İçeriğe geç

𝐆ö𝐫 𝐁𝐞𝐧𝐢 𝐈 - 𝐆ö𝐳𝐥𝐞𝐫𝐢𝐧𝐝𝐞

Bölüm 8 · 24 dk okuma

𝐆ö𝐫 𝐁𝐞𝐧𝐢 𝐈 - 𝐆ö𝐳𝐥𝐞𝐫𝐢𝐧𝐝𝐞

Bölüm 8

DOĞUM GÜNÜ PARTİSİ

Derin Karaca

Kafenin kapısını itip Aras'la birlikte içeri girdiğimiz anda sıcak hava yüzüme çarptı. İçerisi rengârenk ışıklarla süslenmişti. Tavandan sarkan küçük sarı lambalar ortama yumuşak bir hava katıyordu. Bir köşede hafif tempolu müzik çalıyor, herkes kendi arasında sohbet ediyordu.

“Bayağı güzel hazırlamışlar...” diye mırıldandım.

Aras etrafına kısa bir göz gezdirdi. “Beklediğimden kalabalıkmış.”

“İlke'nin çevresi geniştir.”

Tam o sırada masaların olduğu taraftan tanıdık bir ses yükseldi. “Deriiiin!”

Başımı çevirdiğimde İlke kollarını açmış bize doğru geliyordu. Gülümseyerek ona sarıldım. “İyi ki doğdun.”

“Teşekkür ederim!” Sonra geri çekilip beni baştan aşağı süzdü. Gözleri büyüdü. “Bir dakika... Sen bugün niye bu kadar güzelsin?”

Kahkaha attım. “Abartma.”

“Abartmıyorum.” Sonra gözlerini yanımdaki Aras'a çevirdi.

“Demek davet ettiğin kişi bu.”

Aras kibarca gülümsedi. “Merhaba. Ben Aras.”

İlke elini uzattı. “İlke. Tanıştığımıza memnun oldum.”

“Ben de.”

İlke bizi masaya doğru götürürken etrafına bakındı. “Bu arada İdil gelemedi.”

“Niye?”

“Annesinin yanına gitmiş.” Omuz silkti. “Sabah aradı. Çok üzgündü ama yetişemeyeceğini söyledi.”

“Keşke gelebilseydi.”

“Ben de isterdim.”

Masaya oturduğumuzda herkes tek tek Aras'la tanıştı. Kısa sohbetler arasında kahkahalar yükseliyor, arka plandaki müzik hiç susmuyordu.

Tam o sırada garson elinde büyük bir pastayla geldi. Pastanın üzerindeki mumlar yanıyordu. Herkes bir anda ayağa kalktı. “İyi ki doğdun sana...”

Şarkıya ben de eşlik etmeye başladım. İlke gözlerini kapatıp dileğini tuttu. Ardından tek nefeste mumları üfledi. Masayı alkış sesleri doldurdu. “Bravo!”

“İyi ki doğdun!”

İlke gülmekten konuşamıyordu. “Teşekkür ederim hepinizee!”

Pasta kesilmeye başlayınca ilk dilim İlke'ye verildi. Ardından tabaklar sırayla dağıtıldı. Ben de çatalımla küçük bir parça alıp ağzıma attım. “Of...”

Aras bana baktı. “Ne oldu?”

“Çok güzel olmuş.”

O da pastasından bir lokma aldı. “Gerçekten güzelmiş.”

“Değil mi?”

Başını onaylarcasına salladı. “Bir dilim daha yerim.”

Gülmeden edemedim. “Tatlı sevdiğin buradan da belli oluyor.”

“Suç mu?”

“Hayır.”

Çatalımla küçük bir parça daha aldım. “Ben de seviyorum zaten.”

Aras gülümsedi. “Demek bunda da aynıyız.”

“Galiba.”

Bir an göz göze geldik. İkimiz de aynı anda gülümsedik. Nedense onca insanın arasında bile sadece onunla konuşuyormuşum gibi hissediyordum.

Tam o sırada omzuma hafifçe dokunan bir el hissettim. Başımı çevirdiğimde İlke elinde üç kadehle bize doğru geliyordu. Yüzünde her zamanki yaramaz gülümsemesi vardı.

“Doğum günü sahibi olarak küçük bir isteğim var.”

Kaşımı kaldırdım. “Neymiş o?”

Elindeki kadehlerden ikisini bana ve Aras'a uzattı. “Biraz çalkalanın.”

Kahkaha attım. “İlke...”

“Abartı yok.” diye hemen araya girdi. “Sadece doğum günü şerefine.”

Aras bana kısa bir bakış attı. “Ne diyorsun?”

Omuz silktim. “Bir kereden bir şey olmaz.”

İlke zafer kazanmış gibi gülümsedi. “İşte benim arkadaşım!”

Kadehi elime aldım. Aras da kendi kadehini aldı. İkimiz de birkaç saniye birbirimize baktık.

“Hazır mısın?” diye sordu Aras.

“Sanırım.”

Kadehlerimizi hafifçe birbirine dokundurduk. “İlke'nin yeni yaşı için.” dedi Aras.

“İyi ki doğdun.” diye ekledim gülümseyerek.

İkimiz de küçük bir yudum aldık. Bir an birbirimize baktık. Sonra aynı anda yüzümüz hafifçe buruştu. “Ekşiymiş...” diye mırıldandım.

Aras burnunu hafifçe kırıştırdı. “Biraz.”

Dayanamadım, kıkırdamaya başladım. Aras da bana bakıp gülmeye başladı. “Ne gülüyorsun?”

“Senin yüz ifaden...” dedim kahkahamın arasından.

“Seninki de çok farklı değildi.”

“Öyle miydi?”

“Kesinlikle.”

İkimiz de yeniden kıkırdadık. İlke kollarını bağlayıp bizi izledi. “Daha ilk yudumdan çocuk gibi oldunuz.”

Aras omuz silkti. “Suç bizde değil.”

“İçecekte.” diye ekledim.

“Kesinlikle.”

Bu kez üçümüz birden gülmeye başladık. Beraber sohbet ederek içkilerimizi içtik. Kadehler boşaldıkça kahkahalarımız da artıyordu. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Müzik değişiyor, masadaki sohbetler birbirine karışıyordu.

Yanaklarımın sıcaklığını hissedebiliyordum. “Galiba...” dedim gülerek. “Kafam biraz güzel.”

Aras bana baktı, sonra kendi kendine güldü. “Bence benim de.”

Tam o sırada hoparlörlerden hareketli bir şarkı yükseldi. İlke bir anda ayağa fırladı. “Bu benim şarkım!” Elimi yakaladı. “Derin! Kalk!”

“Hayır ya...” desem de kahkaham sözlerimi ele veriyordu.

“Olmaz! Doğum günü sahibini yalnız bırakmayacaksın.”

Kolumdan çekince istemsizce ayağa kalktım. “Tamam tamam!”

İkimiz müziğin olduğu boş alana geçtik. Şarkının ritmi yükselirken İlke omzunu benim omzuma hafifçe değdirdi. “Hadi ama!”

Kahkahalar arasında ritme uymaya başladık. Birbirimize dönüp eğleniyor, omuzlarımızı ritme göre hafifçe hareket ettiriyor, arada dönüp tekrar yüz yüze geliyorduk. “İşte böyle!” diye bağırdı İlke.

“Beni rezil edeceksin!” dedim gülerek.

“Bugün doğum günüm, hakkım var!”

İkimiz de kahkahalara boğulduk. Masadakiler alkış tutmaya başlayınca daha da gülmeye başladım. Bir an gözüm Aras'a kaydı. Sandalyeye yaslanmış bizi izliyordu. Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme vardı.

Başını hafifçe iki yana sallayıp kendi kendine mırıldandı. “Bu kız gerçekten tam bir deli...”

Bunu duyamamıştım ama bakışlarımız bir anlığına buluştu. Gülümsemesi biraz daha büyüdü. Ben de istemsizce ona dil çıkarıp tekrar İlke'ye döndüm.

“Gel bakalım!” dedi İlke.

Müzik biraz daha hızlanınca kahkahalarımız tüm kafenin içine yayıldı. Bu geceyi yıllar sonra bile hatırlayacağımız kesindi.

İlke ritme uyarak bir tur kendi etrafında döndü. Sonra bir anda gözleri belime takıldı. “Bir dakika!”

Şaşkınlıkla ona baktım. “Ne oldu?”

Parmağıyla kemerimi gösterdi. “Bu yıldızlı kemer var ya... Çok tatlı!”

İstemsizce belime baktım. Altın renkli küçük yıldızlar ışıkların altında hafif hafif parlıyordu. “Beğendin mi?”

“Bayıldım!” dedi hiç düşünmeden. “Nereden aldın bunu?”

Kahkaha attım. “Pazardan.”

İlke olduğu yerde durdu. “Dalga geçiyorsun.”

“Etmiyorum.”

“Gerçekten mi?”

Başımı onaylarcasına salladım. “Evet. Geçen ay annemle gezerken gördüm. Çok hoşuma gidince aldım.”

İlke ağzını hafifçe açık bıraktı. “Ben butik falan sanmıştım.”

“Yok.”

“Pazarın da kalitelisi varmış demek ki.”

“Var tabii.” dedim gülerek. “Bazen en güzel şeyler hiç beklemediğin yerden çıkıyor.”

İlke başını iki yana sallayıp güldü. “Yarın beni de götürüyorsun.”

“Olur.”

“Bak söz verdin.”

“Verdim.”

İlke bir anda yeniden ritme uyup ellerimi tuttu. “Şimdi alışveriş muhabbeti yeter!” Kahkahalar arasında beni yeniden dansın ortasına çekti. “Doğum günü devam ediyor!”

“Tamam tamam!” diye güldüm.

İkimiz de müziğin ritmine yeniden uyum sağlamaya başladık. Işıklar etrafımızda dönüyor, masalardan alkış sesleri yükseliyor, herkes eğleniyordu.

Bir an göz ucuyla Aras'a baktım. Hâlâ aynı yerde oturuyordu. Bu kez sadece gülümsemiyordu. Bana dikkatle bakıyordu. O bakışı fark ettiğim anda kalbim, içtiğim kadehlerden bile daha fazla başımı döndürmeye yetmişti.

Tam o sırada yanıma bir gölge düştü. Başımı çevirince sınıftan tanıdığım Alper'i gördüm. Üzerinde beyaz gömlek, siyah kot pantolon vardı. Elinde boş bir meyve suyu bardağıyla gülümsüyordu. “Derin.”

“Alper?” dedim şaşkınlıkla.

“Elif söyledi, sen de buradaymışsın.” Gözleri kısa bir an üzerimde dolaştı. “Bu arada... çok şık olmuşsun.”

“Teşekkür ederim.”

İlke bizi meraklı gözlerle izliyordu. Alper hafifçe elini uzattı. “Benimle dans eder misin?”

Bir an duraksadım. “Şey...”

Tam cevap verecekken omzumun arkasından tanıdık bir ses geldi. “Bir dakika.”

Üçümüz de aynı anda sesin geldiği tarafa döndük. Aras. Az önce oturduğu sandalyeden kalkmıştı. Ceketinin düğmesi açıktı. Ellerinden biri cebindeydi. Yüzünde sakin bir ifade vardı ama gözlerindeki o belli belirsiz sertlik ilk kez dikkatimi çekmişti.

Alper kaşını kaldırdı. “Bir sorun mu var?”

Aras birkaç adım daha yaklaştı. “Var.”

“Ne gibi?”

Aras bakışlarını Alper'den ayırmadan konuştu. “Sen kimi dansa kaldırıyorsun?”

Alper şaşkınlıkla bana baktı, sonra tekrar Aras'a döndü. “Derin'i.”

“Biliyorum.” dedi Aras sakin bir sesle. “Onu gördüm.”

“E o zaman?”

Aras birkaç saniye sustu. Sanki ne söyleyeceğini kendi de bilmiyordu. “Yani...” Boğazını temizledi. “Önce bana sorsan daha iyi olurdu.”

Alper'in yüzünde şaşkın bir ifade oluştu. “Neden?”

Aras'ın gözleri bir anlığına bana kaydı. Sonra yeniden Alper'e baktı. “Çünkü...” Sustu. “...Çünkü ben onunla dans edeceğim.”

Cümle ağzından çıkar çıkmaz yüzündeki ifade değişti. Sanki söylediği şeyi yeni fark etmişti.

Ben ise olduğum yerde öylece kalmıştım. “Ne?”

Kalbim resmen göğsümden çıkacak gibiydi. Alper ikimize birkaç saniye baktı. Sonra hafifçe gülümsedi. “Tamam kardeşim.” dedi ellerini kaldırarak. “Ben yanlış zamanda gelmişim galiba.”

Arkasını dönüp uzaklaşırken İlke bana bakıp dudaklarını birbirine bastırdı. Kahkaha atmamak için resmen kendini tutuyordu. Ben ise gözlerimi Aras'tan ayıramıyordum. “Hasta çocuk...”

Aras utangaç bir şekilde ensesini kaşıdı. “Şey...”

“Az önce...” Başımı hafifçe yana eğdim. “Beni mi kıskandın?”

“Yok.”

“Emin misin?”

“Evet.” dedi ciddi bir sesle. Beni kıskandığı o kadar belliydi ki, gözleri alev alevdi.

“Çocuğu niye gönderdin o zaman?”

“...Sevmedim.”

“Tanıyor musun ki?” dedim gülerken.

“Hayır.”

“E niye sevmedin?”

Aras birkaç saniye sustu. Sonunda çaresizce omuz silkti. “Bilmem.”

Dayanamadım. Kahkaham müziğin arasına karıştı. “Sen var ya...” dedim gülerek.

“Ne?”

“Tatlı bir manyaksın.”

Aras da istemsizce güldü. “Belki.”

İçimdeki heyecanı bastırmaya çalışarak ona doğru bir adım attım. “Elini uzat.”

Kaşını kaldırdı. “Neden?”

“Dans edecektik ya.”

Şaşkınlıkla bana baktı. “Ciddi misin?”

“Elbette.” Gülümseyerek sağ elimi ona doğru uzattım. “E madem başkasıyla dans etmeme izin vermiyorsun...” Gözlerinin içine bakıp kıkırdadım. “...O zaman beni sen dansa kaldır, hasta çocuk.”

Aras birkaç saniye donup kaldı. Sonra dudaklarının kenarında yavaşça o utangaç gülümseme belirdi. Hiç tereddüt etmeden elimi tuttu. Kalbim o anda sanki müziğin ritmine değil, onun avucunun sıcaklığına göre atmaya başlamıştı. Parmaklarım istemsizce onunkilerin arasına yerleşirken gülmeye başladım.

“Bir sorun var ama...” dedi utangaç bir sesle.

Başımı hafifçe eğdim. “Ne?”

Burnunu kaşıdı. “Ben dans etmeyi bilmiyorum.”

Olduğum yerde iki saniye durdum. Sonra kahkahayı bastım. “Ciddi misin sen?”

Başını utanarak salladı. “Evet... Hiç öğrenmedim.”

“Hasta çocuk...” dedim gülmekten nefesim kesilirken. “Beni o kadar kıskandın, sonra da dans bilmiyorum diyorsun.”

Kulakları yine kıpkırmızı olmuştu. “Detay vermeyi unutmuşum.”

“O kadar belli oluyor ki utanman.”

“Sus ya.”

Kahkaham yeniden yükseldi. “Tamam...” dedim elini hafifçe çekiştirerek. “Ben öğretirim.”

“Şimdi mi?”

“Evet şimdi.” Müziğin ritmine göre yavaşça bir adım attım. “Önce sağ.”

Aras beni dikkatle izledi. Sonra aynı hareketi yaptı. “Güzel.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.” Bu kez sola doğru küçük bir adım attım. “O da tamam.”

Aras birkaç denemeden sonra ritmi yakalamaya başlamıştı. İkimiz de sürekli birbirimizin ayağına basıyor, sonra kahkahalara boğuluyorduk. “Ay! Özür dilerim!”

“Yine bastın.”

“İsteyerek değildi.”

“Biliyorum.” dedim gülerek.

Tam o sırada telefon kamerasının sesi geldi. İkimiz de aynı anda dönüp baktık. İlke telefonunu bize doğrultmuş, gülmekten iki büklüm olmuştu. “Çok tatlısınııız!”

“İlke!” dedim utanarak.

“Oynayın siz! Ben çekiyorum!”

Aras da istemsizce güldü. “Silersin sonra.”

“Asla.”

“İlke!”

“Yok.”

Kahkahalar yeniden yükseldi. Ben tekrar Aras'a döndüm. “Hadi.” Bu kez elimi omzuna koydum. “Şimdi bana bak.”

“Zaten bakıyorum.”

Bir an durdum. “Ne?”

Aras'ın gözleri hafifçe dalmıştı. Müziğin sesi, etraftaki insanlar, ışıklar… Sanki hiçbirini görmüyordu. Sadece bana bakıyordu. Boğazını temizledi. “Şey...”

“Hı?”

“Galiba...” dedi kısık bir sesle.

“Ne galiba?”

Yutkundu. “Galiba seni gerçekten kıskandım.” Kalbim tekledi. İlke'nin telefonu hâlâ bize dönüktü. Ben ise hiçbir şey duymuyormuş gibiydim. Aras devam etti. “Alper sana doğru yürürken...” dedi gözlerini benden ayırmadan. “İçimde tuhaf bir his oldu.” Nefesimi tuttum. Sanırım bayılacaktım. “Hoşuma gitmedi.”

“Niye?”

Cevap vermeden birkaç saniye bana baktı. Sonra utangaç ama dürüst bir gülümsemeyle fısıldadı. “Çünkü...” Derin bir nefes aldı. “...Senden hoşlanıyorum.”

Bir anda bütün sesler kayboldu. Sadece onun gözleri vardı. Ve o cümle. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki yerinde duramıyordum.

“Hasta çocuk...” diye fısıldadım.

Aras utangaçça gülümsedi. “Sanırım bunu söylemem gerekiyordu.”

Hiç düşünmedim. Parmak uçlarımın üzerine yükseldim. İki elimin arasına yanağını aldım. Aras şaşkınlıkla gözlerimin içine baktı.

“Derin...”

Cevap vermedim. Yanaklarını hafifçe avuçlarımın içinde tuttum. Sonra dudağımı dudağına yaklaştırdım ama öpmeden önce durdum ve mırıldandım. “Seni seviyorum..”

Dudaklarım Aras’ın dudaklarını sertçe buldu. Ben de sahiplenircesine öpmeye başladım. Elleri belime yerleşince dudaklarımı ayırdım ve derin bir nefes aldım. Nefesim düzensizdi. Kalbim sanki göğüs kafesime sığmıyordu.

Aras'ın gözleri şaşkınlıkla açılmıştı. Dudakları hafif aralanmıştı ama tek kelime edemiyordu. Ben de edemiyordum. Etrafta birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Sonra İlke'nin çığlığı bütün kafenin içinde yankılandı. “Elimde video var! Elimde video var!”

Masadaki herkes aynı anda alkışlamaya başladı. “OOOHHH!”

“Sonunda be!”

“Ben bunların olacağını biliyordum!”

Ben utançtan yüzümü ellerimin arasına gizledim.b“İlke...”

“Ne İlke'si!” diye bağırdı kahkahalar arasında. “Yıllarca bununla dalga geçeceğim!”

Tam o sırada Aras'ın yüzüne baktım. Bir an durdum. Sonra kahkahayı bastım. “Ne oldu?” dedi şaşkınlıkla.

Parmağımla dudağını gösterdim. “Şey...”

“Hı?”

“Dudağında...” dedim gülerken. “Rujum...”

Aras kaşlarını çattı. “Ne?”

“Komple dudağına bulaşmış.” Bir saniye boyunca bana baktı. Sonra cebinden telefonunu çıkarıp ön kamerayı açtı. Ekrana baktığı anda gözleri kocaman açıldı. “Hay Allah...”

Alt dudağının kenarında şeftali tonunda parlak bir ruj izi kalmıştı. O kadar bastırarak öpmüştüm ki, sanki benimle beraber makyaj yapmış gibi duruyordu. En azından sahibi olduğumu belirlemiştim. Ben kahkahadan nefes alamıyordum.

İlke telefonu bize doğrulttu. “Durun durun! Böyle daha komik!”

“İLKE!” diye aynı anda bağırdık. Kafe yeniden kahkahalarla doldu. Aras utana utana peçeteye uzandı. Tam silecekken bileğini tuttum.

“Dur.”

“Hı?”

Peçeteyi elinden aldım. Yavaşça dudağındaki izi sildim. “Tamam.”

Aras gözlerini bir an olsun benden ayırmadı. “Teşekkür ederim.”

Başımı hafifçe salladım. “Rica ederim... hasta çocuk.”

Dudaklarının kenarı yine kıvrıldı. Hiç beklemediğim anda bana doğru küçük bir adım attı. Kollarını usulca açtı. “Gel.”

Hiç düşünmeden ona sarıldım. Başımı göğsüne yasladığım anda kalbinin ne kadar hızlı attığını hissedebiliyordum. O da benim sırtıma yavaşça dokundu. İkimiz de hiçbir şey söylemiyorduk. Sadece birbirimize sarılıyorduk.

“Derin… İyi ki geldin.”

Gözlerimi kapatıp hafifçe gülümsedim. “İyi ki davet etmişim.”

Bir süre daha öyle kaldık. İlke'nin sesi yine bütün romantizmi bozdu. “Tamam tamam! Yeter sizin aşko kuşkonuz.”

İkimiz de aynı anda gülerek birbirimizden ayrıldık. Aras kulağını ovuşturdu. “Galiba herkes bize bakıyor.”

“Biraz.”

“Utandım.”

“Ben de.”

Gülüşerek masaya geri döndük. Yan yana oturduk. Masadakiler hâlâ sırıtarak bize bakıyordu. Aras bana hafifçe yanaştı. “Bir şey soracağım.”

“Sor.”

“Az önce… 'Seni seviyorum.' dedin ya...”

Yanaklarım yeniden kıpkırmızı oldu. “Evet...”

“Alkolün etkisi geçince de aynı şeyi söyleyecek misin?”

Bu soruyla kalbim yine hızlandı. Gözlerinin içine baktım. Bu kez hiç düşünmeden gülümsedim. “Evet.”

Aras'ın yüzündeki o utangaç gülümseme yeniden ortaya çıktı. Masanın altında ellerimiz yavaşça birbirini buldu. Kimse fark etmeden parmaklarımız birbirine kenetlendi. Ve o an ilk kez gerçekten sevgili olduğumuzu ikimiz de sessizce kabul ettik.

☾ ✦ ☽

Kafeden çıktığımızda gece iyice serinlemişti. Şehir, gündüzün telaşını geride bırakmış; sokak lambalarının altında daha sakin, daha yumuşak görünüyordu. İlke bizi kapıya kadar uğurladı. “Eve gidince bana yazın!” dedi parmağını sallayarak.

“Yazarız.” dedim gülümseyerek.

“Bir de videoyu atacağım.”

“Sil onu!” diye aynı anda bağırdık.

İlke kahkahalar atarak el salladı. “Yok öyle! Bu video torunlarınıza kalacak!”

“İLKE!”

O ise çoktan gülerek kafeye geri girmişti. Başımı iki yana sallayıp güldüm. Sonra hiç düşünmeden Aras'ın koluna girdim. Başımı omzuna yasladım. “Hâlâ biraz başım dönüyor...” diye mırıldandım.

“Fark ettim.”

“Belli mi oluyor?”

“Biraz.”

Kıkırdadım. “Hasta çocuk...”

“Hı?”

“Sevgilim oldun.”

Aras'ın kulakları yine hafifçe kızardı. “Evet... oldum.”

Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. Sessizce yürümeye devam ederken dilime az önce kafede çalan şarkı takıldı. Farkında bile olmadan mırıldanmaya başladım.

“Başka bi' evrende... en güzel hâlinle...”

Aras bana baktı. “Şarkıyı seviyor musun?”

“Çok.”

“Neden?”

Omuz silktim. “Bilmem... Sözleri güzel geliyor.”

Bir an sustum. Sonra yine aynı melodiyi çok kısık bir sesle mırıldandım. “Henüz bilmesen de... belki bir gün gideceğim...”

Aras yürümeyi yavaşlattı. “Gitme.”

Başımı kaldırıp ona baktım. “Ne?”

“Şarkıda öyle diyor olabilir...” dedi gülümseyerek. “Ama sen gitme.”

Kalbim yine aynı hızla çarpmaya başladı. “Gitmem.”

“Emin misin?”

Koluna biraz daha sokuldum. “Eminim.”

Aras gülümsedi. Parmaklarını usulca parmaklarıma doladı. “O zaman ben de gitmem.”

Gece rüzgârı saçlarımı hafifçe savururken, ikimiz de hiçbir şey söylemeden yürümeye devam ettik. Şarkı sözlerini ise hala mırıldanıyordum.

“Bazen bana gelir, gider seni dert etmeler

Seni rüyalarımda hapsetmeler

Yıldızların hırsızları mı var?

Tutamam, tutamam, hep yeni bir gün doğar”

Aras bana daha sıkı sarıldı ve kolunu belime doladı. Derin bir nefes alıp başımı omzuna daha da yasladım.

“Başka bi' evrende, en güzel hâlinle

Sen hayata karış, ben daha da biteceğim

Kırgınım kendime, üşüyorum gölgende

Henüz bilmesen de belki bir gün gideceğim

Hiç gerek yok daha fazlasına

Zamanı tutmaya, fezaya uçmaya

Geride kaldılar (geride kaldılar), geride kaldı o günler

Sen varken taptığım kasvetli şehirler

Başka bi' evrende, en güzel hâlinle

Sen hayata karış, ben daha da biteceğim

Kırgınım kendime, üşüyorum gölgende

Henüz bilmesen de belki bir gün gideceğim

Başka bi' evrende, en güzel hâlinle

Sen hayata karış, ben daha da biteceğim

Kırgınım kendime, üşüyorum gölgende

Henüz bilmesen de belki bir gün gideceğim…”

Yurdun bulunduğu sokağa girdiğimizde etraf iyice sessizleşmişti. Az önceki müzik, kahkahalar ve kalabalık geride kalmıştı. Ben ise şarkının son melodisini çok kısık bir sesle mırıldanmaya devam ediyordum. Aras kolunu belimden çekmedi. Tam yurdun kapısı uzaktan görünürken omzuma hafifçe dokundu. “Kıvırcık kız...”

“Hı...”

Gülümseyerek başını kapıyı gösterecek şekilde salladı. “Konser için teşekkür ederim.”

Kıkırdadım. “Beğendin mi?”

“Çok.”

“Devamını da söyleyecektim...”

“Biliyorum.” dedi gülümseyerek. “Ama sanırım konser burada bitiyor.”

Başımı kaldırıp kapıya baktım.bGerçekten de yurdun ışıkları görünüyordu. Aras derin bir nefes verdi. “Şimdi yurda gireceğiz.”

Bir anda sustum. Sanki o cümleyle birlikte gecenin büyüsü yavaş yavaş dağılmıştı. Birlikte ağır adımlarla kapıya kadar yürüdük. Görevli bizi görünce gülümseyerek başını salladı. “İyi geceler gençler.”

“İyi geceler.” dedik çaktırmadan. Sessizce içeri girdik. Koridorda birkaç adım daha yan yana yürüdük. Sonra yollarımız iki farklı koridora ayrıldı. İkimiz de durduk. Birkaç saniye boyunca sadece birbirimize baktık. Aras'ın dudaklarında o tanıdık, utangaç gülümseme vardı.

“Sabah görüşürüz.” dedi yumuşak bir sesle.

Ben ise olduğum yerde hafifçe sallandım. “Bir dakika...”

Aras merakla bana baktı. “Hı?”

Gülmemi durduramıyordum. “Bir öpeyim... yüzünü sevdiğim.”

Bunu söyler söylemez kendi sözlerime kendim kıkırdadım. Aras kahkahasını zor tuttu. “Sen gerçekten biraz fazla sarhoş olmuşsun.”

“Olabilir...” dedim masum bir ifadeyle. “Gel.”

Tam ona doğru küçük bir adım atacakken Aras gülümseyerek iki eliyle omuzlarıma hafifçe dokundu. “Olmaz.”

“Niye ama?”

“Çünkü yarın sabah bunların hiçbirini hatırlamıyormuş gibi utanacaksın.”

Kaşlarımı çattım. “Hatırlarım.”

“Yine de...” dedi gülümseyerek. “O öpücüğü sabah ayık kafayla almayı tercih ederim.”

Bir an yüzüne baktım. Sonra istemsizce gülümsedim. “Tamam...”

Arkasını dönmeden önce elimi usulca sıktı. “İyi geceler, kıvırcık kız.”

“İyi geceler... hasta çocuk.”

Bir an daha birbirimize baktık. Sonra Aras yavaşça kendi koridoruna doğru yürümeye başladı. Ben de odamın kapısına doğru ilerledim. Kapıyı açmadan hemen önce dönüp arkasından bir kez daha baktım. O da tam o anda dönmüştü.

Göz göze geldik. İkimiz de aynı anda gülümsedik. Odamın kapısını ayağımla ittirip içeri girdim. Kapı kapanır kapanmaz derin bir nefes verdim. “Off...”

Topuklu ayakkabılarımı çıkarmaya niyetlendim ama birkaç saniye öylece baktım. “...Üşendim.”

Omuz silkip yatağa doğru yürümek yerine pat diye yere oturdum. Sırtımı yatağa yasladım. Elbisemi bile değiştirmemiştim. “Biraz... sonra.”

Burnuma hafif bir soğukluk vurunca istemsizce omuzlarımı topladım. Kollarımı kendime doladım. “Hıı... Gö... götüm donuyor.” Kendi söylediğim cümleye kendim gülmeye başladım. Tam o sırada burnum kaşındı. “Ha... ha... Hapşuu!”

Burnumu çekip etrafa baktım. “Yok... bu böyle olmaz.” Telefonumu cebimden çıkardım. Ekrana birkaç saniye boş boş baktım. “Aras'cığım...”

İsmini görünce hiç düşünmeden arama tuşuna bastım. Telefon iki kez çaldı.

“Derin?” Karşı taraftan gelen uykulu ama yumuşak sesle gülümsedim.

“Hee...”

“İyi misin?”

Başımı salladım. Sonra onun beni göremediğini fark edince kıkırdadım. “İyiyim galiba.”

“Galiba mı?”

“Hıı...”

Karşı taraftan hafif bir gülüş duyuldu. “Ne oldu?”

Burnumu yine çektim. “Götüm donuyor.”

Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra Aras'ın kahkahası telefondan taşıp odama yayıldı. “Derin...”

“Ne?”

“Sen gerçekten beni bunun için mi aradın?”

“Evet.”

Bir kez daha hapşurdum. “Bak!” dedim sitem eder gibi. “Hasta oldum.”

“Olmadın.”

“Oldum.”

“Üzerindekileri değiştirdin mi?”

Soruyu duyunca üzerime baktım. Siyah elbisem hâlâ üstümdeydi. “...Şey. Birazdan değiştirecektim.”

“Birazdan değil. Şimdi.”

“Off...” dedim gözlerimi devirerek.

“Haydi.”

“Üşeniyorum.”

“Derin.” Telefonun diğer ucundaki sesi hem güldürüyor hem de sözünü dinlemek istiyordum.

“Haa?”

“Elbiseyi değiştir, sıcak bir şey giy ve battaniyenin altına gir.”

Dudaklarımı büktüm. “Emir veriyor.”

“Evet.”

“Sevgili olur olmaz başladı.”

Aras güldü. “Başladı.”

Ben de gülmeye başladım. “Peki...” Yavaşça yerden doğrulurken yine söylendim. “Çok zor ya...”

“Duyuyorum.”

“Bilerek söylüyorum zaten.”

Aras'ın gülümsemesini sesiyle bile hissedebiliyordum. “Aferin. Şimdi üstünü değiştir. Sonra bana mesaj at. Tamam mı?”

Telefonu yanağıma yaslayıp gülümsedim. “Tamam Aras'cığım...”

“İyi kız.” dedi alayla. Şu iki kelimesi bile beni delirtiyordu.

“Bir şey diyeceğim...”

“Söyle.”

“Sen var ya… Çok tatlısın.”

Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra utangaç bir sesle cevap verdi. “Sen de öylesin.”

Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle telefonu kapattım. “Hasta çocuk...” diye mırıldandım.

Sonra istemeye istemeye ayağa kalkıp elbisemin fermuarına uzandım. Elbiseyi ayağımla kenara ittirdim ve en bol sweatshirtümü aldım. Yaz ayında üşümüştüm.

Yorganın altına girer girmez derin bir nefes verdim. Oda hâlâ serindi ama en azından artık titremiyordum. Telefonumu elime alıp Aras'ın sohbetini açtım. Gülümseyerek yazmaya başladım.

Aras: Üstünü değiştirdin mi?

Derin: Evettt.

Aras: Battaniyenin altındasın?

Derin: Eveeet.

Aras: Üşüyor musun hâlâ?

Derin: Biraz azaldı.

Aras: Güzel. Şimdi uyu.

Derin: Tamam Aras'cığım.

Aras: İyi geceler, kıvırcık kız.

Derin: İyi geceler hasta çocuk.

Aras: Tatlı rüyalar.

Derin: Sen de..

Telefonu göğsümün üzerine bıraktım. Dudaklarımdaki gülümseme bir türlü kaybolmuyordu.

“İyi geceler...” diye mırıldandım kendi kendime.

Göz kapaklarım yavaşça ağırlaştı. Daha birkaç saat önce yaşananları düşünürken istemsizce gülümsedim. Ve o gece, Aras'ın son mesajını aklımda taşıyarak derin bir uykuya daldım.

Aras Demir

Saçlarımı havluyla kurulayarak içeri geçtim. Tam yatağıma oturacakken iki çift gözün bana dikildiğini fark ettim. Mete kollarını bağlamıştı. Yunus ise yatağın üzerine bağdaş kurmuş, sırıtıyordu. İkisi de tek kelime etmeden bana bakıyordu. Kaşımı kaldırdım.

“Ne?”

Yunus öne doğru eğildi. “Bizi neden çağırmadın?”

“Hı?”

“Doğum gününe.”

Mete hemen ekledi. “Evet oğlum. Sevgili yapmaya gidiyorsun, bize haber vermiyorsun.”

Gözlerimi devirdim. “Of...”

“Of ne?” dedi Yunus. “Fotoğrafları gördük.”

“İlke attı.” diye ekledi Mete.

Başımı iki elimin arasına aldım. “Allah kahretsin...”

Yunus kahkaha attı. “Millet pasta yerken sen romantik komedi çekmişsin.”

“Öptünüz mü gerçekten?”

Derin'le olan öpücük bir anda aklıma gelince istemsizce sırıttım. “...He.”

İkisi aynı anda ayağa fırladı. “OHA! Lan harbiden olmuş!”

Kulaklarımın ısındığını hissediyordum. “Tamam ya...”

Mete omzuma vurdu. “Oğlum sonunda!”

Yunus kahkahalar içinde yatağa çöktü. “Biz diyorduk bu çocuk boş boş bakmıyor diye.”

Başımı yastığa bıraktım. “Siktirin yahu...”

“Bak bak utanıyor.”

“Utanmıyorum.” dedim sesimi yükselterek.

“Utanıyorsun.”

“Elbette utanıyorum!” itiraf ettim sonunda.

İkisi de kahkahalara boğuldu. Ben de istemsizce güldüm. Sarhoşluğun verdiği rahatlıkla doğrulup parmağımı ikisine doğru uzattım. “Bakın...”

“Dinliyoruz.”

“İkiniz de bana horon tepeceksiniz.”

Birkaç saniye sessizlik oldu. Yunus gözlerini kırpıştırdı. “Ne?”

“Horon.”

Mete gülmeye başladı. “Dur lan... Ne alaka?”

Ciddiyetimi bozmadan başımı salladım. “Hatırlamıyor musunuz?”

İkisi birbirine baktı. “Voleybol maçından sonra demiştiniz.”

Sesimi taklit eder gibi devam ettim. “İlk evlenenin düğününde sabaha kadar horon tepeceğiz.”

Yunus alnına vurdu. “Harbi demiştik lan!”

“Evet.” dedim gururla. “Söz verdiniz.”

Mete ellerini iki yana açtı. “Oğlum daha sevgili oldunuz.”

“Ee?”

“Düğüne üç yüz yıl var.”

“Fark etmez.”

Yatağa yeniden uzandım. “Şimdiden hazırlanacaksınız.”

Yunus kahkahalar arasında başını salladı. “Bu çocuk daha ilk günden düğün planlıyor.”

Gözlerimi kapatıp gülümsedim. “Ben planlamıyorum.”

“Hı?”

“Ben sadece... sözünüzü hatırlatıyorum.”

Mete kahkaha attı. “Tamam lan. Gün gelir de evlenirsen...” Yunus cümleyi tamamladı. “...ikimiz de düğünde sabaha kadar horon tepeceğiz.”

Dudaklarım istemsizce kıvrıldı. “İşte böyle.”

Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra nedense aklıma bütün gece kafama takılan o hareketli şarkı geldi. Ritmi dilime dolanmıştı. Yatağın üzerinde doğrulup iki elimle tempo tutmaya başladım.

“Lan...”

Mete kaşını kaldırdı. “Ne yapıyorsun?”

“Dans etmem gerekiyor oğlum...” diye ritmi mırıldandım.

Yunus gülmeye başladı. “Başladı yine.”

Ayağa kalkıp saçma sapan omuz oynatmaya başladım. “Bugün mutluyum oğlum!”

Mete kahkahadan kırılıyordu. “Bunu videoya çekiyorum.”

“Çek!” Parmağımla ikisini gösterdim. “Siz de kalkın!”

“Nereye kalkıyoruz?”

“Dans edeceğiz!”

Yunus yatağa kendini bıraktı. “Oğlum sen harbiden kafayı bulmuşsun.”

“Olabilir.” dedim sırıtıp. “Ama çok mutluyum lan...”

İkisi de bana bakıp gülümsedi. Mete başını iki yana salladı. “Tamam. Bu çocuk gitmiş.”

Yunus kahkahasını bastıramadı. “Bir öpücük adamı bu hâle getiriyorsa, düğünde bizi gerçekten sabaha kadar horon bekliyor.”

☾ ✦ ☽

Gözlerimi aralamamla birlikte başımın içinde sanki biri davul çalmaya başladı. “Off...” Şakaklarıma bastırdım. Başım zonkluyordu. Ağzım kupkuruydu. Midem ise garip bir şekilde dalgalanıyordu.

“Ne...” Yavaşça doğrulmaya çalıştım. Yaptığım anda midem yeniden kasıldı. Yüzümü buruşturdum.

“Yok...” Derin bir nefes aldım. “Bu iyi değil.”

Ayağa kalkmaya çalıştım ama boyum yüzünden tavana çarpacakmış gibi hissediyordum. Başım dönüyordu. Bir elimle duvardan destek alarak banyoya doğru yürüdüm. Kapıyı açar açmaz midem bir kez daha kasıldı. “Hah...”

Hiç vakit kaybetmeden klozetin önüne çöktüm. Boyum yüzünden öne eğilmek iyice zor gelmişti. En sonunda klozetin önüne oturur gibi çömeldim. İki elimle kenarlarını tuttum. “Of...”

Gözlerimi kapattım. Birkaç kez derin nefes almaya çalıştım ama mide bulantısı izin vermiyordu. Bir süre sonra midemdekileri çıkardım. Boğazımın yanmasıyla birlikte gözlerim istemsizce doldu.

Biraz bekleyip derin nefes almaya çalıştım. Tam o sırada banyo kapısı tıklandı. “Aras?” Mete'nin sesiydi. “İyi misin lan?”

Cevap vermeye çalıştım. “...Değilim.”

Kapı hemen açıldı. Mete içeri girince beni klozetin önünde görünce yüzündeki gülümseme kayboldu. “Geçmiş olsun oğlum.” Omzuma hafifçe dokundu. “Bir dakika... Acele etme.”

Ben hâlâ klozeti iki elimle tutuyordum. Başımı kaldıracak hâlim bile yoktu. Ağzımda kalanları tükürdüm ve mırıldandım. “Su...”

“Tamam.” Mete hemen lavabodan bir bardak su doldurdu. “Önce sakin ol.”

Ben sadece başımı hafifçe sallayabildim. “Dün...” dedim güçlükle.

“Biraz fazla kaçırdın.” diye tamamladı beni.

“Hem de nasıl...”

Mete istemsizce güldü. “Dün dans eden sen miydin gerçekten?”

Başımı hafifçe yana çevirdim. “Hatırlatma...”

“Tamam tamam.” Sırtımı yavaşça sıvazladı. “Geçecek.”

Gözlerimi kapattım. “Kusmaktan nefret ediyorum.”

Sesim neredeyse fısıltı gibiydi. Mete bunu duyunca bana baktı. “Biliyorum.”

“Çocukluğumdan beri...” Yutkundum. “Korkuyorum bundan.”

Mete'nin sesi bu kez şakalaşmıyordu. “Tamam.” Omzumu hafifçe sıktı. “Yalnız değilsin.”

Derin bir nefes aldım. Başım hâlâ zonkluyordu, midem tam olarak düzelmemişti ama en azından yanımda biri vardı.

“Bir daha...”

Mete kaşını kaldırdı. “Hı?”

“Bir daha bu kadar içmeyeceğim.”

Mete gülmeden edemedi. “Bunu her içen sabah kusunca söyler.”

Ben de bitkin bir gülümsemeyle başımı salladım. “Bu sefer ciddiyim...”

Mete koluma hafifçe girerek ayağa kalkmama yardım etti. “Yavaş.” dedi. “Başın döner.”

“Zaten dönüyor...” diye homurdandım.

Lavaboya eğilip ağzımı çalkaladım. Soğuk su yüzüme çarpar çarpmaz biraz kendime gelir gibi oldum ama başımdaki zonklama hâlâ devam ediyordu.

“İyi misin?”

“İyi sayılırım...”

Mete omzuma hafifçe vurdu. “Hadi. Git biraz uzan.”

Başımı onaylarcasına salladım. Ağır adımlarla banyodan çıktım. Odam bana normalden çok daha uzun geliyordu. Bir elim hâlâ duvara yaslanmıştı. Yatağımın yanına geldiğimde derin bir nefes verdim. “Of ya...”

Kendimi yatağın üzerine bıraktım. Yumuşak yatağa gömülür gömülmez bütün kaslarım gevşedi. Sağ kolumu gözlerimin üzerine koydum, ardından elimin içini alnıma bastırdım. Başım hâlâ zonkluyordu.

Gözlerimi sımsıkı kapattım. “Bir daha gerçekten içmeyeceğim...” diye kendi kendime mırıldandım. Odanın içinde kısa bir sessizlik hâkim oldu. Sadece nefes alışverişim duyuluyordu.

O sırada aklıma küçükken bir kustuğum anı geldi. Derin bir nefes aldım ve omuzlarımı silktim.

⋆

Henüz beş ya da altı yaşındaydım. Kışın en soğuk gecelerinden biriydi. Burnum günlerdir tıkalıydı. Ateşim bir türlü düşmüyordu. Annem sürekli alnıma ıslak bez koyuyor, ilaç içirmeye çalışıyordu ama ben sadece uyumak istiyordum.

Gece yarısı gözlerimi açtığımda odam karanlıktı. Boğazım yanıyordu, başım dönüyordu. Ama en kötüsü midem garip hissediyordu. Küçük ellerimi karnıma bastırdım. “Anne...”

Sesim o kadar kısıktı ki kendim bile zor duymuştum. Yatağımdan yavaşça indim. Ayaklarım buz gibiydi. Koridora çıktığımda duvarlara tutunarak yürüyordum. Annemin odasının kapısını usulca açtım. O derin uykudaydı. Yatağın yanına gidip küçük elimle omzunu hafifçe dürttüm. “Anne...”

Cevap gelmedi.

Bir kez daha dürttüm. “Anne...”

Bu kez gözlerini yavaşça açtı. “Aras?”

Uykulu sesiyle doğrulurken beni görünce yüzündeki ifade bir anda değişti. “Kuzum? Ne oldu?”

Ben hiçbir şey söyleyemedim. Sadece dudaklarım titriyordu. Annem hemen kollarını bana uzattı. “Gel buraya.”

Hiç düşünmeden kucağına çıktım. Başımı boynuna gömdüğüm anda bütün korkum ortaya çıktı. Hıçkırarak ağlamaya başladım. “Anne...”

“Tamam.” dedi saçlarımı okşayarak. “Ben buradayım.”

“Anne...”

“Neyin var kuzum?”

Burnumu çektim. Konuşmaya çalışırken sesim titriyordu. “Midem...” Bir hıçkırık daha kaçtı. “Midem bulanıyor...”

Annemin yüzündeki sakin ifade hiç bozulmadı. Sadece saçlarımı öptü. “Geçecek. Birlikte banyoya gidelim.” Kollarıyla beni daha sıkı sardı.

O kadar küçüktüm ki kendimi tamamen güvende hissediyordum. Annem beni banyoya götürdü. Beni yere indirdi ama elimden hiç bırakmadı. “Bir şey olmayacak.” dedi usulca.

“Derin nefes al.”

Ben ise ağlamaya devam ediyordum. “Anne korkuyorum...”

O an dizlerinin üzerine çöktü. Yüzümü iki elinin arasına aldı. Kızarmış gözlerime bakıp gülümsedi. “Neden korkuyorsun?”

“Hasta olmak istemiyorum...” Sesim ağlamaktan neredeyse çıkmıyordu. “Geçecek mi?”

Annem başını yavaşça salladı. “Elbette geçecek. Şimdi biraz canın sıkılacak.” Alnıma bir öpücük kondurdu. “Ama sonra kendini daha iyi hissedeceksin.” Klozetin önüne küçük bir tabure çekti. “Gel.”

Ben korkarak oturdum. İki elimle annemin pijamasını sımsıkı tutuyordum. “Bırakma...”

“Hiçbir yere gitmiyorum.” dedi yumuşacık bir sesle. “Söz.”

Birkaç dakika sonra midem daha da kötüleşti. Annem saçlarımı geriye topladı. Sırtımı yavaşça sıvazladı. “Tamam kuzum. Ben buradayım.”

O gece ilk kez kustum. Bitince hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. “Anne… Çok kötü...”

Annem beni hemen tekrar kucağına aldı. Sanki dünyanın en değerli şeyiymişim gibi sımsıkı sarıldı. “Bitti.” dedi alnımdan öperek. “Geçti. Artık geçti.”

Ben ise küçük kollarımla boynuna sarılmıştım. “Bir daha olmasın...” diye ağladım.

Annem gözlerimi sildi. “Keşke hiç hasta olmasan.” dedi gülümseyerek. “Ama bazen hasta oluruz. Önemli olan bunun geçeceğini bilmek.”

Başımı omzuna yasladım. Hıçkırıklarım yavaş yavaş azalsa da gözyaşlarım durmuyordu. Annem birkaç dakika daha beni öylece kucağında tuttu. Parmakları saçlarımın arasında yavaşça dolaşıyordu. “Biraz daha bekleyelim.” dedi fısıltıyla. “Tamam mı?”

Küçük bir baş hareketiyle onayladım. Bir süre sonra yüzümü annemin omzundan kaldırdım. Burnumu çektim. Annem gülümseyerek yanağımdaki yaşları başparmağıyla sildi. “Şimdi ağzımızı çalkalayalım.”

“Olur...”

Beni usulca yere indirdi. Küçük ellerim hâlâ onun elini bırakmıyordu. Lavaboya kadar birlikte yürüdük. Annem musluğu açtı. “Ellerini şöyle uzat.”

Avuçlarıma biraz su doldurdu. Yavaşça ağzımı çalkaladım. Yüzümü de yıkayınca soğuk su biraz iyi hissettirdi. Annem havluyu uzattı. “Al bakalım.”

Küçük ellerimle yüzümü kurularken yine burnumu çektim. Annem eğilip alnımdan bir öpücük kondurdu. “İşte benim cesur oğlum.”

Ben ise dudaklarımı büzdüm. “Ama ben cesur değilim...”

“Neden öyle diyorsun?”

“Korktum… Çok korktum...” Sesim yine titremeye başlamıştı.

Annem hiç cevap vermeden dizlerinin üzerine çöktü. İki kolunu açtı. “Gel.”

Hiç beklemeden tekrar kucağına çıktım. Bacaklarımı beline doladım. Başımı boynuna gömdüm. Sanki onu bıraksam yeniden hasta olacakmışım gibi minicik ellerimle pijamasını sımsıkı tutuyordum.

Annem beni yavaşça sallayarak banyodan çıktı. Koridorda yürürken sırtımı okşamaya devam ediyordu. “Orman gözlüm...”

Hıçkırarak cevap verdim. “Hı...”

“Rahatladın zaten.” Saçlarımı kulağımın arkasına itti. “Niye ağlıyorsun hâlâ?”

Dudaklarım yeniden titredi. “Bir daha olursa diye korkuyorum...”

Annemin gözleri yumuşadı. Yanağını saçlarıma yasladı. “Olursa da yine ben yanında olacağım.”

“Gerçekten mi?”

“Elbette.” dedi güven verir bir sesle. “Seni yine kucağıma alacağım. Saçlarını yine ben tutacağım. Sırtını yine ben sıvazlayacağım. Ve yine geçecek.”

Hıçkırıklarım yavaş yavaş sakinleşmeye başladı. Annem odama girdi. Beni dikkatlice yatağıma yatırdı. Yorganı çeneme kadar çekti. Ben ise elini bırakmıyordum. “Gitme...”

Annem yatağın kenarına oturdu. “Gitmiyorum.”

“Elini bırakırsan?”

“Yine gitmiyorum.”

Küçük parmağımı uzattım. “Parmak sözü?”

Annem gülümseyerek küçük parmağını benimkine doladı. “Parmak sözü.”

İşte o an ilk kez kendimi gerçekten güvende hissettim.

⋆

Bu yüzden hâlâ kusmaktan korkuyordum. Çocukluğumdaki o gece, yıllar geçmesine rağmen içimde küçücük bir iz bırakmıştı. Gözlerimi tekrar kapattım. Başım zonklamaya devam ediyordu. Midem artık eskisi kadar kötü değildi ama bütün enerjim çekilip gitmiş gibiydi. Kapının yanında duran Mete bana sessizce baktı.

“Uyumaya çalış.”

Başımı çok hafif sallayabildim. “Tamam...”

Yorganı biraz daha üzerime çektim. Yastığa daha fazla gömüldüm. Vücudum ağırlaşmıştı. Birkaç dakika boyunca odada hiç ses çıkmadı. Sadece duvardaki saatin tıkırtısı ve nefes alışlarım duyuluyordu. Tam uykuya dalacakken dudaklarım istemsizce aralandı.

“...Anne...” Sesim o kadar kısıktı ki ben bile duyduğumu sanmadım. Ama Mete duymuştu. Olduğu yerde donup kaldı ve bana baktı. Yüzüm uykunun içinde küçücük bir çocuğun yüzü gibi masum görünüyordu. Kaşlarım hafifçe çatılmıştı. Sanki kötü bir rüyanın kıyısındaydım.

“Anne...” diye bir kez daha mırıldandım. Mete'nin boğazı düğümlendi. Yavaşça yanıma yaklaşıp yorganın omzumdan kayan kısmını düzeltti. Kendi kendine kısık bir sesle konuştu. “Demek gerçekten çok korkuyormuşsun...”

Başımı hafifçe yastığa gömdüm. Yüzümde yorgun ama huzurlu bir ifade vardı. Mete birkaç saniye daha beni izledi. Sonra usulca gülümsedi. “İyi uyu kardeşim.”

Dudağımı büzdüm ve o an ilk kez o boşlukları uykuya daldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.