İçeriğe geç

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 4 · 7 dk okuma

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 4

Efe

Uyandım. Hızlıca birşeyler atıştırdım mutfaktan. Dişlerimi fırçalayıp giyinmeye başladım. Bugün etkinlik vardı. Herkes serbest gidecekti. Ama elbise giyemezdim. Peki ya ne giyecektim?

Bir crop buldum dolapta. Çok nadiren gideriz böyle şeyleri. Ama ben kıyafetimi kamufle ederek sürekli giyiyorum istediğimi. Beyaz crobumu ve mavi kotumu giydim. Üzerime de gri bol ceketimi aldım. Klasik kombin işte. Saçlarımı tepeden topladım. Çantamı ve cüzdanımı alıp kimseye birşey söylemeden okula gittim. Zaten herkes uyuyordu.

Bir motor geldi kapıya. O çarpıştığım çocuktu.

"Atla."

"Tamam."

Kabul etmemin sebebi yürümeye üşenmemdi.

"Nereye?" dedik aynı anda.

"Simsim Koleji." dedik yine aynı anda.

Arkasına döndü. İkimizin kafasında da kask vardı. Öndeki camı ilk açan ben oldum. Ardından o açtı.

"Cidden mi?" dedi.

"Evet." dedim.

Şaşkınlıkla okula gittik. Kapının önünde herkes bizi bekliyordu. Ama niye? Motordan inerken o çocuk kankalarından birisinin elini tutarak indi. Selamlaşma olarak tuttu tabikide. Ardından elini bana uzattı.

"Ben senin aksine kendim inebiliyorum." dedim elini tutmadan.

Sınıfa doğru ilerledim. Yeni gelen öğrenci grubunu çok merak ediyordum. Arkadaşlarımın yanına gittim.

"Melek naber?"

"İyidir gülüm senden?"

"İyi bende kankoş. Mert'o, seni sormalı asıl. Nasıldı manita? Pamuk şeker aldırıp seksek oynamak istedi mi?" dedim dalga geçerek.

"Bir şey söyliyim mi? Gerçekten öyle oldu. Kız 11 yaşındaymış abi! Kız bana abi diyo, bende kızım dedim ona yani. O yüzden pek manita sayılmaz."

"Bence ilerde çok farkedilmez ya aradaki yaş." dedim yine dalga geçerek.

"Feride yapma gözünü seveyim!"

"Tamam tamam sustum." dedim gülerek.

Hoca girdi sınıfa. Yanında da yeni öğrenciler vardı. 4 kişi gelmişti. Üçü erkek birisi kızdı. Kız da tam yavşak tiplerdendi. Oğlanların üçüne de bakarken alt dudağını ısırıyordu. Elleri de aşağıdan şu hareketi yapar pozisyonda duruyordu: 👉👈.

Kusucam resmen. Elini yanındaki oğlanın omzuna koydu ve cilveli bir bakış attı. Oğlan ise elini indirip başka bir yere geçti. Oh iyi oldu!

Ama bir sıkıntı vardı. Aralarından birisi o çocuktu. Bugün okula berbaber geldiğimiz.

"Bunun ne işi var burda ya?!" diye mırıldandım sessizce.

"Bana mı dedin?" dedi Mert. Onunla yan yana oturuyorduk. Ön sırada ise Melek tek başındaydı.

"Yok yok, kendi kendime konuşuyordum." dedim. Kafasını onaylarmışcasına salladı.

Herkes yerlerin geçti. O çocuk ise bizim sıraya yaslanıp kollarını birbirine bağladı.

"Ne?" dedi Mert.

"Kalk. Ben geçeyim. Tek tanıdığım kişi o. Yoksa racon kesmiyorum." dedi.

Mert sıkıla sıkıla kalktı. Çocuğa fena kıl olmuştu. Bende farksız değildim. Mert bir ön sıraya geçti. Melek'in yanına yani.

Ders başladı.

"Evet çocuklar. Yeni gelenler için söylüyorum, ben felsefe öğretmeninizim. Bugün ki konumuz aşk. İlk görüşte aşk. "Ne alakası var hocam bunun felsefe ile?" demeyin lütfen. Çünkü ben bu tarz duygulara önem veren bir insanım. Ve çok kez aşk ile ilgili konuştuk. Eğer arkadaşlarınız da izin verirse ilk önce yeni gelen arkadaşlarınıza sormak isterim. Arka sıradaki! Oğlum adın ne?"

"Koray."

"Koray, aşka inanır mısın? Ayağa kalkarak cevap ver lütfen."

Ayağa kalktı. Ellerini sıraya dayadı. Saçlarını düzeltip konuşmaya başladı.

"İnanmam hocam."

"Niye peki?"

"Aşk bana inanıyor mu? Benim ne haddime ona inanmak! Aşk yaşanan bir şeydir. İnanılan değil."

"Gayet güzel! Peki ilk görüşte aşk hakkındaki fikirlerinizi alabilir miyim?"

"Tabii hocam. İlk görüşte aşk kesinlikle doğru. İnsan anlar çünkü o kişinin kısmetinde olup olmadığını. Ama kısmetinde yoksa bile sever. Bitene kadar sever. İnsanın vazifesi değil midir sevmek? Vazgeçmek yakışmaz bir kula. İlk gördüğün an seviyorsan o kişiyi, hep seversin. Ama o kişi senin hassas noktanı bulup canını yakarsa işte o an o aşk nefrete dönüşür. Ve o ilk görüş aşk olsa bile ikinci görüş nefret olur."

"Çok güzel konuştun Koray. Ben bir kadın olarak erkeklerden ilk defa böyle anlamlı sözler duyuyorum." dedi hoca. Ardından sırıtarak konuşmaya devam etti imalı imalı. "Ben burda bir yaşanmışlık seziyorum!" dedi ve parmağını salladı gülmeye devam ederek.

Başka birisine söz hakkı verdi ve gülmeyi kesti.

"Adın ne güzelim?"

"Aleyna." dedi sesini ince tutmaya çalışarak. Eliyle saçını geriye attı. Arkadaki oğlan bundan rahatsız oldu. Onun adı Ali'ydi. Bu sınıfta mantıklı konuşan ve her kelimesine hak verdiğim tek oğlan.

"Yapma şunu! Saçın bok kokuyo! Kanalizasyondan mı geçip geldin? Ayrıca sesini inceltmeye de çalışma. Senin adına ben utanıyorum!"

Aklımı okudu valla. Sizinde aklınızı okuduğunu biliyorum.

"Terbiyeni bozma Ali!" dedi hoca. Kız utanarak kalın sesiyle konuşmaya devam etti. O an sesinden anladım. Kız dakika başı bir paket sigara bitiriyordu. O derece kötü olmuştu.

"Bu kadar sigara içme Aleyna." dedim ismini söylerken onun taklidini yaparak.

O ise yine utandı. Hoca sinirle kafasını sağa sola salladı. Cevap vermedi. Aleyna konuşmaya devam etti.

"Adım Aleyna. Aşka inanırım. İlk görüşte aşk, aşkların en büyüğüdür. Daha fazla yorum yapmayacağım."

"Tamam kanka en gizemli sensin!" dedi arkadan bir oğlan yine.

"Biz yine de zorbalığı abartmayalım değil mi Bora?" dedim arkamı dönerek. Kafasını salladı.

Hoca yine birşey demedi. Diğer oğlana geldi söz hakkı.

"Adım Ahmet Can. Aşk yaşanan bir şeydir bence de. Ama kiminle yaşadığına göre değişir. Kimileri telefonuyla veya bilgisayarı ile aşk yaşar. O derece severler. Ama gidipte karşı cinsten bir insanı sevmek çok farklıdır. Ve daha zordur. Telefon veya bilgisayar sizi yalnızca bozulduğu veya takıldığı zaman üzer. Ama insanlar hep üzer. Üzmeyeni ya da üzünce gerçekten pişman olun kendini affettirebileni bulmak zordur. İlk görüşte aşk diye birşey yoktur. Çünkü tanımadığın birisinin yalnızca dış görünüşünü seversin. Diyeceklerim bu kadar hocam." dedi ve yerine oturdu. Sıra yanımdaki çocuğa gelmiş. Adını öğreneceğim için çok heyecanlıydım. Çünkü "o çocuk" demekten yorulmuştum!

"Adım Altay. Ben aşka inanırım tabikide. İnanmıyorum diyen daha doğru kişi ile tanışmamıştır. Ve ön yargılıdır. Aşk bence kutsal bir şeydir. Öyle teknolojik aletleri sevmeye benzemez. Bir insanı sevmek kolaydır aslında. Sanıldığı kadar zor değildir. Ama bir insana aşık olmaz zordur. Çünkü aşk insana sorumluluk yükler. Bunun altından ise yalnızca gerçek sevdalılar kalkar. İlk görüşte aşk diye birşey yoktur. Çünkü arkadaşımızın dediği gibi o yalnızca dış görünüşü beğenmektir. Tanımadığınız birisine aşık olmanın imkansızdan da ötedir."

Altay konuşmaya devam ederken sınıfa birisi girdi. Sadece sesini duyuyordum. Ama hoca kapıdaki kişiyi görür görmez saygıyla öne eğilmişti. Kim olabilirdi ki?

"Lüzumu yok efendim. Eğilmeyin lütfen." Bu ses abime aitti. Efe abime aitti. O burada mıydı? Hemen ceketin fermuarını kapattım. Hoca ile abim konuşurken ben Altay ile konuşuyordum.

"Arka sıraya geç!"

"Niye?"

"Sana arka sıraya geç dedim!"

"Ne diye fısıldıyoruz?"

"Hadi!"

Altay arka sıraya geçti. Abim sınıfa girdi. Ben dahil herkes ayağa kalktı.

"Oturun çocuklar. Feride gel abim sen iki dakika bahçeye. Altına mavi kot mu giydin sen?"

"Etkinlik olduğu için kıyafet serbest. Yoksa giymiyorum."

"Ceketini aç. İçinde ne olduğunu göreyim."

"Bahçede konuşalım bunları Efe abi."

"Sana bir şey söyledim değil mi?"

Arkadan bir ses geldi. "Beyaz crop var Efe Efendi." dedi o ses.

İçimden ona sövüyordum.

Efe abimin gözleri büyüdü.

"Bahçeye gel hemen!"

Abim arkasını dönüp sınıftan çıktı. Abim çıkınca cevao veren kişiye baktım. Ahmet Can'dı.

"Allah senin belanı versin! İnşallah düğününde ceketine ketçaplı makarna dökülür!" Garip bir bedduaydı. Ama içimden geçen de buydu.

Korkuyla gittim bahçeye. Bahçenin tam ortasında dikildi. Ben de onun karşısına geçtim. Bütün okul cama çıktı. Herkes çıt çıkarmadan bizi izliyordu.

"Sen dışarda böyle mi geziyorsun? Bizim namımızı böyle mi sıradanlaştırıyorsun?"

"Hayır abi. İlk defa giyiyorum. Merak ettim sadece. Heves etmişim ne var bunda? Yaşım 8 değil ki benim."

"Evet Feride. Senin yaşın artık 8 değil. Bu yüzden böyle saçma şeylere heves etme bir daha!"

"Niye bu kadar takıldın kot giymeme ya?"

"Bizde kot giyenler ceza yer bilmiyor musun?"

"Sanki hiç ceza yemiyoruz! Bunun için mutluluğumdan, isteklerimden falan vazgeçeceğimi düşünme sakın."

"Her neyse... Ne için geldiğimi unutturdun bana ya!"

"Tahmin edeyim..."

Etkinliğe katılmamam için.

"Etkinliğe katılmamam için..."

"Doğru. Annem istemiyor."

"Annem neyi istiyor ki? Benim hoşuma giden ne varsa hepsine karşı o! Evlatlık olsam daha çok severdi. Şimdi cezam ne ise kesin. Ama ben bugün o etkinliğe katılacak ve 1 hafta boyunca tüm takımımla galip geleceğim. Sizde kına yakın!"

"Hadsiz! Sana bir tane yetmez... 40 gün 40 gece evden çıkmayacaksın. Cama bile! 2 hafta boyunca zindanda kalacaksın. Beni ben istemeden göremeyeceksin yani. 3 ay boyunca erkek sinekle bile iletişim kurmayacaksın. Abilerinle bile! Ve..." Duraksadı. 5 saniye sonra konuşmaya ben devam ettim. Abime bir adım daha yaklaştım.

"Ve 4 saat boyunca Adana güneşinin altında parmağımı bile kıpırdamadan yatacağım. Bunu söyleyecektin değil mi? Her zaman ki gibi... Hiç kimse beni beğenmesin diye cildimi, ruhumu, psikolojimi ve hareketlerimi en kötü hale getireceksiniz. Biliyor musun Efe Efendi? Aslında bizim yaşadığımız yer o kadar saçma kurallara ve cezalara sahip ki... Abilerim bara gider ve gitmelerine izin veren sensin. Ama ben okuldaki etkinliğe bile katılsam ağzıma sıçılıyor!"

"Terbiyeli ol artık! Sana bir havalar gelmiş Feride! Kim veriyo sana bu güveni? İki kere savunduk diye tepemize çıktın. Annem çok haklı. Çok yüz veriyorum ben sana. Çocuklar, şimdi Feride müdürden izin kağıdı alıp öğretmenine verecek ve ondan sonra sizinle zindana gidip duvarlara tebeşir ile 1000 kere "terbiyemi bozmayacağım" yazacak. Hadi!"

Arkasını dönüp gitti. Bende yere bağdaş kurup oturdum.

"Götürün götürebiliyorsanız!" dedim. Ardından ikiside kolumdan tuttular. Boşta olan ellerinde ise bıçak vardı. Ama meyve bıçağı değildi tabikide. Köşkün en keskin bıçaklarındandı. Kollarıma büyük kesikler atmaya başladılar. Ben her acıda kolumu geri çekiyordum.

Bu yaptıkları çok fazlaydı. Tüm okulun önünde yapılamazdı. Ardından Altay geldi. İkisini de ittirip "Yeter be! Defolun gidin burdan!" dedi sinirle. Nasıl olduysa gerçekten gittiler.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.