Önüme uzatılan kağıdı bekleyen yıllarıma bir göz attım sakince. Çabalarımı, yorgunluklarımı ve sonuca çırpınan kendime dair ne varsa önüme çıktı birer birer. Yazar ünvanı hayatımın gayesi idi.
"Şu kısmı imzalanmanız yeterli olacak Yusuf Bey."
Bu kalem demirden kaplı hayal uçlu mürekkebiyle elimi pamuk misal okşuyordu. Kar akı kadar saf olan kısıma dokunup şekillendirecekti bazı kanunları. Adımın önüne kibarca geçip Yazar Yusuf diye anılacaktım. Belki sadece Yazar... Gözümü bürüdü tüm hayaller bir sis bulutu kadar yoğundum. Gönlümden bir müddet ılık hava aktı. Ve baş harflerimi içeren o çiziği atttım.
"Hayırlı olsun Yusuf Bey. Umarım güzel neticelenir. Okuyucalarınız olması temennisiyle.."
Önüme döndüm elimde sözleşme vardı. Cam kapıya doğru yöneldiğimde bir karartının hızla uzaklaştığını gördüm. Sanırım burada gizlice izleyen birisi vardı. Yayınevinden biri olsa gerek.
Adımlarımı serileştirdim. Bu takım elbise dardı ya da zaman beni avucunda bir tutup bir bırakıyordu. Resmi bir yere gitmeyeli uzun zaman oldu. Neredeyse küf tutacak kumaşlarının aksine ütüsü bozulmamıştı pantolunun.. Bu tam benim hayatım değil miydi? Hayalleri taze ve canlı ama yüreği pürüzlü. Konu hiç değişmemişti ki, ben değişmedim.
Kaldırımlar düzdü, trafik ışıkları durduğu yerde açısını koruyordu. Köpek iki yana bakıp öyle karşıya geçiyordu. Yol vardı gidene, kapı kapalıdır kilidine.
Doğarken elimizde bir harita yoktu. Yollar karma karışık olduğunda yönü senin bulman gerekir. Kuzeyin yeri belli Güney değişmedi. Pusulayı tutup sana verilen gözlerle idrak adımlarının ardına düşmelisin.
İçimdeki sözler akışına ayak uydurmaya çalıştım. İnsan önce kendisiyle konuşmayınca daha başka kiminle konuşsun?
Akşam olmuştu ama ben hala sokalardaydım. Belki bir ilki gerçekleştiriyordum. Yönünü kaybetmiş birisi gibi. Sanki kalacak yerim yokmuş gibi. Biraz daha yürüdüm. Serinlik kendini hissettirmeye başladı ve yürüdüm.
Sonra garip bir ses duydum. Arkamda çok da uzakdan gelmiyordu. Yürüdüğüm onca saat boyunca tamamen dış dünyaya kapılarımı kapatmıştım. Ama neden şimdi? Algım aniden açılmıştı ve yüreğimi titretmişti.
Sokak lamabasının o tiz sarı ışığın altında yere oturmuş bir karartı. Bir hıçkırık iki hıçkırık. Zamane insanıydık, yanına gidip sorunu sorsam ters belki öylece ayrılsam daha bir ters olacaktı. Öyle bir durumun içindeydim. Ve bir karar verdim.
"Affedersiniz hanımefendi bir sorun mu var?"
Biraz mesafe bıraktım. Yanlış anlaşılmak veya kişiyi korkutmak istemiyordum.
Ses gelmedi. Hıçkırık da durakladı. İki kolunun arasına gömülen yüzünü kaldırmasını bekledim. Beni duymuş muydu?
"Hanımefendi yardım edebileceğim bir durum var mı?"
Düğümü çözülen ip gibi kollarını iki yana düştü. Yüzü çiçeğin güneşe dönüşü gibi sarı cılız ışığa doğru kalktı. Gözleri kapalıydı ve tazece yağmuru yağmış çehresi ıslaktı. Kirpikleri hafifçe hareket etti. Ela gözleri belirdi sislerin ardından. Ve kısa bir an gözlerimle çakıştı. Sonra kaldırım taşlarının üzerine kondu.
"Gerek var mı beyefendi? Bu zamanda iki yabancıdan başkası değiliz birbirimiz için."
Haklıydı. Yardımı kabul edecek kadar güvenilir biri miydim ki onun için? Ama insanlık denen husus vardı. O zaman iyiliğin nesli bugüne kadar kalır mıydı? Ne yapacağımı bilemedim. Biraz fazlaca orada dikilmiş olmalıydım ki hanımefendi hızla ayakalandı.
"Yetişmeniz gerken bir şey yok mu! Ya da kaçırdığınız? Lütfen gidin Yusuf bey."
Ben bir kez gördüğüm insanları hatırlamam. İsmimi bilen bu hanımefendiyle nerede karşılaştığımı hatırlamaya çalıştım. Yok, hafıza kitabımda bu kişiye dair tek bir sayfa tek bir kelime dahi yoktu. Öylesine önemsiz bir karşılaşmaydı sanırım.
"Kusura bakmayın, rahatsız ettim sanırım.."
Koşar adımlarla uzaklaştı benden. Daha sözüme noktayı koymadan. O sırada sokak lambasının altında bir şey gözüme çarptı. Parlak bir dokusu vardı. Eğildim ve uzandım, bu bir fotoğraftı. İki kişi duruyordu yan yana. Sol taraftaki kişini yüzü kazınmıştı bundan dolayı bembeyaz gözüküyordu. Sağ tarafında bir hanımefendi vardı ve parlakça gülümsüyordu. Bu fotoğraf kime aitti? Bir başkasının hayatına dahil olmak beni rahatısz hissettirdi. Ufak bir detay gibi gözükse de bir şeyi farkettim. Fotoğrafın sağ alt kısmında tarih yazıyordu. Yazarlık işte merak duygusu beni dürtmüştü.
Tarih 3 yıl öncesine aitti. Ne kadar tandık bir tarihti bu böyle. Manalı acı bir gülüş dudaklarıma yayıldı. Aysima ile nişanlandığımız tarihe çok yakındı. Ah Aysima, sen mehtabımsın ne zaman karanlığıma kaçsam beni buluyorsun...