İçeriğe geç

O ve Kendisi

Bölüm 3 · 3 dk okuma

O ve Kendisi

Bölüm 3

Karakoldan nasıl çıktığımı bilemeden adımlarımı attım. İnsanın dünyası başına yıkıldığında kendisi nerede kalır?

İlk defa evimin yolu uzun geldi. Sokaklar vahşi birer çivi gibi batıyor. Sanki her şey aleyhime.

İşte şu kapımız! Kaç defa geçtik kim bilir. Kaç defa kırıldık, çarptık şu tahta parçasını. O yıkılmamış karşımda. Sanki bize meydan okur gibi hikayemizin sonuna şahit oluyor.

Aysima? Bir ölü kelime gibisin dudaklarımda. Canı kim verdiyse canı o alır. Ama sen kayıpsın. Hayatımdaki en büyük yokluk.

Ben varım. Ama bu varlık yokluğa eş değer. Ama yine de seni bulamadım. İki ayrı yokluk olup çıktım. Biri sen biri ben. Artık biz demek başka manadır.

"Affedersiniz?"

Absürt olan hala dünya ile bağımın kopmaması. Onca acı çekmek beni gerçeklikten sıyırmamıştı daha.

Arkamı sersemce döndüm. Başım yerdeydi. Güçlükle kaldırıp baktım karşıma.

"Yine mi sen?"

Başka kimi bekliyordum... Bir dakika ama o nasıl dışarı çıkabilmişti?

"Nasıl burada olduğumu düşünüyorsun değil mi? Hadi sor madem cevap bulabikecek misin?"

İrkildim. Ben deliriyor muydum? Ama bu beni ona soru sormaktan alıkoymadı.

"Bir şekilde dışarı çıkmanın yolunu bulmuş olmalısın. Ama seni neden görmeye başladım neden hayatıma girdiğinde Aysima kayıp oldu?"

Nefeslendim. Göğsüm hızla inip kalkıyordu.

"Sadece anlamıyorum... Benim bildiğim gerçeklik şimdiden çok farklı."

İlk defa alaycı gelmedi karşımdaki Kendim. Kaşları çatılmış ve dudakları düz çizgi halindeydi. Ciddi olması beni biraz rahatlatmıştı. Bu zor zamanımda kime nasıl danışacağımı bilmezken onun yardımcı olmasını bekliyordum.

Kelimeleri hapis etti dudaklarında. Gözlerindeki tereddütün iplerini sarkıttı iki damla ve yüzünden kaydı. Onu bu kadar üzen benim acımdı. Ve açıldı hapsin kapıları.

"Aysima'yı aramaktan vazgeç. Yeni bir sayfaç aç kendine. Bomboş ve tertemiz olsun. Ne mürekkebin soluk sesleri ne artık kelimelerin ayak izleri.. Bırak ve kendin ol."

Derince bir soluk aldım. Bırakmasam içimi bıraksam dışımı yakan bu acıdan kurtulmayı istemek bencillik mi olurdu?

Cebimde titreşen telefona istemsizce cevap verdim.

"Evet benim buyurun?"

" - Çalışmanızı çok beğendik basım sürecine geçmek için onayınızı istiyoruz. Ve ayrıca bir teklifimiz var."

"Tabi buyurun lütfen teklifinizi duymak isterim."

Gözlerim irice açıldı. Ve olağanca koşmaya başladım. İçimi yaka yaka derimi söke söke adımlarımı kanata kanata koştum. Hayat uzun bir ipse iki tarafı olmalı. Hayır ve şer.

O ipte bir cambaz gibi dengemi korumak isterdim. Ama ince hesaplarla arada çalkanan bu yol da kim hep hayır görmüştü ki?

Cambazın yüreği de düşmekten korkar ama döktüğü terler onu sağlam tutardı.

Dile kolay beş yılın ardından sonumda bir iş sahibi olacaktım. Gözlerim kalbim aklım ve ruhum hangi duygu için harcanacağını bilemiyordu.

Yayınevi binasına gelmiştim. Asansördeki düğmelerden yol boyu aklımda tuttuğum rakamları tuşladım. On iki. Ona bas ve yukarı çık. On iki...

Ellerim titrekti ve kaba hareketle uzunca düğmeye bastım.

O sırada arkamdaki sitemkar bir kadın sesi işittim.

"İncelik; ince bir çizgi. Hangi kalın kabalık onu yıprattıysa o da hırpanmaya mahkumdur."

Uzun bir cümleydi duyduklarım. Bir yabancının bir yabancıya söyleyebileceği en uzun cümleydi belki de.

Ama aldırmamaya karar kılmıştım ki. Tekrar sesi kulaklarımda hareketli bir şekilde kanatlarını çırptı.

"Suskunluğunuz bir cevapsa konuşmam bir soru değildi."

Arkamı hızla döndüm. İnsanın acısı taze olunca, ayakta bile zar zor durunca, geçimini sağlayacak tek iş için bir saatlik yolu yirmi dakikada koşup nefes nefese kalınca tahammülü kalmıyordu.

"Lütfen özür dileyin hanımefendi."

Karşımdaki ela gözlere kızgınca baktım. Başörtülü ve gözleri yerde olan bu hanımefendiden ufak da olsa bir hareket bekledim. Sustu. Sanki az önce hiddetle konuşan o değilmiş gibi durgundu.

"Görüşmeyeli uzun zaman oldu değil mi Yusuf?"

Şaşkınca kalakaldım. Bir yabancının ağzında ismimi duymak şaşırmıştı beni. Yüzünü inceldim. İnce kaşlarını, minik burnunu. Hayır ben bu hanımefendiyi hiç daha önce görmemiştim.

"Ben sizi tanımıyorum. Daha önce bir yerde mi karşılaşmıştık?"

O an içim huzursuz oldu. Sanki kalbim suretini unutmuştu ve asansörün aynasındaki yansımam bir garip gelmeye başladı.

Ben şimdi ipin hangi tarafında olmalıydım?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.