Kıskanmıyor. Bunu kabul etmeliyim galiba. Kafamda kurmayı bırakmalıyım. Ve benimle sadece bir anlaşma şeklinde evli olduğunu unutmamalıyım.
"Kıskanıyorsun." dedim inatlaşarak.
"Kıskanmıyorum Feride, kıskanmıyorum! Aşık olmadığım kimseyi kıskanmam ben. Sadece dikkat çekip anlamalarını istemiyorum birbirimizi sevmediğimizi."
Konuşamadım. Nefes bile alamadım. Çünkü yaşadığımız onca şeye rağmen kimse kimseya aşık falan değildi. Yalnızca bir patron ile korumaydık biz. Bundan ötesi değil. Evet evliydik. Ama bu birbirimizi sevdiğimiz anlamına gelmezdi.
"Feride? Daldın gittin, noluyo?" dedi elini önümde hareket ettirerek.
"Evet, dalmışım... İçeri geçelim mi artık? Ders yapmam lazım. Çok saldım bu ara."
"Tabii, Feride Hanım olarak içeri geçebilirsiniz."
Önden yürüdüm. Benim için yapıyı açtı. İçeri girdiğimde abim Kalender ile derin bir sohbetteydi. Gülüşmeler havada uçuşuyordu. Ardından babam içkiler ile geldi yanlarına. Abim istemedi. Babam ile Kalender aşırı içiyordu.
"Feride Hanım bence siz buralarda pek takılmayın. Başınıza bir şey gelmesin."
"Haklısın. Sende durma pek buralarda."
"Nasıl isterseniz..."
Hâlâ aşırı soğuk bir sohbetimiz vardı. Bunu binlerce kez söyledim ve binlerce kez söylemeye devam edicem, ben niye Altay'dan bir şey bekliyorum? Niye ondan bir beklentim var?
Odama çıktım. 9 tane test kitabını indirdim. Artan kitaplarımdı bunlar. 2 saat boyunca aralıksız çalıştım. Biraz daha çalışabilirdim aslında ama odaklanamıyordum. Yine de yaz tatili için yeterliydi. Kapımı tıklattı birisi. Kalktım. Kapıyı açtım. Gelen Kalender'di.
"Buyrun. Bir şey mi oldu?" dedim içeriye alarak.
"Sen o çocuğa aşıksın sanırım."
"Abim mi sorduruyor?"
"Nerden anladınız?"
"Çünkü abimin böyle bir soru sorma hakkı varken sizin yok." Cevabın sert ve kesindi. Benimle evlenmeye meraklıydı, evet. Ama ben değildim.
"Başka bir mesele yoksa ablama bakmalıyım."
"Tabii, dilediğiniz gibi."
Odadan çıktım. Hayır eline ne geçti bunu sorunca? Bir bok olmadı işte. Saçma sapan tipler!
Ablamın odasına gittim.
"Abla müsaitsin değil mi?"
"Müsaitim Feride. Gel."
"Eğer umursamıyormuşum gibi görünmeyeceksem Fırat hakkında daha fazla konuşmak istemiyorum. Çünkü yüzünü bile görünce kötü oluyorum o piçin."
"Bende daha fazla konuşmak istemiyorum. Hele son olaylardan sonra..."
"Neymiş son olaylar?"
"Şu cinayet meselelerinin yanında benimki bir hiç kalıyor. Günlerdir uyuyamıyorum. Annesinin haykırışı, surlardaki çığlıkları, kafasının kesilmesi ve annesinin önüne atılması... Sansürsüz video ve fotoğrafları... Ben görmedim çünkü görseydim daha kötü olabilirdim ama herkes görmüş. Ben seninde görmeni istemem."
Kanım donmuştu. Birisinin kafasını mı kestiler? Diri diri? Ve annesinin önüne attılar? Allah belalarını versin...
Hemen telefonumu cebimden çıkardım. Ve ablamla vedalaşıp odama gittim. Yatağa oturdum. Saatlerce olayı araştırdım. Bin tane farklı sonuç vardı. Ama aralarında en doğrusu şuydu:
"... onu Fatih'teki surlara çağırdı. Orası ... ile ... için buluşma yeriydi. Herkesin dediği gibi bir takıntı yoktu. Çünkü onların mesajlarına ulaşıldı. Kamera kayıtları da oraya zorla bir götürmenin olmadığını, kendi iradesiyle gittiğini gösteriyordu. Mesajlarında ... şöyle yazmıştı: Artık kurban olmak istiyorum. Beni öldür ama çok canımı yakmadan. Bunun üzerine ... kafasını kesip kopardı ilk önce buluşma yerinde. Ekip arkadaşları onu videoya çekiyordu. Ardından vücudunu parçalara ayırdı. Bunun sebebi katıldıkları tarikatti. ... o tarikatin kölesiydi resmen. Ve ... de zorla o tarikate götürdü ve kasap eğitimi almasını istedi. O tarikat şeytanî bir tarikatti. Kadınlar erkekler tarafından öldürülürdü. Ve ardından erkekler de intihar ederdi. Bu bir bağımlılıktı. Katılan bir daha çıkarmıyordu. Bu yüzden ... kurban edilmek istiyordu. Yani ortada bir zorlama yok. Zaten ailesi o gün dışarı çıkmaması için elinden geleni yapmıştı. Çünkü her şeyin farkındaydı. ... annesini çağırdı ve kestiği kafasını onun önüne attı."
Haberi okuyunca aklımı kaybedecektim. Bir insan neden ölmek ister ki? İşte bizim yaşlarımızdaki çocukları böyle böyle bağımlı ediyorlar. Siz siz olun bir tarikate katılmayın. O iki kişi ölmeden önce kızın yakın arkadaşını da öldürdüler. Ve bir kediyi de... Alttaki haberlerde farklı şeyler vardı. Okumaya başladım.
"Tekirdağ'da ... adlı genç kız eski sevgilisi tarafından silahlı saldırıya uğradı."
Ne!
"23 yaşındaki ... gece sevgilisinin evinde ölü bulundu."
Yeter!
"Mersin'de çöpte katledilmiş bir bebek bulundu."
Bebekten ne istediniz ya!
(3 saat sonra)
Kendimi telefonun başında uyuyakalmış halde buldum. Telefonu komodinin üzerine bırakıp aşağıya indim. Kalender orada beni bekliyordu. Evin en arka kısmındaki odanın kapısında ise Altay bizi izliyordu. Ne yapmalıydım?
Ben daha ne yapacağıma karar veremeden Kalender lafa girdi.
"Selamün aleyküm. Nereye?" dedi onunla konuşmayacağım korkusuyla.
"Aleyküm selam. Kocamın yanına." dedim onun hayallerini ellerimle suya iterek.
"Unutma ben evliyim. Ama seninle evli değilim. Yani bu evde seni tutan bir şey de yok." diyerek ekledim.
"Var." dedi kesin bir şekilde.
"Ney?"
"Abiniz. Sizi hâlâ benimle evlendirmek istiyor. Eğer bir ay içerisinde hamile kalmazsanız benimle evlendirecek. Ve benimle hemen çocuk yapmak zorunda olmayacaksınız. Ben olsam benimle evlenirdim." dedi fikrimi değiştirmeye çalışarak.
"Boşuna uğraşma. Ben kocamı seviyorum. Gerekirse çocuk bile yaparım." Hayır... Asla yapmam.
"Feride gelir misin?" diyerek seslendi Altay.
"Geliyorum hemen." dedim Kalender'e veda bile etmeden.
Yanına gittiğimde beni en sondaki odaya götürdü. Yani kapısının önünde durduğu odaya. Ve kapıyı kilitledi. Yine tahammülsüz bir şekilde konuşmaya başladı.
"Sen yine o Kalender bozuntusu ile ne konuşuyorsun? Biz seninle anlaşamadık galiba?"
"Ben onunla konuşmadım. Sadece cevap verdim. Ayrıca bu yaptığına kıskanmak denir!"
"Hayır. Denmez."
"Ya ne denir? Korumak falan mı? Ya da evcilik oynamak falan? Sen neyin kafasındasın Altay? Kıskanıyorum de bitsin bu çile."
"Sen B12 falan kullan bence. Çünkü sana dediklerimi çok çabuk unuttun." Ve her bir kelimenin üstüne basa basa devam etti. "Ben aşık olmadığım birisini kıskanmam." Gerisi yok bende.
Kulaklarım tıkandı resmen o an. Dilim kilitlendi. Ayaklarımın bağının çözülmesine çok az kaldı. Ama bunlar ona aşık olduğum için değil. Evlendiğim kişinin bana aşık olmaması yüzünden.
O odadan çıkacakken kolundan tuttum. Elime bakınca geri çektim.
"Sen aşka inanmıyorsun bence Altay."
"İnanılacak bir aşk yok çünkü hayatta."
"Nasıl yani? Aşkı inkâr mı ediyorsun?"
"İnkâr etmiyorum. Sadece yazarların bir uydurması olduğunu söylüyorum. Ve gerçek bu."
"Sen sırf benimle aynı fikirde olmamak için böyle diyorsun."
"Hayır Feride. Herşeyi kişiselleştirme."
"Ben mi kişiselleştiriyorum? Sen direkt bana söylediğin için alınıyor olabilir miyim?"
"Ne söylemişim ben sana ya?"
"Etkinlikte olanları ne çabuk unuttun! Öyle öpüşüyor gibi yapmalar falan! İnsanın içindeki düğümler çözülüyor sayende. İlk defa iyi bir şey yapıyorsun."
"En azından ben iyi bir şey yapabiliyorum. Ama sen sadece kötülükten ibaretsin. İyiliğin en ufak bir kırıntısı bile yok sende."
"Ben mi kötülükten ibaretim? Bunu söylemek meleklerin işi mi? Kendini iyi insan sanmalar falan. Keşke seni durdurmasaydım. Defol git!" dedim sinirle kapıyı işaret ederek.
"Bana bak Feride! Bana sesini yükseltme. Defol git falan da diyemezsin bana. Şimdi düş önüme."
"Seni öldürürüm Altay. Anlıyor musun? O kıt beynin alıyor mu bunları? Gebertirim seni. Çok ciddiyim."
Yaparım.
"Sana düş önüme dedin Feride! Odana çıkıyorsun hemen."
"Kimsin ya sen?"
"Hemen!" dedi öfkesi patlamış bir durumda bağırırken.
"Of Altay, of!" Ayaklarım her zamanki gibi benden izinsiz hareket etmeye başladı. Kapıya doğru ilerledim istemeden. Sinirle kapıyı açtım. Ve merdivenleri çıkmaya başladım. Odama girip kapıyı kilitledim. Yatağa oturup sinirle kendi kendime söylenirken kapı çaldı. Atarlı bir şekilde kapıyı açtım.
"Naber güzelim? Bu gece ne dersin?" dedi Kalender. Sarhoştu!
"Sen sarhoş musun?"
"Sana sarhoşum bebeğim!" dedi sarılmak için bana yaklaşarak. Ben ise çekilip yatağa oturttum onu.
"Sen baya baya sarhoşsun. Beni burda bekle. Ben seni ayılcatak bir şeyler getireceğim."
"Ben seni bir ömür beklerim aşkım!" dedi salak salak sayıklayarak. Ve kendini yatağa attı. Ben ise koşarak mutfağa indim ve limonlu soda ile kahve götürdüm her zaman yaptığım gibi.
"Al bunları. Hemen iç kendine gel. Sonra da yat."
"Emredersin kraliçem." dedi sırıtarak. Yüzümü ekşiterek. Boş bardaklarını aldım. Yine bir koşu aşağıya inip tezgaha bıraktım. Sinem ile karşılaştım.
"Abla. Eniştem nerde?"
"Enişte mi? Kimden bahsediyorsun?"
"Altay eniştemden. En son kavga ediyordunuz."
"Hayır ablacım biz kavga etmiyorduk. Tiyatroya başlamış Altay enişten. Yazdıkları rolün provasını yapıyorduk."
"Sizin aranız iyi değil mi?"
"İyi kuzum. İyi. Sen merak etme."
"O zaman tamam." dedi ve bana sarılıp bahçeye oynamaya gitti.
8 yaşındaki çocuğun psikolojisini bozuyorduk az kalsın. Ve yanıma Altay geldi.
"Odana çıkalım. Biraz konuşmanın vakti geldi bence."
"Az önce çok güzel konuştuk bence biz."
"Lafımı dinlemediğine göre çok güzel konuşamamışız. Yürü odana."
"Benim odam olmaz. Terasa çıkalım."
"Niye?"
"Benim odamda kötü bir anı kalsın istemiyorum."
"Teras dolu ama. Abinlerin hepsi orda."
"O zaman abimlerin odası boştur. Orada konuşalım."
"Sen ne gizliyorsun odanda? Yürü dedim. Son kez söylüyorum bak Feride. Sen mi yürürsün yoksa kucaklayıp götüreyim mi?"
Hiçbir şey söylemeden odama doğru ilerledim. Merdivenleri arkamdan çıkıyordu. Bu yüzden hızlı hızlı çıkmak zorundaydım.
"Açsana kapıyı ne bakıyorsun suratıma?"
Elim gitmedi kapıya.
"Of çekil şurdan ben açarım." dedi. Tam açacakken elini tuttum.
"Açma bence." Çok belli ediyordum artık.
"Çek elini Feride."
Kapıyı açtı. Sinirle gözlerini kapattı. Derin bir nefes alarak kafasını bana çevirdi. Dolu gözlerimle onun sert gözlerine baktım.
"Açıklayabilirim." dedim sadece.
"Neyi?" dedi.
"Kalender'in burada olmasının sebebini."
"Açıklamana gerek yok. Bunda yanlış anlaşılacak bir şey de yok çünkü. Sen benim odamda benimle evlenmek isteyen bir kadını benim yatağımda yatarken görsen ne düşünürdün? Kadının uyuduğunu. Bunda yanlış anlaşılacak bir şey yok."
Dalga geçtiğinin farkındaydım. Bir şey diyemedim. Çünkü haklıydı. Ama bir yandan da haksızdı.
"Kalender sarhoştu. Kapıma dayandı. Ben de ona ayılması için bir şeyler getirdim. Sonrada yatmasını söyledim." diyiverdim.
"İnanayım mı?"
"Yemin ederim."
"Gerek yok. Ben sana zaten sürekli inandığım için bu durumdayım. Ama abinizle konuşmanın zamanı geldi."
"Ne? Herşeyi anlatacak mısın? Koray'la öpüştüğümü söyleyecek misin?"
"Sen hâlâ orda mısın? Unutamadın galiba Koray Bey'i?"
"Hayır. Yanlış anladın. Ben söyleyeceğim diyince onu söyleyeceksin sandım."
"Hayır tabiki. Kalender'i söyleyeceğim."
Derin bir nefes aldım. Altay odadan çıktı. Benim de çıktığımı düşündü ancak Kalender'in başka yerde yatması daha iyi olacaktı. Yatağın ucuna oturup dürtükledim.
"Kalender kalk. Başka yerde yat. Evli bir kızın yatağında yatamazsın. Herkes yanlış anlayacak. Kalender kalksana!" dedim.
Gözlerini açtı. Doğrulup esneyerek konuştu.
"Benim için sorun yok. Beraber yatabiliriz istersen."
"O dilini kopartıp gözlerine sokarım Kalender. Defol git bu evden."