İçeriğe geç

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 18 · 6 dk okuma

ÖFKELİ KÖŞK

Bölüm 18

Gerçek Aşk

Korkarak son kez Görkem'e baktım.

"Bence sen de git ortalık fena karışacak." dedim sessizce. Sonra koşarak Altay'ın peşinden gittim.

"Rezervasyonu kaça yaptırdın?"

"8 efendim." dedim. Altay bir şeye sinirlenmişti ama şuan o sinirinin sebebini göstermek istemiyordu.

"Ben sana sabah 8 veya akşam 8 diye belirttim mi?"

"Hayır ama akşam olur heralde diye sormadım."

"Soracaksın işte!"

"Efendim siz neye kızdınız bu kadar? Rezervasyon olayının bir bahane olduğunu anlayabiliyorum."

"Siz ne konuşuyordunuz o herifle? Anlat. Anlat bana bi'."

"Niye geldiğini sordum. Zaten siz de hemen geldiniz."

"El ele tutuşarak ve öpüşerek mi soruyorsun sen sorularını?" dedi ve bir kaç adım yaklaştı.

"Hayır. Aferdersiniz. Bir daha olmaz." dedim kavga edecek havamda olmadığım için.

"Ben ceketimi unuttuğum için gelmiştim. Şimdi alıp gidiyorum. Birazdan gelirler çünkü."

Ceketini aldı ve sertçe çıktı odadan.

"Of ya! Hayır sana noluyo ya noluyo! Artık evli falan da değiliz sen kimsin de benim ilişkime karşı çıkıyorsun?" diye kendi kendime mırıldandım.

Birkaç saat sonra toplantı bitti. Diğer toplantıya bir saat vardı ki Altay odaya geldi.

"Deniz senden dosyaları istedi mi?" diye sordu bilgisayarının başında bir şeylere bakarken.

"Hayır."

"Tamam bir koşu ver gel."

"Efendim Deniz'in çalıştığı şirket biraz uzak değil mi?" Baya bir uzaktı. Toplantı devam ederken gelip benden alması gerekiyordu.

"Ne var bunda? Uzak olabilir. İlk günün olduğu için senden biraz tempo bekliyorum."

"Tabii efendim. Hemen götüreyim." dedim göz devirerek. Gıcık ya! Ben böyle bir iş istememiştim! Onunla alakalı olmasaydı keşke. Neyse. Alışırım herhalde. Bahsettiği dosyayı masadan aldım. Sakin kalmaya çalışarak şirketten çıktım. Sokakları geçtim. Mahalledeki küçük çocukların neşesini izledim. Ama bir süre sonra kendime bakmak için kameramı açtığımda birisinin beni takip ettiğini düşündüm. Çünkü arkamda bir adam vardı. Çok yakınımda değildi. İlk önce Altay'a mı söylemeliydim polise mi? Altay'a. Çünkü polis bir sikimi yapmazdı. Emin olmak için bir kaç sokak daha bekledim. Daha sonra çok yaklaşmadan aradım.

"Efendim size gerçekten önemli bir şey söyleyeceğim."

"Söyle Feride."

"Pizza şuan güvende değil. Her an düşebilir."

"Ne diyorsun Feride?"

"Pizzacı onu silahıyla taşıyor olabilir."

"Ne? Ne pizzası?" Anlamıyor aptal.

"Çok yakınımda. Onunla birlikte ölüme kadar gidebilirim. Çünkü fırına verilmek istemiyor o pizza." Sürekli pizzadan örnek veriyordum çünkü her zaman böyle yapılırdı. Ve sonunda anladım.

"Ne! Nerdesin? Konum at bana çok yakınında değilse." dedi telaşla.

"Git gide yaklaşıyorum eve. Pizza o zamana kadar fırına verilmiş olur." Giderek yaklaşıyor bana, şirkete yaklaştım. Ama o zamana kadar yapacağını yapar. Demek istediğim buydu.

"Kapıyı kapatma. Yaklaştım."

Telefonu kapatmadı. Çünkü öyle demiştim.

Birkaç dakika sonra yanımda bir araba belirdi. Kafamı o tarafa çevirdiğimde içerdekinin Altay olduğunu gördüm. Rahatladım. Arkama baktığımda o adamın gözlerini daha fazla görmek istemediğimi anladım. Ve hızlıca arabaya bindim.

"Sana iş verende kabahat."

"Teşekkür ederim. Geldiğin için." dedim onu dikkate almayarak.

"Resmiyeti iki dakika kaldırabilir miyiz? Sizinle içimde yumru oturtan bir konu hakkında konuşmak istiyorum."

"Tamam. Resmiyeti kısa süreliğine kaldırıyorum. Anlat."

"Eğer ben o gün senden boşanmak istemeseydim nasıl olurduk? Hâlâ birbirine sırılsıklam aşık iki insan olarak kalır mıydık?"

"Evet..."

"Peki geri dönme şansımız var mı o günlere?"

"Abime bağlı. İstiyor musun?"

"Sen istiyor musun?" dedim soruya soruyla karşılık vererek.

"Evet..." dedi yüzü düşerek. "Sizin evdeki kaosların tadı bile ayrı güzel oluyor. Kısa sürede sana ve evdekilere o kadar çok alışmıştım ki abimin kral olduğunu bile unutmuşum. Hani sana o gün içinize girip halkı tanımak istedim demiştim ya."

"Evet. Hayatımın sonuydu o benim."

"İşte bunu isteyen abimdi. Ortaya çıktığı zaman senin kimliğin bunu söyle, demişti. Şimdi söyle, istiyor musun benimle eski günlere dönmeyi?"

"Evet."

"Ama dönmeyeceğiz bu imkansız."

"Haklısınız. Son bir şey sorucam. Bugün kiminle buluşacaksınız? Sizin eski karınız kim?" dedim gözlerim dolu dolu.

"Buse. Dünyanın en güzel üçüncü kadını..."

"Üçüncü mü?"

"İlki sen sonra annem sonra Buse."

"Ben niye tanımıyorum peki onu?"

"Sen kimsin ki? Niye tanıyacaksın?"

"Resmiyet geri gelebilir mi? Bu konuşma kırıcı bir hâle geliyor da."

"Noldu? Ağlayacak mısın?"

"Sinirlerimi bozmayı bırakır mısın? Aşağıya inip kendimi şu uçurumdan atarım yoksa."

"Yap da göreyim."

"Çek sağa." dediğimde ağzı açık şekilde bana baktı. Şok şok şok!

"Sana çek sağa dedim!" diyerek bağırdım. Durdurdu arabayı. Kemeri çıkartıp kapıyı açtım. Uçuruma yaklaştım.

"Allah'ım sen affet..." dedim atlamadan önce. Çok saçmaydı evet ama bu üzüntüye daha fazla katlanamayacaktım. Normalde çok hafif bir üzüntüydü bu ama üstüme gelmesi beni boğuyordu. Akamayan gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Dizlerimin üstüne çöküp ağlamaya başladım.

"Allah belanı versin Altay! Bana bu acıyı yaşattın ya Allah belanı versin!" diyerek bağırdım. Nerde olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu.

Tekrar ayağa kalkmaya çalıştım ama sendeledim. Geri yere düştüm ve ayağım kayınca uçurumdan aşağıya düştüm. Uzun bir süre düşmeye devam ettim. Ve beni aşağıda birisi tuttu. Bayılmıştım. Bu yüzden yüzünü göremiyordum. Ama hissediyordum. Kalın bir ses. Beni saraya götürdü. Sert bir yatağa yatırdı. Saatler sonra açtım gözlerimi. Başımda Kalender oturuyordu. Benim uyanmamı beklemişti. Gözlerim açılınca fırlayıp yanıma geldi.

"Uyandın sonunda. Nasılsın? Daha iyi misin? Az kalsın uçurumdan düşüyordun." dedi kibarca.

"İyiyim Kalender. Altay Bey yok mu?"

"Yok. Gerçekten şu halde bile onu mu soruyorsun?"

Altay arkada belirdi bir anda. Şu adamın aniden bir yerlerden çıkması insanı gerçekten korkutuyor.

"Bensiz yapamaz o." dedi benimle alay ederek.

"Alakası yok. Onun yüzünden kendimi öldürmeye kalktım."

"Eee? Her dediğim şeye ağlayıp kendini öldüreceksen seninle çok işimiz var."

Silah yok mu silah? Bu sefer kendime değil Altay'a sıkacağım! Piç.

"Kalender. Ablam nerde? Onunla konuşmam lazım."

"İnsan bi' izin alır. Gençlik bitmiş!" dedi dalga geçmeye devam ederek.

"Kalender sana ablamı sordum! Suratıma mal mal bakmayı bırakıp ablamın yerini söyler misin?"

"3. katın en son odasında."

Bir şey söylemeden ablamın yanına gittim.

Kapıyı açtığımda film izlediğini gördüm.

"Abla bana bir tane silah lazım. Sen de fazladan var mı?" dedim saçmalayarak.

"Deli misin kızım sen?"

"Abla baş komutanın ortadan kaldırılması gerekiyor." dedim fısıldayarak.

"Ne! Kral Bora mı?" dedi fısıldayarak.

"Evet. Altay ile tekrardan beraber olmamız için şart!"

"Sen ne dediğinin farkında değilsin herhalde? Kral Bora'dan bahsediyoruz. O yoksa biz de yokuz."

"Hayır abla varız. Bugün Altay ile Kral Bora'nın gözlerini bağlayıp getirin buraya. Bana da bir eldiven bulun. Silahı da bir şekilde hallederim."

"Boyundan büyük işlere kalkışıyorsun."

"Farkındayım. Ama Altay tekrardan bana gelecek."

"Bunun abisi ile ne alakası var?" dedi ablam konuyu değiştirerek.

"Çünkü Kral Bora varken onun kardeşiyle birlikte olamam. Sen de biliyorsun ailesinin evlenmesine izin vermeyeceğini. Onun haberi olmadığı için önceden evlendim, evet. Ama o varken yanına bile zor yanaşıyorum."

"Tamam Feride. Yapıcam bir şekilde."

"Sen bir tanesin ablam be!" Ablama sarılıp odadan çıktım. Tam aşağıya inecektim ki Kalender geldi.

"Feride. Sana çok kısa bir şey söylicem."

"Söyle." Arkadan Altay bizi izlemeye başladı. Nasıl oluyorsa ben ne zaman birisiyle konuşsam arkasında beliriyor.

"17 senedir aynı soyadla kalmak sıkıcı olmalı, değil mi?" Diz çöktü ve yüzük kutusunu açtı. Dünyanın en güzel yüzüğünü almıştı benim için. Saçma gelecek ama sırf bunun için bile kabul edebilirdim.

"Kral Bora'nın haberi olmadan nasıl evlenicez?"

"Biraz bana itimat et. Sen cevabını ver hele."

"E..." O sırada Altay bir anda Kalender'in kafasına kurşunu sıktı. Oha! Delirdi gerçekten.

"Altay napıyorsun? Delirdin mi? Adamın kafasına niye sıktın." Dizlerimin üstüne çöküp Kalender'in kafasını ellerimin içine aldım. Gözüne akacak olan kanı elimle sildim. "Kalender! Aç gözlerini. Kalender! Sen kafayı gerçekten yemişsin Altay!"

"Bana Altay diyip durma. Ayrıca abim izin vermezdi böyle şeye. Bir tane salaktan kurtuldunuz benim sayemde."

"Siz gerçek anlamda delirmişsiniz! Bir insan evlilik teklifi etti diye öldürülür mü?"

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

20. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.