Derin Karaca
“Allah'ım!” diye mırıldandım. “Sadece bir saatim kaldı.” Merdivenleri neredeyse koşarak çıktım. Odamın kapısını açıp içeri girdim ve çantamı yatağın üzerine bıraktım. “Tamam Derin...” dedim derin bir nefes alarak. “Sakin ol.”
Olmuyordum. Bugün ilk kez Aras'ın annesiyle tanışacaktım. Dolabımın kapağını açıp kıyafetlerime göz gezdirdim. On dakika boyunca sadece baktım. En sonunda gözüm gri eşofman altına ve lacivert dar tişörte takıldı.
“Tamam.” Hızlıca üzerimi değiştirdim. Aynanın karşısına geçtiğimde saçlarım hâlâ biraz dağınıktı. “Elbette...” Masanın üzerindeki su spreyini alıp buklelerime hafifçe sıktım. Sonra tek tek elimle şekillendirmeye başladım.
Kıvırcık saçlarımı düzeltmek her zaman zaman alıyordu. Bir bukleyi düzeltiyor, öteki bozuluyordu. “Yerinizde durun artık...” diye söylenirken aynadaki hâlime kendim bile güldüm. Yaklaşık yirmi dakika sonra sonunda istediğim görüntü oluşmuştu.
Kalçama kadar uzanan kıvırcık saçlarım omuzlarımdan aşağı dökülüyor, her zamanki gibi dolgun duruyordu. Aynanın karşısında kendi etrafımda küçük bir tur attım. “Fena olmadı.” Sonra bir anda aklıma geldi. “Ya beni sevmezse?”
Dudaklarımı birbirine bastırdım. “Ya bana 'Bu kız oğluma göre değil.' diye düşünürse?” Kendi kendime senaryolar kurmaya başlayınca iki yanağıma hafifçe vurdum. “Derin! Saçmalama.”
Telefonum tam o sırada titredi.
Aras: Hazır mısın kıvırcık?
İstemsizce gülümsedim.
Derin: Beş dakika.
Aras: Heyecanlı mısın?
Parmaklarım birkaç saniye durdu.
Derin: Biraz.
Mesajıma neredeyse anında cevap geldi.
Aras: Korkma.
Aras: Annem seni çok sevecek.
İçimdeki bütün heyecanın arasına küçücük bir huzur yerleşti. Telefonu göğsüme bastırıp gülümsedim. “İnşallah…”
Son kez aynaya baktım. Derin bir nefes aldım. “Tamam... Hazırım.” Odamın kapısını kilitleyip merdivenlerden aşağı indim. Yurttan çıkar çıkmaz gözlerim onu aradı.
Ve birkaç metre ileride, kaldırımın kenarında elleri cebinde beni bekleyen Aras'ı gördüm. Beni fark ettiği anda yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. Ben de istemsizce gülümsedim.
Yavaş yavaş yanına yürüdüm. Aras'ın bakışları üzerimde gezindi. Uzun uzun baktı. “Ne oldu?” diye sordum utanarak. Hiç cevap vermedi. Sadece bana bakmaya devam etti.
“Aras?”
Başını hafifçe iki yana salladı. “Çok güzel olmuşsun.”
Yanaklarım anında ısındı. “Abartıyorsun.”
“Hayır.” Bir adım daha yaklaştı. “Gerçekten çok güzelsin.”
Başımı eğip gülümsedim. “Teşekkür ederim...”
“Saçların daha güzel.”
İstemsizce kahkaha attım. “Yeter artık.”
“Yetmez.”
Kaşımı kaldırdım. “Niye?”
“Çünkü sana baktıkça yeni bir şey fark ediyorum.”
“Mesela?” dedim alaycı bir tavırla. Hep birseyybulup beni utandırıyordu.
“Her geçen dakika daha da güzelleşiyorsun.”
İki elimle yüzümü kapattım. “Ya sen...”
Bana baktı ve yüzüme eğildi. Beni etkilemeye çalışıyordu. “Ne ben?”
“İltifat makinesi misin?”
Gülmeye başladı. “Hayır.”
“O zaman?”
“Sadece gördüğümü söylüyorum.”
Başımı iki yana salladım. “Şımartıyorsun beni.”
“Şımar.”
“Sonra uğraşırsın.”
“Elbette uğraşırım.”
Gözlerimi devirdim. “Yaramaz.”
“Senin yaramazınım.” Tam yürümeye başlayacaktım ki kolumdan hafifçe tuttu. “Hı?”
“Bir şey eksik.”
Şaşkınca yüzüne baktım. “Ney?”
Masum bir ifadeyle yanağını gösterdi. “Öpücük.”
Kahkahayı bastım ve başımı iki yana salladım. “Olmaz.”
“Neden?” dedi masumca. Onu böyle görünce içim acıyordu. Hele ki o dudaklarını büzdüğünde…
“Şımarırsın.” dedim ona bakıp.
“Zaten şımarığım.”
“Fark ettim.”
Bir adım daha yaklaştı. “Bir tane.” dedi en masum haliyle. Dudaklarını biraz büzdü.
“Hayır.”
“Yarım tane?”
“Öyle bir şey yok.”
“Çeyrek?”
Kahkaham sokağa yayıldı. “Sen matematik problemi misin?”
“Hayır. Sevgilimden ilgi isteyen masum bir çocuk.”
Kollarımı bağladım. “Masum kısmına inanmadım.”
“Elimi kalbime koyarım.”
“Koy.”
Gerçekten elini göğsüne koydu. “Bak. Kalbim senden yana.”
İstemsizce gülümsedim. “Bu cümleleri nereden buluyorsun sen?”
“Kalpten geliyor.”
“Of...” Gülerek parmak uçlarıma yükseldim. “Tamam.”
“Gerçekten mi?” dedi çocuk gibi. Yeşil gözleri büyük bir umutla benimkilere çevrildi.
“Hı hı.” Yanağına minicik bir öpücük kondurup hemen geri çekildim. “Bu kadar.”
Aras olduğu yerde dondu. Sonra yanağına dokundu. “Bu çok az.”
Kahkaha attım. “İdare et.”
“Etmem. Faiz işler.”
Kaşlarımı çattım ve elini sıkıca tuttum. “Elini ısırırım!”
“Yine de değer.”
Omzuna hafifçe vurdum. “Tam bir yaramazsın.”
Kolumu usulca tuttu. “Bir tane daha?”
“Az önce de sondu.” dedim gülerek.
“Bu sonun sonu.”
Gülmekten nefesim kesildi. “Sen gerçekten uslanmayacaksın.”
“Sen izin vermiyorsun ki.”
Başımı iki yana sallayıp onun koluna girdim. “Anneni daha fazla bekletmeyelim.”
Aras yüzümdeki heyecanı fark etmiş olacak ki elimi nazikçe sıktı. “Korkuyor musun?”
“Biraz...”
Gülümseyerek alnıma minicik bir öpücük kondurdu. “Hiç korkma kıvırcık. Annem seni gördüğü an sevecek.”
Derin bir nefes aldım. “Tamam.” Birlikte yan yana yürümeye başladık. Aras yol boyunca elimi hiç bırakmadı. Ben de onun elini biraz daha sıkı tuttum. İçimdeki heyecan hâlâ geçmemişti, ama artık yalnız değildim.
☾ ✦ ☽
Aras apartmanın önünde durup bana döndü. “Hazır mısın?”
Derin bir nefes aldım. “Galiba...”
“Elini ver.” Hiç düşünmeden elimi onun eline bıraktım. Parmaklarımız birbirine kenetlendi. Birlikte apartmanın merdivenlerini çıktık. İkinci kattaki kapının önüne geldiğimizde Aras zile bastı. İçeriden tabak sesleri, ardından ayak sesleri duyuldu. Kapı açıldı.
Üzerinde çiçek desenli mutfak önlüğü olan, yüzünde sıcacık bir gülümseme taşıyan bir kadın karşımızda duruyordu. “Hoş geldiniz!”
Aras gülümsedi. “Anne.”
“Hoş geldiniz çocuklar.” dedi gülümseyerek. “Bir dakika.” Kapıyı sonuna kadar açtı. “İçeri geçin siz.”
Ben çekinerek ayakkabılarımı çıkarmaya başladım. Ayşegül abla ise mutfağa doğru yürüyüp önlüğünü çözdü. Askılığa astıktan sonra tekrar yanımıza geldi. Bu sırada Aras annesine sıkıca sarıldı. “Özlemişim seni.”
Ayşegül gülerek oğlunun saçlarını karıştırdı. “Daha dün konuştuk.”
“Yine de özledim.”
İkisini izlerken istemsizce gülümsedim. Tam o sırada Ayşegül abla bana döndü. “Gel bakalım.”
Heyecanla yanına yaklaştım. “Merhaba... Ayşegül abla.”
Utana sıkıla eğilip elini öpmek istedim. Fakat daha eğilir eğilmez iki eliyle omuzlarımdan tuttu. “Olmaz.” Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Öyle el öpmek falan yok.” Kollarını açtı. “Sen benim kızımsın.”
Ne diyeceğimi bilemeden ona sarıldım. Kollarını sırtıma doladı. “Hoş geldin kızım.”
Gözlerim istemsizce doldu. “Hoş buldum...”
Aras bizi izlerken dudaklarında kocaman bir gülümseme vardı. “Ben demiştim.”
Ayşegül abla bana bakıp güldü. “Gelin, oturalım.”
Salona geçtik. Ben koltuğun ucuna çekinerek otururken Aras yanıma geçti. Daha oturur oturmaz eli usulca elimin üzerine geldi. Başımı çevirip baktım. Hiçbir şey söylemeden parmaklarımı tuttu. Ben de elini hafifçe sıktım.
Ayşegül abla bunu görünce tebessüm etti ama hiçbir şey demedi. “Size çay koyayım.”
“Ben yardım edeyim.” dedim hemen.
“Elbette yardım edersin.” Tam ayağa kalkacakken gülerek ekledi. “Ama bugün misafirsin.”
“Peki...”
Birkaç dakika sonra çaylar ve böreklerle geri döndü. Hep birlikte masaya oturduk. Bir süre okuldan, yurttan ve voleyboldan konuştuk. Derken Ayşegül ablanın yüzündeki gülümseme biraz yavaşladı. Bardağını masaya bıraktı. “Derin... sana bir şey anlatmak istiyorum.”
Merakla ona baktım. “Elbette.”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra boğazını temizledi ve başladı. “Aras'ın babası... artık hayatımızda yok.” Aras'ın eli elimi biraz daha sıktı. Ayşegül abla derin bir nefes aldı. “Ben onu yıllar önce boşadım.” Salonda sessizlik oluştu. “Bize çok kötü davranıyordu.” Gözleri uzaklara daldı. “Bazen bir annenin yapması gereken tek şey... çocuğunu alıp gitmektir.”
İçim burkuldu. İstemsizce Aras'a baktım. Başını eğmişti. Sanki nefes bile almıyordu. Ayşegül abla gözlerini bana çevirdi. “Ben oğlumu elimden geldiğince güzel yetiştirmeye çalıştım.” Sonra yavaşça Aras'a baktı. Yeşil gözleri güneşte daha da belirgin görünüyordu. Ayşegül ablanın sesi hafifçe titredi. “Benim bir ricam var.”
“Elbette...” dedim.
Gözleri dolmaya başlamıştı. “Benim orman gözlümü...” Aras başını kaldırdı. “...böyle kabul eder misin?” Sesi iyice inceldi. “Olduğu gibi...” Bir damla yaş yanağından süzüldü. “Onu değiştirmeden...”
Ben de gözlerimin dolduğunu hissettim. Hiç düşünmeden Aras'a baktım. O da bana bakıyordu. Elini biraz daha sıktım. Sonra tekrar Ayşegül ablaya döndüm. “Tabii ki.” Sesim titriyordu. “Ben Aras'ı ilk gördüğüm gün sevdim.” Gözlerim dolu dolu gülümsedim. “Onun yeşil gözlerini... utandığında gülümsemesini... şefkatini...”
Aras'ın gözleri de dolmaya başlamıştı. “Ben onu değiştirmek istemiyorum.” Başımı yavaşça iki yana salladım. “Çünkü o... benim dünyam.”
Salondaki sessizlikte sadece burnunu çekme sesleri duyuluyordu. Ayşegül abla gözyaşlarını silip ayağa kalktı. Bana tekrar sarıldı. “Allah sizden razı olsun kızım...”
Aras sessizce başını eğdi. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ayşegül abla bu kez oğluna döndü. İki yanağını avuçlarının arasına aldı. “Bir şey söyleyeceğim sana kuzum.”
Aras burnunu çekti. “Dinliyorum anne...”
Ayşegül alnını oğlunun alnına yasladı. “Baban gibi olma.”
Aras'ın dudakları titredi. “Olmam.”
“Bak...” dedi bana gülümseyerek. “Maşallah... ahlaklı, güzel bir kız.” Tekrar oğluna döndü. “Onun kıymetini bil.”
Aras artık gözyaşlarını tutamıyordu. “Bilirim anne...” dedi ağlayarak. “Hayatım boyunca bilirim.”
Ben de yanına gidip sessizce elini tuttum. Bu kez üçümüz de aynı anda birbirimize sarıldık. Ayşegül abla gözyaşlarını silerken derin bir nefes aldı. Sonra bir anda gülümsedi.
“Tamam...” dedi burnunu çekerek. “Yeter bu kadar ağladığımız.” Ben de gözlerimi silip küçük bir kahkaha attım. “Yoksa börekler soğuyacak.”
Aras da gülmeye çalışarak başını salladı. “Anne...”
“Ne var?”
“Sen yine konu değiştirdin.”
“Elbette değiştireceğim.” dedi omzunu silkerek. “Şimdi biraz da seni rezil etme zamanı.”
Aras'ın gözleri bir anda büyüdü. “Anne...”
Ben merakla ikisine baktım. “Ne oldu?”
Ayşegül abla bana conspiratif bir ifadeyle yaklaştı. “Bu çocuk var ya... Küçükken çiçek yemişti.”
Bir an sustum. “...Ne?”
Aras iki eliyle yüzünü kapattı. “Anne, lütfen...”
“Gerçekten!” dedi gülerek. “Bahçedeydik. Bir baktım ağzı kıpkırmızı.”
Kahkahamı tutamadım. “Aras!”
“Ben üç yaşındaydım!”
“Üç yaşında olsan da çiçek yenir mi?”
“Güzel kokuyordu...” diye mırıldandı.
Ben artık gülmekten nefes alamıyordum. “Allah'ım... Sen gerçekten yemişsin!”
“Bir daha yemedim ama.”
Ayşegül abla kahkahasını bastıramadı. “Çünkü tadı güzel değilmiş.”
Aras başını masaya koydu. “Ben gidiyorum.”
“Daha bitmedi.”
Başını kaldırdı. “Daha mı var?”
“Elbette var.”
Ben heyecanla öne eğildim. “Anlatın!”
Ayşegül abla eliyle Aras'ı gösterdi. “İlk piyano dersine götürdüm.”
“Evet...” dedim merakla.
“Hocası ilk notayı çaldı.”
Aras gözlerini kapattı. “Anne...”
“Bu da başladı ağlamaya.”
“Niye?”
“Korkmuş.”
Kahkaham salonda yankılandı. “Sen piyanodan mı korktun?”
Aras çaresizce omuz silkti. “Sesini beklemiyordum.”
“Sonra ne oldu?”
“Hocaya sarılmış.”
Ben artık koltuğa yaslanıp gülüyordum. “Aras!”
“Çocuktum diyorum ya!”
Ayşegül abla gülmekten gözlerini siliyordu. “Hocası da 'Bu çocuk galiba bugün ders yapmayacak.' demişti.”
Ben hâlâ kahkahalar atıyordum. “İnanamıyorum.”
Aras bana baktı. “Gülme.”
“Çok komik.”
Ayşegül abla bu kez biraz utanarak güldü. “Asıl bomba sona kaldı.”
Aras iki elini havaya kaldırdı. “Tamam. Ben teslim oluyorum. Anlatmayın.”
Ben hemen Ayşegül ablaya döndüm. “Lütfen anlatın.”
“Aras dört yaşındaydı.”
“Evet?”
“Bir gün misafir geldi.”
Aras derin bir iç çekti. “Ben bunu biliyorum...”
Ayşegül abla kahkahasını bastırmaya çalıştı. “Heyecandan altına kaçırdı.”
Ben birkaç saniye sessizce durdum. Sonra öyle bir kahkaha attım ki gözümden yaş geldi. “Aras!”
“O kadar da komik değil.” dedi masumca. Elimi pantolonuna attı.
“Çok komik!”
“Derin...”
“Elimde değil!” Kahkahalarım dinmiyordu.
Aras dudaklarını büzüp bana baktı. “Ben senin çocukluk anılarını da öğreneceğim.”
“Olur.” dedim gülerken.
“Sonra güleceğim ve İntikam alacağım.”
Parmağımla onu gösterip gülmeye devam ettim. “Bekliyorum.”
Ayşegül abla ikimize sırayla baktı. Yüzündeki gülümseme yeniden büyümüştü. “Var ya...” dedi başını iki yana sallayarak. “Siz gerçekten birbirinize çok yakışıyorsunuz.”
Aras usulca elimi tuttu. “Ben de öyle düşünüyorum.”
Utana utana ona baktım. “Ben de...” dedim gülümseyerek.
Ayşegül abla çayından bir yudum alıp iç geçirdi. “İyi ki geldin kızım.”
Ben de içtenlikle gülümsedim. “İyi ki tanıştık, Ayşegül abla.”
Aras dudaklarında muzip bir gülümsemeyle bana baktı. “Tamam...” dedi kollarını bağlayarak. “Sıra sende.”
Kaşımı kaldırdım. “Bende ne varmış?”
“Çocukluk anın.”
Ayşegül abla da merakla bana döndü. “Evet ya, anlat bakalım.”
Utançla ensemi kaşıdım. “Annem bunu kimseye anlatmamı istemezdi aslında...”
Aras'ın gözleri parladı. “Kesin güzel bir şey geliyor.”
Başımı iki yana salladım. “Hiç de güzel değil.”
“Anlat.”
Derin bir nefes aldım. “Dört ya da beş yaşındaydım galiba...” İkisi de dikkatle bana bakıyordu. “Annemle pazara gitmiştik.”
“Evet?”
“Ben de sürekli etrafı izliyordum.” Kendimi gülmemek için zor tuttum. “Sonra bir tezgâhta rengârenk çiçekler gördüm.” Ayşegül abla gülümsemeye başladı. “Çok hoşuma gitmişti. Ben de anneme göstereceğim diye eteğini çektim.”
“Ee?”
İki elimle yüzümü kapattım. “...Yanlışlıkla biraz fazla çekmişim.”
Aras birkaç saniye bana boş boş baktı. “Biraz fazla derken?”
Utançtan gözlerimi kapattım. “Annemin eteği kaymış...”
Salonda birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra Aras öyle bir kahkaha attı ki neredeyse koltuktan düşecekti. “Derin!”
Ben de gülmekle utanmak arasında kalmıştım. “Bilerek yapmadım!”
Ayşegül abla gözlerinden yaş gelene kadar gülüyordu. “Allah'ım...”
Aras nefes almaya çalışıyordu. “Pazarda mı oldu bu?”
“Evet...”
“Kalabalığın içinde mi?”
“Evet!”
“Allah sabır versin teyzeme.”
Yastığı alıp ona fırlatacak gibi yaptım. “Dalga geçme!”
“Geçiyorum.”
“Aras!”
Kahkahasını zar zor durdurdu. “Sonra ne oldu?”
Burnumu buruşturdum. “Annem hemen eteğini düzeltti.”
“Sonra?”
“Bana baktı ve 'Kızım, eteği böyle çekmezler.' dedi.”
Ayşegül abla yine gülmeye başladı. “Canım ya.”
“Ben de ağlamaya başlamıştım.”
Aras dudaklarını ısırarak gülmemeye çalışıyordu. “Niye?”
“Annem bana kızdı sandım.” Bir an sustum. “Sonra bana çiçek almıştı.”
Ayşegül ablanın yüzü yumuşadı. “Bak işte... Sonu tatlı bitmiş.”
Başımı sallayıp utana utana gülümsedim. “Evet...”
Aras bana doğru eğildi. “Tamam.”
“Hı?”
“İntikamımı aldım.”
“Ne intikamı?”
“Artık ikimizin de rezil çocukluk anıları var.”
Gülerek omzuna hafifçe vurdum. “Mutlu musun?”
“Çok.”
Ayşegül abla ikimize bakıp başını iki yana salladı. “Gerçekten birbirinizi bulmuşsunuz.” Önündeki börek tabağını bana doğru itti. “Al bakalım kızım.”
“Yok, teşekkür ederim. Az önce çok yedik.”
“Olmaz.” Küçük bir parça almaya çalışırken elime hafifçe vurdu.“O kadar değil.” Kocaman bir böreği tabağıma koydu. “Ye.”
Utana utana gülümsedim. “Gerçekten doydum.”
“Ye kızım ye.” dedi gülerek. Ben hâlâ nazlanınca böreği eline aldı. “Aç bakalım ağzını.”
Gözlerim büyüdü. “Ayşegül abla...”
“Aç.”
Aras kıkırdamaya başlamıştı. “Anne başladı...”
“Sen karışma.” İstemeye istemeye ağzımı açtım. Ayşegül abla böreği usulca ağzıma uzattı. “İşte böyle.”
Ağzım dolu olduğu için sadece başımı sallayabildim. “Mmm...”
Aras kahkahasını tutamıyordu. “Geçmiş olsun kıvırcık.”
Dirseğimle koluna hafifçe vurdum. “Mhmm!”
“Ne dedin?”
“Mhmm...!”
“Hiçbir şey anlamadım.”
Ayşegül abla da gülmeye başladı. “Önce yut kızım.”
Lokmayı zar zor yuttum. “Ben... şey...”
Aras yine güldü. “Bak hâlâ toparlayamadı.”
Burnumu buruşturdum. “Sen konuşma.”
“Konuşurum.”
Ayşegül abla çayından bir yudum aldıktan sonra bana dikkatlice baktı. “Bir şey diyeceğim.”
“Hı?”
“Sen çok zayıfsın kızım.”
Refleks olarak karnıma baktım. “Ben mi?”
“Evet.”
Aras hiç düşünmeden söze girdi. “Anne merak etme.” İkimiz de ona döndük. “Ben bunu beslerim.”
Gözlerim kocaman açıldı. “Ne?”
Son derece ciddi bir ifadeyle devam etti. “Evde aç bırakmam.”
Yüzüm kıpkırmızı oldu. “Aras!”
Ayşegül abla kahkahasını bastıramadı. “Daha ortada ev yok oğlum.”
“Olur.”
“Çok emin konuşuyorsun.”
Bana dönüp göz kırptı. “Patatesle kandırırım.”
Kahkaha attım. “Beni patatesle satın alacağını mı sanıyorsun?”
“Biraz.”
“Olabilir...” dedim istemsizce.
Aras iki elini havaya kaldırdı. “Bak gördün mü?”
“Hemen şımarma.”
“Geç kaldın.”
Ayşegül abla gülerek peçeteyi bana uzattı. “Al kızım.”
“Teşekkür ederim.”
Ellerimi silerken uzun uzun saçlarıma baktı. “Bir şey soracağım.”
“Elbette.”
“Bu kıvırcık saçların...” dedi hayranlıkla. “Hem bu kadar uzun,” Elini saçlarımın ucuna doğru uzattı. “hem de bu kadar dolgun.”
Gülümsedim. “Evet.”
“Zor olmuyor mu kızım?”
Tam cevap verecekken ağzımda kalan son lokmayı fark ettim. “Şey... o... zo...”
Aras bana bakıp gülmeye başladı. “Ağzında hâlâ lokma var.”
Utançla başımı salladım. “Mhm...”
Ayşegül abla kahkahasını bastırdı. “Önce onu bitir.”
Lokmayı yuttuktan sonra derin bir nefes aldım. “Tamam.” Üçümüz de gülmeye başladık. “Biraz zor oluyor.” dedim saçlarımı göstererek. “Yıkaması ayrı, kurutması ayrı... Buklelerini tek tek düzeltmem gerekiyor.”
“Ne kadar sürüyor?”
“Bazen yarım saat.”
Ayşegül ablanın gözleri büyüdü. “Yarım saat mi?”
“Bazen daha fazla.”
Aras sırıttı. “Ben şahidim. Her gün ayrı operasyon.” .
Dilimi çıkarıp ona baktım. “Abartma.”
“Hiç abartmıyorum.”
Ayşegül abla hayranlıkla saçlarıma baktı.
“Ama değiyor doğrusu.”
“Teşekkür ederim.”
Aras bir anda saçlarını eliyle karıştırdı. “Ben de aslında kıvırcığım.”
Ayşegül abla kahkaha attı. “Doğru.”
Ben şaşkınlıkla ona baktım. “Gerçekten mi?”
“Evet.” Parmaklarını saçlarının arasından geçirince hafif dalgalı bukleler belirginleşti. “Uzatırsam benimki de kıvrılıyor.”
Merakla saçlarına baktım. “Harbiden...”
Aras gülümseyerek bana biraz daha yaklaştı. “Demek ki ne olmuş?”
“N'olmuş?”
“Kıvırcıklar birbirini bulmuş.”
Ayşegül abla iki elini birbirine vurup güldü. “Tamam, tamam...” dedi başını iki yana sallayarak. “Ben artık size yetişemiyorum.” Gülümseyerek Aras'a döndü. “Bir de bunun saç meselesi var.”
Merakla ikisine baktım. “Ne olmuş?”
Ayşegül abla derin bir iç çekti. “Şu saçlarını kestirmiyor.”
Aras hemen itiraz etti. “Anne.”
“Gerçekten kestirmiyor.” dedi gülerek. “Ne zaman 'Biraz kısaltsan mı?' desem...”
Aras annesinin sözünü tamamladı. “Hayır.”
“Aynen öyle.” dedi Ayşegül abla kahkahasını bastırarak. “Nuh diyorum… Peygamber demiyorum.” Derin bir iç çekti. “Bir santim bile kestirmeye yanaşmıyor.”
Kahkaha attım. “Gerçekten mi?”
Aras omuz silkti. “Seviyorum.”
“Elin sürekli saçında zaten.” dedim gülerek.
“Evet.”
Ayşegül abla oğlunun dağınık saçlarını eliyle düzeltti. “Ama...” dedi sevgiyle. “Böyle karışık hali de çok yakışıyor.”
Aras çocuk gibi gülümsedi. “Bence de.”
Ayşegül abla bana döndü. “Sen ne diyorsun kızım?”
Hiç düşünmeden Aras'a baktım. Dağınık saçlarını yine eliyle karıştırıyordu. Dudaklarım istemsizce kıvrıldı. “Ben...” Aras merakla bana baktı. “Onu olduğu gibi seviyorum.” Salonda bir anda sessizlik oldu. O sessizliği ben bozdum. “Saçını da...” Gülümseyerek devam ettim. “Yeşil gözlerini de... Gülerken oluşan gamzesini de... İnatçılığını da...” Aras'ın bakışları yumuşadı. “Hiçbir şeyini değiştirmek istemiyorum.” Başımı hafifçe iki yana salladım. “Çünkü Aras, Aras olduğu için güzel.”
Ayşegül abla birkaç saniye bana öylece baktı. Gözleri yeniden dolmuştu. Elini yavaşça göğsüne götürdü. “Allah'ım...” diye fısıldadı. “Ne güzel konuştun öyle.”
Utana utana gülümsedim. “İçimden geldi.”
Ayşegül abla burnunu hafifçe çekti. “Rabbim...” diye ellerini açtı. “Aranıza hiçbir zaman kırgınlık koymasın.” İkimize de tek tek baktı. “Evinize huzur versin.”
“Amin...” dedik aynı anda.
“Kalplerinizi birbirinizden ayırmasın.”
“Amin.”
“Birbirinize hep böyle sevgiyle bakın.”
“Amin.”
Ayşegül abla gülümseyerek gözyaşlarını sildi. “Durun bakalım.” İkimiz de merakla ona baktık. “Aras.”
“Efendim anne?”
“Git Derin'e sarıl.”
Şaşkınca kaşımı kaldırdım. “Şimdi mi?”
“Evet şimdi.”
Aras gülümseyerek ayağa kalktı. “Emredersiniz.”
Ben de utana sıkıla ayağa kalktım. “Ben...”
Ayşegül abla eliyle işaret etti. “Hadi kızım.”
Aras hiç bekletmeden yanıma geldi. “Kollarını aç.”
Kıkırdayarak açtım. Bir sonraki saniye kolları belimi sardı. Ben de başımı usulca göğsüne yasladım. Kalbinin düzenli atışlarını duyabiliyordum. Ayşegül abla iki elini üzerimize doğru kaldırdı. Sessizce nazar duası okumaya başladı.
Arada bir “Maşallah...” diye fısıldıyor, sonra okumaya devam ediyordu. Ben istemsizce Aras'ın gömleğini hafifçe tuttum. O da beni biraz daha kendine çekti. Dua bittikten sonra Ayşegül abla avuçlarını yüzüne sürdü.
“Allah nazardan saklasın.” Sonra gözlerinde sıcacık bir gülümsemeyle bize baktı.
Aras başını eğip gülümsedi. “Sağ ol anne.”
Ben de mahcup bir şekilde tebessüm ettim. “Teşekkür ederim, Ayşegül abla.”
Ayşegül abla başını iki yana salladı. “Teşekkür etmeyin.” Sonra ikimize de aynı anda baktı. “Siz hep böyle birbirinize sarılın yeter...”
Ayşegül abla gülümseyerek bize baktı. Kollarını göğsünde birleştirip başını hafifçe yana eğdi. “Bir şey daha isteyeceğim sizden.”
Merakla ona baktım. “Buyur Ayşegül abla.”
Gülümsedi. “Senin ailenle de tanışmak istiyorum kızım.”
İçim sıcacık oldu. “Gerçekten mi?”
“Elbette.” dedi hiç düşünmeden. “Kızımı büyüten insanlarla da tanışmak isterim.” Boğazım düğümlendi. “Onlarla konuşalım. Uygun oldukları bir gün oturur, çay içeriz.”
Başımı heyecanla salladım. “Çok mutlu olurlar.”
Aras da gülümsedi. “Bence de tanışsınlar anne.”
Ayşegül abla oğluna baktı. “Yarın müsait misiniz?”
Ben kısa bir an düşündüm. “Annemle babama sorarım ama büyük ihtimalle uygun olurlar.”
“Olmazlarsa da başka güne ayarlarız kızım.” dedi yumuşak bir sesle.
“Olur.”
Aras telefonunu çıkarıp not aldı. “Ben de haberleşirim.”
Ayşegül abla memnuniyetle başını salladı. “Tamamdır o zaman.”
Bir süre daha sohbet ettikten sonra saat iyice ilerlemişti. Ben saate bakınca hafifçe yerimden doğruldum. “Biz artık yavaş yavaş kalkalım isterseniz.”
Ayşegül abla hemen ayağa kalktı. “Olur kızım.”
Masadaki boş bardakları toplamaya davranınca ben de uzandım. “Ben yardım edeyim.”
Elime usulca dokundu. “Yok.” Gözlerimin içine baktı. “Bugün sen misafirimsin.”
Gülümseyerek ellerimi geri çektim. “Peki.”
Aras ayakkabılarını giymeye giderken ben de çantamı omzuma taktım. Kapının önüne geldiğimizde Ayşegül abla yine yanıma yaklaştı. İki elini yanaklarıma koydu. “İyi ki geldin kızım.”
Gözlerim yine dolmuştu. Diyebileceğim tek şey “Çok teşekkür ederim.” oldu.
Alnıma minicik bir öpücük kondurdu. “Kendine dikkat et.”
“Ederim.” Bir an duraksadım. Dudaklarım istemsizce kıvrıldı. “Şey...”
Ayşegül abla merakla baktı. “Efendim kızım?”
Utangaçça gülümsedim. “Teşekkür ederim...” dedim tekrardan. Ama içimden başka birşey geçiyordu. Kelimeler ağzımdan farkında olmadan döküldü. “...Anne.”
Ayşegül anne olduğu yerde donup kaldı. Gözleri bir anda doldu. Titreyen dudaklarıyla bana baktı. “Bir daha söyler misin?”
Ben de gözlerimdeki yaşlarla gülümsedim. “Teşekkür ederim... anne.” Derin bir nefes aldım. “Ayşegül anne.”
Bir damla yaş yanağından süzüldü. Hiç beklemeden bana sımsıkı sarıldı. “Canım kızım benim...” Sırtımı usulca okşarken burnunu çekti. “Allah seni hep mutlu etsin.”
Ben de ona daha sıkı sarıldım. “İnşallah...”
Aras ise kapının yanında durmuş bizi izliyordu. Yeşil gözleri dolmuş, sessizce gülümsüyordu. “Elimde olsa...” dedi kısık bir sesle. “Bu anı çerçeveletirdim.”
Ayşegül anne gözyaşlarını silip oğluna baktı. “Sen de gel bakalım.” Aras yanımıza geldi. Bu kez üçümüz kapının önünde yeniden birbirimize sarıldık.
Ayşegül anne ikimizin başını da öptü. “Allah sizi birbirinizden ayırmasın.”
“Amin.” dedik aynı anda.
Kapıyı açarken arkamızdan son kez seslendi. “Yarın haberleşiyoruz kızım!”
Kapının eşiğinden dönüp kocaman gülümsedim. “Elbette Ayşegül anne!”
Kapı usulca kapandı. Koridorda yalnız kalmıştık. Tam “Hadi gidelim.” diyecektim ki Aras bir anda bileğimden tuttu. Şaşkınlıkla ona döndüm. “Aras?”
Hiçbir şey söylemeden birkaç adım daha yaklaştı. Bir eli yanağıma, ardından diğeri diğer yanağıma yerleşti. Yüzümü avuçlarının arasına aldı. “Ne oldu?” diye fısıldadım. Yeşil gözleri gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki nefesim yavaşladı.
Dudaklarının kenarı titreyerek gülümsedi. “Bir şey oldu.”
“Ne?”
“Az önce...” Sesi neredeyse fısıltıya dönüştü. “Annemi mutlu ettin.”
Ne diyeceğimi bilemedim. “Aras...”
Başını hafifçe iki yana salladı. “Hayır. Sen farkında değilsin.” Başparmağı yanağımı usulca okşadı. “'Ayşegül anne' dediğin an...” Gözleri yeniden doldu. “...içimde bir şeyler yerine oturdu.”
Ben de duygulanmıştım. “Ben... istemeden söyledim.”
“İyi ki söyledin.” Bir an sessizce birbirimize baktık. Sonra yavaşça eğildi. Dudakları dudaklarıma usulca dokundu. Nefesimiz birbirine karışırken uzun uzun öpüştük. Dudakları dudaklarımı özlemiş olmalıydı.
Şaşkınlıktan gözlerim açıldı. “Aras...” Fısıltım dudaklarında kayboldu. Bir saniye sonra ben de gözlerimi kapatıp ona karşılık verdim. Parmaklarım istemsizce tişörtünü tuttu.
O ise yüzümü hâlâ iki eliyle nazikçe kavrıyordu. Sanki kırılacak bir şeymişim gibi. Öpücük sona erdiğinde alnını alnıma yasladı. Gözlerimi açtığımda bana gülümsüyordu. “Seni çok seviyorum.”
Kalbim sanki göğsümden çıkacak gibiydi. Ben de gülümseyerek burnumu onun burnuna değdirdim. “Ben de seni çok seviyorum.”
Aras hafifçe güldü. “Biliyor musun...”
“Neyi?”
“Daha nikâhımız bile kıyılmadı.”
Kaşımı kaldırdım. “Ee?”
“Sen anneme 'anne' dedin.”
Utançla güldüm. “Ağzımdan çıktı.”
“İyi ki çıktı.” Gözlerini bir an kapatıp derin bir nefes aldı. “Hayatımda duyduğum en güzel kelimelerden biriydi.”
İçim sıcacık oldu. “Elimde değildi.”
“Ben de tam bunu seviyorum işte.” Başını hafifçe eğip alnıma minicik bir öpücük kondurdu. “Çünkü sen... kalbinden konuşuyorsun.”
İstemsizce ona yeniden sarıldım. Belime dolanan kolları beni kendine çekerken kulağıma usulca fısıldadı. “Bir gün gerçekten 'anne' diyeceğin gün de gelecek.”
Yüzüm kıpkırmızı oldu. “Aras!”
Kahkahasını bastırdı. “Ne?”
“Çok şımarıyorsun.”
“Bugünlük hakkım olsun.”
Başımı omzuna yaslayıp gülümsedim. “Birazcık...”
Bir süre daha birbirimize sarıldıktan sonra apartmandan çıktık. Akşam serinliği yüzüme hafifçe çarptı. Aras parmaklarını benimkilerin arasına geçirdi. “Üşüyor musun?”
Başımı iki yana salladım. “Yok.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Birlikte yavaş adımlarla kaldırımdan yürümeye başladık. Birkaç dakika sonra önünden geçtiğimiz alışveriş merkezinin önünde Aras durdu. “Bir dakika.”
Merakla ona baktım. “N'oldu?”
Başını binaya doğru çevirdi. “Canım markete girmek istedi.”
Kahkaha attım. “Canın mı istedi?”
“Evet.”
“Market özlemi mi?”
“Olabilir.”
Gülerek koluna hafifçe vurdum. “Tamam, hadi.”
Alışveriş merkezinin içine girdik. Asansör yerine yürüyen merdivenleri kullanıp alt kattaki markete indik. Tam o sırada aklıma bir şey geldi. “İyi oldu aslında.”
“Hı?”
“İki gün önce ailem para göndermişti.”
Aras bana döndü. “İhtiyaçlarını mı alacaksın?”
Başımı salladım. “Evet. Şampuanım da bitmek üzere.”
“Tam zamanında gelmişiz.”
Birlikte reyonların arasında dolaşmaya başladık. İlk olarak kişisel bakım bölümüne uğradım. Sepete bir şampuan, saç kremi, deodorant ve ihtiyaç duyduğum diğer kişisel ürünleri koydum.
Aras ise eline aldığı şampuanı inceleyip bana gösterdi. “Bu nasıl?”
Şişeye baktım. “Yok, bunu daha önce kullanmıştım.”
“Beğenmedin mi?”
“Saçlarımı sertleştirmişti.”
“O zaman bu olmaz.” Elindeki ürünü yerine bıraktı. “Senin kıvırcıklara iyi davranmamız lazım.”
Gülümseyerek ona baktım. “Benim kıvırcıklar mı?”
“Elbette.”
Sonra abur cubur reyonuna geçtik. Ben sepete birkaç paket noodle, birkaç atıştırmalık, bisküvi ve çikolata koydum. “Su da alayım.” Alt raftan birkaç şişe suyu sepete yerleştirdim. İçecek dolabının önüne geldiğimizde kısa bir süre durdum. “Bunu da alayım.” Bir kutu enerji içeceğini sepete bıraktım.
Aras kaşını kaldırdı. “Yine mi?”
Omuz silktim. “Bazen uykusuz kaldığımda işe yarıyor.”
“Ama çok sık içme.”
“İçmiyorum zaten.”
“İyi.” Sepeti önümden alıp gülümsedi. “Bunu ben süreyim.”
“Niye?”
“Çünkü sen reyonlara bakarken sürekli bir şey unutuyorsun.”
“Doğru...” Kıkırdayarak onun peşinden yürüdüm. “İyi ki varsın.”
Arkasına bile dönmeden gülümsedi. “Ben de tam bunu söyleyecektim.”
Marketten çıktıktan sonra üst kata doğru yürüyen merdivenlere bindik. “Bir dakika.” dedim vitrindeki mağazaya bakarak.
Aras da gözlerini vitrindeki mankenlere çevirdi. “Deniz sezonu başlamış.”
Gülümseyerek başımı salladım. “Evet.”
“Benim de şort almam lazım.”
“Benim de bikini.”
Aras'ın yürüyüşü bir anda yavaşladı. “...Bikini mi?”
Kahkahamı tutamadım. “Evet.” Ona bakarak “N’oldu?” dedim.
Ensesini kaşıdı. “Hiçbir şey.”
Dudaklarımı birbirine bastırarak gülmemeye çalıştım. “Aras...”
“Hı?”
“Kıskandın mı?”
“Biraz.”
“Biraz mı?”
“Tamam... birazdan biraz fazla.”
Gülerek koluna girdim. “Merak etme.”
“Ediyorum ama.”
Mağazaya birlikte girdik. Ben kadın reyonuna yönelirken Aras birkaç adım arkamdan geldi.
“Sen de gelsene.” dedim.
“Geliyorum zaten.”
Askılardaki bikinilere bakmaya başladım. Açık mavi olanı elime aldım. “Bu nasıl?”
Aras birkaç saniye baktı. Sonra hemen gözlerini başka tarafa çevirdi. “Güzel... galiba.”
“Galiba mı?”
“Çok güzel.”
“O zaman?”
Derin bir nefes verdi. “İşte sorun da o.”
Kahkaha attım. “Neden?”
Elini enseme koydu. “Sana çok yakışacağını biliyorum. İnsan biraz kıskanıyor.”
Yanına gidip koluna hafifçe yaslandım. “Merak etme.”
“Nasıl etmeyeyim?”
Başımı omzuna koydum. “Benim gözüm senden başkasını görmüyor.”
Yeşil gözleri bana döndü. “Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
Yüzündeki bütün gerginlik kayboldu. “Tamam... o zaman istediğini al.”
Kıkırdadım. “İzin verdiğiniz için teşekkür ederim beyefendi.”
“Elimde olan bir şey değildi zaten.”
Bir süre sonra Aras erkek reyonuna geçti. Eline lacivert bir deniz şortu aldı. “Bu nasıl?”
“Çok yakışır.”
“Emin misin?”
“Yeşil gözlerini daha çok ortaya çıkarır.”
“Tamam, bunu alıyorum.”
Kasaya doğru yürürken cüzdanımı çıkardım. Aras hemen bana baktı. “Ne yapıyorsun?”
“Ödeyeceğim.”
“Olmaz.”
“Olur.” Gülümseyerek kartımı elimde çevirdim. “İki gün önce burs yattı.”
“Yine de olmaz.”
“Koskoca beş bin lira aldım.”
“Elindeki para senin.”
“Sen de benimsin.” dedim parmak uçlarıma çıkıp. Gözlerinin içine bakarak kıkırdadım.
Bana baktı ve alnıma bir öpücük kondurdu. “Yine de sana aldıramam.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Ben de inatçıyım.”
“Ben daha inatçıyım.”
“Deneyelim.” İkimiz de gülmeye başladık. Sonunda lacivert şortu kasaya uzatıp görevliye baktım. “Bunu da ekleyebilir misiniz?”
Aras başını iki yana salladı. “Bu kız beni mahvedecek.”
Koluna girip gülümsedim. “Mahvetmeye değil... şımartmaya çalışıyorum.”
Aras iç çekerek bana baktı. “Bana neden bu kadar iyi davranıyorsun?”
Gözlerinin içine baktım. “Çünkü seni seviyorum.”
Aras hiçbir şey söylemeden elimi tutup usulca dudaklarına götürdü. “İyi ki varsın, kıvırcık.” Kasadan çıktıktan sonra poşetleri görevli uzattı. Ben tam elimi uzatacakken Aras hepsini tek seferde aldı.
“Dur. Ben de taşıyayım.” dedim çaresiz bir şekilde.
“Hayır.”
“Aras, en azından bir tanesini ver.”
Başını iki yana salladı. “Yok.”
“Niye?”
“Çünkü ben taşıyabilirim.” İki koluna da poşetleri geçirdi. Sağ elinde market poşeti, sol elinde kıyafet poşetleri vardı. Benim elimde ise sadece telefonum kalmıştı.
“E ama...”
“Sen yorulma.” diye sözümü kesti.
İstemsizce gülümsedim. “Biraz fazla düşüncelisin.”
“O kadarını da olayım.”
Alışveriş merkezinden çıkıp kaldırıma doğru yürümeye başladık. Ben birkaç adım arkasından yürürken gözüm sürekli ona takılıyordu. Siyah gömleği omuzlarına tam oturmuştu. Poşetleri taşımasına rağmen yürüyüşü hiç değişmiyordu. Sırt kasları tişörtün altından bile belli oluyordu. İçimden geçenleri tutamadım. “Bir şey söyleyeceğim.”
Arkasına bakmadan gülümsedi. “Söyle.”
“Senin sırtın...”
Kaşını kaldırdı. “Sırtım?”
“Çok güzel.”
Kafasını hafifçe bana çevirdi. “Devam et.”
Kıkırdadım. “Gerçekten çok geniş.”
“Hmm?”
“Böyle...” Ellerimle tarif etmeye çalıştım. “İnsan bakınca kendini güvende hissediyor.”
Aras'ın dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı. “Başka?”
“Omuzların zaten ayrı bir olay.”
“Başka?”
“Poşetlerin hepsini tek başına taşıyorsun.”
“Başka?”
Artık kahkaha atıyordum. “Biraz da sen kendini öv istersen.”
“Hayır.”
“Eee?”
“Senden duyması daha güzel.”
Başımı iki yana salladım. “Şımarık.”
“Olabilir.”
Yürümeye devam etti. Ben de peşinden gidip sırtına hafifçe dokundum.
“Cidden söylüyorum. Bu kadar geniş sırtı olan birini ilk kez görüyorum.”
Aras'ın yüzündeki gülümseme iyice büyüdü. “İyi...”
“Nesi iyi?”
“Demek ki sporun faydasını görmüşüm.”
“Fazlasıyla.”
“Devam et.” dedi şımarık bir sesle. Daha iki cümleye etkilenmişti.
“Yeter.”
Masum bir şekilde “Hayır. Bugün iltifat günü.” dedi.
Gözlerimi devirdim ama gülüyordum. “Tamam.” Bir adım daha yaklaşıp sırtına baktım. “Bence… Film sahnesi gibi duruyorsun.”
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Başka?”
“Böyle arkandan yürüyünce kendimi çok güvende hissediyorum.”
Aras birkaç saniye sustu. Sonra yavaşça arkasına döndü. Yeşil gözlerinde kocaman bir gülümseme vardı. “İşte bunu duymak her şeye değer.” Bir an düşündü. Sonra muzipçe bana yaklaştı. “Madem bu kadar beğendin...”
Kaşımı kaldırdım. “Hı?”
Omzunu hafifçe bana doğru çevirdi. “Öp sırtımı.”
Olduğum yerde donup kaldım. “Ne?”
“Öp.”
“Aras!”
“Ne var?”
“Sokaktayız!”
“Ee?”
“Olmaz.”
Dudaklarını büzdü. “Bir tane.”
“Hayır.”
“Minicik.”
Başımı iki yana sallayıp gülmeye başladım. “Sen gerçekten uslanmazsın.”
“Sen böyle iltifat ettikçe hiç uslanmam.”
Gülerek omzuna hafifçe vurdum. “Çok şımardın.”
“Suçlu sensin.”
“Niye?”
“Bu kadar güzel övmeseydin.”
Başımı omzuna yaslayıp iç çektim. “Bazen seni şımartmak hoşuma gidiyor.”
Aras'ın bakışları yumuşadı. “Belli oluyor.”
Sonra yürümeye devam etti. Ben de onun yanında, hâlâ gülümseyerek adımlarımı onun adımlarına uydurdum. Yurdun kapısına geldiğimizde Aras elindeki poşetleri kaldırıp görevliye gülümsedi. “Bunları tek başına taşıması zor olacak. İzin alabilir miyim?”
Görevli kısa bir tereddütten sonra başını salladı. “Beş dakika.”
“Teşekkür ederim.”
312 numaralı odanın kapısını açıp içeri girdim. “Hoş geldin.” dedim gülümseyerek.
Aras etrafına bakındı. “İlk defa odanı görüyorum.”
“Nasıl?”
“Tam senlik.” Poşetleri yatağın üzerine bıraktı. Ben de tek tek aldığım eşyaları dolaplara yerleştirmeye başladım. Dolabın rafına dizerken arkamdan onun sesi geldi.
“Biraz daha kalabilir miyim?”
Arkamı dönüp gülümsedim. “Görevli kızmazsa... kal.”
Yatağın kenarına oturdu. Dirseklerini dizlerine dayayıp beni izlemeye başladı.
“Neden öyle bakıyorsun?”
“Bilmem.”
“Bir şey mi var?”
“Yok.” Gülümsedi. “Sadece seni izlemek hoşuma gidiyor.”
Utanıp başımı eğdim. “Beni utanıyorsun.”
“Çünkü öyle bakıyorsun.”
“Nasıl?”
“Sanki dünyanın en ilginç insanıymışım gibi.”
“Kendimce öylesin.”
İçim yine sıcacık oldu. Dolabın kapağını kapatırken yanımda belirdi. Sessizce ellerimi tuttu. “Bugün çok güzel bir gündü.”
Başımı salladım. “Ben de öyle düşünüyorum.”
Gözleri yumuşadı. “Annem seni gerçekten çok sevdi.”
“Ben de onu...” Kelimeler boğazımda düğümlendi. “...çok sevdim.”
Aras'ın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. “Belli oluyordu.”
Sessizce alnımı kendi alnına yaklaştırdı. “İyi ki varsın, kıvırcık.”
Ben de gülümseyerek ellerini hafifçe sıktım. “Sen de iyi ki varsın.”
Aras gülümseyerek bana baktı. Parmaklarını usulca belime doladı. Aramızdaki mesafe iyice kapanmıştı. “Bir şey yapabilir miyim?” diye fısıldadı.
Merakla başımı eğdim. “Ne?”
Elini yavaşça karnımın üzerine koydu. Dokunuşu öylesine nazikti ki istemsizce ürperdim. “Bir gün...” dedi gözlerini gözlerimden ayırmadan. “Burada minicik bir mucize büyüyecek diye hayal ediyorum.”
Yüzüm bir anda kıpkırmızı oldu. “A-Aras...”
Gülümseyip başını hafifçe eğdi. “Biliyorum.” dedi. “Şimdiden değil.”
Kıkırdadım. “İyi ki onu da ekledin.”
“Elbette.” diye güldü. “Önce okul bitecek, sonra işlerimizi kuracağız, sonra da evleneceğiz.”
“Sonra?”
“Sonra...” Parmakları hâlâ karnımın üzerindeydi. “Belki küçük bir sen...”
“Ya da küçük bir sen.” dedim gülerek.
“Yok.” diye hemen itiraz etti. “Bence küçük bir kıvırcık kız.”
Kahkaham odaya yayıldı. “Ben de küçük yeşil gözlü bir oğlan hayal ediyorum.”
“Olur.” dedi hiç düşünmeden. “Ya ikisi birden olursa?”
Aras'ın gözleri heyecanla parladı. “O zaman ev daha da şenlenir.”
Başımı iki yana sallayıp güldüm. “Sen gerçekten başlamışsın hayal kurmaya.”
“Elimde değil.” Biraz sustuktan sonra konuşmaya devam etti. “Bazen düşünüyorum...”
“Neyi?”
“Sabah uyanıyoruz.” dedi gülümseyerek. “Minik ayak sesleri geliyor.”
İçim sıcacık oldu. “Sonra?”
“Biri sana benzesin, diğeri de bana.”
Kıkırdayarak omzuna hafifçe vurdum. “Daha evlenmedik bile.”
“Biliyorum.”
“Sen çok ileriyi düşünüyorsun.”
“Çünkü...” dedi usulca. “O ileride sen varsın.” Gözlerim dolu dolu ona baktım. “Bir de...” diye devam etti.
“Hı?”
“Nasıl olursa olsun...” dedi yumuşak bir sesle. “Sağlıklı, mutlu olsunlar yeter.”
Başımı gülümseyerek salladım. “Evet.” Parmaklarımı onun elinin üzerine koydum. “Bence de en önemlisi bu.”
Aras elimi usulca öptü. “Bir gün...” diye fısıldadı.
“Bir gün.” diye aynı sessizlikle karşılık verdim. Sonra gülümseyip yanağına minicik bir öpücük kondurdum. “Ama önce mezun olalım, olur mu?”
Aras kahkaha attı. “Tamam.” Yeşil gözleri sevgiyle bana baktı. “Sonrası Allah'ın nasibi.” dedi.
Gülümseyerek başımı omzuna yasladım. “En güzel cevap buydu.”