İçeriğe geç

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 3 · 9 dk okuma

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 3

Çarpışma

(Feride'nin Anlatımıyla)

Odama çekildim. Ve kitaplığın önünde durup gözlerimi kapattım. İlk önce okuyacağım kitap türünü seçecektim. Kağıtta yazıyordu bütün kitap türleri. Parmağım birisinin üzerinde durdu. Ardından o türle ilgili olan kitapların üzerinde elimi gezdirdim. Elimi birisine attım. Ve onu kitapların arasından zar zor çıkarıp kapağını açtım. Okumaya başladım.

Yirmi dördüncü sayfadaydım ki kapı tıklatıldı.

"Gel!" dedim. Kapıyı hizmetlilerden birisi açtı. İçeri girdi.

"Efendim, Efe Bey sizi odasına bekliyor."

"Nedenini söyledi mi?"

"Hayır efendim."

"Tamam çıkabilirsin, teşekkürler."

Kitapta kaldığım yere ayracını koydum ve kapattım. Hızlıca terliklerimi giyip Efe abimin odasına gittim. Onun odası ayrı bir evdi resmen. Bu ilk çocuk farkıydı. Onun evine hem dışardan hem de içerden giriliyordu.

İlk kata indim. Kilitli kapının şifresini girip oradan geçtim.

"90123608..." dedim kendi kendime. Karışık bir şifreydi. 8 haneli, anlamını bilmediğim o sayıyı girdim ve abimin odasına çıktım. Geldiğimi görünce ayağa kalktı.

"Beni çağırmışsın abi. Birşey mi oldu?"

"Gel kuzum gel." O asla aramızdaki sınıf farkını önemsemezdi. Her zaman bana cana yakın bir abi, arkadaş olarak yaklaştı.

"Dün gece sabaha kadar kiminle konuştun? Aktifsin gece boyu."

"Melek ile." En yakın arkadaşımdı.

"İnanayım mı?"

"İnan Efe abi. Başka kimle konuşacaktım ki?" Gerçekten Melek ile konuşmuştum. Başka kimle konuşacaktım?

"Ne bileyim belki bir sevgilin falan vardır diye sordum."

Bu tarz konuşmalardan sıkılmıştım.

"Bu tarz konuşmalardan gerçekten çok sıkıldım. Ama emin ol birisine karşı birşey hissedersem bu evde anlatabileceğim tek kişi sensin."

"O zaman sorun yok. Seni de yordum kusura bakma."

"Önemli değil abicim. Görüşürüz. He bu arada. Ben bugün alışverişe çıkacağım."

"Tamam abim çık. Akşam ezanından önce gel ama!" dedi ve güldü. Bende güldüm.

Çünkü onun bir anısı vardı.

Eğer akşam ezanından önce evde olmazsan 40 gün 40 gece aralıksız azar işitir ve sınırlı yiyeceklere sahip olursun.

Ben bunu bir keresinde yapmıştım... Ve dünyanın en kötü 40 gün 40 gecesini geçirmiştim.

Bir daha olmaması için de uyarmıştı ve bu aklımıza gelmişti.

Ben odama çıktım. Giyindim. Hazırlandım. Süsledim. Püslendim. Ayakkabılarımı giyip çıktım. Arkadaşımla ayarladığımız buluşma yerine doğru ilerledim. Yarı yolda benden hemen hemen 2-3 yaş büyük birisiyle göz göze geldim. Bir erkekle. O bana dümdüz bakarken ben ona resmen b*ka bakar gibi bakıyordum.

O bakmayı kesmedi. Ben kafamı çevirdim en sonunda. O ne yaptı bilmiyorum. Ama eğer bu abilerimin yanında olsaydı kafamı yerinden çıkartırlardı.

Sonunda istediğim mağazaya girmiştim. Biraz kıyafetlere baktım. Üzerimdeki elbisenin bordo olanı lazımdı. Birde şık bir balo elbisesi. Okul etkinliğiydi.

Aradıklarımı buldum. Tam kasaya gidecekken sadece elbise ile kombin yapamayacağımı hatırladım. Ayakkabı aldım elbiseye uygun. Aynı şekilde küpe, kolye, bilezik, yüzükler, çanta... Ardından kasaya doğru ilerledim. Giderken birisi çarptı omzuma ve elindekiler düştü.

"Önüne baksana be!" dedim bana çarpan kişinin yüzüne bakmadan yerdekileri toplayarak. Ardından ses çıkmayınca kafamı kaldırdım.

"Yine mi sen? Bulaşma bana zararlı çıkarsın."

"Oooo! Ablam artistlik yapıyormuş büyümüşte. Sen kiminle konuştuğun farkında değil misin kızım?"

"Değilim. Acelem var hemen şunları ödeyip gideceğim. Yani seninle vakit harcayamam."

Kolumdan tuttu. "Sana bulaşsam niye zararlı çıkayım ki? Kıyafetlerle asil bir kadın olabileceğini mi sanıyorsun?"

"Benim soyum asil zaten. Birgün Efe abimle konuş istersen. Kim olduğumu anlarsın."

"Hangi Efe? Korhan Köşkü'nde olan mı?" dedi titreyerek.

"Ta kendisi. Bende Feride. Feride Korhan. Şimdi zararı hissetmişsindir. Artık gitmeliyim senin yüzünden çok vakit kaybettim."

O ise hiçbirşey demeden yerdekileri bir çırpıda toplayıp kasaya koydu. Bende olanlara şaşkın şaşkın bakarken ödemeyi yaptım. Kasiyer konuşmaları duyunca ayağa kalktı.

"Lütfen oturun. Ben sevmiyorum öyle. Normal bir müşteri gözüyle bakın bana lütfen."

"Emriniz başım gözüm üstüne efendim."

"Emir değil hanımefendi. Rica. Şimdi fişi alayım."

"Tabii. Buyrun. İyi günler."

"Kolay gelsin."

Dışarı çıkınca kendi kendime mırıldandım. Ama benden başka kimsenin anlamayacağı şekilde.

"İnsanlara kimliğimizi de söyledim, haydi bakalım. Hayırlısı."

Yavaş yavaş eve gittim. Annem beni kapıda bekliyordu.

"Ooooo! Annecim hangi dağda kurt öldü?"

"Ne diyorsun kızım sen? Geç hele bi' içeri."

"Sen beni kapılarda karşılıyorsan kesin birşey olmuştur." dedim eve girerken.

"Neler aldın?" dedi elimdeki poşetleri inceleyerek.

"Bakıyorsun zaten sen bana söyle neler aldığımı."

"Bana bak Feride! Etlerini koparırım senin! Ama sen Efe'ye dua et. Seni o hayatta tutuyor."

Arkadan Efe abim bizi izliyordu. Anneme cevap vermedim bu sebeple.

Arkada birleştirdiği ellerini ayırdı ve bana susmamı söyler gibi bir hareket yaptı. Ben çaktırmadan ona bakıyordum. O ise sessizce yaklaştı. Annemin tam arkasında durdu. Devam etmemi söyler gibi parmaklarını birbirinin etrafında dolandırdı. Ve ellerini tekrardan arkadasında birleştirdi.

"Birşey demiyorsun hayırdır?"

"Kavga etmekten içim şişti çünkü anne. Senin küçük takıntıların benim günümü berbat ediyor. Altı üstü poşedi açıp bakacaksın."

"Yok yok benim kulağıma birşey geldi. Zeliha görmüş sizi."

"Kimle?" dedim. Çünkü gerçekten kim olabilir bilmiyorum.

"Bilmemezlikten gelme. Yolda bakışmalar, mağazada çarpışmalar, yere düşen eşyaları aynı anda toplamalar falan! Ben salak mıyım?"

"Anne ne diyorsun sen? O tanımadığım birisi ve ona b*Ka bakar gibi bakıyordum. Çünkü o da bana bakıyordu ne yapabilirdim. Ayrıca eşyalarımı toplaması nezaket gereği. Ve insanlar çarpışabilirler. Sen kafanda kurmayı bıraksan çok daha huzurlu olmaz mı bu ev?"

"Ev değil köşk!"

"Sen bizi değil parayı seviyorsun ya! Belki burası köşk olabilir. Lafın gereği ev diyor da olabilirim ama bir yuva değil burası. Anlıyor musun? Senin başlattığın o eğlenceli diye diye büyüttüğün kavgalar yuvamızı yıktı bizim. Sen Efe abimi bile kapı dışarı etmedin mi bu evden? Ama o ne yaptı. Babamla olan her kavganızda seni savundu. Hepimizi evden kovdun sen bizim. 4 ay boyunca kalacak yer aradık ya! Yuvamızı yıktın sen bizim buradaki. Ama para olduktan sonra ne anlamımız kalıyor ki bizim. Sen giy anne bunları. Tamam mı? Baloya da sen git. Tüm hizmetliler senin işine koşsun. Tamam mı? Herşey senin olsun anne herkes sana kul köle! İçin rahatladı mı bunları duyunca?"

"Evet." dedi her zamanki ukala tavrı ile.

"Bir de evet diyor ya..." dedim utanarak.

Tam arkamı dönüp giderken kolumdan tutup kendisine çevirdi ve bir tokat attı.

"Sen iyice sınırı aştın! Yüz verdik diye tepemize çıktın!"

"E yeter ama! Sen kimsin de Feride'ye vuruyorsun be kadın?!" dedi Efe abim bağırarak.

Annem mahcup ve korkar gözlerle ona baktı. Geriye doğru üç adım attı. Bende 2 adım attım geriye doğru.

"Feride odana çık!"

"Tamam abi..." dedim ve arkamı dönüp hızla odama çıktım. Odanın içinde dört dönüyordum. Bir kaç dakika sonra yatağa oturdum. Bacaklarım titriyordu. Ne oluyordu acaba aşağıda. Dirseklerimi dizime koydum. Ellerimle de kafamı tuttum. Stresten nefesim daralmaya başlamıştı ki kapı tıklatıldı. Hemen kapıyı açtım.

"Abi..." dedim kim olduğunu görmeden. Ama gelen abim değildi. Annemdi. Abim onu salmış olamazdı.

"Anne! Senin ne işin var burda?"

Ağzımı açmam ile annemin boğazıma yapışması bir oldu. Ellerini gevşetmeye çalışıyordum ama o olabildiğince sıkıyordu. 10 saniye sonra bıraktı. Nefes nefese yere çöktüm. Ağlamaya başladım. O odadan çıktı. Boğazım kıpkırmızı olmuştu. Acıyla boğazımı tuttum. Ağlamam şiddetlenince abim sesime geldi.

"Feride! Ne yapıyorsun yerde?"

Ağlamamın arasında zar zor konuştum.

"Annem... Boğazıma yapıştı."

"Ne! Göster bana acıyan yerini."

Boynumu kaldırdım.

"Bu ne böyle?! Kalk doktora gidiyoruz."

"Olmaz!"

"Anlamadım?" Şu zamana kadar kimse ona karşı gelmemişti. Bu bir ilk olduğu için şaşkın şaşkın bana bakıyordu.

"Ne dedin Feride?"

"Olmaz dedim abi. Annem çok fena yapar senin beni gördüğünü öğrenirse."

Gözleri siyahın en koyu rengine büründü.

"Sikerim anneni de yapacağı şeyi de!" İlk küfürüydü bu. Yani ben ilk kez duyuyorum.

"Sana yürü dedim."

"Tamam abi."

Korkuyla merdivenleri indim. İnerken boğazımı tutuyordum acıdan.

Anneme yakalanmadan çıktık evden. Arabaya atladık. Abim şoföre eliyle durmasını söyledi. Arabayı o kullanacaktı. Bende sağ koltuğuna geçtim.

Doktora gittik. Kadın bir doktor karşıladı bizi. Efe abimden çıkmasını istedi. O da çıktı. Odada yalnız kalmıştık doktorla. Doktor soyunmamı istedi. Başka yaramın olup olmadığına bakacaktı belli ki. Ama ben soyunmak istemediğimi söyledim.

"Doktor Hanım, soyunmasam olmaz mı?"

"Olmaz. Yaralarınızı en iyi bu şekilde görürüm. Lütfen." dedi.

"Tamam..." Yavaşça elbisemin üst kısmını indirdim.

"Tamamını lütfen."

"Orda yaram yokki." dedim telaşla.

"Ben yine de işimi sağlama alayım. İzin verirseniz yaralarınızın hepsine bakmak istiyorum. Boğazınız çok kötü olmuş. Daha da ilerlemesini istemem. Başka yaralarınız da var belli ki. İzin verin bakayım."

"Tamam. Çıkartıyorum." Elbisemi komple çıkardım.

Yaralarıma merhem sürdü. Adını bilmediğim aletlerle bazı şeyler yaptı.

"Daha iyi olacaksınız. Kontrollerinizi yaptım. Birkaç güne bir şeyiniz kalmaz. Geçmiş olsun. Üstünüzü giyinebilirsiniz."

"Teşekkürler. Borcumuz ne kadar bu arada? Abime yük olmak istemiyorum."

"100 TL. Henüz aman aman pahalı tutacak bir şey yapmadım. Bu kadar tutmasının sebebi de merhem ve aletlerin parası. Ama eğer yanınızda yoksa..."

Sertçe lafını kestim. "Var yanımda. Buyrun. Abime de ben söylerim siz hiç muhattap olmayın. Tekrardan sağ olun."

"Geçmiş olsun."

Sonunda arabaya binebildik. Eve doğru ilerlerken aklıma yarın okul olduğu geldi. Moralim bozuldu. Çünkü yeni bir öğrenci grubu gelecekti o gün. Mutsuz mutsuz eve girdim. Akşam yemeği saati yaklaşıyordu. Efe abim odasına çekildi. Bende odama gidecekken kapı çaldı. Hızlıca merdivenleri inip kapıya baktım. Abilerim gelmişti.

"Abilerim! Bu haliniz ne?"

Kendi aralarında gülüşüp bana baktılar. Emre abim diğer abilerimin omzuna atmıştı kolunu.

"Nolmuş kızım halimize?" Kıkırdadı. "Çekil şurdan, cışırd!"

"Cışırd ne be?"

"Çık şurdan diyom Feride!"

Anlamayarak kenara çekildim. Onlar sarhoş sarhoş odalarına çıktılar. Bir ara Caner abim dengesini kaybedip yere yapıştı. Bir anda kahkaha attım. Zaten dengeleri yoktu şimdi iyice kaçmıştı!

Mutfağa gittim. Onlara limonlu soda ve birer kahve yapıp bir tepsiye koydum. Yanına da kurabiye koydum 6 tane. Çünkü onlar bunları içecek olarak içerler. Yanında da birşey yoksa azarlarlar.

Tepsiyi elime aldım ve merdivenleri çıkmaya başladım.

"Sinem! Abla! Kurabiye yiyecekseniz masanın üstünde var!" diyerek seslendim. Bahçede top oynuyorlardı. Sesimi duyan Sinem koşa koşa geldi. Ablam da yanağıma bir öpücük kondurdu ve Sinem ile birlikte mutfağa gitti. Ben de sonunda ilk merdiveni bitirmiştim. Abimlerin katına çıkan merdivendeydim. Kapılarını tekmeledim. Elim dolu olduğu için tekmelemem normaldi.

"Ne var la? Anaaaa! En sevdiğimden! Geç hele bi' kuzum. Koy geri çık ama." dedi Alp abim. Koydum ve geri çıktım.

Odama indim yavaşça. Akşam yemeğinin hazır olmasını bekledim.

Yarım saat sonra herşey hazırdı. Aşağıya indim. Koltukta Efe abimin gelmesini bekledim.

"Sen bugün Efe seni korudu kolladı diye kendini bir şey mi sandın? Kalk ayağa. Biz oturarak mı bekliyoruz?"

"Evet anne. Gayette oturuyorsunuz."

"Kapa çeneni!"

Hiç kavga edemeyecektim.

Efe abim geldi. İlk önce o oturdu. Bize de oturmamızı söyledi. İlk önce babam, sonra annem, sonra abilerim, sonra ablam, sonra ben ve en son da Sinem oturdu.

Yemeklerimizi yerken telefonum çaldı.

"Havva Abla telefonu sessize alır mısın?" dedim kibarca.

"Tabii efendim."

"Seni bu saatte kim niye arasın ki?"

"Arkadaşlarım varya hani benim anne. Arayabiliyorlar."

"İyi ama niye?"

"Yarın okuldaki etkinliğe gidip gitmeyeceğimi sormak için."

"Peki gidecek misin?"

"Hatun rahat bırak kızı! Bir yemeği de olaysız geçirelim. Kız gidecekse gider."

"Aman Halis Bey siz de kızınıza hiç laf söyletmeyin zaten."

"Hadi hanım ye yemeğini Allah rızası için."

"Ben doydum. Elinize sağlık. Efe abi ben odama gidiyorum. Size afiyet olsun."

Giderken telefonumu alıp arayanın kim olduğuna baktım. Yabancı bir numaraydı.

0539*******: beni hatırladın mı küçük hanım?

0539*******: numaranı nasıl bulduğumu sorma

0539*******: bugün biraz sohbet edelim mi?

0539*******: alooo baksana len

Feride (Siz): ne var be

0539*******: mesajlari okusan anlican mal

Feride (Siz): ağzını yırtarım senin ovusbucocu

0539*******: korktum ok bb

Feride (Siz): mal

Uyudum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.