İçeriğe geç

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 11 · 6 dk okuma

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 11

Kavga

Kolumu bıraktı. O bana tepeden bakıyordu. Ben ise aşağıdan. Aramızdaki boy farkı ona resmen üstünlük sağlıyordu.

"Sonuç olarak sen o çocukla öpüşüyor muydun? Öpüşüyordun. Ve bu ikinci defa olacaktı. Ve ben ikincisi yaşanırsa her şeyi herkese açıklarım. Hatta üstüne iftira bile atarım."

"Sen hayatımda gördüğüm en şerefsiz, en adi insansın!"

"Evet öyleyim!"

"Seninle tanıştığım güne lanet olsun!"

Cevap vermesini beklemeden Koray'ın yanına gittim. Yemekhanedeydi. Zaten çoğu kişi oradaydı. Yanındaki sandalyeyi çekip kafamı onun göğsüne koyarak ağladım.

"Bir şey mi yaptı sana? İyi misin?"

"Yapmadı ama yapacak..."

"Noldu güzelim, anlat."

"Biz eğer ikinci kez öpüşürsek herkese herşeyi anlatıp üstüne iftira da atarım dedi." dedim ağlamamın arasından zar zor.

Ayağa kalktı. Peşinden kalkar gibi oldum ama eliyle bana bakmadan durmamı işaret etti. Yapacağı şeyi tahmin edebiliyordum.

Koluma kaydı gözüm. Sanki nöbetçi öğrenci yazar gibi büyük bir morluk vardı. Dokundum. Acıyla sıçradım.

Kolumla ilgilenmeyi bırakıp ayağa kalktım. Koray'ın peşinden gittim. Çok arkasında olduğum için beni farkedemezdi.

Ama o an bir şey oldu. Nasıl olduysa arkasını döndü ve bana baktı.

"Bir adım daha yaklaşma." dedi. Ama ben yaklaşacaktım.

Yaklaştım, yaklaştım, yaklaştım... Ve yanlarında durdum. Kavga edecekleri belliydi.

"Kavga etmeyin, bu günü böyle berbat etmeyin." dedim ruhsuz şekilde.

Altay bana baktı öfkesini dindirmeden. Daha sonra moraran koluma. Gözleri öfkeden acıya döndü. Kolumu nazikçe tuttu.

"Bunu sana kim yaptı?"

Diyemedim. "Sen yaptın!" diyemedim. Dilim varmadı. Yalnızca gözlerimi kaçırabildim. Dolu gözlerimle etrafa bakındım. Oysa Altay hâlâ bana bakıyordu.

"Bunu sana kim yaptı?" dedi tekrarlayarak. Koray onu sinirle elleriyle ittirdi.

"Sen yaptın Allah'ın cezası! Sen! Kızın kolunu sen o hâle getirdin!"

Altay garip bir aydınlanma yaşadı. Daha sonra pişmanlıkla başını avuçlarının içine aldı. Dolu gözlerini görmek mümkündü. Rengini hâlâ çözemediğim gözleri en açık rengine büründü. Ve bana sarıldı. Gözlerini kapattı ve bana sarıldı. Bende nezaket gereği ellerimi sırtına koydum. Ama sarılmak değildi bu. Koray sakinleşmeye çalışarak konuşmaya başladı.

"Artık kalan son 1 saatimizi yemeğe mi harcasak?" dedi. Altay'dan ayrılıp içeri geçtim. Peşimden geldiler. Yemeklerimizi alıp hiç konuşmadan yemeye başladık. Ancak ben yemeğin ortasında dayanamayıp Koray'a döndüm.

"Telefonunu kullanabilir miyim biraz?"

"Al." Uzattı. Bende aldım.

"Eee? Instagram yok sende."

"Kullanmıyorum."

"Al o zaman. Altay sen ver."

"Yoo."

"Altay. Verir misin?"

"Daha kibar."

"Eğer siz de uygun görürseniz telefonunuzu bir süreliğine kullanabilir miyim sadrazam bey!"

Anırarak güldü. "Al." dedi o da. Gıcık olmuştum. Ama aldım. Hemen onun hesabından Oğuz'a yazdım.

"Oğuz çok özür dilerim. Telefonum bozuldu bir anda. Arkadaşımdan yazıyorum."

Nasıl olduysa yine anında gördü.

"Kimsin?"

"Feride ben."

"Kanıtla."

"Güzelim ama senin değilim." Bunu söylemenin sebebi o bana her güzelim dediğinde ona bunu söylememdi.

"Tamam inandım xbsjbxjanxjdnxjdn. Öldün sandım bu arada."

"Oha abart."

Ben mesajlaşırken yanımda oturan Koray ne benimle ne de konuştuğum kişi ile ilgilenmiyordu. Ancak Altay gözlerimin içine bakıyordu. Nasıl yapıyor anlamadım ama gözlerimden yansıyan mesajları okuyordu.

"Abartmıyorum! Senin yüzünden uyuyamadım güzelim!"

"Güzelim ama senin değilim!" dedim yine.

"Jsksoxndnjsjxjdncjd."

"Jxinxjsjcjdjjsjcjdjcjd." İkimizde güldük. Ben gerçekte de gülünce Altay daha kötü bakmaya başladı bana. Koray ise kısa süreliğine bana baktı. Ardından yemek yemeye devam etti. Ve telefonu çalınca masadan kalkıp uzakta konuşmaya başladı. Altay kalkıp yanıma oturunca sohbetten çıktım. Ve telefonu kapatıp yüz üstü masaya koydum. Almaması için elimle tuttum.

"Eee? Göstermeyecek misin?"

"Hayır."

"Sana Oğuz ile konuş diye vermedim o telefonu. Birisini arayacaksın sandım. Instagram diyince şüphelendim ama unuttuğunu ümit etmiştim."

"O unutulacak birisi değil."

"İyi bakalım." Ayağa kalktı. Yerine geçiyormuş gibi yaptı ancak masaya dayandı. Ben onu görmeyip konuşmaya devam ettim. Aradan 5 dakika geçti. Oğuz'la çok fazla konuşmuştuk ama yalnızca 5 dakika olmuştu. Altay hızlıca arkasını dönüp telefonunu aldı. Telaşla ayağa kalkıp telefona uzandım. Ama alamadım.

Koray masaya dönememişti hâlâ.

"Neler yazmış acaba Oğuz Bey? Ooooooo! Çifte kumrular sizi! Bunları Efe Bey duyunca seni çok güzel tebrik edecek."

"Yapma! Gözünü seveyim öyle bir şey yapma! Gel eve gidelim. Burada bunu konuşmayalım."

"Emredersiniz."

Odamıza girdik ve kapıyı kilitledik.

"Öyle bir şey yapmayacaksın."

"Niye?"

"Çünkü istemiyorum!" dedim dalga geçer gibi.

"Ama sen sınırı çok aştın."

"Hayır aşmadım! Bu kıskançlık resmen!"

"Evet. Kıskançlık."

"Sen beni niye kıskanıyorsun ki?"

"Ben bir kızla öpüşsem eminim kıskanırdın."

"Kıskanırdım. Haklısın. Telefonu ver. Kimlerle konuştuğuna bakayım."

"Olmaz!" Roller şimdiden değişmişti.

"Neden? Eğer sen söylemezsen ben de söylemem."

"Benim arkadaşlarım onlar! Erkeklerin sohbet grubunu bir kız görürse aklı kaçar!"

"Haklısın. Bir keresinde öyle bir hata yaptım ben."

Gülüştük. Daha sonra ciddileşip Koray'ın gelmesini bekledik. Evde oturmuş Koray'ı bekliyoruz şu işe bak!

"Telefon istiyorum."

"Vermicem. Sakın yalvarma."

"Ya versen ne olacak? Abimle konuşacağım."

"Hoparlörde konuşacaksın."

"Hayır!"

"O zaman veremem."

"Abim diyorum."

"İnanayım mı?"

"İnan."

"Tamam." dedi salak.

En uzak odaya girdim ve Oğuz'u aradım Instagram'dan.

"Nerdesin sen?! Sürekli alakasız anlarda kayboluyorsun! Yetti artık."

"Sen benim neyle uğraştığımı biliyor musun Oğuz?! Saçma salak konuşuyorsun da. Benim zibilyon tane derdim var birde kız gibi trip atıyorsun bana."

"Trip falan atmıyorum Feride. Ama beni ilgisiz bırakıyorsun. Biz neyiz ya? Bir günde neler yaşadık farkında mısın? Biz sevgiliyiz."

"Sen bana bir teklifte bulunmadın ki? Sevgili falan değiliz yani. Sen eğer erkeklik yapıp çıkma teklifi etseydin evet sevgiliydik. Ama şuan boş boş konuşan iki yabancıyız."

"Boş boş mu? Delirdin sen herhalde! Sana bir havalar gelmiş. Bana karşı gelmeler falan?! Kaşınıyorsun he! Dua et kızsın..." Evet. İşte şimdi damarıma bastı.

"Dua ediyim kız mıyım? Neyin kafası bu? Ayrıca evet. Kaşınıyorum. Yarın İzmir'e gel. Kim kız kim erkek belli olsun."

"Ne?"

"Ne o? Korktun mu bebiş?" dedim dalga geçerek.

"Korkmadım. Yarın saat 8 olduğunda attığım konuma gel. Sabah serinliğinde bir güzel hesaplaşalım."

"Tamam. Tek gel ama. İki kişi bile olursanız sürü gibi insan getiririm. Suyun çıkar."

"Hadi hadi bak işine!"

"Ananı siktirme bana! Oruspu! Göt maymunu seni!"

Telepfnu suratına kapattım. Ve söylenmeye devam ettim.

"Doo ot kosson! Oruspu! Bir koycan Allah'ına kavuşcak mal."

Kapıyı açtığımda kendini gülmemek için zor tutan ama beni görünce ciddileşen Altay'ı gördüm.

"Abinin adı mı değişti?"

Bir süre donup kaldım. Ağzımı araladığım sırada Koray geldi.

"Neler oluyor?"

"Hiçbir şey." dedim. Hızlıca lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Dinlemiş miydi bizi? O da gelecek miydi? Oğuz'a tek gel dediğim halde ben iki kişi mi gelecektim? Hayır, karaktersiz davranışlarda bulunmayacaktım. Elimi yüzümü yıkayıp içeri geçtim.

"Dağa ne zaman gidiyoruz?" Yeni etkinlik dağda yapılacaktı. Biz evdeyken diğerleri hala fikirlerini danışıyor, alakasız konularda sohbet ediyorlardı.

"Bilmiyorum." dedi Altay. "Sen benle gelsene iki dakika." dedi ve kolumdan tuttu. Ayağa kalkıp gelmemi bekledi tahammülsüzce. Koray'a baktım. Biz onunla sevgili gibi veya flört gibi bir şeydik. Kafasıyla onayladı beni. Altay beni en son odaya götürdü. Telefonla konuştuğum odaya.

"Ne dedi o yavşak?"

"Babasının prensesi çıktı! Baya bir kavga ettik. Çok moralimi bozdu piç. Yarın sabah sekizde attığı konuma gidicem. 1 vs 1 atıcaz. Eğer..." Lafımı alay edercesine kesti.

"Gerçekten anlatacak mısın? Biz hiçbir şey değiliz Feride. Dost falan değiliz. Bana bunu anlatamazsın. Çünkü umrumda değil sizin kavganız!"

"Niye sordun o zaman?"

"Hiçbir şey demedi, demeni bekledim çünkü."

"O zaman niye beni tutup buraya kadar getirdin?"

"Her neyse, soruları cevapsız bırakmayı severim. Sana da aynısını yapıcam. Ama şunu asla unutma. Biz birbirini çok iyi tanıyan iki yabancıyız..."

Haklıydı. Biz birbirimizi tanıyan iki yabancıyız... Bu cümle kafamın içinde binlerce kez yankılandı. Niye bilmiyorum ama koymuştu bana bu cümle.

Yatağa uzandım. Gözlerimi kapattım ve çarşafı kafama kadar çektim. Uyudum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.