İçeriğe geç

Öfke Şehri

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Öfke Şehri

Bölüm 4

4-ATEŞİN ÖZÜ

ATEŞİN ÖZÜ

“o zaman onlardan önce sen yan”

Kralın gürleyişi tüm kalabalığı sindirmişti.

Samantaya baktığımda iki muhafız onu tutarken çırpınıyordu, bazı kadınlar ellerini ağızlarına götürmüş, genç adamlar ise bana acıyarak bakıyordu. Oysa burada acınası olan tek şey kral ve komutandı. Başımı araya çevirdiğimde yumruklarını sıkmış, krala bakıyordu. Ağzı konuşmak için açılıyor ama eli kolu bağlanmış gibi tek kelime edemiyordu. Zaten bir kere bile krala itaatsizlik ettiği görülmemişti, ikisinden de nefret ediyordum.

Onlara duyduğum öfke kanlı canlıydı, göğüs kafesimde başlıyor, oradan da tüm damarlarımda yayılıyordu, en nefret dolu bakışlarımla krala baktım.

“götürün onu!” muhafızlar kollarımdan tutup beni ateşe sürüklerken içimde korku aradım ama bulamadım. Tenim onlara olan nefretimle yanıyordu, öyle bir yanıyordu ki kolumu tutan adamlar devasa ateşe iki adım kala daha fazla tutamamışlardı beni.

Kolumu bıraktıklarında kral kaçacağımı düşünerek “atsanıza!” diye bağırdı.

Parlak ve göz alıcı dev ateşe kafamı kaldırıp baktım. Dışarıdaki sesler uğultu gibi gelmeye başlamıştı. Kalbimin ortasına kor düşmüş gibiydi ama bu his acı vermiyor, aksine beni güçlü hissettiriyordu.

Iki adam beni ateşe atmak için tekrardan tenime dokunduklarında irkilerek ellerini çekmişlerdi. Vücudum o kadar sıcaktı ki acıyla inlemişlerdi. yüzümden akan terler anında buharlaşıyordu. Dışarıdaki sesleri işitemiyordum yalnızca ateşin güzelliğine bakıyordum.

“gel bana lamia”

Ona gelmemi istiyordu. Parmaklarım benden bağımsızca devasa ateşe dokundu, bedenimin kontrolünü kaybetmiş gibiydim. Ait olduğum yer ise ateşin içiydi. Hayır ateş bendim.

Kendimi tamamen ateşe bıraktığımda atmosfer çok değişmişti, sıcağını hissediyor ama yanmıyordum tam tersi güçleniyor gibiydim.

“Sevgili lamia, sonunda seninle tanışabildim.” tok ve kalın bir ses kulaklarıma geldiğinde etrafa bakındım ama kimseyi göremedim.

“kimsin sen?”

“ben ateşin özüyüm, senin emrindeyim.”

Ama nasıl olur? Aradıkları çocuk ben miydim?

“ben mi? Neden? Neden bunu şimdi öğreniyorum?”

“senin için zor olduğunu biliyorum. Ama şimdi izin ver sana yardım edeyim, iste yakayım.”

Ateşle bir gibiydim ama güçlerim olduğu gerçeğini hazmedemiyordum.

“beni dinle lamia ben öfkeden beslenirim ve senin öfkenin sahibi şuan parmaklarımın ucunda, öfken o kadar güçlü ki kullanmak zorundayım. Emret, yakayım!”

Olanları hatırladım, beni bulmak için öldürdükleri ve şimdi de öldürecekleri çocukları anımsadım. Içinde bulunduğum ateş hissettiğim nefret ile büyüdü, “emrediyorum, yak onları!”

Sonunda! dedi içeriden bir ses, parlak bir ateş topu hızla göğüs kafesimden içeri girdi.

Zihnim ve bedenimin kontrolü ellerimden kaymış gibiydi.

“endişelenme sevgili lamia, bedenin şimdilik benim, emrinde olabilirim ama ben ateşin özüyüm. Kolay kolay kontrol edilmem, itaat etmem.” dedi zihnimdeki ses.

Bedenim ateşin içinde yükselmeye başladı bunu o yapıyordu.

Ellerimden kıvılcımlar çıkıyor, etrafımda parlak ateş dönüyor, resmen insanlara ateşiyle gösteriş yapıyordu. Adeta patlamaya hazır volkan gibiydim, ateş damarlarımda gezerken etrafa ben gücüm! Diye haykırıyordum resmen.

Ellerimde ve arkamda ateş topları hazır beklerken yükselirken ayaklarımdan saf lav akıyordu. Öfkemle içimdeki ateşi besliyordum. O da ben de bunu istiyorduk.

Gözlerimi açıp etrafa baktığıma hayretle bakan insanlar ve karlın çevresinde bir ordu görmüştüm. Şimdi ne yapacağım diye düşünürken iplerin ateşimin elinde olduğunu hatırladım.

Sesi benim sesimdi ama o kadar gür ve toktu ki ülkenin her yerinden uyulmuş olması muhtemeldi.

“Beni yakmaya çalışmak öyle mi? Ateşi ateşle yakamazsınız. Ben yanmaya değil yakmaya geldim!”

Söyledikleri hayrete düşürse de gücüne hayran kalmamak mümkün değildi. Ve o benimdi. Onu kontrol etmeyi öğrenmeliydim.

Gözlerim kızıla bürünmüştü, ateşimi harladıkça harladım. bazı askerler ve insanlar korkuyla geri çekiliyordu gücümün karşısında diz çökmeliydiler. Bunlar benim cümlelerim değildi, onun etkisindeydim tamamen.

Ellerimdeki ateş toplarını kralı koruyan kalkanlı askerlere savurdum, topların hızına yetişemeyenlerin derisi çoktan erimişti, ateşin özünün gördüğü vahşetle dudakları yukarı kıvrıldı, benim öfkem korkuya dönüşmeye başlamıştı, herkesi öldürecekti, durmalıydı. Ama onu kontrol edemiyordum.

Yeni topları kralı koruyan diğer askerlere savurduğunda yanmaz sandıkları çelik kalkanları saniyeler içinde eriyip gitmişti. Avcunda yaktığı ateşi yeniden savurduğunda tek bir topla onlarca can alıyordu.

Yeniden ateşi yaktığında görüş alanına büyücü kadın selly girmişti, bunların yaşanıyor olması onun suçuydu, onu yakmalıyız dedi içimdeki ses, ama ateşim daha fazlasını görmüştü,

Akan lavlar üstünde süzülerek sellyin üzerinde durdum

“kara büyü, nerede görsem tanırım!”

Selly korkuyla bir şeyler fısıldadı ve etrafını siyah gölgeler sardı. Ateşim bundan hoşlanmamıştı. içimdeki ateş öyle büyüdü ki yeryüzünü yakabilecek gücü hissettim.

Lavların içerisinden yanan bir kılıç çıkardı ateşim, sellye doğru savurduğunda etrafındaki gölgeler kalkan oluşturmuştu. Kılıcı öyle bir güçle kalkana geçirdi ki bileklerim acımıştı, kalkanı delip geçen kılıç ardından kalkanı tutan gölgeleri yakmıştı. Gözü dönen ateş sellye ateşi savuramadan bir ses duyuldu.

“lamia herkesi öldürmeden durdur şunu!” komutan arayın sesini işiten ateş özü ona ilerledi. Bu gözler arayın bakışları, görmüştüm şu an farklı bakıyordu, kendi gibi. Adımla seslenmişti nereden biliyordu?

Saniyeler içerisinde kral elini kaldırdığında aray acıyla dizlerinin üstüne çöktü ve bakışları eski soğuk ve donuk halini aldı.

Ateşim zihnimde benimle konuştu

“lamia kara büyü kokusu alıyorum bu adamı dinleme! Yumuşuyorsun, öfkeni kuşan ve herkesi yakalım!”

Kızıla boyanmış gözlerim kalabalığın arasında samantayı buldu, korkuyla ve yaşlı gözlere bana bakıyordu başını iki yana salladığında kaşlarımı çattım.

Durma! Diye feryat etti ateşim.

Herkesi ödüremezdim, onun gibi bir canavar olamazdım.

“ateşin özü, sana emrediyorum! Geri çekil.”

“sevgili lamia.. Yeterince eğlenceli bir akşam geçirdiğim için şimdi emrinize itaat edeceğim. Ihtiyacınız olursa beni çağırmanız yeterli.”

Göğüs kafesimden parlak ateşin özü hızla dışarı çıktı etrafımda bana veda eder gibi döndü ve başımın üzerinde dağıldı, yalnızca ışıltılı tozları kalmıştı.

Parlak tozlar beni yavaşça yere indirdiğinde bilincimin bedenime döndüğünü bilerek rahatladım. Aynı anda dengemi sağlayamayarak yere devrildim. Dönen başımın arasında son gördüğüm bana doğru koşan bir orduydu.

Bölüm sonu

9 yorum