Gülümseyerek uyudum.
Uyandığımda Altay'ın çoktan kalktığını gördüm. Ve bir kapı açıldı. Lavabodan birisi çıkıyordu. Hemen gözlerimi kapatıp uyuyor gibi yaptım.
"Sakın uyandırma. Oğuz ile buluşamasın."
"Senden ayrıldı bunu hâlâ hazmedemedin galiba?"
"Unutmuşum. Sana ne be? İster hazmederim ister hazmetmem! Deli midir nedir?"
Kavga edeceklerini anladığım an gözlerimi açtım.
"Siz hâlâ kavga mı ediyorsunuz?" dedim.
"Uyanmasaydın edecektik. Geri yatsana sen." dedi Koray. Göz devirerek yataktan kalktım. Üzerime bir tişört ve bir eşofman altı giydim. Giyinme odasının kapısı tıklatıldı.
"Gir!" dedim giyinince.
"Benim Feride. Biraz konuşalım mı?" Sürekli bunu soruyordu. Ve her seferinde kabul ediyordum.
"Tabii."
Yanıma geldi. Pufa oturduk.
"Sen Oğuz'un nereye geleceğini biliyor musun?"
"Konum atacakmış. Öyle söyledi."
"Ama hâlâ atmadı." Saat 07.50 idi.
"Atar birazdan."
"Bu arada abine bu evlilik meselesinden ben bahsedeyim. Çünkü sen söylersen istekli görünürsün. Ben seni başkalarından korumak için evleniyorum zaten. En kötü bu gerçeği ona da söyleriz. Sen söylersen inat olsun diye evlendirmez."
"Haklısın. Arap inadı var onda. Telefonun çalıyor."
"Bakayım. Yabancı numara." Hemen elinden aldım telefonu. Ve numaraya baktım. Oğuz'un numarasıydı bu.
"Kapıdayım." dedi telefonu açtığımda.
"Ne? Hangi kapı?" dedim telefonu kulağıma koyarak.
"Sizin Altay ile kavga ettiğiniz mağaranın kapısı..." Gözlerim büyüdü. Ağzım açık kaldı ve telaşla telefonu kapattım. Bizi izliyor muydu? Acaba abimin elemanı mıydı? Şok içerisinde ayağa kalkıp elimle çenemi yukarı kaldırdım. Ağzıma sinek kaçsın istemem.
Saçlarımı tepeden topladım. Beyaz sporlarımı giyip kapıyı kapattım. Hemen arkamdan açıldı. Ama ben koşarak mağaranın kapısına gidiyordum. Kimse yoktu. Korka korka koştum. Gerçekleri öğrenmek için koştum.
Etrafıma bakındım. Kimse yoktu. O sırada arkamdan bir el ağzımı kapattı. Ve bayılttı.
Uyandığımda bilmediğim bir yerdeydim. Beni sert bir koltukta yatıyordu. Gözlerim açılınca yanıma geldi.
"Uyandın demek prenses."
"Bu haksızlık! Dövüşecektik ama sen hile yaptın! Beni bayılttın!"
"Sessiz ol küçük hanım. İşim bitsin söz geri bırakıcam."
"Ne?"
"Bir süre seni kullanıcam. Ama merak etme sana dokunmayacağım bile. Tahmin ettiğin gibi bir şey değil."
"Ney o zaman?"
"Sizin dilinizde olan bir kelime ile anlatayım. Daha sosyete dilinde..."
"Uzatma da söyle hadi!"
"Asistan diyelim bebeğim. Asistan."
Benim zaten bir asistanım var. Bir de asistan mı olacaktım? Asla!
"Asla!"
"Olacaksın!"
"Bunu burada söylemene gerek yoktu."
"Canım öyle istedi."
"Yeter. Altay beni bulacak!"
"Ooooooo! Altay seni bulacak öyle mi? Sevgilin falan mı?"
"Olsa bile sana ne?"
"İnkar etmiyorsun bakıyorum... Kurtarsın da görelim. Burayı kimse bulamaz..." derken kapı kırıldı.
"Bırak lan kızı!" dedi bir ses. Bu Altay'dı. Yumruğunu geçirdi Oğuz'a. Onu bayıltana kadar dövdü. Sonrasında kolumdan tutup beni hızla buradan çıkardı.
"Hevesini aldın mı?"
"Ne?"
"Oğuz'la buluşmayacaksın demiştim! Benim lafımdan çıkarsan olacak olan bu!"
"Ama ben..."
"Ama sen nerden bileceksin değil mi? Ama artık biliyorsun. Bundan sonra hayatındaki tek erkek benim. Yani kocan..."
Bu kelime o kadar garip ve çirkin geldi ki gözüme. 16 yaşındaki bir kızın kocası... İğrençti.
"Daha değil."
"Farketmez. Şimdi arabaya bin. Bavullar falan her şey hazır. Sen sadece yanımda oturacaksın."
"Tamam."
(10 saat sonra)
"Siz İpek Korhan hastalıta sağlıkta, iyi günde kötü günde, kimsenin baskısı altında kalmadan Fırat Metin ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?" dedi nikâh memuru. Ablam gözleri dolu bir şekilde cevap verdi.
"Evet." Hayır abla, kabul etmediğini biliyorum... Gerçeği söylemeliydin. Ben senin destekçin olacaktım...
"Siz Fırat Metin hastalıkta sağlıkta, iyi günde kötü günde, kimsenin baskısı altında kalmadan İpek Korhan ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
"Evet!" Piç! Ben bile evlenirim ablamla. Sen mi evlenmeyeceksin?
"O zaman ben de sizi karı koca ilan ediyorum! Hayırlı olsun." dedi ve nüfus cüzdanını verdi ablama. Ablam çaktırmadan gözyaşını sildi. El öpme fasılları bitince ablam odasına gitmek istedi. Fırat'a durmasını söyledim.
"Karım o benim. Çekil şurdan baldız."
"Baldızı bala bandırma bakalım, adi herif! Ellerini çek üstümden!" dedim.
"Pardon. Şimdi karımla gerdek gecesi yaşamak isterim. Senin yaşın küçük. Bilmezsin."
"Senin yaşın kaç Fırat? Böyle konuşuyorsun ama yaşını bilmiyorum."
"26."
Oha. Efe abimden bile büyük. Kendisinden 8 yaş büyük birisiyle evlendi az önce ablam. Tabikide onun yanından ayrılmayacaktım.
Merdivenleri hızla çıktım. İki katın son odasında kalacaklardı. Kapıyı tıklatıp içeri girdim.
"Abla merak etme, benim." dedim korktuğunu görünce. Rahatlar bir şekilde nefes verdi. Kapıyı kilitleyip anahtarı aldım. Ablama verdim.
"Bugün ikimiz kalacağız. Bu anahtarların ne kadar yedeği varsa hepsini topladım. Korkma yani."
Sarıldı bana. Sıkı sıkı sarıldı. Ve ağladı.
"Ablacım ben sana kurban olurum! Sen olmasan kim bilir ne halde olacaktım..."
"Sakin ol abla. Ben canıma kıymadıkları sürece her gece senin yanına gelicem."
"Gerçekten mi?" dedi sevinçle.
"Gerçekten. Senden 8 yaş büyük birisiyle aynı odada yatamazdınız."
"Yatalım mı?"
"Yatalım." dedim gülümseyerek. Ablam elbiseyi çıkarmam için arkasını döndü. Fermuarını açtım. Ve pijamalarını verdim.
O sırada telefonum titredi.
Altay: nerdesin?
Altay: cevap verin
Altay: efendim ablanız nerede?
Altay: acilen ayrılın yoksa burada olaylar kızışacak
Feride (Siz): niyeymiş o?
Feride (Siz): ablamı asla yalnız bırakamam ya bir şey yaparsa o piç
Altay: efendim lütfen zorluk çıkarmayın yoksa kapıyı kıracaklar ve ayrı eve çıkacaklar
Feride (Siz): öyle birşey olmayacak. Rahatsız edip durma
Görüldü
Telefonu bir kenara bırakıp yatağa girdim. Ablama sarılarak uyudum. Onu hiç bırakmadım.
Saatler sonra büyük bir sese uyandım. Yataktan sıçrayarak kalktım. Ablam yoktu. Ben ablamın odasında değildim. Kendi odamda kendi yatağımdaydım. Koşarak ablamın odasında gittim. Kapı kilitliydi. Bu nasıl olabilir?!
Kapıyı defalarca tıklattım. Ama açmadılar. Hemen kimseye görünmeden arka kapıdan çıktım. Şuan evin dışındaydım. Yanıma sağlam bir ip almıştım. Kancalı olduğu için onu balkonun demirine fırlatabilirdim. Ve ablamın balkonuna tırmanıp odaya çıkabilirdim. Olabildiğince sessiz bir şekilde kancayı fırlattım. Ve dikkatlice tırmandım. Elimden geldiğince hızlı olmaya çalışıyordum.
Sonunda balkona tırmanmıştım. Kapıyı açıp içeri girdim. Yan yana yatıyorlardı. Ablamın haberi yoktur büyük ihtimalle.
"Uyanın çabuk! Şerefsiz! Sen ne kadar iğrenç bir yaratıksın ya! Adi herif!" dedim Fırat'ı yataktan aşağıya atarken.
"Napıyorsun?" dedi Fırat.
"İğrenç varlık. Yanıma mı yattın gerçekten? Nasıl, nereden, niye, ne hakla bu odadasın sen şu anda?" dedi gözleri dolu dolu.
Kapı kırıldı.
"Toy sesini duymadınız mı? Hemen aşağıya!" dedi Alp abim.
"Abi şuan daha mühim meselelerimiz var! Fırat zorla ve gece gizlice ablamın yatağına girmiş ve ona ne yaptı bilmiyoruz."
"Feride ben bir şey yapabilir miyim sence? Benim hakkım var mı acaba? Şimdi doğru aşağıya. Abimi bekletiyorsunuz."
Yüzüm asık bir şekilde aşağıya indim. Toplantı odasına gittiğimde gereksiz bir gerginlik vardı havada. Ve hiç tanımadığım bir adam. Ben girince abime bir şeyler fısıldadı. Abim ise onu kafasıyla onayladı. Kim bilir yine neler oluyor.
"Oturun arkadaşlar. Bugün çok önemli bir konumuz var. Nasılsın Feride?"
Şaşkınlık içinde olanları anlamaya çalışıyordum. Bana neden nasılsın diye soruyordu ki?
"Af buyur abi, ben anlamıyorum." dedim gözlerinin içine bakarak.
"Birazdan anlayacaksın. Evlilik hakkında ön yargısı olan arkadaşlar var. Evlendiği halde bu ön yargıyı kıramayan arkadaşlar da var. Onlar için biraz konuşmak isterim."
Dolaylı yoldan laf sokuyor ya!
"Evlilik iki kişinin ömürlerinin bir kısmından başlayıp sonuna kadar birbirlerinin hayat arkadaşı olarak yaşamasıdır. Birbirlerinin sırdaşı, yoldaşı, dostu, kardeşi hatta yeri geldiği zaman annesi veya babası olmasıdır. Evli çiftler birbirine haber vermeden hiçbir şey yapamazlar! Yaparlarsa gelip bana söylenir. Yani evin başına. Aynı yatakta yatmak zorunda değiller. Ama aynı odada kalıp birbirlerine ısınmaları zorunludur. Şimdi gelelim sadede. Feride, git üstüne beyaz bir elbise giy. Nikah kıyıcaz."
"Hayır. Giymiyorum. Kıymayacağız. Ben evlenmeyeceğim."
"Sana fikrini soran olmadı. Kocan istiyor."
Sinirim gerçekten bardağı doldurup taşırdı. Ama susuyordum. Çünkü birazdan Altay abim ile konuşacaktı.
Ve beklenen an geldi. Altay abimin kulağına bir şey fısıldadı ve odadan çıktılar.
Benimle evlendirecekleri adam yanıma oturdu. Neredeyse kimse kalmamıştı. Sadece hizmetliler vardı.
"Sen evde böyle mi dolaşıyorsun?"
"Hayır. Acil çağırdılar ondan giyinemedim."
"Adın Feride, değil mi?"
"Evet. Abim sizi mi evlendirecek benimle?" dedim asla göz teması kurmadan.
"Bir sorun çıkmazsa evet."
"Peki evlendiğimiz ilk gün o şeyi yapmak için beni zorlayacak mısın?" dedim yüzümü buruşturarak.
"Neyi?" dedi. Şuan kendimi çok şanslı hissediyorum. Evlendiğim kişinin aklından bile geçmiyor malum iş.
"O şeyi işte..."
"Tabikide zorlamam." dedi anlayarak.
"Şuan kabul etmem için yapıyorsan yapma."
"Hayır. Gerçekten di..." Kapı açılınca sözü kesildi.
"Evlilik iptal. Daha yakınımızda tuttuğumuz birisiyle evlendirmeye karar verdim."
"Ama efendim..."
"Kalender sus. Altay ile evlenecek. Ve benim kucağıma bir çocuk verecek. Artık vakti geldi de geçiyor..."
Altay ile telaşla birbirimize baktık. Abimin bir çocuk istediğinden haberimiz bile yoktu.
"Abi çocuk olmaz!" dedim ayağa kalkarak.
"Niye? Ya Kalender ya Altay. Bir karar ver. İlk kez sana bu şansı veriyorum."
Gülümsem her dakika daha da soluyordu. Ama Altay'ı seçtim. Çünkü ne onu yarı yolda bırakabilirdim ne de tanımadığım bir adamla evlenebilirdim.
"Altay... Onunla evlenicem. Ama çocuğu lise bitince iste."
Şuan evlenmem bile kötü bir şeyken dediğim şeye bak!
Ve nikâh kıyıldı. Tabii pijamalarla kıyılmadı. Günlük elbisemi giyip öyle kıydılar nikâhı.
Odama çıktım. Kafamı avuçlarımın arasında tuttum. Abim kabul ettiği için aşırı şanslıydım. Ama nasıl kabul etti?
"Altay! Bir bakar mısın?"
"Tabii Feride Hanım."
"Sen abimi nasıl ikna ettin?" dedim odamın kapısını kapatıp.
"Çok zor olmadı. Kızınızla ben evlenmek istiyorum, dedim. O da onayladı."
"Ciddi misin?"
"Evet. Böbreğimi vermedim Feride Hanım!"
"Tamam. Sağol çıkabilirsin."
O odadan çıkınca bende aynanın karşısında kendime baktım. Ve uzun zaman sonra kollarıma baktım. Kabuk bile bağlamamıştı. Hâlâ kesikti.
Ablamı unutmuştum. Hemen kollarımı kapatıp onun odasına gittim. Kapıyı tıklattım. Ses gelmedi. Açmaya çalıştım ama kilitliydi. Nasıl yani? Ablam şuan o piç ile aynı odada yalnız mıydı? Ve kapı kilitliydi.
"Abla! Abla aç kapıyı! Eğer o piç yanındaysa bir yere vur. Ses çıkar. Bir şey yap! Abla beni duyuyor musun?"
Kapıyı Fırat açtı. İçeri gelmemi söyledi. Ablam gayet iyiydi. Hatice ablanın getirdiği kıyafetleri dolaba yerleştiriyordu.
"Kusura bakma baldız. Korkuttuk seni de. Balkonda olduğum için gelmem biraz uzun sürdü."
Bende yedim! Allah Allah ya! Balkondaymışmış! Yemezler Fırat, yemezler!
"Bir daha bu kapı kilitlenmeyecek! Ben ablamı istediğim dakika göreceğim anladın mı?"
"Anladım." dedi ve arkamda biri varmış gibi oraya baktı. Arkamı dönmeden gözlerimi kapattım. Ve odaya bir adım adım attım.
"Gelebilirsin abi kapıda durmana gerek yok." dedim kim olduğuna bakmadan. Ama abim değildi. Altay'dı.
"Feride Hanım biraz konuşalım mı?"
"Hanım mı?"
"Senin bilmediğin bir mesele Fırat. Abla sen de çık bence bu odadan. Çünkü siz ne söylerseniz söyleyin inanmam." Ablamın odadan çıkışını gördüğümde bende Altay'ın peşinden gittim. Bahçeye çıkardı beni.
"Evet Altay seni dinliyorum." dedim.
"Ben seninle evliyim ya şimdi."
"Eee?"
"Sen başka erkeklerle muhattap olma bence." dedi kibar kalmaya çalışarak.
"Anlamadım Altay?"
"Evli olduğun için artık erkeklerle eskisinden az vakit geçir demek istedim."
"Sen kıskanıyorsun beni baya baya..." dedim cilveli bir bakış atarak.
"Hayır. Sadece istemiyorum."
"Kısıtlıyorsun yani! Boğazını yırtarım senin!"
"Ya hayır Feride! Kısıtlamak benim doğama ters. Ayrıca kısıtlayan bir insan bu kadar kibar davranmaz."
"Haklısın. Ama sende kıskandığını itiraf et."
Uzun bir sessizlik oldu. Ve sonunda konuşmak için ağzını araladı.
"Kıskanmıyorum."