Uyandığımda saat dokuzdu. Saat 6'da yatmıştım. 3 saattir uyuyordum. Bu gece yapılacak etkinliği çok merak ediyorum. Altay geldi yanıma.
"Şükür uyandın külkedisi. Abin aradı. Uyanınca bana geri dönsün, dedi."
"Tamam ver telefonu."
Verdi. Abimi aradım. Altay niyeyse başımda dikiliyordu.
"Efendim abi?"
"Feride o telefon açılacak! Kapatmışsın! Niye? Rahatsız mı oluyorsun?"
"Hayır tabiki. Suya düştü telefonum. Gerçekten."
"Tamam. Merak ettik açmayınca."
"Özür dilerim abi. Sizi de telaşlandırdım."
"Evet ama sorun değil. Sana bir şey söylemek için de aradım. Sen olmadığın için toplantıda konuşulanları duymadın. Zorunlu evlilik 18 yaşına indirildi. Ben 30 yaşınıza kadar size bakamam."
Ben şok! Sadece iki sene daha özgür kalabilecektim. Bu olmamalıydı.
"Ne! Abi şaka mı yapıyorsun? 18 nedir ya? Bunu nasıl kabul etti evdekiler?"
"Bir arkadaşım İpek ile evlenmek istedi. İpek zaten yarın 18 oluyor. Yarın evlenecek. Bir kişiden kurtuluyorum."
"Abi delirdin mi? O zaman diğer abilerim ne olacak? Sırf bu kural yüzünden senelerdir bekarlar. Kimseyi sevemiyorlar!"
"Onlara da bulurum birisini. Sen de son zamanlarını güzel geçir. İki sene daha özgürsün o kadar."
"Tamam abi kapat ablamı aramam lazım."
Suratına kapattım. Hemen ablamı aradım. Altay merakla başımda dikilmeye devam ediyordu.
"Abla doğru mu?! Gerçekten evlenemezsin! Kaçmalısın!"
"Nasıl olucak ablacım o?" dedi ağlayarak.
"Tamam abla. Ağlamayı bırak ve dediklerimi yap."
"Tamam. Söyle zeka küpü."
"Hava almak için dışarı çık. Ben sana para göndericem ibandan. Benim telefonum bozuldu buradan ara."
"Tamam. Peki o para ile ne yapıcam?"
"Buraya geleceksin. Sonra beraber kaçıcaz. Şeyinin içine pasaportunu koy..." Son cümleyi fısıldadım.
"Tamam. Çıkıyorum. Telefonu cebime koyucam sakın kapatma ya da ses çıkarma."
"Tamam."
Sesimi çıkarmadım ablam konuşana kadar. Ve sesini duydum.
"Pasaportumu alıp çıktım evden. At hadi parayı. İlk uçakla oraya gelicem."
"Tamam abla atıyorum. Görüşürüz. Bir şey olursa burdan ara."
"Tamam görüşürüz."
Kapattım. Parayı attım ve ağlamaya başladım.
"Artık neler olduğunu anlatacak mısın?" dedi Altay.
"Zorunlu evlilik 30 yaşından 18 yaşına düşmüş..."
"İki seneniz mi kaldı yani? Size yardım edebilirim."
"Nasıl? Abimle mi konuşacaksın?"
"18 yaşınıza geldiğinizde ben abinizle konuşup benimle evlenmenizi isteyeceğim. Ama asla yanlış anlamayın. Bunu yapmamın sebebi nasıl olsa sürekli yanınızda olmam. Evlensek de yanınızda olmak zorundayım evlenmesek de. Yani bir fark olmaz. Aynı koltuğa bile oturmayız istemezseniz."
"Ben sana neden güveneyim ki?" diye soruverdim bir anda. Suratı düştü. Ve söyleyeceklerini düşündü.
"Affedersin, öyle demek istemedim. Seni tanımadığım için dedim." Mahçup bir şekilde bakıyordum gözlerinin içine.
"Sorun değil. Haklısınız. Dediğim şey benim haddim değil zaten." Hayır Feride. Sakın kabul etme teklifini. Sakın.
"Her neyse. İnşallah ablam kurtulur da... Benim en azından iki günüm var. Ama onun hiç yok."
"Allah ablanıza yardım eder. Siz sıkmayın canınızı."
Kapımız tıklatıldı. Koray gelmişti.
"Hadi üstünüze bunları giyin etkinlik var." dedi aceleci bir tavırla. Ve elindeki kıyafetleri uzattı. Bol bir şort ve askılı bir üst vermişlerdi. Bunu giyemezdim. İçinde rahatça hareket edemezdim.
"Giysene. Ne bakıyon?" dedi Altay.
"Ben bunları giyemem." dedim kıyafetleri göstererek.
"Sen bunları giyemezsin. Hayır, başka bir şey versinler sana. Uzun birşey versinler."
Elbise evet mini olabilirdi ama onu bile ikinci kez giymiştim. İlk giydiğimde çocuktum. Ama hayatımda hiç şort giymedim. Küçükken bile. Göğüs dekolteli elbisem bile yoktu benim! Ama şimdi bu resmen çıplaklıktı.
"Koray! Gel bi'. Bana başka bir şey versinler."
"Bunu giymek zorunlu. Melek de senin gibi karşı çıktı ancak zorunlu."
Gözlerim doldu. Ve ayaklarım benden izinsiz hareket etmeye başladı. Giyinme odasına gidip kapıyı kilitedim. Donmuş bir şekilde üstümü çıkardım ve bana verdiği kıyafeti giydim. Kendimi çok kötü hissediyordum bunun içinde. Göğüs dekoltesi olan ünlüleri elbette hepimiz tanıyoruzdur. Şuan onlardan bir farkım yok. Biraz yukarı kaldırdım üstümdekini. Şimdi daha iyiydi. Arkamı dönüp aynadan baktım kendime. Şortu biraz indirdim. Ve daha düzgün bir görünüm kazandırdım. Utanç içerisinde onların karşısına çıktım. Altay'ın öfkesi kolundaki damardan belli oluyordu. Gözleri öfkeden siyahın en koyu rengine büründü her zamanki gibi. Koray ise normal bakıyordu.
"Ben gelmesem olmaz mı?" dedim.
"Aynen ya, Feride gelmese olmaz mı?"
"Abi ikinci günden ne yapmaya çalışıyorsunuz siz? Gayet düzgün kıyafet işte."
"Ben hayatımda hiç şort giymedim. Hiç bu kadar açık kıyafetim olmadı benim." dediğimden şaşırdı. Ancak bir şey demedi. Beni kolumdan sürükleyip dışarı çıkardı.
"Artık bir ilki gerçekleştirerek tarihe geçtin Feride..." dedi.
Altay hızlıca aramıza girdi. Belimden tutup kendisine çekti. Koray ile arkamdaki ilişkiyi gerçekten kıskanıyordu.
"Evet çocuklar ana karakterlerimiz de geldiğine göre başlayabiliriz." dedi rehber.
"Ana karakter?" dedi Koray.
"Evet, ana karakter. Bugünün ana karakteri Altay ile Feride."
Yüzündeki gülümseme soldu Koray'ın. Belli etmese bile Altay buna içten içe sevinmişti. Anlamıştım.
"Gelin bakalım çocuklar. Şimdi Altay'cım, elini Feride'nin beline at. Evet çok güzel. Sen de kollarını onun boynuna koy. Harikasınız. Şimdi Feride, bacağını Altay'ın bacağına dola."
"Yok artık hocam! Amaç ne buradaki?"
"Boşverin. Dediklerimi yapın."
Bacağımı Altay'ın bacağına doladığım an arkadan tanıdık bir ses duydum. Abim! Abilerim! Tüm ailem! Buradalardı. Efe abim, ablamı kolundan sertçe tutup buraya çekti.
"Çok pardon hocam. Feride'yi almak zorundayım." Kıyafetimi farketmedi. Hay şom ağzıma sıçayım! Beni gözüyle süzdü hepsi.
"Kendini rezil ettirme! Zaten olmuşsun olacağın kadar ama neyse. Gel şuraya. Altay sen orda kal!"
Kolumdan çekiştirip bağırdı. Ablamla olan planımızı öğrenmişti. Ve bir tokat attı. Ardından Emre abim kendisine çevirdi. O da bir tokat attı. Alp abim de bir tokat attı. Caner abim ise boğazımdan tutup havaya kaldırdı. Nefesim kesilince geri bırakıp tokat attı. Bizi Altay dışında kimse göremiyordu.
Herkesten bir posta dayak yemiştim. Her yerim kan içerisindeydi.
"Sen ablana kaçış planları mı veriyorsun? Senin makamın ne bu dünyada? Bir hiç! Sen bir hiçsin Feride. Sen kimseye akıl veremezsin. Ama sen iki sene daha özgür kalamayacaksın. Ablanın işi bittiği an sana da gelicez."
Dizlerimin üzerine çöktüm. Bacaklarını tuttum abimin. Ve yalvardım.
"Abi gözünü seveyim yapma! Elin adamıyla evlendirme beni! Yalvarırım kıyma bana."
"Niye? Birisi mi var hayatında?"
"Hayır. Olsun da istemiyorum. En azından çocuk yaşımda. Beni 16 yaşında zorla evlendi diye haberlere mi çıkartmak istiyorsun? Lütfen yapma..."
"Kalk yerden. Salak salak hareketler. Şimdi olmasa iki sene sonra olacak."
"Tamam abi. Olsun ama iki sene sonra olsun. Biraz daha hayatımı yaşayayım."
"Sen niye evliliğe sanki bir katille aynı eve konulacakmışsın gözüyle bakıyorsun?"
"Yanlış mı?"
"Ben bilemem. Ablan bilecek onu."
"Ablama da kıyma." dedim sanki kabul edecekmiş gibi.
"Ben kararımı verdim Feride! Neyin lafını yapıyorsun bana!"
Daha fazla konuşmaya gücüm yetmedi. Onlar söylenip durdular.
"Yürü Altay. Odamıza gidelim. Sende Koray."
"Eve gidiyoruz." dedi abim ancak yarın Oğuz ile karşı karşıya gelecektim. Gidemezdik.
"Yarın akşam çıkarız yola. Şimdi uyuyacağız." dedim ve cevap vermesini beklemeden ani bir özgüven ile odama gittim. Kapıyı benim yerime Altay ile Koray kapattı. Bu demek oluyor ki benim yanımdalardı.
"Yarın benim bir işim var sabahtan. O yüzden beni burada göremezseniz..." sözüm sakin ve sertçe kesildi.
"Oğuz ile buluşamazsın." dedi Altay bir anda.
"Sana noluyo Altay? Feride benim sevgilim. Sen niye kıskanıyorsun? Ve bunu ben değil de sen niye biliyorsun?" Koray sorularını sıralarken ben umursamaz bir şekilde Altay'ın telefonunu elime aldım. Oğuz'a yazdım.
"Tek geleceksin. Yanında bir varlık dahi olan oruspu çocuğudur." Nasıl olduysa yine anında gördü. Gerçekten şaşırtıcıydı.
"Kız gücünle beni yenemezsin güzelim. Yanına abini falan al xiencidnjxhsjdj. Ne o? Abin mi yok?"
"Var."
"Bir tane abisi var ama hâlâ abim var benim diye geziniyor ya."
"Birincisi ben öyle gezinmedim hiçbir zaman, ikincisi ise 4 tane abim var benim. Bir ablam var karateci. Ben tekvandocuyum."
"Oha lan. Sakın yanında birisini getirme. Böyle eşitiz."
"Tamam. Ben getirmem zaten. Senin de gerçek yüzünü gördük."
"Aslında hiç böyle birisi değilimdir. Sana ayrı ayar oldum."
"Ben sana yarın o ayarı çok güzel vericem." yazıp telefonu çaktırmadan aldığım yere geri bıraktım. Onlar hâlâ tartışıyorlardı.
"Ya yeter! Neyin kavgasını yapıyorsunuz ya?"
"Sen sus!" dedi ikiside aynı anda bana bakıp bağırarak. Altay'a tehdit edercesine baktım. Stresle konuşmaya çalıştı.
"Yani ben sana sus derken öyle demek istemedim aslında çünkü ben sana öyle demem yani demek istemedim şey diyecektim ben sana öyle demeyecektim..." gibi gibi şeyler geveledi. Bu sefer intikam sırası bendeydi. Onu boğazından tutup öpecekmiş gibi sertçe kendime çektim. Ve çok az bir mesafe kalınca durdum.
"Seni susturmak için öpmek yerine başka çözümler bulacağım." diyerek onun bana söylediği şeyi tekrarladım.
"Korktum. Seninle öpüşmek iğrenç bir şey olsa gerek."
"Koray anlatsın sana." dediğimde yüzü düştü. Gerçekten anlam veremiyordum!
"Anlat Koray." dedim.
"Sokaktaki kedinin kimsenin kucağına gitmeyip senin kucağında uyuması kadar güzel..."
İlk defa böyle güzel bir şeye benzetilmiştim. Çok hoştu...
"Biraz konuşabilir miyiz?" dedi Altay bana.
"Hayır." dedi Koray. Bana sormuştu sana ne oluyor?
"Feride'ye sordum."
"Cevabını ver Feride." dedi bir şeyler ima ederek.
"Konuşabiliriz." dedim ona inat.
Siniri yüzünden belli oluyordu. Ama hiçbir şey yapamadı.
"Sen aklınca benden intikam mı almaya çalışıyorsun?" dedi başka bir odaya geçtiğimizde.
"Evet."
"Eve geri döndüğümüzde tekrardan patronum olman zor olacak."
"Evet."
"Abiniz haklıymış. 40 bin bile az sizinleyken."
"Nankör!"
"O anlamda demedim!"
"Ne anlamda dediysen dedin, bana ne! Ne diyeceksen de."
"Yarın Oğuz ile kavga ederken ben de orada olayım. Uzaktan izleyeyim. Eğer yanında birisi varsa bende geleyim yanına."
"Niye?"
"Seni korumakla görevliyim."
Bu cümle bana gerçekleri yüzüme vurdu. Nedenini hâlâ bilmediğim şekilde Altay'a yakın durma hissiyatı içimi kemiriyordu sürekli. Ama haklıydı. O yalnızca beni korumak için görevlendirilmiş bir insandı.
"Haklısın. Ama sadece uzaktan izle."
"Tamam." dedi. Ve konuşmamız burada bitti. Yani en azından ben öyle sandım.
Gözleri bir bana bir de dudaklarıma bakıyordu. Ben de bir ona bir de dudaklarına bakıyordum. Yaklaştık. Yaklaştık. Ve biraz daha yaklaştık ki kapı sertçe açıldı.
"Tamam o zaman ben abime söylerim. Yarın 1 gibi yemek yer öyle çıkarız." dedim telaşla bir şeyler konuşuyormuş gibi yaparak.
"Tamam. Gelsene Koray." dedi sanki bir şeyler içinde kalmış gibi. Ama gözleri Koray'da değil bendeydi hâlâ. Kafasını ona çevirdi ve eliyle gözümü kapatıp kafamı kollarının arasına aldı. Orada her ne varsa görmemi istemiyordu.
"Deli misin Koray? Yürü git üstüne bir şeyler giy. Aptal." dedi kınamışcasına.
"Sevgilim değil mi arkadaş? Eninde sonunda görecek."
Ne? Alt üst çıplak mıydı yoksa sadece üst mü? Ne diyorsun Feride ikiside kötü!
"Kafamı bırakır mısın Altay?" dedim.
"Pardon." dedi bırakarak.
"Gerçekten bir şeyler giysen iyi olacak gibi. Bu benim hoşuma gitmez, rahatsız eder." dedim kibarlığımı bozmamaya çalışarak.
"Belki bu gece fikrin değişir..." dediği an bir osmanlı tokatı yapıştırdım.
"O sikin kadar küçük beynin başka şeylere çalışmaz mı senin? Bir daha aynı odada bile kalmak istemiyorum seninle. Göt lalesi! Aramızda olan olmayan her şey bitti."
"Saçmalama Feride! Her kız ister bunu."
"Hayır. Bunu hiçbir kız istemez. Siz kendi kafanızda kurup kurup bizim kafamıza sokuyorsunuz."
"Ya bu gece bu iş biter ya da ablandan hemen sonra evlenirsin."
"Evlenicem." dediğimde şok içerisinde bana baktılar.
"Feride delirdin mi?"
"Ben Altay ile evlenicem." dedim herkesi şaşırtarak.
"Ne? Ciddi misin? Kabul ediyor musun yani? Oha? Şuan mutluluktan sarılsam ne yaparsın?"
"Tokatı yapıştırırım. Ne için evlenmek istediğimi sen gayet iyi biliyorsun."
"Zaten bu fikir benden çıktı. Ama senin tokatını yemek istemem."
"Siz sevgilisiniz!"
"Bilip bilmeden konuşma!" dedim. Altay'ı kolundan çekip yattığımız odaya götürdüm. Ve kapıyı kilitledim. Anahtarı da yastık kılıfımın içine attım.
"Tekli yatakta yatarsın." dedim.
"Deli ya." diye mırıldandığını duydum.