Sabah ezanı okunduğu zaman odamıza çekildik. Altay uyanıktı. Beni bekliyordu. Geldiğimi görünce kolundan tutup en uzak odaya götürdü.
"Bak Feride. Umrumda değilsin. Bunu bil... Ama gecenin bir yarısı evden çıkıp sabah ezanında girmen saçma. Güvenlikli bir yer olmasa vicdanım buna asla el vermezdi. Şimdi giyin. Bizi bekliyorlar."
"Kimler?"
"Rehber. Sadece ikimizi."
Sorgulamadım. Giyinip çıktım. Gerçekten bizi çağırmıştı.
"Nasılsınız çocuklar? Günaydın."
"Günaydın hocam siz nasılsınız?" dedim.
"Ben de iyiyim canlarım. Heh, Aleyna da geldi. Hoşgeldin kızım."
Kızım mı? Lafın kusucam.
"Hoşbuldum hocam. Beni çağırmışsınız."
"Seni değil hepimizi çağırdı Aleyna." dedi Altay. İyi oldu valla.
"Evet sizi buraya çağırdım. Çünkü size bir görev vereceğim. Temizlik yapabiliyorsunuz değil mi?"
"Ne yani temizlik mi yapıcaz hocam?"
"Evet Altay, temizlik yapacaksınız."
"Hocam erkek a..." Sertçe lafını kestim.
"Erkek adam mı? Kadın adam da mı var Altay? Ayrıca erkeklerde temizlik veya herhangi bir iş yapar."
"Ben yapmam."
"Çocuklar sakin olun. Kendi evlerinizde yapacaksınız. Size verdiğimiz daireler çok büyük. Hele sizinki Feride. Hizmetliler izinli. E bizler de yetişemeyiz öyle şeylere. Yani mecbur siz yapacaksınız."
"Tamam hocam siz Altay'ın kusuruna bakmayın. Salaklığı tuttu da! Biz anladık sizi. En kısa zamanda temizler Altay."
"Tek b..."
"Yürü Altay yürü!" dedim sırtından iterek.
Odamıza gittik. Koray uyanıktı.
"Neredeydiniz?"
"Sanane?!" dedi Altay.
"Rehber çağırdı."
İkisi de bana dönünce devam ettim.
"Hizmetliler izinliymiş herkes kendi temizliğini kendi yapacakmış. Onun için yani. El ele yürüyüş yapmadık!"
"İyi."
"Ne bu şimdi?"
"İyi dedim ne diyim?"
"Hiçbir şey deme Koray. Hiçbir şey."
Arkamı döndüm ve lavaboya girdim. Çok ferah yapılmıştı lavabo. Ellerimi çeşmenin önündeki mermere dayayıp aynaya bakarak söylendim.
"Gerizekalı! Hayır sanane ki! Aptal! Otizim belirtili manyak! Sende salak mısın kızım niye açıklama yapıyorsun?! Malsın kızım sen! Mal! Of! Yavşak herif ya! Öteki de deli midir nedir? Aşığım diyecek bende davranışlarına bir anlam bulucam. İyi de ben niye Altay bana aşık olsun istiyorum ki? Neyse, isterse ölsün benim için. Sikimde bile değil!"
Elimi yüzümü yıkadım. Tam kapıyı açtım ki arkadan birisi de açtı. Ve koluyla beni duvarda sıkıştırdı. Bu Altay'dı.
"Gerçekten sana aşık olduğumu söylesem ne yapardın?"
Bana aşık mıydı? Oha!
"Bana aşık mısın? Oha!"
"Sana bir soru sordum. Sana aşık olsam ne yapardın?"
"Ben... Şey... Bana aşık olsaydın şey yapardım..."
Dudakları dudaklarıma yaklaşınca heyecanlandım. Niye bilmiyorum ama heyecanlandım. Hayır Feride. Sakın dudaklarını uzatma. Sakın!
"Heyecan yapma Feride! Bu sadece tepkini ölçmek için yaptığım bir testti. Ve testi yarı puanla geçtin. Az kalsın öpecektin beni!" dedi dalga geçerek. Oruspu!
"Oruspu! Korktum bir an!"
"Ona heveslendin diyelim..."
"Senin neyine heveslenicem ben be!"
Kapıyı açıp lavabodan çıktım. Arkamdan güldüğünü duydum. Şerefsiz en sonunda duygularımla da oynadı. Tabii olmayan duygularımla.
Gezimiz birazdan başlardı. Yani etkinliğimiz.
Beraber hocaların yanına gittik. Bizi denizin kenarında bir masanın etrafına dizdiler. 7 sandalye vardı. Herkes bir yere oturdu.
"Evet çocuklar. Biliyorsunuz ki bu etkinlikte birbiriniz ile bir konu hakkındaki fikirlerinizi paylaşacaksınız. Konumuz sırasıyla kariyer, aşk ve aşkın seviyeleri. Sevgili, nişanlı vesaire. Sizlere kolay gelsin. Biz hemen şurada oturuyoruz hocalarınızla."
"Tamam hocam." dedi Melek. Lafa ilk Mert girdi.
"Bence kariyer şu hayattaki en önemli ikinci şey." Aşk olunca insanın hayatında böyle oluyor. Kesin ilki aşktır.
"Bence son şey. Ben istesem yatarak bile para kazanabilirim!" dedi Aleyna. Pick me olanların beyni olmuyor mu acaba?
"Öyle bir şey yok Aleyna. Kariyer sağlıktan sonra gelen en önemli şey. Aşkın bile önüne geçer kariyer. Eğer gelirin seni geçindirmek için yeterliyse tamamdır. Senin artık bir paran var. Bir çatı var başının üstünde. Yemeğin önünde her gün. Sen yatarak para kazanacaksan para kazanmış olmazsın. Sadece tembellik kazanmış olursun." dedim.
"Ben hiçbirinize katılmıyorum." dedi Ahmet Can.
"Niye?" dedim merakla.
"Çünkü kariyerin önünde bir çok şey vardır. Ama kariyerden sonra gelen şeyler de vardır. Kariyeri hayatının baş köşesine koyarsan kendinle ilgilenemezsin. Kariyer önemli. Ama senden değil. Kariyerine değer vereceksin. Ama kariyerin sana değer veriyorsa."
Gerçekten mantıklı geliyordu. Eğer bana değer verilmiyorsa o işte çalışmayın.
"Böyle diyince gerçekten mantıklı geldi." dedi Melek.
"Eee, Koray? Altay? Siz de bir şey söylesenize."
"Ben düşünüyorum. Ve bu konuda bir fikrim yok. Çünkü bir kariyerim yok."
"İyi bakalım..." dedim.
Yarım saat daha konuştuk. Daha sonra aşk konusundan önce biraz dolaşmak istedik.
Hepimiz aynı anda dolaşmaya başlamış. Bir yanımda Koray diğer yanımda ise yine Altay vardı. Bu hep böyleydi.
"Hayır bence aşk gereksiz bir şey. Boş yere kendini üzüyorsun." dedi Ahmet.
"Ama gerçek aşkı bulursan üzülmezsin Ahmet." dedim.
Altay hemen abime yetiştirmek için kolumdan tutup kulağıma sinirle fısıldadı.
"Sen gerçek aşkı nerden biliyorsun küçük hanım? Yasak size aşk falan."
"Bana kuralları öğretemezsin büyük bey!" dedim aynı ses tonunda. Kolumu sertçe bıraktı.
Koray elini omzuma attı. Kendimi hoş hissettim. Karnımda resmen kelebekler uçuştu. Yüzümdeki gülümseme her halimden belli oluyordu.
"Sen de seviyorsun kabul et!" dedi Koray.
"Emin değilim..."
Yine de çok mutlu olmuştu. Ancak Altay somurtuyordu.
"Sen niye somurtuyorsun?" dedim. Onu kayalığın yanına çektim ve herkesten uzak bir yerde konuşmaya başladım.
"Bak Altay. Sen beni kötülüklere karşı korumakla sorumlusun. Bu kadar! Senin görevin bu! Beni kıskanamazsın, kısıtlayamazsın, bana bağıramazsın, kızmazsın, dalga geçemezsin, test edemezsin, benimle aynı yatağa giremezsin! Tek nefeste bu kadar oluyor devam edeyim mi?"
"Yok. Ama bu dediklerinin hepsini yapmamı istedi patronum."
"Herkes bana karşı zaten!"
"Sende bana karşısın."
"Ben kimsenin istediği şeyleri yapmam! Köleleri yok burda! Abimin bile isteksiz isteksiz dediklerini yapıyorum. Bana kimse emir veremez. Hangi devirde yaşıyoruz abi? Herkes kafayı sıyırmış zaten. Hepsi bana sataşıyor. Savaş istiyorlar ama bende güç falan yok. Ben yorgun argın bir insanım. Robot değilim. Gel dedin mi gelip git dedin mi giden, öp dedin mi öpüp sarıl dedin mi sarılan, yap dedin mi yapan, öl dedin mi ölen bir teknolojik yaratık değilim ben!" Çok hızlı konuşmuştum.
Altay sırıtmaya başladı. Damarlı kollarını boğazımda hissettim. Sıkarak kendine çekti ve sertçe öptü beni. Yani ben öpecek sandım ama tam öpecekken çok az bir boşluk bıraktı aramızda. Boğazımda iz kalması da bir olanak...
"Seni susturmak için öpmek yerine başka çözümler bulacağım. Ama seni öpmeyeceğim küçük kız."
Boğazımı bıraktı. Bu ikinci kez oluyordu bugün! İkidir öpecekmiş gibi yapıyor ancak öpmeden gidiyor. Kafayı yiyeceğim.
Bir süre donakaldım. Kendime geldikten sonra deniz kenarında oturdum. Onların yanına gitmek istemiyordum. Ama biraz sonra Mert ve Melek geldi yanıma.
"Niye gelmiyorsun?" dedi Mert.
"Kendime gelmem lazım."
"Noldu ki?" dedi Mert tekrardan. Melek ise pür dikkat beni dinliyordu.
"Altay ikidir öpecekmiş gibi yapıyor ancak öpmeden gidiyor. Kafamı allak bullak ediyor. Koray bir taraftan daralıyor. Ben Koray'a karşı bir şeyler hissetmeye başladım zaten. Salak ben! Altay da sevgilim gibi davranıyor ama çok kaba. Sanki ben değil de patron o gibi. Her şeyi geçtim. Seven kıskanır tamam ama sevmeyen birisi beni niye kıskanıyor. Az önce köşede kenarda neler oldu bir bilseniz! Kafayı yersiniz!"
"Tamam sakin ol Feride'm." dedi Mert sarılarak. Mert ayrıldıktan sonra Melek konuşmaya başladı.
"Erkekler sevmese bile kıskanıyorlar. Senin ailenden örnek verelim şimdi. Baban. Baban geçen sene senden nefret ediyordu hatırladın mı? Ama seni her şeyden ve herkesten kıskanıyordu. Sen yine rahatsız oluyordun."
"Evet ya bende hiç yaşamamışım gibi davranıyorum." dedim ve gülümsedim.
"Ama seven erkek de kıskanır. Bunu unutma. Sen kıskançlığa değil kalbine bak o kişinin. Ancak öyle anlarsın."
Son kez sarıldık ve gittiler. Ben ise denizden gelen dalgaların sesi ile derin düşüncelere daldım.
Koray'a gerçekten aşık mıydım? Eğer aşıksam neden bir beklentim var? Ya da bir beklentim var mı? Sürekli beni öpecek gibi yapıp öpmeden gitti. Ve benim içinde kaldı o öpücük. Ben neden Altay'ı öpmek istiyordum ki? Altay beni neden bu kadar ilgilendiriyor? Ben neden birisine aşık olma ihtiyacı duyuyorum? 16 yıldır bir kere bile aşık olamadım ben korkumdan. Ve bu duyguyu hiç hissedemedim. Belki de bu yüzden istiyorumdur. Birisi ile birbirimize aşık olalım ve ben de artık bu duyguyu yaşayalım istiyorumdur. Ama bu kişi Koray veya Altay olmamalıydı. Onlar benim için yanlış insanlardı.
Arkamda birisini hissettim ama bakmadım. Denizi izlemeye devam ettim.
"Yanına oturabilir miyim?"
Koray'dı bu.
Arkamı dönerek cevap verdim.
"Elbette!"
İkimizde birbirimize gülümsüyorduk. O yanıma oturdu. Ve kolunu omzuma attı. Bende onun omzuna koydum kafamı. Ve bu düşüncelerimi ona söylemek istiyordum.
"Sana eğer kızmazsan içimde dönüp duran ve beni delirten düşüncelerimi anlatmak isterim."
Kesin hayır diyecekti. Şu yaşıma kadar kimse benim düşüncelerimi önemsemedi çünkü. O da önemsemeyecekti.
"Anlat. Kızmam."
Nasıl yani? Çocuksu duygularımı dinlemek istiyor muydu?
"Nasıl yani? Çocuksu duyguların beni ilgilendirmiyor, diyeceksin sanmıştım." dedim sevinçle ona bakarak.
"Sen anlatırsan ben her şeyi dinlerim." Bu cümle çok hoşuma gitmişti.
"Ben sana karşı bir şeyler hissediyorum." Daha cümleme devam edemeden sevinçle araya girdi.
"Gerçekten mi?"
"Cümlemi tamamlayabilir miyim?"
"Haklısın, pardon."
"Ama aynı zamanda Altay'dan da bir beklentim var. Bana soğuk yapınca üzülüyorum. Öpecekmiş gibi yapıp öpmeyince içimde kalıyor nedense. Ama onunla sevgili olmak istemiyorum. Çünkü o kaba birisi. Ama sen çok daha naziksin. Ben bunu farkettim."
Birbirimize baktık. Sonra dudaklarımıza. Birbirimize yaklaştık, yaklaştık, yaklaştık... Tam öpecekken bir ses geldi.
"Höst! Noluyo lan burda?! Ayrılın." Altay gelmişti.
Bıkmış ama belli etmeyen bir yüz ifadesiyle ayrıldım. Ve ayağa kalktım. Koray da ayağa kalktı. Arkamın kumunu silkeleyip Altay'a döndüm.
"Yine ne var?"
"Burası sizin aşk bahçeniz değil." dedi liderlik taslayarak.
"Sana kalırsa hiçbir yer aşk bahçesi değil ama..." diyerek mırıldandım.
"Ne dedin? Duyamadım. Biraz sesli söylersen daha iyi olur prenses hanım!"
"Seni ilgilendirmeyen bir şey."
"Bana bak!" Kolumu sertçe tuttu ve kendisine çekti. Hemen Koray ayırdı ikimizi.
"Sen karışma kahraman!" dedi Altay.
"Tamam Koray biz hallederiz. Sen bizimkilere takıl. Ben de gelirim birazdan." Kafasını salladı ve gitti.
O gidince sertçe kolumu geri çektim. Ancak anında geri kaptı kolumu. Bu sefer daha da sıktı.
"Bak küçük kız. Senin aşk yaşaman yasak. En azından benim kontrolüm altındayken. Bir daha sizi baş başa yakalarsam..."
"Ne yaparsın? He? Döver misin? Abime mi söylersin? Tehdit mi edersin? Ne yapabilirsin en fazla ya! En fazla öldürürsün beni!"
"Sesini yükseltme Feride!"
"Yükseltirim! Yükseltirim. Ben istediğim zaman istediğim şeyi yapabilirim."
"Yaşın kaç prenses?"
"16. Senin kaç ki bana küçük kız diyip duruyorsun?"
"18. İki sene sınıfta kaldım ben."
"2 yaşın lafını yapma bana."