YAN!
“kayıp çocuğun efsanesini bilmeyen yoktur. Bu akşam sizlerle onu bulacağız.”
Nedeni belirsizce sırtımdan akıp giden ürpertiyi hissettim, yüreğimin ortasında sanki alevler fokurduyordu. Bu cümle bana tehdit ediliyormuşum gibi hissettirmişti.
“işte karşınızdaa yetenekli büyücü bayan selly”
Sahneye siyah pelerinli yaşlı bir kadın girmişti, reverans yaptığında nedenini merak ederek etrafa bakındım ve onları gördüm. Kralı ve komutanı.
Kral ihtişamlı tacı ve gösterişli bir pelerin ile sahneyi izliyordu. Son gördüğümden beri kafası kelleşmişti. Yüzüne bakmak bile kanımı öfkeden kaynatmaya yetiyordu.
Hemen yanındaki komutan ise ondan çok daha uzun ve yapılıydı, asker kıyafetleri içinde diğer askerlerden farklı olarak siyah giyinmişti. Belinde büyük bir kılıç ile asker kesim saçları dikkatimi çekmişti. sert yüz hatları ve soğuk bakışları dünyadaki tüm ordular benim emrimde der gibiydi.
Imparator Alex ve komutan Aray’ı yan yana gördüğümde aralarındaki farkı kavradım, Alex araydan çok daha yaşlıydı çünkü uzun yıllar bunca gücü kan dökerek, soykırım yaparak ve halka zulmederek kazanmıştı.
Aray ise küçük yaşta ağır askerlik eğitimine meydan okumuş, buralara zekası ve yetenekleri sayesinde gelmişti. Her ne kadar kral o olmasa da herkes bilirdi ki kral orduları yoksa bir hiç, ve orduların emir alacağı tek kişi komutan Aray.
“selly bizim için göklerden gelen kehaneti okuyacak. Ve yer bulma büyüsü yapıp yıllardır kayıp olan, bulunamayan sihirli bebeği bulacak.”
“güç uğruna binlerce bebeği katlettiniz. Ne zaman duracaksınız?!” diye bağırdı kalabalıktan bir kadın. “kes sesini ihtiyar, büyü başlıyor!”
Kadın başını eğerek önüne döndüğünde öfkeden vücudumun ısındığını hissettim. Zavallı kadın. Neyse ki kral sesi duymamış görünüyordu.
Büyücü selly kehaneti okumaya başlamıştı.
“Tanrının lütfu, insanlığa hediyesi.
Dört element emrine verildi!
Öyleyse derine bak, bul onu,
Kötüyü yen, iyiyi koru.”
Yüzlerce kez duyduğum kehaneti bir kere daha dinledim, başımı krala çevirdiğimde mest olmuş biçimde dinliyordu. Kehanette ilgilendiği tek kısım elementlerle ilgili kısım.
Komutan ise soğuk bakışlarını bozmamıştı. Eminim o da elde etmek istediği gücü düşünüyordu.
“hadi bu güçlü erkeği bulalım artık!” dedi kalabalıktan bir adam.
Samanta yanımda adama seslendi, “kehanette erkek mi yazıyor? Ben mi kaçırdım?”
Adamın cevabı gecikmedi “bu kadar büyük bir gücü bir kız nasıl kontrol edebilir?” diyerek güldü. Alıştığım her zaman ki diyaloglar.
Samantanın sırtını sıvazladım, selly değişik bir şeyler okumaya başlamıştı.
Herkes pür dikkat onu izliyordu, en sonunda işaret ve orta parmağını birleştirip yukarı kaldırdı. ellerinden yükselen siyah gölgeler ile nefesimi tıttum, neler oluyordu?
Selly hayretle gözlerini açtı ve kalabalığa baktı.
“o...” dedi, dili tutulmuş gibiydi, devamını getiremiyordu.
“o.. O BURADAYMIŞ!!”
Başım dönüyordu, tenim ateş gibi yanıyordu. Bana bir şeyler oluyordu.
Kral gür bir sesle bağırdı. “çıkış kapılarını kapatın, bu sefer benden kaçamayacak!”
Komutan aray da sessizliğini bozarak konuştu, “ateşi yakın!”
Her şey o kadar hızlı oluyordu ki samanta ile neye uğradığımızı şaşırmıştık.
Yanımdan çığlık sesleri geliyordu, bir anne ağlıyordu, sekiz yaşlarındaki oğluna sıkıca sarılmış oğlunu almaya çalışan askerklere yalvarıyordu.
Aynısını diğerleri için de yapıyorlardı, samanta panikten koluma yapışmıştı ve çocukların çığlıkları içimi yakıyordu. Burnuma barut kokuları gelmesiyle tenim daha da yanmaya başlamıştı. Öyle ki koluma tutunan samanta ateşe dokunmuş gibi elini çekmişti.
“lamia yanıyorsun resmen, ne oluyor?”
“komutanım ateş hazır!”
Ateşle ne yapacaklardı? Ne işlerine yarardı çocukları öldürmek? Bu o vicdansız komutanın planıydı. Küçük lamia çocukken arkadaşlarına el konulmasına karşı gelememişti ama benim şimdi bir şeyler yapmam lazımdı. Aileler ağlayıp yalvarsa da itaatsizliğin sonu idamdı.
Umrumda değildi. Onlara duyduğum öfke hepsine bedeldi.
Içimde fokurdayan ateş gittikçe daha fazla tenimi yakıyordu, ilk kez tattığım değişik bir histi.
Samantaya cevap vermeden hızlı adımlarla komutan arayın yanına ilerledim, samantanın arkadan seslenişini umursamadan hedefime odaklandım.
Karşısına dikilip parmağımı salladım, “Hemen bu saçmalığa bir son verin!”
Şu an orduların emirine parmak sallıyordum.
Şu an komutana emir veriyordum. Bu cesaretin içimde öfkeden kaynayan kandan geldiğine emindim. Deliye dönmüş gibiydim.
Aray istifini bozmadan başını eğip bana baktı, beni şöyle bir süzerken göz temasını bozmadım, geri adım da atmadım, bana böyle bakarken korkudan altıma işememi falan mı bekliyordu? Kaç kişiyi korkutabilmişti? Beni korkutamazdı, ne olduğunu bilmediğim yüreğimde kaynayan kazan şu an buna izin vermiyordu.
“sen kimsin?” dediğinde gözlerimi kıstım.
“ecelini getirmek istediğin çocukları kurtaracak kişiyim.” bunları ben mi söylüyordum? Sanki içimdeki ateş konuşuyordu.
Kısa bir süre gözlerime bakıp alayla güldü, “kahramancılık oynayan küçük kızlara ayıracak vaktim yok, onu bulmaya bu kadar yaklaşmışken olmaz.”
“ya ateşe attığınız çocuk aradığınız çocuksa? Onu da öldüreceksiniz yani?”
Komutan bıkkınlıkla ve sinirle cevapladı
“ateş de dört elementten biri, aradığımız kişinin ateşe tek bir emir vermesi yanmaması için yeterli olacak, belki de emrine bile gerek kalmadan kendini koruyabilmek için güçlerini uyandıracak.”
“bu saçmalık! Vicdansızlar! Bir çocuğu bulmak uğruna diğerlerini feda edemezsiniz sizin kalbiniz yok mu!”
Kral beni duymuştu.
Muhafızlar beni yakalamak için yanıma geldikleri sürede arayın bir saniyelik bakışını görmüştüm. Acı çekiyor gibi bakıyordu. Çok kısa sürmüştü.
Sürüklenerek kralın karşısına atıldığımda Arayın bakışlarını zihnime kaydetmiştim.
“seni sürtük! Madem çocukları bu kadar önemsiyorsun o zaman onlardan önce sen yan!”
Kalbe basmayı unutmayın arkadaşlar
(bide sürtük falan hayırdır? Bu kral canına susamış sanki biraz.)