecektik. Yaklaşık 10 saniye boyunca öyle durduk. İlk hareket eden ben oldum.

"Kusura bakma."

"Siz kusur olarak düşünmeyin efendim. Ufak bir hata. İnsanlık hatası. Olabilir."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.