Kalender odadan çıktı. Bir kaç saat sonra Altay geldi odama.
"Biz ne zaman gerçek bir çift gibi olucaz?"
"Anlamadım?"
"Diyorum ki, evliyiz ama hâlâ çok soğuk davranıyoruz."
"Sen ne olsun istiyorsun?"
"Biz evli değilken daha yakındık. Evlenince aramız açıldı. Ve ben bu durumdan hiç memnun değilim."
"Boşanalım mı yani?" dedim yaklaşarak. Olabildiğince yakınında durduğumda beni duvara sıkıştırdı. Kenarlardan çıkmak istedim ancak kolu buna engel oluyordu.
"Hayır. Boşanmayalım." dedi dudaklarıma bakarak.
"Öpmek mi istiyorsun?" dedim bir anlık cesaretle.
"Konuyu değiştirme." dedi dudaklarıma bakmaya devam ederek.
"Peki ben değişsem nasıl olur?" dedim dudaklarına yaklaşarak.
Yaklaştık, yaklaştık, yaklaştık... Gözlerimiz kapandı. Tam öpüşecektik ki kapı çaldı. Altay sinirle güldü. Ve bir küfür savurdu. Kollarından kurtulup kapıyı açtım. Alp abimdi gelen.
"Noluyo burda?" dedi Altay'ı görünce.
"Evliyim ya hani abi ben. Asıl sana sormalı. Noldu?"
"Yemek hazır. Aşağıya."
"Tamam geliyoruz."
Abim odadan çıkınca kapıyı kapattım. Altay hâlâ bana bakıyordu. Bu duruma sinir olmuş gibiydi.
"Birbirimizi yemek varken gidip bamya yiyelim!"
"Ne! Ben seni bir yiyeceğim o olacak! Şapşal." dedim gülüp burnundan tutarak.
Gülümseyerek aşağıya indim. Abim oturmamızı söyledi. Oturduk. Herkes yemeğini yerken ben hâlâ gülümsüyordum. Bir yandan da yemeğimi yiyordum.
"Bu gülümsemenin sebebi nedir Feride Hanım?" dedi Efe abim.
"Gülümsemiyim mi Efe Efendi?"
"Gülümse tabii ama sebebini söyle bakalım."
"Gülümsememi engelleyecek bir olay olmadı."
"Gülümsemeni gerektirecek bir olay oldu mu?"
"Hayır dedim ya Efe Efendi."
"Hadi bakalım. Çıkar kokusu."
Gülümsemem yine de solmamıştı. Yemeğimi yedim. İzin isteyip odama çekildim. Yatağa oturdum. Aynadan kendime bakıp sırıttım. Neler oluyor bana? Kapımı tıklattı birisi. Altay sanıp heyecanla açtım. Annemi görünce yüzüm düştü.
"Neydi sofradaki laflar? Edebiyatçı gibi konuşmalar falan? Ne sanıyorsun sen kendini?"
"Asıl sen kendini ne sanıp bana hesap sorabiliyorsun?" dedim üste çıkarak.
"Altay'dan boşanıp Kalender ile evleneceksin. Sana sadece bunu söylüyorum. Yoksa ben sizi zorla boşayıp evlendiririm. Karar senin. Ama kendi rızan ile evlenmezsen çok kötü işkenceler edicem..." dedi tehdit ederek.
"Ben Altay ile mutluyum. Hiçbir güç bizi ayıramaz. Hiçbir kavga bizi mutsuz edemez. Hele sen! Asla aramıza giremezsin. Şimdi kocanın yanına dön."
"Duydun kayın valideciğim. Şimdi izninle karımla özel bir şey konuşmak isterim." dedi Altay arkadan çıkarak. Duymuş muydu? Onun hakkında söylediğim herşeyi duymuş muydu?
"Bana bu kadar aşık olduğunu belli etme Feride."
"Aşk mı? Alakası bile yok." dedim salağa yatarak. Bizim tatlı bakışmalarımızın arasına Emre abim girdi.
"Battık! Battık Feride, battık! Şirket iflas etti. Perişan haldeyiz! Elimizden her şeyi alacaklar Feride bir çözüm bul! Bulsan bulsan sen bulursun bir çaresini." dedi ebim nefes nefese.
"Ne! Battık mı?" Korkarak Altay'a baktım. O da bana bakıyordu.
"Emre Bey saçmalamayın nasıl battınız? Ne olmuş anlatın şu işi."
"Kral Bora bizi batırdı. Elimizde ne var ne yok alıcak."
"Kral Bora mı?! O burda mı?!" dedim telaşla. Kral Bora herkesin parasını eline veren kişiydi. Ve istediği zaman da alırdı.
"Burda abicim, burda! Lanet olsun! Elinde oynatacak bizi!" dedi stresi tavan yapmış bir şekilde.
Koşarak aşağıya indim. Herkes telaşla birilerini arıyor ve yalvarıyordu. Yalnızca Efe abim kimseyi aramamıştı. Sinem geldi yanıma.
"Abla biz fakir miyiz artık?"
"Hayır kuzum. Öyle bir şey değil bu. Merak etme. Bunu da atlatıcaz biz." dedim onu sakinleştirmek için sarılarak.
Altay geldi yanıma.
"Feride."
"Efendim?"
"Kral Bora kim biliyor musun?"
"Kim?"
"Abim."
Ve bir kulak çınlaması... Gözlerim karardı... Başım döndü ve gerçeklik algımı kaybettim. Etrafıma bakındım çaresizce. Tutunacak bir yer aradım. Ve Altay'a baktım.
"Sen... Bize yalan söyledin. Bana yalan söyledin!"
"Yalan söylemedim. Sadece halkımızı tanımak istedim."
"Bunun için benimle evlenmene gerek yoktu. Sen beni kandırdın. Duygularımla oynadın. Allah belanı versin!"
Evden dışarı attım kendimi. Kapıyı ardımdan kapatıp dizlerimin üzerine çöktüm. Ve ağlamaya başladım.
(1 hafta sonra)
"Bana da bir iş bulun artık. Bu para bize yetmez. 17 yaşında olabilirim ama para kazanmam lazım. Madem okul yok iş olacak." dedim ablama. Ablam gözlerimin içine baktı uzun uzun. Ve bana acıdığını belli eden bir ses tonu ile konuşmaya başladı.
"Evlendiğin gün kocanın gerçek yüzünü gördün. Ve bir hafta sonra boşandın. Ve bunlar normal gibi işe girmek istiyorsun."
"Evet. Çünkü ağlaya ağlaya bu hayat ilerlemez abla. Kafamı bir şeye vermem lazım benim."
Kral Bora'nın sarayındaydık. Bir süreliğine misarfirleri olacaktık. Ve bize başka bir ev vereceklerdi. Eski evimiz kadar büyük olmasada vereceklerdi. Ama Altay kendi villasındaydı.
"Altay Bey'e sormak lazım. Onun izni olmadan işe giremezsin." dedi kendi dediği şeyden utanarak.
Hemen Altay'ın yanına gitmek için Kral Bora'nın yanına gittim. Kapıyı tıklattım. Gelmemi söyledi. Gözlerinin içine bakarak konuştum.
"Kral Bora, rahatsız ettim kusura bakmayın. Ama benim Altay Bey ile görüşmem lazım. İzniniz var mı?"
"Elbette. Altay ile görüşeceksen bana sorma. Bu doğru olmaz."
"Nasıl isterseniz..." diyerek yanından ayrıldım. Hızlıca Altay'ın evine gittim. Kapıyı çaldım. Açtığında duvara bakar gibi baktı.
"Ne var?"
"Bana bir iş bulun."
"Emredersiniz."
"Ben öyle demek istemedim. Yanlış anladınız. İş bulur musunuz bana? Ne olursa yaparım. Yeterki kafam dağılsın."
"Kısasa kısas, ne dersin?"
Ben şok. Asistanı olamazdım. Hayır bu olamazdı.
"Nasıl yani?"
"Benim şirketimde asistanım olarak işe başlayacaksın."
"Altay Bey biraz düşünseydiniz keşke." dedim istemediğimi belli ederek.
"Sana fikrini sormadım. Ya yaparsın ya da boş boş gezersin."
Yapmalı mıydım? Yapmalıydım. O yapmıştı ve bende ona yapabileceğimi göstermeliydim.
"Yapıcam. Teşekkür ederim. Ne zaman başlayacağım?"
"Bugün. Nasıl olsa daha mesai saati başlamadı. Bir saat sonra çıkarız. Gir içeri ve beni bekle. Sana giyecek bir şeyler getireyim. Elbiseyle gidemezsin."
"Efendim siz zahmet etmeyin. Ben bir koşu gider alırım saraydan."
Şu işe bak ya! Daha bir hafta öncesine kadar evli olduğum adamın patronuydum. Ama şimdi ne evliyim ne de patron.
"Çok konuşuyorsun." dedi arkasına bakıp gözlerini gözlerime dikerek.
"Pardon."
O bana kıyafetlerimi getirdi hızlıca. Başka bir odaya geçip giydim. Ben giyerken o da hazırlanıyordu. Giyinince onun yanına geçtim.
"Bir asistanım olarak neler yapman gerektiğini biliyorsundur."
"Biliyorum Altay Bey."
Aradan saatler geçti. Herkesle ayaküstü tanıştım. Ve orada olmaması gereken birisi ile karşılaştım. Koray...
"Koray..." diye bir fısıltı çıktı ağzımdan. Odasına giderken durup bana baktı Altay.
"Bir şey mi dedin?"
"Size demedim efendim."
Benim baktığım yere baktı. Koray'a baktığımı gördüğünde kolumu sertçe tutup odasına götürdü.
"Anlat." dedi koltuğuna oturduğunda.
"Saat 2'de bir toplantınız var Çelik Bey'lerle. 4'te düşman şirketlerle bir yemek var. 7'de ise Tugay Bey gelecekmiş. Onunla randevunuz var."
"Tamam. Şu gördüğün masada çalışırsın."
Arkamı dönüp baktım. Onun odasındaydı. Masama doğru ilerledim.
Şu olanlar kadar saçma bir şey yoktu. 1 hafta öncesine kadar asistanım olan adamın asistanı olmuştum. Herşey çok hızlı gelişmişti. Ve ben bu kabustan uyanıp hayatıma devam etmek istiyorum. Keşke hiç tanışmadan hayatımıza devam etseydik.
Bilgisayarı açtım. Biraz çalışıp dinlenmek için telefonu elime aldım. Birisi yazmıştı. Berat diye birisi.
"Bugün saat 8?"
"Ne diyorsun be!" diyerek cevap yazdım.
Altay'ın sesini duydum o an.
"İşine bak Feride. İşine bak."
Kafamla onayladım sadece. Telefonu yanıma koydum. Ard arda mesajlar gelmeye başladı. Altay her zamanki gibi gözlerimin içine bakıyordu.
"Sana niye arda arda mesajlar geliyor?" dedi sakince.
"Arkadaş grubundan konuşuyorlardır." dedim yalan söyleyerek.
"İnanayım mı?" dedi yine.
"İnan." dedim eski anılarım aklıma geldiğinde. Geldiği ilk gün, gittiği gün... Ve arasında kalan tüm anılar bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.
"Turnam Restoran için iki kişilik rezervasyon yaptır."
"İki mi?"
"Evet zoruna mı gitti?"
"Estağfurullah. Hemen rezervasyon yaptırayım ben."
Gözlerim dolu dolu elime aldım telefonu. Ellerim titriyordu. Kimle buluşacaktı? Sevgilisi mi vardı? Beni kullandı mı? Unuttu mu herşeyi? Bütün bu yaşananlar onun için sıradan mıydı? Peki şimdi ne olacaktı? Hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam mı edecektik? Onu unutmak zorunda mı kalacaktım? Anıları tek bir seferde silip atacak mıydım?
"Altay Bey, haddim olmayarak bir şey sormak isterim."
"Sor."
"Kiminle buluşacaksınız?"
"Eski karımla."
Nasıl yani? Benden başka birisiyle daha mı evlenmişti?
"Yalnız eski karınız benim. Siz kiminle buluşacaksınız?"
"Seninle buluşmayacağım kesin." Cevabı da kesin. Yüzüm düştü. Somurtarak işime döndüm.
"Merhabalar. Ben bi' rezervasyon yaptırmak istiyorum. ... Altay Demiray. ... Saati hemen söylüyorum." dedim ve Altay'a baktım.
"Sekiz." dedi.
"Saat sekizde. Teşekkürler, kolay gelsin."
Telefonu kapattım. O sırada içeri bir adam girdi. Uzun boylu, karizmatik, İstanbul beyfendisi ve yakışıklı birisiydi. Tabii bu beni ilgilendirmezdi.
"Buyrun, hoşgeldiniz." dedi Altay.
"Kimsiniz?" diye ekledi.
"Ben Feride'yi alıcaktım. Kısa süreliğine. Bir şey konuşmamız gerekiyor da."
Altay bana baktı. Gitmek için ayağa kalktığımda başıyla oturmamı söyleyen bir hareket yaptı.
"Siz neyisiniz? Asistanımı önüme gelen herkesle konuşturamam çünkü." dedi Altay bir bana bir de ona bakarak.
"Arkadaşım. Ortaokuldan bir arkadaşım."
"Demek öyle. Adın ne?"
"Görkem." dedi. Şimdi hatırlamıştım. Ortaokulda ikimiz de birbirimize sırılsıklam aşıktık.
"Altay Bey, tanıyorum gerçekten. Bir konuşalım." dedim ikna etmek isteyerek.
"Hayır. Sen de çık Görkem." dedi ciddiyetini bozmadan.
Geri yerime oturdum. Biraz zaman geçtikten sonra cesaretimi toplayıp bir şey sordum.
"Siz beni önceden gerçekten sevmiş miydiniz? Yoksa o da numaranın bir parçası mıydı?"
Uzun süre gözlerimin içine baktı. Dudaklarını ıslattı ve sonunda kelimelerini seçti.
"Sevmiştim. Dürüst olmamı istiyorsan sevmiştim. Yaşadıklarımız gerçekti. Ben ilişkimiz daha da ilerleyene kadar söylemeyecektim gerçekleri zaten. Abim herşeyi boka sardırdığı için şimdi söylemek zorunda kaldım. Yeterli mi bu cevaplar?"
"Sağolun efendim, yeterli." dedim ve gözlerim dolu bir şekilde bilgisayara döndüm. Sonra aniden ayağa kalkıp bağırarak konuştum. Yani bağırmamın sebebi telaşımdı.
"Efendim yarım saat sonra toplantınız var siz hâlâ buradasınız!"
"O Görkem ile konuşacağına hatırlatsaydın ya! Sen burda bekle. Ben toplantı bitince dönerim. Ortadan kaybolursan seni ortadan kaybolmak için yalvaracak hâle getiririm."
He he çok korktum ben de. En fazla iki bağırırsın. Şimdi gidip Görkem hâlâ buradaysa onunla konuşacaktım.
"E bir kahve alayım sizi beklerken bende." dedim odadan çıkarken bir bahanem olması için.
Altay benden uzaklaşınca hızlı adımlarla Görkem'i aradım. Ama hiçbir yerde yoktu. Hemen çocukluktan kalma arkadaş grubumuzdan numarasını buldum ve aradım.
"Alo Görkem nerdesin? Çabuk gel buraya. Altay'ın toplantısı var."
Kapının önünde onu bekliyordum. Kafenin oraya kadar sürükledim. Kafe şirketin içindeydi.
"Niye geldin söylesene!" dedim sessizliğine anlam bulamayarak.
"Bizi unuttun mu?" dedi ellerimi tutarak. Geri çekmedim.
"Unutur muyum? Biz çocuk yaşımızda en masum hislerimizle sevdik birbirimizi."
"En gerçek hislerimizle..." dedi gözlerimin içine derin derin bakarak. Sonra ikimizde aynı anda birbirimizin dudağına bakınca güldük.
Yaklaştık, yaklaştık, yaklaştık... Ve tahmin edin ne oldu. Altay geldi.
Elimi hemen geri çektim.
"Feride! Hemen odama."