İçeriğe geç

𝐆ö𝐫 𝐁𝐞𝐧𝐢 𝐈 - 𝐆ö𝐳𝐥𝐞𝐫𝐢𝐧𝐝𝐞

Bölüm 9 · 21 dk okuma

𝐆ö𝐫 𝐁𝐞𝐧𝐢 𝐈 - 𝐆ö𝐳𝐥𝐞𝐫𝐢𝐧𝐝𝐞

Bölüm 9

DÜŞÜNME

Aras Demir

Yatağımda sırtüstü uzanmış tavana bakıyordum. Başım artık ağrımıyordu. Midem de düzelmişti. Ama bu kez başka bir problemim vardı.

Gözlerimi kapatsam Derin. Telefonuma baksam Derin. Mutfaktan gelen kahkaha sesini duysam bile nedense aklıma onun gülüşü geliyordu.

“Of ya...” diye mırıldandım. Yastığı yüzüme bastırdım. “Bu normal değil.”

Telefonumu elime aldım ve WhatsApp'ı açtım. Yazsam mı? Rahatsız eder miyim? Belki daha uyuyordur. Belki arkadaşlarıyladır. Telefonu tekrar yatağın üzerine bıraktım.

“Yok.” Tam vazgeçmiştim ki telefon titredi. Mesaj Derin'dendi. Dudaklarım istemsizce gülümsedi.

Derin: Uyandın mı?

Kendi kendime güldüm. Demek sadece ben düşünmüyormuşum. Hızlıca yazdım.

Aras: Uyandım.

Mesajı göndereli daha iki saniye olmuştu. Telefon yeniden titredi.

Derin: Ben de.

Aras: Başın ağrıyor mu hâlâ?

Derin: Yok.

Derin: Senin?

Aras: Geçti.

Derin: Güzel.

Ekrana bakıp sebepsizce sırıttım. Mete odanın kapısından kafasını uzattı. “Oğlum...”

Telefonu hemen ters çevirdim. “Ne var?”

“Niye sırıtıyorsun?”

“Hiç.”

“Kesin Derin yazdı.”

Başımı iki yana salladım. “Yok.”

“Telefonunu göster.”

“Göstermem.”

“Tamam, kesin o yazmış.”

Kahkahasını bastırarak kapıyı kapattı. Ben de tekrar telefona döndüm.

Yazıyor…

Derin: Bir şey soracağım.

Aras: Sor.

Derin: Bugün boş musun?

Kalbim gereksiz yere hızlandı.

Aras: Evet.

Derin: Spor salonuna gelsene.

Aras: Ne yapacağız?

Derin: Bilmem.

Derin: Seni gördüğümde karar veririm.

İstemsizce kahkaha attım.

Aras: Tamam.

Aras: Bir saate oradayım.

Derin: Tamam hasta çocuk.

Aras: Tamam kıvırcık kız.

Telefonu elimde tutmaya devam ettim. Normalde "tamam" deyip bırakırdım. Ama bu kez ekranı kapatamadım. Mesajlarımızı bir kez daha okudum.

En sonunda başımı yastığa bırakıp kendi kendime güldüm. “Galiba...” diye fısıldadım. “Hayatımda ilk defa birini bu kadar düşünüyorum.”

Telefonu göğsümün üzerine bıraktım. Tavana bakarken yüzümdeki aptal gülümseme bir türlü kaybolmuyordu. “Bir saat...” diye mırıldandım. “Hazırlanmam lazım.”

İsteksizce yataktan kalktım. Üzerime gri eşofmanımı ve siyah tişörtümü geçirdim. Saçlarımı elimle düzelttikten sonra mutfağa doğru yürüdüm.

Yunus çoktan masaya oturmuş, tost yiyordu. Beni görünce kaşlarını kaldırdı. “Vay.”

“Hı?”

“Bugün erken kalkmışsın.”

Sandalyeyi çekip oturdum. “Uyuyamadım.”

Yunus sırıtıp tostundan bir ısırık aldı. “Nedense sebebini tahmin edebiliyorum.”

“Etme.”

“Derin.”

İç çekip ekmeği elime aldım. “Harbiden siz çok konuşuyorsunuz.”

“Yanlış mı söyledim?”

Sessizce omuz silktim. “Yanlış değil...”

Yunus kahkahasını bastırmaya çalıştı. “Lan oğlum, sen bitmişsin.”

“Abartma.”

“Abartmıyorum.”

Dolaptan reçeli alıp önüme koydu. “Bak, daha iki gün önce sevgili oldun. Şimdiden suratında güller açıyor.”

“Benim normal hâlim bu.”

İkimiz de gülmeye başladık. Tam o sırada Mete de mutfağa girdi. “Elinde telefon yok?” Kaşlarını çattı. “Şaşırdım.” Sandalyeye otururken bana dikkatlice baktı. “Bir yere mi gidiyorsun?”

“Spor salonuna.”

Yunus kahkahayı patlattı. “Spora değil, Derin'e gidiyor.”

“Kes sesini.”

“Yanlış mı?”

Cevap vermedim. Çünkü haklıydı. Kahvaltımı hızlıca bitirdim. Çayımın son yudumunu içip ayağa kalktım. “Hadi ben kaçtım.”

Mete sırıttı. “Derin bekletilmez tabii.”

Ayakkabımı giyerken başımı iki yana salladım. “İkiniz de çok konuşuyorsunuz.”

Yunus arkamdan seslendi. “Bir şey olursa anlatırsın!”

Kapıyı açarken güldüm. “Olmaz.”

“Kesin olur.”

Kapıyı kapatıp yurttan çıktım. Sabah havası beklediğimden serindi. Ellerimi cebime sokup yürümeye başladım. Yurttan spor salonuna kadar olan yol en fazla on dakika sürüyordu. Ama bugün sanki her adım biraz daha yavaştı. Telefonumu çıkarıp saate baktım. Erken gelmiştim.

“İyi...” diye mırıldandım. “Beklerim.” Spor salonunun önüne geldiğimde cam kapının yanına yaslandım. İçeri giren çıkan insanları izliyordum. Kalbim gereksiz yere hızlı atıyordu.

“Alt tarafı sevgilini göreceksin.” Kendi kendime söylendim. “Aptal gibi heyecanlanma.” Tam o sırada telefonum titredi.

Derin: İndim.

İstemsizce gülümsedim.

Aras: Neredesin?

Derin: Arkana bak.

Kaşlarımı çatıp arkamı döndüm. Ve nefesim bir anlığına kesildi. Derin kaldırımın diğer ucunda duruyordu. Üzerinde bol siyah bir şort, gri bir crop vardı. Saçlarını yüksek bir atkuyruğu yapmıştı. Kıvırcıkları aşağıya uzanıyordu. Beni görünce gözleri parladı. Elini salladı.

“Aras!”

İstemsizce ben de el salladım. Tam yürümeye başlayacakken gözleri üzerimde dolaştı. Önce gri eşofmanıma, sonra siyah tişörtüme. Kendi kıyafetlerine baktı ve tekrar bana döndü.

“Bir dakika!”

Şaşkınca baktım. “Ne oldu?”

Parmağıyla önce beni, sonra kendini gösterdi. “Biz...”

Kaşımı kaldırdım. “Ne?”

“Takım olmuşuz!”

İstemsizce üzerime baktım. Haklıydı. Ben siyah tişört, gri eşofman giymiştim. O ise gri üst, siyah şort. Kıyafetlerimiz resmen birbirini tamamlıyordu. Ben de gülmeye başladım. “Harbiden.”

Derin iki kolunu açtı. “Bak!” Kendi etrafında küçük bir tur attı. “Bunu bilerek yapmadım.”

“Ben de.”

“İnanıyor musun?”

“İnanıyorum.”

Kıkırdadı. “Millet sevgili olunca aynı renk giyiniyormuş.”

“Biz farkında olmadan yapmışız.”

“Galiba.”

Aramızdaki mesafe artık sadece birkaç adımdı. İkimiz de aynı anda sustuk. Sadece birbirimize bakıyorduk. İki gün olmuştu. Sadece iki gün… Ama sanki birbirimizi haftalardır görmemiş gibiydik.

Derin dudaklarını birbirine bastırdı. “Şey… Sana bir şey yapacağım.”

Kaşımı kaldırdım. “Ne yapacaksın?”

“Bilmiyorum.” dedi belirli belirsiz.

“Nasıl bilmiyorsun?”

“Canım istiyor.” Bir anda bana doğru iki hızlı adım attı ve ellerini yanağıma koydu. “Merhaba...” diye fısıldadı. Parmak uçlarına çıkıp kollarını boynuma doladı. Dudağını dudağıma yaklaştırdı ve bir anda birleştirdi. Dudaklarının sıcaklığı içimi kaplarken erimeye başladım. Ben de karşılık verip onun boyuna göre eğildim.

Birkaç saniye öyle durduktan sonra usulca ayrıldı ve dilini dudağında gezindirdi. Yanakları bir anda kıpkırmızı olmuştu. İki eliyle yüzünü kapattı. “Allah'ım...” Kıkırdamaya başladı. “Yine öptüm.”

Ben olduğum yerde donup kalmıştım. Birşey söyleyemiyordum.

“Bir şey söylesene.”

Hâlâ ona bakıyordum. İstemsizce gülümsedim ve sonunda konuştum. “Günaydın.”

Derin kahkahaya boğuldu. “Günaydın. Bu sabah çok güzel başladı.”

Bir anda kollarımı Derin’in beline doladım ve ayaklarını birkaç santim yerden kestim. “Hem de ne güzel.” Alnımı alnına yasladım ve kısık sesle kıkırdadım. Gülüşümüz yavaş yavaş dinerken alnımı hâlâ alnına yaslı tutuyordum.

Derin bu kez gözlerimin içine uzun uzun baktı. “Aras sana bir şey sorabilir miyim?”

“Elbette.”

Bir an sustu. Sanki doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordu. “Biz...”

“Evet?”

“Gerçekten ciddi miyiz?”

Sorusu beni şaşırtmadı. Aksine ben de son iki gündür aynı şeyi düşünüyordum. Hiç tereddüt etmeden başımı salladım. “Evet.”

“Hiç düşünmeden söyledin.”

“Çünkü düşünmem gerekmiyor.” Gülümsedim. “Ben seni geçici bir heves olarak görmüyorum, Derin.”

Sözlerimden sonra birkaç saniye sessiz kaldı. Gözleri hafifçe dolacak gibi oldu ama gülümsemeye devam etti. “Ben de...” diye fısıldadı. “İlk defa biriyle ilgili geleceği hayal ediyorum.”

Elini usulca tuttum. “O zaman aynı şeyi düşünüyoruz.”

Derin bir nefes aldı. “Bir gün ailelerimizle de konuşuruz.”

Başımı salladım. “Konuşuruz.”

“Her şeyi açık açık bilmelerini isterim.”

“Elbette.”

“Gizli saklı bir şey olsun istemiyorum.”

“Elbette istemem.” Dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu. “Bir ilişki olacaksa, düzgün olsun.”

Derin'in gözleri parladı. “Tam da bunu diyecektim.” Küçük parmağını bana doğru uzattı. “Söz mü?”

Gülümseyerek kendi küçük parmağımı onunkiyle kenetledim. “Söz.”

“Ne olursa olsun birbirimize dürüst olacağız.”

“Söz.”

“Bir şey canımızı sıkarsa konuşacağız.”

“Söz.”

“Ve...” Kıkırdadı. “Birbirimizi gereksiz yere düşündürmeyeceğiz.”

İstemsizce güldüm. “Orası biraz zor.”

“Neden?”

“Çünkü...” Elini usulca sıktım. “Daha iki gün oldu ama aklımdan çıkmıyorsun.”

Derin utana utana başını eğdi. “Ben de seni durmadan düşünüyorum.” İkimiz de aynı anda gülmeye başladık.

Gülümseyerek omzuna hafifçe dokundum. “Hadi.”

“Nereye?”

“İçeri.” Spor salonunun cam kapısından birlikte girdik. İçerisi beklediğimizden sakindi. Birkaç kişi koşu bandındaydı, uzaktan ağırlık sesleri geliyordu.

Derin merakla etrafına bakındı. “Topların olduğu oda nerede?”

“Elif geçen gün göstermişti.” dedim. “Şurada.”

Koridorun sonundaki küçük odaya doğru yürüdük. Kapıyı araladığımda içeride raflara dizilmiş voleybol, basketbol ve pilates topları vardı. Odanın penceresinden sabah güneşi içeri süzülüyor, ortama yumuşak bir aydınlık veriyordu.

Derin kapıyı usulca kapattı. “Burası çok sessizmiş.”

“Evet.” Bir voleybol topunu raftan alıp havaya attım, tekrar yakaladım. “Tam sana göre.”

Derin gülerek topu elimden aldı. “Biliyorsun, voleybolu senden daha iyi oynarım.”

“Orası tartışılır.”

“Hiç tartışılmaz.” Topu iki eliyle bana doğru uzattı. “Tut.”

Yumuşak bir pas attı. Ben de aynı şekilde geri gönderdim. Birkaç dakika boyunca çocuklar gibi karşılıklı paslaştık. Top bazen istediğimiz yere gitmiyor, ikimiz de gülerek peşinden koşuyorduk.

En sonunda top yuvarlanıp rafın altına kaçtı. Derin eğilip almaya çalışırken bana dönüp güldü. “Daha spor yapmaya başlamadan yoruldum.”

“Ben de.”

Topu alıp ayağa kalktı. Bu kez sessizce yanıma geldi. “Bir şey fark ettim.”

“Neyi?”

“Yanında olunca...” dedi gözlerimin içine bakarak. “İçim çok sakin oluyor.”

İstemsizce gülümsedim. “Ben de aynı hissediyorum.”

Odanın sessizliği ikimize de iyi gelmişti. Dışarıdan gelen hafif top sesleri dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Bana doğru yaklaştı ve sarılmak ister gibi kollarını açtı. Hiç düşünmeden ben de ona doğru bir adım attım. Kollarımı beline doladığım anda başını göğsüme yasladı.

Derin bir nefes verdi. “İşte...” diye mırıldandı. “Tam da bunu istiyordum.”

“Neyi?” dedim alaycı bir şekilde.

“Sarılmayı.”

Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı. Birkaç saniye öylece kaldık. Konuşmadan, acele etmeden… sadece birbirimizin nefesini hissederek. Derin yavaşça başını kaldırdı. Kahverengi gözleri doğrudan gözlerime bakıyordu. “Aras...”

“Hı?”

“Bir şey yapacağım.”

Kıkırdadım. “Bunu daha önce de söylemiştin.”

“Evet.”

“Sonrası malum.”

O da gülmeye başladı. “Bu sefer daha uslu olacağım.”

“Pek inandırıcı gelmedi.”

Dudaklarını büzdü. “Bir deneyeyim.” Yüzüme biraz daha yaklaştı. Bir eli usulca yanağıma yerleşti. Başparmağı tenimde yavaşça gezindi. Ben de alnımı hafifçe onun alnına değdirdim.

Dudağını dudağıma yaklaştırdı ama öpmedi. Uzun uzun bekledi. Kaşımı hafifçe kaldırdım. “Oyun mu oynuyorsun?”

Derin gözlerini kısıp muzipçe gülümsedi. “Belki.”

“İki gündür cesur olan sensin zaten.”

Kıkırdadı. “Bekletince daha komik oluyor.”

Başımı iki yana sallayıp güldüm. “Tam bir baş belasısın.”

“Teşekkür ederim.” dedi gururla.

Dayanamadım, alnına usulca dokundum. “Hadi artık.”

Burnunu hafifçe burnuma değdirip gülümsedi. “Tamam… Şaka yapıyordum.” Tekrar parmak uçlarına yükseldi ve dudağıma yumuşak ama uzun bir öpücük kondurdu. Öpücüğü nefesimi keserken aşırıya kaçmamak için usulca ayrıldım.

“Aşırıya kaçmayalım, kıvırcık..” Alnını alnına yasladım ve belinde olan kollarımı daha sıkı sardım.

Derin dudaklarını büzdü. “Tamam...”

“Sonra yine beni suçluyorsun.”

“Ben mi?”

“Evet.”

Kıkırdadı. “Hiç suçlamıyorum ki.”

Tam o sırada cebimdeki telefon titredi. Ekrana baktığım an istemsizce gülümsedim. “Annem.”

Derin'in gözleri büyüdü. “Şimdi mi?”

“Evet.”

“Dur!” Saçlarını eliyle hızla düzeltti. “Nasıl görünüyorum?”

“Kıvırcık.”

“Aras!”

“Çok güzelsin.” dedim ve dudağına eğildim.

“Ciddiyim!”

“Ben de ciddiyim.”

Derin utana utana yanağıma hafifçe vurdu. “Tamam, aç artık.”

Gülerek görüntülü aramayı kabul ettim. “Anne?”

“Günaydın oğlum.” dedi gülümseyerek. “Rahatsız etmiyorumdur inşallah?”

“Yok.”

Annem bir an ekrana dikkatle baktı. “Yanında biri mi var?”

Gülmemek için dudaklarımı içime çektim. “Evet.” Telefonu yavaşça Derin'e doğru çevirdim. Derin önce utangaç bir gülümsemeyle el salladı. “Merhaba...” Sonra küçük bir nefes aldı. “Ben Derin.”

Annem birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Yüzündeki ifade bir anda değişti. Gözleri hafifçe büyüdü. “...Derin?”

“Evet.”

Annemin dudaklarında sıcacık bir gülümseme belirdi. “Demek sen Derin'sin.”

Derin şaşkınca bana baktı. “Beni... tanıyor musunuz?”

Annem kısa bir kahkaha attı. “Tanıyorum sayılır.”

“Nasıl?”

“Çünkü bu çocuk...” dedi bana bakarak. “...uzun zamandır senden bahsediyordu.”

Derin'in yanakları bir anda kıpkırmızı oldu. “Gerçekten mi?”

Annemin gözleri hafifçe doldu. “Evet. Adını ilk söylediği günü bile hatırlıyorum.”

Ben utançla ensemi kaşıdım. “Anne...”

“Ne var?” diye gülerek cevap verdi. “Doğru söylüyorum.”

Derin bana dönüp şaşkınlıkla baktı. “Demek... gerçekten anlatmışsın.”

Başımı hafifçe salladım. “Annem her şeyi bilir.”

Annem gülümseyerek ikimize de baktı. “İkinizi böyle görmek çok güzel.”

Ben de gülümseyerek derin bir nefes aldım. “Anne...”

“Hı?”

“Şey...” Utangaç bir ifadeyle Derin'e baktım. “Artık resmen sevgiliyiz.”

Annem birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra gözlerindeki mutluluk daha da belirginleşti. “Mutlu olmanız en büyük dileğim.”

Derin mahcup bir sesle konuştu. “Teşekkür ederim.”

Annem gülümsedi. “Tanıştığımıza çok sevindim, Derin.”

“Ben de çok sevindim.” dedi Derin içtenlikle. “İnşallah bir gün yüz yüze de tanışırız.”

“İnşallah.” dedi annem gülerek. “O günü ben de beklerim.”

Telefonun ekranına baktım, sonra Derin'e döndüm. “Aslında...” dedim hafifçe gülümseyerek.

Annem kaşını kaldırdı. “Hı?”

“Yarın hafta sonu.”

“Evet?”

“İstersen... yüz yüze de tanışabilirsiniz.”

Annem birkaç saniye bana baktı. Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. “Gerçekten isterim.”

Derin şaşkınlıkla bana döndü. “Yarın mı?”

“Eğer sen de istersen.”

Derin heyecanla dudaklarını birbirine bastırdı. “İsterim...” diye fısıldadı. “Ama biraz heyecanlanırım.”

Annem güldü. “Merak etme kızım. Ben de heyecanlanırım.”

Üçümüz de aynı anda gülmeye başladık. “Öğleden sonra size geliriz.” dedim.

“Tamam oğlum.” Annem gülümseyerek ekledi. “Ben de güzel bir sofra hazırlarım.”

Derin bana dönüp gözlerini büyüttü. “Aras...”

“Hı?”

“Sanırım gerçekten tanışıyoruz.”

Gülümseyerek elini tuttum. “Evet.”

“Bu sefer kaçış yok.”

Derin kahkaha attı. “Tamam.”

Telefonun diğer ucundaki annem bizi izlerken gülümsemeye devam ediyordu. “Şimdiden ikinize de sabır diliyorum.”

“Anne!”

“Oğlum, şaka yapıyorum.” Telefonun diğer ucundan annemin kahkahası duyuldu. “Tamam tamam.” dedi gülümseyerek. “Sizi daha fazla tutmayayım. Yarın görüşürüz.”

“Görüşürüz anne.”

“Kendinize dikkat edin.”

“Sen de.”

Telefonun ekranı karardığında birkaç saniye öylece kaldık. Derin'in bakışları hâlâ telefondaydı. Sanki az önce yaşananları zihninde tekrar tekrar yaşıyordu.

“İyi misin?” diye sordum.

Yavaşça bana döndü. “İyiyim...” Sonra gülümsedi. “Sanırım biraz heyecanlıyım.”

“Elimde olmadan ben de.”

Birlikte spor salonundan çıktık. Koridor her zamanki gibi sakindi. Sabah güneşi camlardan içeri vuruyor, zeminde uzun gölgeler oluşturuyordu.

Konuşmadan yürümeye başladık. Kapıya geldiğimizde dışarıdaki hafif rüzgâr yüzümüze çarptı. Derin, derin bir nefes aldı.

“Bugün hava çok güzel. Kendimi çok hafif hissediyorum.”

Gülümseyerek ona baktım. “Ben de.”

Bir süre daha yan yana yürüdük. Yollarımızın ayrıldığı yere geldiğimizde ikimiz de istemsizce yavaşladık. “Ben yurda döneyim.” dedi.

“Ben de.”

Başını hafifçe salladı. “Yarın görüşürüz o zaman.”

“Yarın.” Elini kısa bir anlığına tuttum. “Heyecan yapma.”

Derin küçük bir kahkaha attı. “Bunu bana değil, kendine söyle.”

Haklıydı. İkimiz de gülmeye başladık. Sonra usulca elimi bıraktı. “Görüşürüz, hasta çocuk.”

“Görüşürüz, kıvırcık kız.” Arkasından bakakaldım. Bir adım ona doğru attım ama yerinde durdum. Derin bir iç çektim. “Bir öpseydim…” O içimde kalan buruk kalbimle odama ilerledim.

Derin Karaca

İçeri girer girmez kapıyı usulca kapattım. Ardından kilidi çevirdim. Derin bir nefes verdim. “Of...” diye mırıldandım kendi kendime. “Ne gündü ama...”

Çantamı yatağın üzerine bıraktım. Spor ayakkabılarımı çıkarıp odanın bir köşesine bıraktım. Aynanın karşısına geçip kendime baktım. Yüzümde hâlâ durmadan oluşan o gülümseme vardı. “Dur artık...” desem de kaybolmuyordu.

Başımı iki yana sallayarak hafifçe güldüm. Üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp kirli sepetine bıraktım. Banyoya geçip ılık suyu açtım. Suyun sesi kısa sürede bütün banyoyu doldurdu.

Ilık su omuzlarıma değdiği anda bütün yorgunluğum yavaş yavaş üzerimden akıp gidiyormuş gibi hissettim.

Gözlerimi kapatıp birkaç dakika sadece suyun sesini dinledim.

“İyi geldi...” diye fısıldadım. Duştan çıktıktan sonra yumuşacık havluyla saçlarımı dikkatlice kuruladım. Aynanın karşısına yeniden geçtim. Kalçama kadar uzanan kıvırcık saçlarımı her zamanki özenimle şekillendirmeye başladım. Önce nazikçe taradım, ardından buklelerin doğal hâlini koruyacak şekilde tek tek düzelttim. Son dokunuşları yaptıktan sonra saçlarım yeniden hacimli ve belirgin bukleler hâlinde omuzlarımdan aşağı dökülüyordu.

Aynadaki yansımama birkaç saniye daha baktım. “Yarın...” dedim kendi kendime. “İnşallah güzel geçer.” Dudaklarımın kenarı yeniden kıvrıldı.

Dolabımı açıp içinden bol krem rengi bir eşofman altı ile açık kahverengi, yumuşacık bir sweatshirt çıkardım. Üzerime geçirdikten sonra saç kurutma makinesini elime aldım.

Sıcak hava kıvırcık saçlarımın arasından geçerken buklelerim yavaş yavaş kabarmaya başladı. Başımı öne eğip köklerini kuruttum, sonra tek tek buklelerimi elimle şekillendirdim.

İşim bittiğinde saçlarım yine kalçama kadar uzanıyor, her zamanki gibi dolgun duruyordu. “Tamamdır.” Gülümseyerek makineyi yerine kaldırdım.

Yatağıma oturup dizlerimi kendime çektim. Telefonumu elime aldığım anda titredi. İstemsizce gülümsedim.

Aras: Duş bitti mi?

Derin: Bitti.

Aras: Saçlarını yine yarım saat uğraşarak mı yaptın?

Derin: Abartma.

Derin: Yirmi dakika sürdü.

Aras: :/

Derin: Tamam... Yirmi beş.

Kahkaha attım. Telefon yeniden titredi.

Aras: Bir şey söyleyeceğim.

Derin: Söyle.

Mesajı birkaç saniye gelmedi. Ekranda Yazıyor… belirdi. En sonunda mesaj geldi.

Aras: Sana daha önce yazan bilinmeyen hesap var ya...

Kaşlarımı çattım.

Derin: Evet?

Aras: O bendim.

Olduğum yerde donup kaldım. Ekrana birkaç saniye öylece baktım.

Derin: Dur.

Derin: Şaka yapıyorsun.

Aras: Yapmıyorum.

Gözlerim iyice açıldı.

Derin: CİDDİ MİSİN?

Aras: Evet.

Bir anda aklıma o gün attığım mesajlar geldi. Sonra da küfürler. “Allah'ım...” diye mırıldandım. Yüzümü yastığa gömdüm.

Derin: Ben

Derin: Sana küfür etmiştim.

Aras: Etmiştin.

Derin: ÇOK UTANDIM ŞU AN.

Aras: Sorun değil.

Derin: Ciddi ciddi özür dilerim.

Aras: Gerçekten sorun değil, kıvırcık.

Aras: Hatta çok gülmüştüm.

Yastığın içine doğru inledim. “Ben yerin dibine gireyim...” Telefon yeniden titredi.

Aras: O zamanlar seni tanımıyordum.

Aras: Şimdi anlatsam daha komik geliyor.

İstemsizce gülümsedim.

Derin: Bir daha anonim hesap açarsan yine söverim.

Aras: :)

Aras: Bu kez hak edersem kabul.

Derin: Hak etmezsin.

Aras: Emin misin?

Derin: Eminim... hasta çocuk.

Aras: Sana hastayım desem, kaba mı olur?

Telefonun ekranına birkaç saniye baktım. Yanaklarım istemsizce ısındı. Bu çocuk gerçekten durmuyordu. Parmaklarımı klavyenin üzerinde gezdirdim.

Derin: Kaba olmaz.

Derin: Biraz utanırım sadece.

Mesajı gönderir göndermez cevap geldi.

Aras: O zaman

Aras: Sana hastayım.

Dudaklarımın kenarı kendiliğinden yukarı kıvrıldı. Yastığımı kucağıma çekip ona sarıldım.

Derin: Of...

Derin: İltifat uzmanı yine mesaiye başlamış.

Aras: Yeni başladım.

Aras: Devamı da var.

Kaşımı kaldırdım.

Derin: Korkmalı mıyım?

Aras: Biraz.

Aras: Çünkü bugün çok güzeldin.

Kalbim bir kez daha hızlandı.

Aras: Gülerken daha da güzeldin.

Aras: Bir de

Ekranda yine Yazıyor... yazısı belirdi.

Aras: Sana bakmayı bırakmak istemedim.

Yastığı yüzüme bastırıp sessizce güldüm. “Allah'ım...” diye mırıldandım.

Derin: Sen

Derin: Gerçekten duramıyorsun.

Aras: Durmamı ister misin?

Mesaj kutusuna uzun süre baktım. Sonunda parmaklarım kendiliğinden hareket etti.

Derin: İstemem.

Cevabı neredeyse anında geldi.

Aras: Güzel.

Aras: O zaman

Aras: Öperim seni.

Gözlerim kocaman açıldı. Kahkaham bütün odada yankılandı. Hızlıca yazmaya başladım.

Derin: Nah öpersin.

Derin: Telefonu yala.

Mesajı gönderdiğim an kendi kendime gülmeye başladım. “Ben ne yazıyorum ya...” diye mırıldandım.

Aras'ın cevabı gecikmedi.

Aras: :)

Aras: Kıvırcık kız…

Aras: Sen tam bir baş belasısın.

Gururla gülümsedim.

Derin: Biliyorum.

Derin: Ama senin baş belanım.

Ekranda birkaç saniye Yazıyor... yazısı kaldı. Sonra tek bir mesaj düştü.

Aras: İyi ki öylesin.

Telefonu göğsüme bastırıp gözlerimi kapattım. “Tamam...” diye fısıldadım. “Bu çocuk beni gerçekten utandırmayı biliyor…”

Yatağa biraz daha yayıldım. Sıcak duşun verdiği rahatlık, günün yorgunluğu ve saatlerdir yaşadığım heyecan bir araya gelince göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı. “Uyuyacağım galiba...”

Telefonum hâlâ elimdeydi. Bir an yazı yazmaya üşendim. Parmağım sesli mesaj simgesine gitti.

Derin (Sesli Mesaj): Aras'cığım... Benim uykum geldi. Galiba daha fazla dayanamayacağım. Eğer cevap vermezsem bilinçli yapmıyorum, direkt uyuyakalacağım. Şimdiden iyi geceler... Tatlı rüyalar, hasta çocuk.

Kaydı dinlemeden gönderdim. “İnşallah saçma bir şey dememişimdir...” diye mırıldanıp güldüm. Telefonu yastığın yanına bıraktım. Aradan birkaç dakika geçti. Telefonum titredi.

Aras: Sesini dinledim.

İstemsizce gülümsedim. Bir mesaj daha geldi.

Aras: İyi geceler, kıvırcık.

Aras: Güzel rüyalar gör.

Dudaklarımın kenarı usulca kıvrıldı. Telefonu sessize alıp komodinin üzerine bıraktım. Yorganı omuzlarıma kadar çektim. “İyi geceler...” diye fısıldadım.

Bu kez gerçekten gözlerimi kapattım. Aras'ın son mesajıyla birlikte yüzümde küçük bir gülümsemeyle uykuya daldım.

☾ ✦ ☽

Gözlerimi araladığımda perde arasından süzülen güneş ışıkları odanın içine yayılmıştı. Yatağın içinde gerinip uzun bir esneme sesi çıkardım. “Offf...”

Saçlarım yüzüme dağılmıştı. Telefonumu elime aldım. Saat 09.18’di. “Güzel.”

Bir süre tavana boş boş baktım. Sonra midem hafifçe guruldadı. “Acıktım.” Yorganı üzerimden atıp istemeye istemeye ayağa kalktım. Mutfak kısmına kadar yürüdüm. Dolabı açtım. İçinde yumurta, domates, salatalık, patates ve reçel vardı. İki gün önceden aldığım ve yarısını içtiğim Redbull duruyordu. Hepsine tek tek baktım. Sonra dolabı yavaşça kapattım.

“Yok. Ben bunları yapamam.” Kollarımı iki yana açıp mutfağa baktım. “Çok emek istiyor.”

Birkaç saniye düşündüm. Sonra aklıma Aras geldi. Hiç düşünmeden aradım. Telefon ikinci çalışta açıldı.

“Günaydın kıvırcık kız.”

“Günaydın...”

Sesimdeki üşengeçliği fark etmiş olacak ki güldü. “Hayırdır?”

“Karnım aç.” dedim masumca.

“O zaman kahvaltı yap.”

“İşte problem de o.”

“Anlamadım.” dedi. Zaten anlamasını beklemiyordum. O dünkü ‘seni öperim ‘ mesajından sonra öpücüğü alamadığı için beyni durmuş olmalıydı. “Ee?” dedi.

Aklıma tiktoktaki konuşan bir abi geldi ve taklidini yapmaya başladım. “Sonuç?”

Aras birkaç saniye sustu. Sonra anlamış olacak ki devamını getirdi. “Sonuç ne?”

Kıkırdadım. “Sana soruyorum.”

“Sana ben soruyorum.”

“Sen bana niye soruyon ki?”

“Sen bana niye soruyon ki?”

Kahkahayı bastım. “Ben soruyorum soruyu. Soruya soruyla cevap verme.”

Aras artık gülmekten konuşamıyordu. “Nasıl...” Arkasından kahkahası duyuldu. “Nasıl soruya soruyla cevap verme?”

İkimiz de aynı anda kahkahaya boğulduk. Nefesimi toparlamaya çalışarak konuştum. “Aras...”

“Yemekhaneye in.” dedi sözümü kesip.

Dudaklarımı büktüm. “Tek başıma mı?”

“Hayır.”

“Sen de geliyor musun?”

“Elbette.”

Yüzüm bir anda aydınlandı. “Gerçekten?”

“Beş dakikaya aşağıdayım.”

“Tamam!” Telefonu yüzüne kapattım ve Crocs’larımı giyip merdivenlerden hızla indim. Merdivenleri ikişer ikişer inip yurdun giriş kapısından dışarı çıktım. Sabah havası yüzüme çarpınca derin bir nefes aldım. Güneş sıcaktı ama hafif esen rüzgâr havayı oldukça güzel yapıyordu.

Ellerimi sweatshirtümün cebine sokup etrafa bakındım. “Daha gelmedi galiba...” Tam bunu düşündüğüm sırada karşı kaldırımdan tanıdık bir siluet bana doğru yürümeye başladı. İstemsizce gülümsedim.

Üzerinde dizlerine kadar uzanan siyah bir şort, üstünde ise kolları ellerini neredeyse tamamen örten bol, koyu gri bir sweatshirt vardı. Dağınık saçlarını belli ki sadece eliyle düzeltmişti. Sabah mahmurluğu yüzünden hâlâ okunuyordu. Beni görünce eliyle küçük bir selam verdi. “Günaydın, kıvırcık.”

“Günaydın.”

Yanıma geldiğinde baştan aşağı bana baktı. “Bu kadar hızlı mı hazırlandın?”

Omuz silktim. “Crocs'larımı giydim, çıktım.”

Gülmeye başladı. “Hiç şaşırmadım.”

“Sen de fena değilsin.” dedim sweatshirtünü göstererek. “Bu sıcakta sweat mi giyilir?”

Kollarını iki yana açtı. “Rahat.”

“Üşüyor musun yoksa?”

“Hayır. Yakışıyor.”

Kahkahayı patlattım. “Özgüvene bak.”

“Gerçekleri söylüyorum.”

Başımı iki yana salladım. “Sen var ya… Kendini çok beğeniyorsun.”

“Hayır.”

Kaşımı kaldırdım. “O zaman?”

Gözlerimin içine bakıp sırıttı. “Sen beğeniyorsun.”

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Yanaklarım istemsizce ısındı. “Of...”

“Doğru değil mi?” dedi alaycı bir tavırla.

Konuyu değiştirmek için başka birşey söyledim. “Elini yüzünü yıkamadan mı geldin sen?”

“Konuyu değiştirme.”

“Değiştiriyorum.” Kıkırdayarak omzuna hafifçe vurdum. “Çok konuşuyorsun.”

“Dün telefonu yala diyen sendin.” dedi elindeki telefonu sallayıp.

“Elinde delil yok.”

“Mesajlar duruyor.”

“Sil.” diye yükseldim parmak uçlarıma.

“Silmem.”

Sinirlendim ve kaşlarımı çattım. “Sileceksin dedim!” Sanki benim sinirim, ona çok tatlı geliyormuş gibi yüzüme doğru eğildi. Bir elini sıkıca belime attı ve aniden dudağıma yapıştı. Ne olduğunu anlamadan nefesim kesildi, ölüyorum sandım.

Alnını alnıma dayayıp sırıttı. “Tamam. Şimdi biraz daha sakin görünüyorsun.”

Şaşkınlıktan birkaç kez göz kırptım. Sonra kendime geldim. İki elimle göğsüne hafifçe ittim. “Ya!”

Aras kahkahasını zor tuttu. “Ne?”

“Sinirliyim ben!”

“Biliyorum.”

“O zaman neden durduk yere öpüyorsun?”

Omuzlarını masumca kaldırdı. “İşe yaradı.”

“Yaramadı!”

“Yaradı.”

“Yaramadı dedim!”

Gülümsemesi daha da büyüdü. “Bak.”

“Neye bakayım?”

“Artık bana kızmıyorsun.”

Bir an duraksadım. Gerçekten de biraz önceki öfkem gitmişti. Bunu fark edince dudaklarımı büktüm. “Of...”

“Yakalandın.”

“Sen tam bir yaramazsın.”

Kahkahasını tutamadı. “Teşekkür ederim.”

Başımı iki yana salladım. “Seninle tartışılmıyor.”

“Ben de öyle düşünüyorum.”

Koluna hafifçe vurdum. “Çok sinsisin.”

“Romantik demek istedin galiba.”

“Hayır.” dedim tatlı bir sinirle. Benimle uğraşması aslında hoşuma gidiyordu.

“Emin misin?”

“Çok.”

Yanağıma eğilip fısıldadı. “Bence emin değilsin.”

İstemsizce güldüm. “Konuyu değiştirme.”

“Tamam.”

Birkaç adım yürüdük. Sonra aklıma geldi. “Bir dakika. Az önce faiz diyordun.”

“Evet.”

“Ne faizi?”

Cebine iki elini sokup son derece ciddi bir ifadeyle konuşmaya başladı. “Dünkü alacağım vardı.”

“Ne alacağı?”

“Bir öpücük.”

“E?”

“Bugün tahsil edildi.”

Kollarımı bağladım. “Demek öyle.”

“Evet.”

“Peki faiz?”

Başını hafifçe eğip göz kırptı. “Faiz işlemeye devam ediyor.”

Olduğum yerde kahkahaya boğuldum. “Sen kafayı yemişsin.”

“Biraz.”

“Yaramaz.” dedim dilimi çıkarıp.

Elini tutmak için dilime uzattı ama kafamı geri çektim. “Biraz da o.” dedi sonra.

Başımı iki yana sallayıp güldüm. “Sen var ya, gerçekten uslu durmayı bilmiyorsun.”

“Sen yanımdayken zor.”

Yanaklarım yine ısındı. “Elini yüzünü yıkamadan romantik olmuşsun.”

“Daha kahvaltı bile yapmadım.”

“Ben de.”

“E o zaman...” Elini uzattı. “Önce kıvırcık kızın karnını doyuralım.”

Gülümseyerek elini tuttum. “Olur.”

Birlikte yemekhanenin kapısından içeri girdik. İçeriden gelen simit kokusu ve taze demlenmiş çayın kokusu bir anda ikimizin de daha çok acıkmasına neden oldu. Aras bana dönüp gülümsedi. “Bak.”

“Hı?”

“Bu sefer gerçekten sadece kahvaltı yapacağız.”

Kaşımı kaldırdım. “Sadece mi?”

Masum masum başını salladı. “...Şimdilik. Sonrasını düşünüyorum.”

Sıraya yan yana girdik. Tepsimi elime alıp görevliye gülümsedim.

“Biraz patates alabilir miyim?” Görevli tabağıma bolca patates koyunca gözlerim parladı. “Teşekkür ederim.”

Aras bana bakıp güldü. “Çocuk gibi sevindin.”

“Patates görünce herkes sevinir.”

“Sadece sen bu kadar seviniyorsun.”

Dilimi çıkardım. “Yargılama.” Patateslerin yanına bol limonlu maydanoz salatası aldım. Üzerine bir dilim limonu iyice sıktım.

Aras şaşkınlıkla bana baktı. “Biraz daha sık istersen.”

“Olur.” Gerçekten ikinci limonu da sıktım.

Aras gözlerini kocaman açtı. “Derin!”

“Hı?”

“Maydanozu limonun içinde mi yiyeceksin?”

“Hayır.”

“O zaman bu kadar limon neden?”

“Seviyorum.”

Başını iki yana sallayıp güldü. “Sen ilginç birisin.”

“Söylemiştim.”

Simitlerimizi ve çaylarımızı da aldıktan sonra pencere kenarındaki boş masaya geçtik. Tepsimi masaya bıraktığım an hiç beklemeden bir patates aldım. “Üff...” Ağzıma atar atmaz gözlerimi kapattım. “Çok güzel olmuş.”

Aras çayından bir yudum aldı. “Afiyet olsun.”

“Sen de ye.” Patateslerden birini çatala takıp ona doğru uzattım. “Aç bakalım.”

Kaşını kaldırdı. “Beni mi besliyorsun?”

“Evet.”

“Şımarmayayım sonra?”

“Zaten şımarıksın.”

Gülerek öne eğildi ve uzattığım patatesi yedi. “Fena değilmiş.”

“Fena değil mi?”

“Güzelmiş.”

Zafer kazanmış gibi gülümsedim. “Biliyordum.”

Aras simidinden küçük bir parça kopardı. “Şimdi sıra bende.”

“Hı?”

Parçayı bana doğru uzattı. “Aç ağzını.”

Kıkırdayarak öne eğildim. “Bu adil değil.”

“Neden?”

“Sen bir patates yedin.”

“Ee?”

“Ben simit yiyorum.”

“Faiz.” dedi en masum haliyle yine.

Pat diye gülmeye başladım. “Yine mi faiz?”

“Her yerde.”

“Yaramaz.” dedim ona doğru daha çok eğilirken. Kahkahalarımız yemekhanenin içinde yankılanırken çaylarımızdan birer yudum daha aldık. Patates tam ağzıma girecekken Aras elini uzattı. Şaşkınlıkla ona baktım. “Ya!”

Patatesi elimden alıp sırıttı. “Benim.”

“Aras!” Patatesi tam ağzına götürecek gibi yaptı. “Ver onu!”

Kolunu iyice geriye çekti. “Alabilirsen al.”

Ayağa kalkacak gibi öne eğildim. “Bak, şaka yapma.”

“Yapıyorum.”

“Aras!”

Kahkahasını bastıramıyordu. Patatesi bir sağ eline, bir sol eline geçiriyordu. “Hangisinde?”

“Çocuk musun sen?” dedim sesimi yükselterek.

“Biraz.” Ben uzandıkça kolunu biraz daha kaçırıyordu. En sonunda pes edip kollarımı bağladım. “Tamam.”

“Ne tamam?”

“Kalsın.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.” Hiç beklemediği anda ileri uzanıp patatesi elinden kaptım. “Yakaladım!” Zafer kazanmış gibi gülmeye başladım.

Aras birkaç saniye bana baktı. Sonra gülmeye başladı. “Vay...”

“Ne oldu?”

“Beklemiyordum.”

Patatesi ağzıma atıp çiğnedim. Sonra da dilimi çıkardım.

“Hak ettim.” dedi masumca. İkimiz de yeniden gülmeye başladık. Tam o sırada çevredeki birkaç masadan bize doğru bakan insanları fark ettim.

Başımı hafifçe yana eğip fısıldadım. “Aras...”

“Hı?”

“Millet bize bakıyor.”

Omuz silkti. “Baksın.”

“Utanıyorum.”

“Niye?”

“Çünkü çocuk gibi patates kavgası yapıyoruz.”

Yüzünde yine o muzip ifade belirdi. Sandalyesini bana biraz daha yaklaştırdı. Sonra yavaşça kulağıma doğru eğildi. Sıcak nefesini kulağımın yanında hissedince istemsizce irkildim. Kısık bir sesle fısıldadı. “Vallahi öperim.”

Gözlerim bir anda büyüdü. “Aras!”

“Ne?”

“Yemekhanedeyiz!”

“Ee?”

“Millet bakıyor dedim ya!”

“Baksın.”

Yanaklarım kıpkırmızı olmuştu. Parmağımla göğsüne hafifçe vurdum. “Tam bir yaramazsın.”

Gülerek geriye yaslandı. “Senin yaramazınım.”

Başımı iki elimin arasına aldım. “Allah'ım...”

“Ne oldu?”

“Ben bu çocukla nasıl baş edeceğim?” dedim kendi kendime söylenirken.

Aras çayından sakin sakin bir yudum aldı. “Baş etme.”

“Hı?”

“Sev yeter.” dedi ve geniş sırtını gerip dudağıma yapıştı. Aniden sıcaklık hissedince nefesim hızlandı. Kalbim deli gibi atıyordu. Hem Aras sırtını genişlettiğinden, hem de duvar kenarında olduğumuzdan öpüştüğümüzü kimse göremezdi.

Dilini dudağımdan içeri sokmaya çalışırken pes etti ve usulca geri çekildi. İkimiz de birkaç saniye boyunca birbirimize bakıp kaldık. Yanaklarımın ne kadar kızardığını hissedebiliyordum.

“Sen...” dedim utana sıkıla.

“Hı?”

Koluma hafifçe vurdum. “Beni yine utandırdın.”

Aras kahkaha attı, vurduğum yere eliyle dokunup abartılı bir ifadeyle yüzünü buruşturdu. “Ooo... Şiddete mi başvuruyoruz güzelim?”

Gülmemek için dudaklarımı içime çektim. “Hak ettin.”

“Bence etmedim.”

“Ettin.”

Başını iki yana sallayıp gülümsedi. “Tamam, tamam... Özür diliyorum.”

Kaşımı kaldırdım. “Gerçekten mi?”

“Yok.”

“Aras!”

Kahkahasını tutamadı. “Şaka yaptım.”

Ben de istemsizce gülmeye başladım. Başımı iki yana salladım. “Sen iflah olmaz bir yaramazsın.”

“Bunu iltifat olarak alıyorum.”

“Her şeyi iltifat olarak alıyorsun zaten.”

“Çünkü senden geliyor.”

Gözlerimi devirsem de gülümsememi saklayamadım. İkimiz de çaylarımızdan bir yudum alıp kahvaltımıza kaldığımız yerden devam ettik. Günün sonrasında ise Aras’ın annesi ile tanışacağım gerçeği, beni heyecanlandırmaya yetiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.