İçeriğe geç

𝐆ö𝐫 𝐁𝐞𝐧𝐢 𝐈 - 𝐆ö𝐳𝐥𝐞𝐫𝐢𝐧𝐝𝐞

Bölüm 6 · 20 dk okuma

𝐆ö𝐫 𝐁𝐞𝐧𝐢 𝐈 - 𝐆ö𝐳𝐥𝐞𝐫𝐢𝐧𝐝𝐞

Bölüm 6

KAVUŞMA

Aras Demir

Gözlerimi yavaşça araladım. Odanın içi sıcacıktı. Gece ateşim düştüğü için bir ara iyice bunalmış, farkında olmadan tişörtümü çıkarıp yatağın kenarına bırakmıştım. Şimdi ise yüzüstü uzanmış hâlde yorganı sadece belime kadar çekmiş, derin derin uyuyordum.

Arada sırada boğazımı gıcıklandıran hafif bir öksürük geliyor, sonra yeniden geçiyordu. “Öh...” Başımı yastığa biraz daha gömdüm. Bugün hafta sonuydu. Annem gelecekti.

Daha erken olduğunu düşündüğüm için gözlerimi yeniden kapattım. Tam o sırada kapı bir anda açıldı.

“BASKIIIIN!”

Olduğum yerde irkilerek doğruldum. “Lan!” Refleksle yatağın üzerindeki yorganı kaptığım gibi sırtıma çektim.

Can, Mete ve Yunus kahkahalar atarak odanın içine dalmışlardı. Can iki büklüm olmuş gülüyordu. “Oğlum panikleyişine bak!”

Kaşlarımı çattım. “Kapıyı çalmayı öğrensenize!”

Mete kahkahayla başını salladı. “Çaldık.”

“Yalan söyleme.” diye homurdandım.

“Gerçekten çaldık.”

Yunus da gülmeye başladı. “Sen horul horul uyuyordun.”

“İnsaf...”

Can ellerini beline koydu. “Bir de yorganı nasıl çekti ama!”

Kulaklarımın ısındığını hissettim. “Kes sesini.”

“Niye?”

“Kes işte.”

Can kahkaha atmaya devam ediyordu. “Biz de diyoruz ki Aras nerede... Meğer manken gibi yatıyormuş.”

Yastığı kaptığım gibi ona fırlattım. Can son anda eğildi. Yastık duvara çarpıp yere düştü.

“Oooo!” Can parmağıyla beni gösterdi. “Sinirlendi!”

Ben de yatağın kenarından aşağı indim. “Gel buraya.”

Can'ın gözleri büyüdü. “Çocuklar... Bakın bakın... Bu bakış iyi değil.”

Mete bir adım geri çekildi. “Ben karışmıyorum.”

Yunus da aynı şeyi yaptı. “Ben de.”

Can geri geri yürümeye başladı. “Aras... Sakin ol.”

“Gel.”

“Yok.”

“Gel dedim.”

Can arkasını dönüp kaçmaya çalıştı. Ben de hiç düşünmeden peşinden koştum. “Yakalandın.” Kolundan tuttuğum gibi omzuma aldım.

“Lan! Lan! Aras bırak!” Can çırpınmaya başladı. “Oğlum indir beni!”

“O kadar güldün.” dedim acımasızca.

“Tamam özür diliyorum!”

“Geç kaldın.” İki adım yürüyüp onu kendi yatağına doğru hafifçe bıraktım.

“Ulan!” Yatağa düşer düşmez gülmeye başladı. “Omzum koptu!”

Kahkaha attım. “Abartma.”

“Abartmıyorum!” Omzunu ovuşturdu. “Harbiden biraz acıdı.”

Mete gülmekten nefes alamıyordu. “Can, hak ettin ama.”

Yunus da başını salladı. “Kesinlikle.”

Burnumdan küçük bir kahkaha çıktı. Yatağın kenarındaki tişörtümü alıp başımdan geçirdim. “Şimdi rahatladınız mı?”

Can hâlâ omzunu ovuşturuyordu. “Biraz.”

Tişörtümü düzelttim. Sonra elim istemsizce saçlarıma gitti. Parmaklarımı kahverengi saçlarımın arasında gezdirip onları biraz karıştırdım.

“Tamam.” Can bana baktı. “Yine aynı saç.”

“Ne olmuş?”

“Ne yaparsan yap yine alnına düşüyor.”

Elimle düzeltmeye çalıştım. Gerçekten de birkaç saniye sonra yine önüme düşmüştü. “İnatçı bunlar.”

Üçü birden kahkahaya boğuldu. Ben de onlara bakıp istemsizce gülümsedim. Hafta sonu sonunda başlamıştı. Ve nedense içimde, bugün çok güzel şeyler olacakmış gibi tatlı bir his vardı.

Can omzunu ovuşturarak ayağa kalktı. “Tamam.” Bana gözlerini kıstı. “Şimdi sıra bende.”

Kaşımı kaldırdım. “Neymiş o sıra?”

Hiç cevap vermedi. Bir anda Mete'yle göz göze geldi. İkisi aynı anda sırıttılar.

İçimden kötü bir his geçti. “Yapmayın.”

Yunus da yavaşça yanlarına geçti. “Üçe bir.”

Burnumdan güldüm. “Korkutmaya mı çalışıyorsunuz?”

Can parmaklarını çıtlattı. “Hayır.” Bir adım daha yaklaştı. “Dövmeye.”

Kahkaha attım. “Gelin bakalım.” Üçü aynı anda üzerime atladı. “Oğlum!”

Can omzuma asılmıştı, Mete belime sarılmıştı, Yunus da kolumu yakalamaya çalışıyordu. “Hepiniz birden mi?”

“Adalet böyle sağlanıyor.”

Kahkahalar odanın içinde yankılanıyordu. Can saçlarımı karıştırmaya çalıştı. “Şunları bir düzeltelim.”

“Elleme.”

“Niye?”

“Elleme dedim!” Kolunu yakaladığım gibi hafifçe çektim.

“Düştüm lan!” Mete gülmekten ayakta duramıyordu. Yunus arkamdan sırtıma hafifçe vurdu.

“Dev gibi olmuşsun.”

“Olmuşum.”

“Hiç insafın yok.”

Üçü yine üzerime yüklenince istemsizce kahkaha attım. “Tamam oğlum!”

“Teslim ol.”

“Asla.” diye inat ettim.

Can tam yeniden omzuma atlayacakken kapı yavaşça aralandı. “Aras...”

O sesi duyar duymaz olduğum yerde kaldım. Üçü de aynı anda kapıya döndü. Benimse yüzümde istemsizce kocaman bir gülümseme oluştu. “Annem...”

Hiç düşünmeden arkadaşlarımın arasından sıyrıldım. Kapının önünde durmuştu. Bir kolunda büyük bez çanta vardı, diğer elinde de ikinci bir bez çanta… Poşetler ağzına kadar doluydu.

Kolları titriyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Yüzünde her zamanki sıcak gülümsemesi vardı. “Bebeğim...”

İçim sıcacık oldu. Hemen yanına yürüdüm. “Anne...” Elindeki çantaları almak için uzandım. “Versene.”

“Yok kuzum.” Gülümsemeye çalıştı. “Taşırım ben.”

Kaşlarımı çattım. “Anne.” Hiç itirazını dinlemeden iki çantayı da elinden aldım. “Off...” Bez çantaların ağırlığı elimde hissedilince istemsizce güldüm. “Bunların içinde ne var?”

Annem göz kırptı. “Biraz bir şeyler.”

Can arkamdan kısık sesle mırıldandı. “Biraz dediğine bak.”

Mete burnuna gelen kokuyu içine çekti. “Poğaça kokuyor.”

Yunus'un gözleri parladı. “Sarma da var galiba.”

Annem onların hâline gülümserken gözleri yeniden bana döndü. Bir an durdu ve beni baştan aşağı süzdü. Kaşları hafifçe kalktı. “Aras...”

“Noldu?”

Birkaç adım daha yaklaştı. Yüzüme baktı. Sonra omuzlarıma, kollarıma, boyuma ve gözlerime… Gözleri yavaş yavaş dolmaya başladı.

“Sen...” Sesi titredi. “Yine uzamışsın.”

İstemsizce güldüm. “Anne...”

“Ne ara bu kadar büyüdün sen?” Bir damla yaş yanağından süzüldü. Hiçbir şey söyleyemedim. Sadece ona doğru bir adım attım. Benimle göz hizasına gelebilmesi için hafifçe eğildim. Annem iki kolunu boynuma doladı. Bana öyle sıkı sarıldı ki sanki aylar değil, yıllardır birbirimizi görmüyormuşuz gibiydi. Saçlarımı okşuyordu.

“Orman gözlüm...” Sesi ağlamaktan titriyordu. “Çok özledim seni.”

Ben de kollarımı beline doladım. Başımı omzuna yasladım. “Ben de seni çok özledim, anne...”

Parmakları yine saçlarımın arasındaydı. Çocukken yaptığı gibi usul usul seviyordu. Gözlerimi kapattım.

Yirmi bir yaşındaydım, bir doksan yediydim ama annemin kollarındayken kendimi yine onun saçlarımı okşadığı küçücük o çocuk gibi hissediyordum. Annem saçlarımı okşamaya devam ediyordu.

“Orman gözlüm...” diye fısıldadı. “Canım benim... Kuzum...” Omuzlarının titrediğini hissedebiliyordum. Başını boynuma biraz daha yasladı. “Çok özledim seni...” dedi hıçkırıkları arasından. “Çok...”

Boğazım düğümlendi. Gözlerimi sıkıca kapattım. Bir ay olmuştu. Ama annem bana öyle sarılıyordu ki sanki yıllardır birbirimizi görmemiştik. Elim istemsizce sırtında gezindi.

“Anne...” Sesim titremişti. “Ben de seni çok özledim.” Annem saçlarımı yine usulca karıştırdı.

“Biraz daha dur.” diye mırıldandı. Hiç itiraz etmedim ve başımı biraz daha eğdim. Onun bana rahatça sarılabilmesi için dizlerimi hafifçe kırdım. Parmakları çocukken yaptığı gibi saçlarımın arasında dolaşıyordu.

“Benim güzel gözlü oğlum...” Bir öpücük kondurdu saçlarıma. “Benim orman gözlüm...” Bir tane daha. “Benim kuzum...”

Artık dayanamadım. Gözlerim doldu. Sonra bir damla sessizce yanağımdan aşağı süzüldü. Annem bunu fark edince yüzümü iki eliyle tuttu.

“Aras...”

Başımı iki yana salladım. “İyiyim.”

Annem gülümsedi. “Yalan söyleme.”

Burnumu içime çektim. “Dayanamadım sadece...”

Annem yine bana sarıldı. “Ben de dayanamadım.”

İkimiz de birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedik. Sadece birbirimize sarıldık. O an dünyadaki bütün sesler durmuş gibiydi. Arkamdan Can'ın burnunu çektiğini duydum.

Mete sessizce başını başka tarafa çevirmişti. Yunus da dudaklarını birbirine bastırmıştı. Can kısık sesle söylendi. “Of...”

Mete dirseğiyle hafifçe ona dokundu. “Ne oldu?”

“Benim de annemi özleyesim geldi.”

Yunus başını salladı. “Benim de.”

İstemsizce gülümsedim. Annem gözyaşlarını silerken arkadaşlarıma döndü. “Hoş geldiniz çocuklar.”

Can hemen toparlandı. “Hoş bulduk teyze.”

“Hoş bulduk.”

Annem hepsine tek tek gülümsedi. “İyi bakmışsınız benim oğluma.”

Can hiç düşünmeden cevap verdi. “O bize daha iyi baktı.”

İkimiz de güldük. Annem yeniden bana döndü. Bu kez yüzümü uzun uzun inceledi. “Elmacıkların çıkmış.”

“Biraz hastalandım ya.”

“Biliyorum.” Elini yanağıma koydu. “Ama şimdi daha iyisin.”

“İyiyim.”

Bir an sustum. Sonra ben de onu dikkatlice süzdüm. Yüzündeki yorgunluk bile ona çok yakışıyordu. Gülümsedim. “Sen de çok güzelleşmişsin.”

Annem kahkaha attı. “Ben mi?”

“Evet.”

“Yaşlandım ben.” dedi acı bir gülümsemeyle.

Başımı iki yana salladım. “Yok.” İçtenlikle gülümsedim. “Bence her geçen gün daha da güzelleşiyorsun.”

Annem gözlerini kapatıp gülümsedi. “Ne güzel konuşuyorsun sen öyle.”

“Doğru söylüyorum.”

“Elmayı veren ağaç belli.” dedi gururla.

“Kesinlikle.”

Can arkamdan güldü. “Teyze, Aras iltifat etmeyi de biliyormuş.”

“Benim oğlum bilir.”

Kulaklarım yine ısındı. “Anne ya...”

Annem kahkahasını bastırmaya çalıştı. “Tamam, tamam.” Sonra elini omzuma koydu. “Hazır gelmişken sana getirdiklerimi vereyim.”

Kapının yanındaki büyük valizi açtı. İçinden tek tek katlanmış kıyafetler çıkardı. “Tişörtlerin.” Bir kenara koydu. “Eşofmanların.” Onların yanına bıraktı. “Şortların, sweatshirtlerin, iç çamaşırların ve çorapların.”

Hepsi mis gibi yumuşatıcı kokuyordu. Derin bir nefes aldım. “Ev kokuyor.”

Annem hafifçe gülümsedi. “Özlemişsindir.” Sonra boş çamaşır torbasını bana uzattı. “Kirli kıyafetlerin nerede?”

Elimle dolabı gösterdim. “Şurada.”

Dolabı açıp kirli çamaşır poşetini çıkardım. Annem poşeti eline alınca başını iki yana salladı. “Yine biriktirmişsin.”

“Biraz.”

“Biraz mı?”

Can hemen araya girdi. “Bir haftalık değil teyze.”

Mete kahkaha attı. “Bayağı koleksiyon yapmış.”

“İhanet ediyorsunuz.”

Üçü birden gülmeye başladı. Annem de gülerek poşeti bez çantasına yerleştirdi. “Bunları yıkayıp haftaya yine getiririm.”

İçim yine sıcacık oldu. “İyi ki varsın anne.”

Hiç düşünmeden yanağıma bir öpücük kondurdu. “Ben zaman varım.” Sonra saçlarımı yine çocukluğumdaki gibi karıştırdı. “Benim orman gözlü bebeğim...”

Tam o sırada masanın üzerindeki telefonum titreşti. Hepimiz istemsizce telefona baktık.

Derin: Nasılsın Aras?

Can'ın dudaklarının kenarı hemen yukarı kıvrıldı. “Ooo...”

Mete sırıtmaya başladı. “Mesaj var.”

Yunus da bana bakıp kaş kaldırdı. “Kimmiş bakalım?”

Telefonumu almak için uzanırken annem ekrana istemsizce göz attı. “Derin...” diye mırıldandı. Sonra bana döndü. “Kim bu?”

Üçü de aynı anda bana bakmaya başladı. Can kahkahasını zor tutuyordu. “Anlat bakalım Aras.”

“Kes.” Telefonu elime aldım. “Arkadaş.”

Annemin yüzünde sıcacık bir gülümseme belirdi. “Arkadaş mı?”

Başımı salladım. “Evet.”

Annem birkaç saniye bana baktı. Sonra gözlerinin içi gülmeye başladı. “Ne güzel.”

“Ne güzel?”

“Birileri seni merak ediyor demek.”

Kulaklarımın yine ısındığını hissettim. “Anne...”

Can hemen söze atladı. “Teyze, bayağı merak ediyor.”

“Can.”

“Ne?”

“Sus.”

Mete kıkırdadı. “Adamın rengi değişti.”

“Biraz daha konuşursanız sizi aşağı atarım.”

Yunus ellerini kaldırdı. “Ben bir şey demedim.”

Annem hâlâ gülümsüyordu. “Ne tatlı.”

Telefonun ekranına yeniden baktım. Derin'in mesajı hâlâ duruyordu. Parmağımı ekrana dokundurdum.

Derin: Nasılsın Aras?

Gülümsedim.

Aras: Daha iyiyim. Hafif öksürüğüm kaldı ama toparlıyorum. Sen nasılsın?

Gönder tuşuna bastım. Mesaj gider gitmez telefon tekrar titreşti. Can hemen yanıma sokuldu. “Bu kadar hızlı mı?”

Dirseğimle hafifçe ittirdim. “Uzak dur.”

Annem bizi izlerken gülmeye devam ediyordu. “Bence çok güzel.”

“Nesi?”

“Artık biraz sosyalleşiyorsun.”

“Anne… Abartıyorsun.”

Başımı okşadı. “Ben sadece mutlu oldum.”

İçten içe gülümsedim. Belki de haklıydı. Eskisi kadar içine kapanık değildim artık. Ve bunu fark eden ilk kişi yine annem olmuştu.

Telefonu cebime koyacakken annem yüzüme dikkatlice baktı. Gülümsemesi hâlâ aynıydı. Ama bu kez gözlerinde merak da vardı. “Aras...”

“Efendim anne?”

Başını hafifçe eğdi. “Bir şey soracağım.”

“Sor.”

“Bu Derin...” Bir an durdu. “Senin için sadece arkadaş mı?”

Can anında öksürüyormuş gibi yaptı. “Öhö...”

Mete dudağını ısırarak gülmemeye çalışıyordu. Yunus ise başını eğmişti. Üçü de cevabımı bekliyordu. Derin bir nefes aldım.

“Şey...” Annem sabırla bekledi. “Galiba...” Gözlerimi yere indirdim. “Biraz hoşlanıyorum.”

Oda bir anda sessizleşti. Can'ın ağzı açık kalmıştı. Mete gözlerini kocaman açtı. Yunus şaşkınlıkla bana baktı.

“Vay be...” diye fısıldadı Can.

Annem ise hiçbir şey söylemedi. Sadece bana baktı. Sonra dudakları titremeye başladı.

“Anne?” Gözleri yavaş yavaş doldu. Bir damla yaş yanağından süzüldü. İçim bir anda burkuldu. “Anne, yanlış bir şey mi dedim?”

Başını hemen iki yana salladı. “Hayır...” Sesi titriyordu. “Hayır kuzum.” Yavaşça yanıma geldi. Elini yanağıma koydu. “Ben sadece...” Gülümsedi. “Çok duygulandım.”

Kaşlarımı çattım. “Neden?”

Parmaklarını saçlarımın arasına götürdü. Çocukluğumdaki gibi usulca okşamaya başladı. “Çünkü...” Burnunu çekti. “Ben seni hâlâ dizime yatıp masal dinleyen küçücük oğlum gibi görüyorum.”

Boğazım düğümlendi. “Benim orman gözlü bebeğimdin.” Saçlarımı yine okşadı. “Şimdi ise biri var...” Gözlerinden yeni yaşlar süzüldü. “Kalbini hızlandıran biri.”

İstemsizce gülümsedim. “Anne...”

Başını hafifçe salladı. “Ne ara büyüdün sen? Elimi tuttuğunda parmağımı bile zor kavrayan oğlum...” Gözyaşlarını sildi. “Şimdi bana, hoşlandığı biri olduğunu söylüyor.” Kahkahası gözyaşlarına karıştı. “Allah'ım… Gerçekten büyümüş.”

Dayanamadım. Eğilip ona yeniden sarıldım. Kollarımı sıkıca beline doladım. “Büyüsem de...” Başımı omzuna yasladım. “Hâlâ senin oğlunum.”

Annem de bana sımsıkı sarıldı. “Öyle tabii ki.” Saçlarıma bir öpücük kondurdu. “İster yedi yaşında ol...” Bir tane daha. “İster yirmi bir. Benim için hep orman gözlü bebeğim olarak kalacaksın.”

Gözlerim yeniden doldu. “İyi ki benim annemsin.”

“İyi ki benim oğlumsun.”

Arkamızdan Can'ın sesi duyuldu. “Tamam...” Burnunu çekti. “Ben yine ağlayacağım.”

Mete gülerek omzuna vurdu. “Az önce de ağlıyordun zaten.”

“E ağlatıyorlar oğlum.”

Yunus da gözlerini silip gülümsedi. “Teyze… Ne güzel seviyorsunuz birbirinizi.”

Annem gözyaşlarını silip çocuklara döndü. “Evlat sevgisi başka bir şeydir.” Sonra yeniden bana baktı. Gözlerindeki sıcaklık hiç eksilmeden gülümsedi.

“Bir gün o Derin'le tanışırsam...”

Utançla ensemi kaşıdım. “Anne, daha ortada hiçbir şey yok.”

Can hemen atıldı. “Şimdilik.”

“Can!”

Odadaki herkes aynı anda kahkahaya boğuldu. Can ellerini birbirine vurdu. “Tamam!” Hepimiz ona döndük. “Bir karar aldım.”

Kaşımı kaldırdım. “Hayırdır?”

Can sırıttı. “Hatırlıyor musunuz?”

Mete'nin yüzünde de aynı gülümseme belirdi. “Hatırlamaz mıyız?”

Yunus kahkaha attı. “Voleyboldan sonra ettiğimiz yemini diyorsun.”

Annem merakla hepimize baktı. “Ne yemini?”

Can gururla göğsünü kabarttı. “Biz söz verdik teyze.”

“Nasıl söz?”

Mete gülümseyerek açıkladı. “Aramızdan ilk kim evlenirse...” Yunus devamını getirdi. “Düğününde hep birlikte horon tepeceğiz.”

Annem şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Gerçekten mi?”

“Gerçekten.” Can parmağıyla beni gösterdi. “Şimdi Aras'ın hoşlandığı biri olduğuna göre...” Omzuma hafifçe vurdu. “İlk aday belli gibi.”

“Can… Sus.”

Mete kahkahasını tutamadı. “Bak, horon ekibini şimdiden kuruyoruz.”

Yunus da gülerek başını salladı. “Kaçamazsın.”

İki elimi de kaldırdım. “Daha ortada bir şey yok diyorum.”

Can omuz silkti. “Olsun. Hazırlıklı olmak lazım.”

Annem onları dinlerken öyle içten güldü ki gözlerinin kenarı yeniden ıslandı. Başını hafifçe iki yana salladı. “İnşallah...” Sesi yine yumuşamıştı. “Benim oğlumun düğününde de hep birlikte horon tepeceksiniz.”

Can hiç düşünmeden cevap verdi. “Teperiz teyze!”

Mete de gülerek elini kaldırdı. “Söz.”

Yunus başını salladı. “En önde biz oluruz.”

Annem bana baktı. Gözlerinde tarifsiz bir mutluluk vardı. “Ben de oturup sizi izlerim.”

Başımı iki yana salladım. “Olmaz.”

“Neden?”

“El ele tutuşacağız.”

Annem şaşkınlıkla gülümsedi. “Ben mi?”

“Evet. Sen de horona gireceksin.”

Kahkaha attı. “Yıllardır horon oynamadım ben.”

“Elbet hatırlarsın.”

Can hemen atıldı. “Teyze, Aras sizi bırakmaz zaten.”

“Kesin bırakmaz.”

Annem bana bakıp gülümsedi. “Büyümüşsün ama...” Elini yanağıma koydu. “Hâlâ beni peşinden sürüklüyorsun.”

Gülümsedim. “Çünkü sen hep yanımda olacaksın.”

Annemin gözleri yeniden doldu. “Allah nasip etsin...” Saçlarımı usulca okşadı. “Ben de seni damatlıkla göreyim...”

Can iki elini havaya kaldırdı. “İşte o gün var ya...”

Mete devam etti. “Salon yıkılır.”

Yunus kahkahasını bastıramadı. “Horondan kimse oturamaz.”

Ben de gülerek başımı iki yana salladım. “Daha hoşlandığımı yeni söyledim.”

Can göz kırptı. “Biz birkaç bölüm sonrasını konuşuyoruz.”

Odadaki kahkahalar bir kez daha duvarlarda yankılanırken, annem bana öyle bir baktı ki… O bakışta hem küçücük oğluna duyduğu sevgi, hem de büyüyüp kendi hayatını kuracak genç adama duyduğu gurur vardı.

Annem ellerini birbirine hafifçe vurdu. “Tamam.” Hepimize tek tek baktı. “Bu kadar sohbet yeter.”

Can sırıttı. “Yemek!”

“Evet.” Bez çantanın fermuarını açtı. Bir anda odaya mis gibi ev yemeği kokusu yayıldı.

Can derin bir nefes çekti. “Off… Ben cennete geldim galiba.”

Mete gözlerini kapattı. “Ev yemeği kokusu...”

Yunus da heyecanla masaya yaklaştı. “Teyze, bizi şımartıyorsunuz.”

Annem güldü. “Şımartırım tabii.” Kutuları tek tek çıkarmaya başladı. Poğaça, yaprak sarma, patatesli börek, şehriye salatası… Tatlı bile vardı.

Can gözlerini açabildiği kadar açtı. “Teyze… Bunlar bir orduya yeter.”

“Erkek çocuklarına az bile.”

Hepimiz güldük. Kısa süre sonra masanın etrafına toplandık. Herkes tabağını doldurmaya başlamıştı. Ben de yavaşça sandalyeye oturdum. Annem tam karşıma geçti. “Elini uzat.”

Kaşımı kaldırdım. “Neden?”

Kaşığa biraz pilav ve köfte koydu. “Çünkü ben yedireceğim.”

Kulaklarım anında kızardı. “Anne...”

“İtiraz yok.”

Can kahkahayı bastı. “Eyvah.”

Mete gülüyordu. “Aras'ın işi bitti.”

Yunus da sırıttı. “Bebek Aras geri döndü.”

“Kesin sesinizi.” Annem kaşığı bana doğru uzattı. “Aç bakalım ağzını.”

Derin bir nefes verdim. “Anne, ben kendim yerim.”

“Biliyorum.”

“E o zaman?”

“Ben özledim.”

Söyleyişindeki o özlem bütün itirazımı alıp götürdü. İstemsizce ağzımı açtım. Annem gülümseyerek ilk lokmayı uzattı.

“Aferin benim orman gözlü oğluma.”

Can telefonunu çıkarır gibi yaptı. “Bu anı kaydedelim.”

“Can.”

“Tamam sustum.”

Annem ikinci lokmayı hazırladı. “Bir tane daha.” Sessizce yedim. Sonra bir tane daha, bir tane daha… Bir süre sonra karnım dolmaya başlamıştı. Elimi hafifçe kaldırdım. “Anne.”

“Hı?”

“Doydum.”

Annem bana öyle bir baktı ki hiç inanmamıştı. “Doymadın.”

“Doydum.”

“Aras.” Başını iki yana salladı. “Sen çocukluğundan beri aynı şeyi söylüyorsun.”

Can kahkaha attı. “Demek küçüklüğünde de böyleymiş.”

Annem gülerek devam etti. “'Doydum.' derdi. Sonra üç lokma daha yerdi.”

Mete bana bakıp sırıttı. “Yani yalan söylüyorsun.”

“Yalan değil.”

Annem yeni bir kaşık hazırladı. “Hadi.”

“Anne...”

“Aç ağzını.” Dedi itiraz ederek.

“Gerçekten doydum.”

Kaşığı biraz daha yaklaştırdı. “Aras.”

Sesindeki o tatlı kararlılığı duyunca istemsizce güldüm. “Peki...”

Ağzımı açtım ve lokmayı verdi. Tam yutmuştum ki bir kaşık daha hazırladı. “Anne!”

“Bu son.”

Kalbini kırmamak için o lokmayı da aldım. Sonra bir kaşık daha hazırladı.

“Bu da gerçekten son.”

Can gülmekten sandalyeye yaslandı. “Teyze, sonlar bitmiyor.”

Annem kahkahasını bastıramadı. “Anne olmak böyle bir şey.”

Yunus bana bakıp güldü. “Dev gibi adamsın.” Mete devam etti. “Bir doksan yedi boyundasın.” Can da ekledi. “Ama yine annen ağzına lokma koyuyor.”

Omuz silkip gülümsedim. “Şikâyetçi değilim.”

Annem saçlarımı usulca karıştırdı. “Ben de değilim.” Son bir lokmayı daha uzattı. “Al bakalım.”

Başımı iki yana sallayıp güldüm. “Bu sefer gerçekten son ama.”

Annem göz kırptı. “Tamam.” Bir saniye durdu. Sonra kaşığı yine uzattı. “...Bu sonun sonu.”

Odadaki kahkahalar bir kez daha yükselirken, ben de istemsizce ağzımı açtım. “Anne...”

“Efendim, orman gözlüm?”

“Sen hiç değişmeyeceksin galiba.”

Annem sevgiyle gülümsedi. “Anne olanlar hiç değişmez, kuzum.”

☾ ✦ ☽

Derin kişisinin engelini kaldırdınız.

Bilinmeyen Hesap: Ne yapıyorsun?

Birkaç saniye sonra telefon titreşti.

Derin: Sana ne yarram.

Telefonun ekranına bakıp istemsizce kahkaha attım. “Beklediğimden sertmiş.” Parmaklarım yeniden klavyeye gitti.

Bilinmeyen Hesap: Ayıp ettin.

Derin: Hak ettin.

Bilinmeyen Hesap: Neden?

Derin: Tanımadığım hesap yazıyor. Bir de ne yaptığımı soruyor.

Derin: Normal cevap mı bekliyordun?

Burnumdan gülerek başımı yastığa yasladım. “Normalmiş aslında...” Tekrar yazdım.

Bilinmeyen Hesap: Haklısın.

Derin: Biliyorum.

Bilinmeyen Hesap: Yine de sohbet etmek istedim.

Derin: Niye?

Telefonu elimde çevirirken istemsizce gülümsedim. Asıl soru şimdi başlıyordu.

Bilinmeyen Hesap: Canım istedi.

Telefon iki saniye geçmeden yine titredi.

Derin: Siktir git.

Kahkaha attım. “Hiç filtresi yok bunun.” Tekrar yazdım.

Bilinmeyen Hesap: Niye kovuyorsun?

Derin: Canım istedi.

Bilinmeyen Hesap: Az önceki cevabımı çaldın.

Derin: Ağla.

Bilinmeyen Hesap: Ağladım.

Derin: Bir peçete vereyim mi?

Burnumdan güldüm. “Allah'ım...” Parmaklarım yine ekrana dokundu.

Bilinmeyen Hesap: Sinirlisin galiba.

Derin: Yok.

Derin: Normalim.

Bilinmeyen Hesap: Normalsem demek istemedin herhalde.

Derin: Yarram sen Türkçe öğretmeni misin?

İstemsizce kahkaha attım.

Bilinmeyen Hesap: Değilim.

Bilinmeyen Hesap: Ama yazım yanlışın var.

Derin: Sen var ya...

Derin: Tam dayaklıksın.

Bilinmeyen Hesap: Numara alıyor musun?

Derin: Yok.

Bilinmeyen Hesap: Niye?

Derin: Manyaklar yazıyor.

Başımı iki yana salladım. “Beni de manyak sandı.” Yazmaya devam ettim.

Bilinmeyen Hesap: Belki manyak değilim.

“Ya da senin manyağın olabilirim…” diye mırıldandım.

Derin: Bu konuşmadan onu çıkardıysan sen daha da manyaksın.

Bilinmeyen Hesap: Kırıldım.

Derin: Kırıldıysan Japon yapıştırıcısıyla yapıştır.

Kahkaham odanın içinde yankılandı. “Of ya...” Yastığı kucağıma alıp ekrana baktım.

Bilinmeyen Hesap: Peki.

Bilinmeyen Hesap: Yaşın kaç?

Derin: Sana ne?

Derin: Yarın öbür gün organ mafyası çıkarsın.

Kahkahayla başımı geriye attım. “Hayal gücüne bak.” Tekrar yazdım.

Bilinmeyen Hesap: Organ mafyası değilim.

Derin: Bunu organ mafyası da söyler zaten.

Telefonu göğsümün üzerine bıraktım. Gülmekten gözümden yaş gelmişti. Telefonu göğsümün üzerinden tekrar elime aldım. “Bakalım şimdi ne diyecek...”

Derin: Bak şimdi güzel kardeşim.

Derin: Sabır taşı gibi sabrettim.

Derin: Ama sen hâlâ yazıyorsun.

Derin: Şu an sana öyle bir söverim ki.

Ardından peş peşe mesajlar düşmeye başladı.

Derin: Gerizekâlı.

Derin: Kim olduğunu bile bilmiyorum lan it

Derin: Siktir git.

Mesajlar ardı ardına geliyordu. Her satır bir öncekinden daha beterdi. Telefon titremekten durmuyordu. Gülmekten karnıma ağrılar girmeye başladı. “Allah'ım... Bu kız nefes almadan sövüyor.”

Başımı yastığa gömdüm. “Bu kadarını beklemiyordum.” Derin sonunda son mesajını attı.

Derin: Şimdi rahatladım.

Burnumdan güldüm. Parmaklarım yeniden klavyeye gitti.

Bilinmeyen Hesap: Sana bir şey söyleyeceğim.

Derin: Söyle.

Bilinmeyen Hesap: Senin gibi tatlı bir kıza bu kadar küfür hiç yakışmıyor.

Yazıyor...

“Kesin yine sövecek.” Telefon titreşti.

Derin: Tatlı mı?

Derin: Sen beni tanıyor musun da tatlı diyorsun?

Bilinmeyen Hesap: Yok.

Bilinmeyen Hesap: Tahmin ettim.

Derin: Tahminini..

Yazıyor…

“Eyvah...”

Tam yeni mesaj düşecekken telefonun ekranına dokundum.

Derin kişisini engellediniz. Engeli kaldırmak için dokunun.

Bir an sessizlik oldu. Sonra kahkaha atmaya başladım. “Yine küfür yiyecektim.” Telefonu yatağın yanına bıraktım. “Biraz sakinleşsin.”

Kendi kendime gülmeye devam ettim. “Muhtemelen şu an ekrana bakıp bana sövüyordur.” Başımı yastığa koydum. “İyi ki engellemişim...”

Telefonu yatağın yanına bıraktım. Yaklaşık beş saniye dayanabildim. Sonra yeniden elime aldım. “Dur bir...”

Engel duruyordu. Ama profiline bakmama engel değildi. İsmine dokunduğumda profili açıldı. İlk gördüğüm şey profil fotoğrafı oldu. İstemsizce gülümsedim.

“Harbi güzel kız...” Parmağımı aşağı kaydırdım. Gönderileri tek tek karşıma çıkmaya başladı. Genelde aynı tarz giyiniyordu. Bol paça pantolonlar, crop üstler ve salaş gömlekler… Tam ona yakışan bir tarzı vardı.

“Tarzı da kendisi gibi değişik.” Bir fotoğrafa daha bastım. Bu kez deniz kenarında çekilmişti. Siyah bir bikini giymişti. Üzerinde minik altın yıldız desenleri vardı. Arkasında masmavi deniz uzanıyordu.

Ama dikkatimi ilk çeken şey o olmadı. Saçları velinden de aşağı iniyordu. Uzun, kabarık ve kıvırcık saçları rüzgârda savrulmuştu. “Şunlara bak...” İstemsizce gülümsedim. “İnsan bununla nasıl uğraşıyor acaba?”

Bir sonraki fotoğrafa geçtim. Bu kez saçlarını toplamıştı. Yine birkaç kıvırcık tutam yüzünün iki yanına düşmüştü. “Toplasa bile durmuyor.” Burnumdan güldüm.

Fotoğrafların çoğunda aynı şey vardı. Kocaman gülümsüyordu. Sanki kameraya değil de hayata gülümsüyordu. Telefonu yüzüme biraz daha yaklaştırdım. “Şu gülüş...”

İçimden sıcak bir his geçti. Sabah bana attığı mesaj geldi aklıma. İstemsizce dudaklarımın kenarı yukarı kıvrıldı. “Bana küfredip iki dakika sonra normal hayatına devam ediyor.” Başımı yastığa bıraktım. “Garip kızsın, Derin...”

Bir süre daha fotoğraflarına baktım. Her karede farklı bir enerji vardı. Ama hepsinin ortak bir noktası bulunuyordu. Çok doğal görünüyordu. Ne poz vermeye çalışıyordu, ne de kendini olduğundan farklı göstermeye. Telefonu göğsümün üzerine bıraktım. Tavana bakarken istemsizce kendi kendime mırıldandım. “Galiba... gerçekten hoşlanıyorum.”

Bir anda doğruldum ve “Elin kızını iki gündür tanıyorum.” diye mırıldandım. Yastığı kaptığım gibi yüzüme bastırdım. “Ya of...” Yastığı dişlerimin arasına alıp hafifçe ısırdım. “Mmmm!” Başımı yatağa bıraktım. “Olmuyor!”

Sağa döndüm. Yine aklıma geldi. Sola döndüm. Yine aklıma geldi. Yastığı bu kez başıma geçirdim. “Kafamı sikeyim!” Derin bir nefes verdim. “Aklımdan çıkmıyor ya!”

Sinirle yastığı karşı tarafa fırlattım. “Sabah mesajı...” Gözümün önüne geldi. “Sonra o küfürleri...” İstemsizce güldüm. “Bir insana söverken bu kadar komik olunur mu?”

Tekrar yatağa uzandım. Kendi kendime söylendim. “Bu iş şakadan çıkıyor.” Başımı iki yana salladım. “Harbi ciddi ciddi düşünmeye başladım.”

Telefonumu yeniden elime aldım. Parmağım istemsizce yine Derin'in profiline gitti. Engel hâlâ duruyordu. Ekrana bakıp burnumdan güldüm.

“Önce engelliyorum… Sonra gidip profiline bakıyorum.” Kendi kendime başımı salladım. “Harbi salaksın oğlum...”

Oda zaten sıcaktı. Hafif hafif terlemeye başlamıştım. Tişörtümün eteklerini tuttum. Başımın üzerinden sıyırıp yatağın üzerine attım. Göğsüme vuran serinlik hoşuma gitmişti. Omuzlarımı geriye attım. Kollarımı iki yana açıp gerindim.

“Offf...” Boynumu sağa sola çevirdim. Tam o sırada, aklıma yine Derin geldi. Başımı tavana kaldırıp yüksek sesle söylendim. “Kafamı sikeyiiimm!” Son kelimeyi resmen şarkı söyler gibi uzattım.

Tam o anda kapı açıldı. Can, Mete ve Yunus aynı anda içeri girdi. Üçü de kapının eşiğinde öylece kaldı. Can'ın ağzı yavaşça aralandı. Mete iki kere göz kırptı. Yunus ise bana, sonra tekrar bana baktı. Kaşımı kaldırdım.

“Ne?”

Hiçbiri cevap vermedi. Can sonunda boğazını temizledi. “Şey...”

Mete hâlâ şaşkın görünüyordu. “Biz...”

Yunus cümleyi tamamladı. “Yanlış zamanda gelmişiz galiba.”

Kaşlarımı çattım. “Ne alaka?”

Can eliyle beni işaret etti. “Oğlum...”

“Ne?” dedim en masum halimle.

“Sen...” Başını tepeden tırnağa kadar salladı. “Harbiden öküz gibi olmuşsun.”

Burnumdan güldüm. “Sağ ol.”

“Yok, ciddiyim.” Mete başını salladı. “Bir hafta önce de iriydin ama… Şimdi omuzların iyice genişlemiş.”

Yunus kollarını iki yana açtı. “Sırt desen kapı gibi.”

İstemsizce kahkaha attım. “Abartmayın.”

Can odanın içine girip yanıma kadar geldi. Koluma hafifçe dokundu. “Lan...” Sonra kolumu iki parmağıyla sıktı. “Harbi kas yapmış bu.”

“Elini çek.”

“Dur bakayım.”

“Elini çek dedim.”

Can hemen iki adım geri sıçradı. “Tamam lan!”

Mete gülmeye başladı. “Az daha omzuna alıp yatağa fırlatacaktı yine.”

Yunus kahkahasını tutamadı. “Can travmayı unutmamış.”

Can omzunu ovuşturur gibi yaptı. “Unutulur mu oğlum? Hâlâ omzum acıyor.”

Üçümüz birden kahkahaya boğulduk. Ben de yatağın üzerindeki tişörtümü alıp başımdan geçirdim. “Tamam, gösteri bitti.”

Can gülerek başını salladı. “Yok oğlum… Derin görse kesin etkilenirdi.”

“Oğlum gerizekâlı mısın sen!?” Gülerek Can’ın bileğini kavradım.

“Lan bırak!”

“Bir daha Derin'in adını ağzına alırsan seni camdan aşağı sarkıtırım.”

Can kahkahalar arasında kurtulmaya çalıştı. “Tamam, tamam!”

“Ciddiyim.” dedim soğuk ifademle. Hala bileğini tutuyordum.

“Bir şey demedim ki!”

“Dedin.”

“Şaka yaptım.”

Kolunu bıraktım. “Şakaların da bir yere kadar.”

Can bileğini ovuşturdu. “Harbi insan değilsin.”

Mete gülerek başını salladı. “Boşuna demiyoruz, bunun gücü başka.”

Yunus da kapıya yaslandı. “Ben Can olsam bir daha bulaşmam.”

Can hemen itiraz etti. “Yok oğlum.”

Parmağını bana doğru uzattı. “Ben bunun sinirini bozmayı seviyorum.”

“Akıllanmıyorsun.”

“Akıllansam Can olur muydum?” Odayı yine kahkahalar doldurdu. Başımı iki yana sallayıp gülümsedim.

“Harbiden malsın.”

Can göğsünü gere gere eğildi. “Teşekkür ederim.”

“İltifat değildi.”

“Ben iltifat olarak aldım.”

Mete yüzünü kapatıp güldü. “Bunun özgüvenine hayranım.”

Yunus da esneyerek saate baktı. “Beyler...”

“Ne?”

“Biraz dışarı çıkalım mı?”

Can hemen doğruldu. “Olur.” Sonra bana döndü. “Sen de gel.”

Hafifçe öksürdüm. “Öh...”

Üçü de aynı anda sustu. Can'ın yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı. “Hâlâ tam iyileşmedin.”

“Biraz daha dinleneyim.” Dedim dramatik bir şekilde.

Mete başını salladı. “İyi olur.”

Yunus da kapıyı açarken gülümsedi. “Akşama yine uğrarız.”

“Eliniz boş gelmeyin.”

Can hemen güldü. “Ne getirelim?”

“Sabır.”

Can iki elini açtı. “O bizde yok.”

Kahkaha atıp başımı iki yana salladım. “Belli oluyor zaten.”

Üçü de güle güle odadan çıktı. Kapı yavaşça kapandı. Oda yeniden sessizleşti. Ben de derin bir nefes alıp yatağıma oturdum. İstemsizce telefonuma doğru baktım.

Dudaklarımın kenarı yine belli belirsiz yukarı kıvrıldı. “Of be… Galiba bu iş gerçekten ciddi...”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.