Umudun bittiği yer var mı? Buranın ilk kaşifi ben olabilirim. Leyl Hanımının varlığına dair tek bir kıpırtı bile yoktu. İşin ciddiyeti kısmındayım. Karşı ofisteki müdürün kapısının önündeydim. Ve artık Leyl Hanımı sormam gerektiğinin farkdındayım.
"Leyla Hanım izinli."
Müdürün elinde kalın sayfalar vardı ve bana söyleyebileceği tek cümle buydu. Cümleler bazen insanı yalnız bırakabiliyordu. Çaresizlikle yine onlara sığındım.
"Nedenini öğrenebilir miyim? Kaç gün izinli yani ortada ciddi bir durum mu var?"
Kelimeleri savurdum. Çarptım yamulttum. Bu dar oda daha da sıkıldı.
Müdür bir an durdu. Çatık kaşlarla alnını sıvazladı. Gözlüğünü buruşuk elleriyle çıkarıp ahşap masanın üzerine bıraktı. Raddesi dolmuş gibiydi. Yine de dış alana dair sakinliğini korur gibiydi.
"Bakın Yusuf Bey, biz çalışanlarımızın özel hayatları ile ilgilenmeyiz. Burada bizim için ne yaptığına ve görevlerine bakarız. Resmiyette işler böyledir."
Sivri dilli kelimelerdi. Daha ne yapsın ki ümidimi geri kovuğuna kaçırdı. İğnelerini attı attı ve bir nefes izi bile kalmayana kadar batırdı.
Bu sözlere diyecek bir şey bulamadım. Ve seri adımlarla odayı terkettim.
Bugün böyle bitmemeli. Leyl Hanım neredesin? Ortada kalan tek insan ben mi olmalıyım?
Ofisinin saati süratle adımlarken çizgilerini o dakiklikte bir şey oldu. Bu tamamen içsel bir durumdan ibaretti. Kafamın pimini çekmeye yetendi, gönlümü sarsan tufandı. İşgalden farksızdı.
Bu işgal benim lügatıma dahil olan Leyl Hanımın en uğrak kelime olmasıydı. İrkildim, ilk defa dedim uzun süredir Aysima aklıma gelmedi. Ben nasıl bir insandım? Böyle vahşice unutkanlığı ve vefasızlığı nasıl yapabildim? O benim eşim iken bir yabancı kadından medet bekler olmak ne kadar küstahlık abidesi.
"İyi akşamlar Yusuf Bey."
Kulaklarıma çarpan ufak tefek kelimeler cevap vermem için yetersizdim.
"Yusuf Bey?"
Ama ısrarla işitme duyumu teftiş ediyordu. Her ne kadar ağır durumda olsam da etrafıma bir daire çizilse kaç kişi bu çemberin kırıklarıyla uğraşmak isterdi? Merkezde ben olduğumdan mı? Cevap verecek kimse yok. O halde sual de benim cevap da. Etrafımda dönüp durduğum ufacık noktadan sapma vakti gelmedi mi? Gönlümü bulandıran sular kurumalı. O nehir kurtuluşum da olsa tek yudum içmeyeceğim.
Ve bir kez daha sual ediyorum..Merkezde tekçe ben mi varım... Hayır! Gönlün içinde Bir var. Kuruya yaş, sapana istikamet, duaya icabet varken. Ya Rab! Gönlümün kana kana içtiği bir şerbet ver.