O akşam kelebek uçmağı gibi hafif tatlı esintiliydi. Kanatlarım vardı sanki açılıp iki yana ağır yüreğimi taşımıştı eve kadar. Haftasonunu nasıl geçireceğimi, cumartesi ve pazarın gün kalabalığı olduğunu bugün ilk defa düşünüyordum. Leyl Hanımı tekrar görecek olmamdı bu telaşım. Hayır onu için can atmıyordum, onu görmek demek Aysima hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak demekti. O sadece bir araçtı. Yüreğimin elinden tutup beni asıllara götürecek sade bir gerçek.
Öyleydi değil mi? Yazar ruhum beni dürttü ve huzursuzca kıpırdandım. Çalışma odasındaki masamda elimde kalem önümde kağıtlar bir şeyler yazıyordum az önce, ama aslında burada değildim. Birkaç saat öncesindeki dar odada sıkışıp kalmıştım. Leyl Hanımın ıssız gözlerindeki ormanda yürüyüşe çıkarken, gözlerindeki fırtınada sağanak duygu yağmurunda yürek gürültüsüyle titriyor bir yandan da yaydan daha gergin yüzünde bir oraya bir buraya ok gibi fırlıyordum.
Sanki o yüzde daha fazlası vardı. Yazarlığın ilk sorunu bu olabilirdi. İnsana daha fazla derine inmesi için bir ip sallıyor ve eline feneri tutuşturup ortadan kayboluyordu.
.
Bugün Pazartesi idi. Gömleğimin kollarını biraz kıvırarak düzelttim. Ve girişteki askılıktan ceketime uzandım. Sokağa adımımı attığımda farklıydı her şey.
Sanki geçmişe dair tek bir iz bile yoktu. Kaldırım taşları bile farklı dizilmişti. Çöp kutusu temizdi. Üç kedi yavrusu sessizce kenarda uyukluyordu. Sağ tarfımda sıra sıra dizilen ağaçlar boy almış ve yeniden doğmuş kadar capcanlıydı.
Burası benim yaşadığım şehir miydi? Hayır, evimin adresi değişmedi. Bunun tek bir nedeni olabilirdi. Gülümsemem mürekkebin kağıda yayıldığı kadar genişledi. Ve parlayan tüm yüzümü kapladı.
"Günaydın!"
İçimdeki aydınlık kelimelerime bile yansımıştı. Havada bir hayret gizliydi. Bunu hafif tereddütlü ofis arkadaşlarımın yüzlerinden geldiğini biliyordum. Bu yönüme ilk defa şahit oluyorlardı. Neşeli ve coşkunluğum artık etrafa taşıyordu.
Birkaç geri dönüşü kafamı sallayarak geçiştirdim.
Masama geçeli on beş dakika ancak oldu. Ama içimdeki dürtü beni masadan çok da uzak olmayan camekanın arka tarafındaki ikinci ofise çekiyordu. Gözlerim bilgisayarın ekranındaki düzeltilmesi gereken metinde birkaç defa gezdi. Ve sabırsızca karşı ofisin kapısında durakladı.
Zaman su gibi akmadı. Sanki kalıplaşmış birer buz gibi ağır aksak ilerliyordu. En sonunda öğlen güneşi ofisin perdelerinden yüzüme ulaştığında mesai saati bitmişti.
Masalar birer birer terk edilirken geriye bir ben kaldım. Oyalanmak değildi amacım bir on beş dakika bekledim. Ama malum kapıdan Leyl Hanım çıkmadı. Bugün ofise gelmediğini buradan çıkarabilirdim. Ama bunu ısrarla reddetmek geliyordu içimden. Her şey lehime işlemeliydi bugün. Güzel bir gün olmalıydı.
Yemekhanenin kapısını kendimden ileri ittirerek açtığımda normal günlere nazaran daha bir kalabalıktı. İkişerli üçerli gruplar halinde masalar dolmuştu.
Elimdeki tepsiyle bir süre ayakta dikildim. Herhangi bir boş yer bulduktan sonra isteksizce oturdum.
"Afiyet olsun.."
Resmice mırıldanan dudaklarım aceleyle düz bir çizgi haline geldi. Katlanmam gerekti lakin bu bilinmezlik beni içine gömüyordu.
Leyl Hanım bir giz atıp ortadan kaybolmuştu. Neden oracıkta her şeyi döküp saçmamıştı ki? Neyi bekliyordu ya da ne idi onu böyle susturan?
Masada tek kalan boşluk yanımdaki sandalyeydi. Ve bir hareketlilik oldu ve çok geçmeden birisi oturdu.
"Artık boğazına tek tek dizilecek lokmalar."
Sağ kulağıma çarpan bu haberli nefes karşısında elimdeki çorba dolu kaşık durakladı. Bu Kendimin sesiydi. Kalbim kafesine dar geldi ve kurtuluş gümbürtüsü yayıldı bedenime.
"Neden buradasın? Kendini açığa çıkarmanın daha kısa bir yolu var."
Ondan tarafa döndüm. Elleri masada birleşikti ve yere doğru başı eğilmiş iki büklümdü.
Bir ızdırap ağırlığının hamalı gibiydi. Sanki günden güne çöküyordu. Halsiz ve soluk gözleri hareketsizdi. Ve çok yavaş nefes alıyordu.
"Kimse fark etmeyecek mi sandın? Artık eskisi gibi silinmiş bir karakter değilim. Yusuf Beyhanı azınlık denemeyecek bir topluluk biliyor. Senden rica ediyorum, birisi anlamadan çabuk git.."
Kalabalık curcunanın sesi yavaş yavaş kısıldı.
"Benim iyileşmeme yardım et. Kendine neden bu kadar sert davranıyorsun. Ben bir başkası değilim. Senden bir parçayım."
Şimdi kabullensem deliydim, reddetsem cani.