Aras Demir
Çiğköftelerin son lokmalarını da bitirdikten sonra hepimiz aynı anda sandalyelerimizi geriye ittik. Can kollarını gerdi. “Offff…”
Yiğit kaşını kaldırdı. “Ne oldu?”
“Karnım mutluluktan şarkı söylüyor.”
Mete güldü. “Birazdan yine acıkırsın.”
“Olabilir.”
Yunus boş ayran şişesini çöpe attı. “Ben artık eve geçeyim.”
Can başını salladı. “Tamam. Yarın okulda görüşürüz.”
“Hadi eyvallah.”
Hepimiz sırayla vedalaştık. Yunus AVM'nin çıkışından evine doğru yürürken biz de yurda doğru yola koyulduk. Akşam serinliği iyice çökmüştü. Can iki elini cebine sokmuş ıslık çalıyordu. Mete telefonuna bakıyordu. Yiğit ara sıra önünden geçen arabalara yorum yapıyordu.
Ben ise kulaklığımı boynuma dolamış sessizce yürüyordum. Bir anda telefonum titredi. Can da aynı anda cebinden telefonunu çıkardı.
“Hı?”
Yiğit de ekranına baktı. “Lan...”
Mete kaşını kaldırdı. “Ne oldu?”
Can telefonu bize gösterdi. “Sınıf grubu.”
Yiğit bildirimleri okumaya başladı. “İdil fotoğraf atmış.”
“Hangisi?”
“Horon.”
Can'ın gözleri parladı. “AT BAKAYIM!”
Yiğit fotoğrafı açtı. Altı kişi salonun ortasında horon teperken çekilmişti.
Ben tam ortadaydım. Can fotoğrafa uzun uzun baktı. “Vallahi sanat eseri.”
“Rezillik.” dedim sanki çok edepliymiş gibi.
“Yok oğlum. Gayet karizmatik çıkmışız.”
Mete gülmeye başladı. “Sen her fotoğrafta aynısını diyorsun.”
“Çünkü doğru.”
Tam o sırada yeni bir mesaj geldi.
İdil: Beyler horon ekibi efsaneydi yaa JSKSKSKSK.
Can yazmaya başladı.
Can: Biz doğuştan sanatçıyızz.
Yiğit güldü. “Sanatçıymış.”
Sonra yeni mesaj düştü.
Derin: Aras'ın yüz ifadesi çok iyi çıkmış.
İstemsizce fotoğrafa tekrar baktım. Gerçekten de sanki kaçmaya çalışıyormuşum gibi görünüyordum.
Can dirseğiyle bana vurdu. “Bak bak.”
“Hı?”
“Biri seni fark etmiş.”
“Abartma.” Telefonumu tekrar cebime koydum.
Can ise sinsice sırıttı. “Aras.”
“Hı?”
“Derin'in numarası var mı sende?”
“Yok.”
“Olmalı.”
“Niye?”
“Lazım olur.”
Gözlerimi devirdim ve orta parmağımı gösterdim.
Yiğit kahkaha attı. “Çöpçatanlık moduna geçti.”
“Kes.”
☾ ✦ ☽
Yurda vardığımızda herkes odasına dağıldı. Ben de odama çıkıp kapıyı kapattım. Telefonumu şarja taktım ve yatağın üzerine uzandım. Odayı hafif bir sessizlik kaplamıştı. Refleksle telefonumu elime aldım. Sınıf grubunda hâlâ mesaj yağıyordu.
Bir an duraksadım. Sonra grup bilgilerinin olduğu yere girip katılımcılardan Derin’i bulmaya çalıştım. Bulduktan sonra ise numaralara kaydettim.
Telefonu elimde çevirmeye başladım. “Yazsam mı?” Kısa bir iç cemti. “Boş ver.”
Tam telefonu bırakacakken ekran yeniden aydınlandı. Derin yazmıştı.
Derin: Merrhabaaa
İstemsizce gülümsedim. Demek numaramı o da gruptan bulmuştu. Parmaklarım klavyenin üzerinde dolaştı.
Aras: Merhaba
Mesaj neredeyse anında geldi.
Derin: Rahatsız etmedim dimiii?
Aras: Yokk. Tam tersine şaşırdım.
Derin: Ben de üç dakikadır "yazsam mııı yazmasam mııı" diye düşündüm
İstemeden güldüm.
Aras: Ben de aynı şeyi yapıyordum.
Yazıyor…
Derin: Ciddii misiiin
Aras: Evettt.
Derin: İkimiz de birbirimizin yazmasını beklemişiz jsjsj
Burnumdan kısa bir kahkaha çıktı.
Aras: Galiba öyle olmuş.
Derin: Bu aradaa
Yazıyor…
Derin: Bugün piyano çokk güzeldiii.
Ekrana birkaç saniye baktım. Kulaklarımın yine hafifçe ısındığını hissettim.
Aras: Teşekkür ederimm.
Derin: Şeyyy...
Derin: Bi an ağlayacaktımm galibaa
İstemeden gülümsedim.
Aras: O kadar mı kötüydü?
Mesaj gelir gelmez cevap yazdı.
Derin: YOKKKK
Derin: Tam tersine
Derin: Çok güzeldi diyeee.
Tam cevap yazacakken telefon yine titredi. Bu kez Can yazmıştı.
Can: Lan uyumadın dimiii.
İç çektim.
Aras: Uyumadım.
Bir saniye geçmeden yeni mesaj geldi.
Can: Derin yazdı mııı
Kaşlarımı çattım.
Yazıyor…
Daha mesajı göndermeden mesaj yağmuruna boğuldum.
Can: LAN YAZMIŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ
Can: CEVAP VERME BANA.
Can: GİT ONUNLA KONUŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ
İstemsizce kahkaha attım. Tam o sırada Derin'den yeni mesaj geldi.
Derin: Şeyyy…
Derin: Artıkk numaralaştığımıza göre arkadaşız dimiii?
Ekrana birkaç saniye baktım. Sonra gülümseyerek yazdım.
Aras: Bence dee
Ve nedense uzun zamandır ilk kez, telefon ekranına bakarken yüzümde kendiliğinden oluşan o gülümsemeyi durduramadım. Telefonu yavaşça kapatıp komodinin üzerine bıraktım. Birkaç saniye öylece tavana baktım.
Sonra iki elimin arasına yüzümü aldım. Kulaklarımın hâlâ yandığını hissedebiliyordum. Boynumu tavana doğru kaldırıp gözlerimi kapattım.
“Allah'ım...” diye mırıldandım. Kısa bir kahkaha kaçtı. “Sen beni utandırma.” Bir an duraksadım. “Bu rüyaysa da uyandırma.”
Kendi söylediğime kendim gülümsedim. “Ne diyorsun sen ya...” Başımı iki yana sallayıp ayağa kalktım. Üzerimdeki siyah tişörtü çıkarıp çalışma masasının üzerine bıraktım. Odanın ortasına geçtim.
“Hazır uyumamışken...”
Omuzlarımı geriye attım. Birkaç dakika esneme hareketleri yaptıktan sonra barfiks demirine uzandım. Avuçlarım demiri kavradı. Nefes alışverişim düzenli bir ritimde devam ederken tekrar yukarı çekildim.
Omuzlarım ve sırt kaslarım her tekrarda biraz daha geriliyordu. Kısa bir molanın ardından direnç lastiğini alıp sırt antrenmanına geçtim. Kürek kemiklerimi sıkıştırarak kontrollü tekrarlar yaptım.
Dakikalar ilerledikçe zihnim yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Ama ne zaman nefeslenmek için dursam telefon ekranındaki o mesaj aklıma geliyordu.
İstemsizce yine gülümsedim. “Galiba...” diye mırıldandım. “Bugün gerçekten güzel bir gündü.”
Antrenmanı bitirince omzuma havlumu aldım. Alnımdaki teri silerken pencereyi hafifçe araladım. Gece serinliği odaya doldu. Derin bir nefes çektim. İçimde uzun zamandır hissetmediğim kadar hafif bir huzur vardı.
Havluyu yatağın kenarına bıraktım. Dolabın kapağını açacak gibi oldum fakat vazgeçtim. “Boş ver.”
Zaten oda sıcaktı. Işığı kapatıp yatağa uzandım. Yorganı üzerime çektiğim anda serin kumaş tenime değdi. İstemsizce gözlerimi kapattım. “Off...”
Günün bütün yorgunluğu sanki o an omuzlarımdan akıp gidiyordu. Sağ elimin parmakları refleksle saçlarıma gitti. Uzayan kahverengi saçlarımı yavaşça geriye doğru taradım. Bir tutam yine alnıma düştü. Hafifçe gülümsedim.
Tam o sırada aklıma yıllar önce yaşanmış bir anı geldi. Çocukluğum gözlerimin önüne gelmişti. Gözlerimi tavana diktim. İçimdeki o sıcak huzur, yerini yavaş yavaş eski bir hatıranın sessizliğine bırakıyordu.
⋆
Parmaklarım piyanonun tuşlarının üzerinde dolaşıyordu. Küçük ayaklarım tabureden sallanıyordu. Pedallara bile tam basamıyordum. Kaşlarımı çatıp aynı yeri bir kez daha çaldım.
Ama hep yanlış oluyordu. Bir notayı kaçırıyordum. “Of ya...” Dudaklarımı büzüp tuşlara sinirle baktım. “Neden olmuyor?”
Bir kez daha denedim. Yine aynı nota, yine hata. Gözlerim dolmaya başlamıştı. “Yapamıyorum.” Ellerimi yavaşça tuşların üzerinden çektim. Piyanonun kapağına baktım. “Ben çalamayacağım.”
Tam tabureden inmeye hazırlanırken arkamdan tanıdık bir ses geldi. “Kim dedi?”
Başımı çevirdim. Babam kapının kenarına yaslanmış bana bakıyordu. Yüzünde her zamanki sakin gülümsemesi vardı. Yavaşça yanıma geldi ve hiç konuşmadan diz çöktü. Sonra elini saçlarımın arasına daldırıp her zamanki gibi dağıttı.
“Baba yaa...”
“Ne var?”
“Bozuluyor.”
“Bence daha güzel oluyor.” İstemeden gülümsedim. Babam piyanoya baktı. “Hangi yer olmuyor?”
Parmağımla notayı gösterdim. “Burası.”
“Bir daha çal bakalım.”
Derin bir nefes alıp yeniden denedim. Yine yanlış bastım. Başımı önüme eğdim. “Olmuyor işte...”
Babam sadece başını salladı. “Aras.”
“Hı?”
“Bir notayı yanlış çalman önemli değil.” Sessizce onu dinledim. “Önemli olan...” Elini omzuma koydu. “Vazgeçmemen.”
Gözlerimi yeniden piyanoya çevirdim. “Ya yine yanlış olursa?”
Babam gülümsedi. “O zaman bir daha denersin.”
“Bir daha yanlış olursa?”
“Bir daha denersin.”
“Bir daha?”
“Elbet bir gün doğru olacak.”
Küçük parmaklarımı yeniden tuşların üzerine koydum. Bu kez daha yavaş bastım. Melodi yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Son notaya bastığım anda babam alkışlamaya başladı. “İşte benim oğlum.”
Kulaklarım sıcacık olmuştu. “Güzel miydi?”
Babam hiç düşünmeden başını salladı. “Çok güzeldi.”
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
Sonra yine saçlarımı karıştırdı. “Bak ne oldu?”
“Ne?”
“Vazgeçmedin.”
Küçük hâlimle gülümseyip yeniden piyanoya döndüm. Bu kez parmaklarım tuşlara çok daha cesur dokunuyordu.
Denemekten vazgeçmemiştim.
⋆
Yağmur camı usul usul dövüyordu. Burnumu cama yaslamış dışarıyı izliyordum. Kaldırımın üzerinde oluşan küçük su birikintilerine düşen damlalar birbirinin içine karışıyordu.
“Anneee...”
Annem mutfaktan seslendi. “Efendim kuzum?”
“Dışarı çıkabilir miyiiim?”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra salona geldi. Elindeki kurulama bezini omzuna attı. Pencereden dışarı baktı. “Arascığım... Yağmur yağıyor.”
“Biliyorum.”
“Islanırsın.”
“Islanmam.” dedim en masum ifademi kullanarak. Kafamı iki yana salladım.
Kaşını kaldırdı. “Yağmurdan nasıl ıslanmayacaksın bakalım?”
Kollarımı iki yana açtım. “Koşarım.”
Annem kahkaha attı. “Sen gerçekten çok inatçısın.”
Dudaklarımı büzdüm. “Lütfeeennn...”
Bir süre bana baktı. Sonunda gülümsedi. “Tamam.”
Gözlerim parladı. “Gerçekten mi?”
“Ama beş dakika.”
“Tamammm!” Sevinçle zıplayarak odama koştum. Yağmurun altında ıslanmak dünyadaki en güzel şey olabilirdi.
“Montunu giyeceksin.”
“Tamam!”
“Şapkanı takacaksın.”
“Tamam!”
Kapıya doğru öyle bir fırladım ki annem arkamdan gülmeye başladı. “Ayakkabını giy bari!”
“Tamam!”
☾ ✦ ☽
Yağmurun altında oradan oraya koşturuyordum. Su birikintilerine zıplıyor, ellerimi gökyüzüne açıyor, kahkahalar atıyordum. Montum çoktan sırılsıklam olmuş, saçlarım alnıma yapışmıştı. Ama umurumda değildi. Tam eve dönerken hapşurmaya başladım.
“Hapşuu!” Burnumu çektim. “Hapşuu!” Bir tane daha. “Eyvah...”
Kapıyı açıp içeri girdim. Annem beni görünce olduğu yerde kaldı. “Aras!”
Başımı eğdim. “Şey...”
“Sen yağmurda yüzdün mü?” dedi telaşla.
“Biraz...”
“Biraz mı?”
Montumdan yere damla damla su akıyordu. “Hapşuu!”
Annem güldü. “Gel bakalım sen.”
Banyoda küçük tabureye oturuyordum. Üzerimde kuru pijamalar vardı. Omuzlarımın üzerinde kalınca bir havlu duruyordu. Annem arkamda durmuş saçlarımı havluyla kuruluyordu.
“Hapşuu!”
“Çok yaşa.”
“Sağ ol...” Başımı hafifçe geriye çevirdim. “Anniş...”
“Hı kuzum?”
“Üşüyorumm...”
Annem havluyu biraz daha sıkıca omuzlarıma sardı. “Çünkü söz dinlemedin.”
Dudaklarımı büzdüm. “Ama yağmur çok güzeldi.”
“Elbette güzeldi.”
“Sen niye gelmedin?” dedim merak içinde.
“Çünkü hasta olmak istemedim.”
“Ben oldum galiba.”
Oldukça ciddi bir ifadeyle başını salladı. Annem gülmemek için dudaklarını ısırıyordu. Tarağı aldı ve yavaşça saçlarımı taramaya başladı. Tarak saçlarımın arasından geçerken sıcacık sesi duyuldu.
“Sen de tıpkı benim gibi tatlı ve inatçısın.”
Başımı biraz daha geriye yasladım. “Tatlı mıyım gerçekten?”
“Gerçekten.”
“Çok mu?”
“Çok.”
Küçük bir gülümseme yayıldı yüzüme. Sonra aklıma yine bir soru geldi. “Anniş...”
“Sor bakalım.”
“Yağmur niye yukarı yağmıyor?”
Annem bir an durdu, sonra ise gülerek cevapladı. “Çünkü yer çekimi aşağı çekiyor.”
“Yer çekimi görünmüyor ama.”
“Evet.”
“O zaman gizli süper kahraman mı?”
Bu kez kahkahasını tutamadı. “Olabilir.”
Gözlerim büyüdü. “Gerçekten mi?”
“Belki.”
Biraz düşündüm. “Peki bulutlar ıslanıyor mu?”
“Onlar zaten su.” dedi sabırla.
Merak edip birkaç soru daha sormaya başladım. “Balıklar su içiyor mu?”
“İçiyor.”
Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. “Boğulmuyorlar mı?”
“Hayır.”
Dudağımı büzdüm. “Niye?”
“Çünkü balıklar.”
Başımı iki yana salladım. “Hiç adil değil.”
Annem yine gülmeye başladı. Saçlarımı taramayı bitirince önümde çömeldi. Ben ise hiç düşünmeden iki kolumu açıp bacağına sarıldım. “Üşüyorum...”
“Gel bakalım.”
Başımı dizine yasladım. Annem parmaklarını saçlarımın arasına daldırdı. Usulca karıştırmaya başladı. Dağınık hâle getiriyordu. Ben gözlerimi kapatmıştım. “Anniş?”
“Hı?”
“Ben büyüyünce de saçımı sen tarar mısın?”
Parmakları bir an durdu. Sonra tekrar saçlarımın arasında dolaşmaya başladı. “Sen izin verirsen... neden olmasın?”
“Veririm.”
“Büyüyünce kocaman olacaksın ama.”
“Kocaman olsam da olur.” dedim sevgiyle.
“Saçın çok uzarsa?” dedi annem lülelerimle oynarken.
“Daha çok tararsın.”
Annem burnumu hafifçe sıktı. “Benim güzel oğlum.”
Ben de küçük ellerimle saçlarımı bozup ona gösterdim. “Bak!”
“Neye bakıyorum?” Kıkırdadı.
“Dağıldı. Böyle daha güzel.”
Annem gülümsedi. “Evet...” Parmaklarını yeniden saçlarımın arasından geçirdi. “Bence de böyle daha güzel.”
“Hapşuu!” Burnumu çekip anneme baktım. “Anniş…”
“Hı kuzum?” dedi saçlarımı okşarken.
“Biraz oyun oynayalım mı?”
Annem gülümsedi. “Ne oynayacağız bakalım?”
“Evcilik.”
“Tamam, bakarız kuzum.” Dedi ve bana sımsıkı sarıldı.
Sevinçle ayağa fırlayacakken yine hapşırdım. “Hapşuu!”
Annem başını iki yana salladı. “Bak, daha yeni kuruttum seni.”
“Bir şey olmaz.”
“Olur.”
Küçük adımlarla yanına gidip elini tuttum. “Lütfeeenn…”
Annem yüzüme baktı. Gülümsüyordu ama gözlerinin altında hafif bir yorgunluk vardı. Elini yavaşça karnına götürdü. “Kuzum… Annemin karnı bugün biraz ağrıyor.”
Başımı eğdim. “Ağrıdı mı?”
“Biraz.”
“Çok mu?”
“El kadar.”
İki elimle küçücük bir yer gösterdim. “Bu kadar mı?”
Annem gülerek başını salladı. “Biraz daha fazla.”
“Geçer mi?”
“Biraz dinlenirsem geçer.”
Kısa bir süre düşündüm. “Şimdi mi dinleneceksin?”
“Evet.” Başını hafifçe salladı. “Birazdan oynarız kuzum.”
“Gerçekten?”
“Gerçekten.”
Yüzüne uzun uzun baktım. Sonra sessizce başımı salladım. “Tamam.”
Ne ağladım, ne de üsteledim. Sadece usulca yanına yürüdüm. Annem koltuğa oturunca ben de dikkatlice dizlerine çıktım. Karnına yaslanmamaya özen göstererek bacaklarının üzerine oturdum. İki kolumu boynuna doladım.
“Böyle oturabilir miyim?”
Annem hiç düşünmeden beni kendine doğru çekti. “Tabii ki oturabilirsin.”
Başımı omzuna yasladım. “Hareket etmeyeceğim.”
“Niye?”
“Çünkü dinleniyorsun.”
Annem gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “Benim düşünceli oğlum…”
Küçük parmaklarımla onun elini tutmaya başladım. Bir süre hiçbirimiz konuşmadık. Sadece yağmurun cama vuran sesi duyuluyordu. Sonra başımı kaldırıp fısıldadım. “Anniş…”
“Hı?”
Dudağımı büzdüm ve masumca “Beni seviyor musun?” diye sordum.
Annem bir an bana baktı. Sonra öyle sıcak gülümsedi ki sanki bütün ev ısınmıştı. İşaret parmağıyla burnuma hafifçe dokundu. “Ben seni nasıl sevmem?”
Küçük kaşlarımı çattım. “Çok mu?”
“Çook.”
“Ne kadar?”
İki kolunu yavaşça iki yana açtı. “Gökyüzü kadar.”
Başımı iki yana salladım. “O çok büyük.”
“Evet.” Annem gülmeye başladı. “Deniz kadar.”
“Dahaaa.” dedim sevinç içinde.
“Orman kadar.”
Gözlerim parladı. “Ben de ormanı seviyorum.”
Annem burnumu öptü. “Ben de orman gözlümü seviyorum.”
Kıkırdadım. “Ben mi ormanım?”
“Senin gözlerin orman gibi çünkü.”
Merakla gözlerimi açtım. “İçinde sincap var mı?”
Annem kahkahasını tutamadı. “Belki vardır.”
“Kurt?”
“Yok.”
“Neden?” dedim hayal kırıklığı içinde.
“Çünkü bütün kurtlar senden korkup kaçmıştır.”
Küçük bir kahkaha attım. “Ben korkutmam ki.”
“Biliyorum.” Başımı tekrar omzuna yasladım. Saçlarımla oynamaya başladı. Parmakları yine yavaş yavaş kahverengi saçlarımı tarıyordu. “Şu saçlara bak...”
“Ellemeyi seviyorsun.” dedim gülerken.
“Çünkü çok güzel.”
“Niye hep dağılıyor?”
Bir tutamı parmağına doladı. “Çünkü senin gibi.”
Başımı kaldırdım. “Ben dağılıyor muyum?”
“Biraz.”
“Nasıı?”
“Hem tatlısın...” Burnuma minicik dokundu. “Hem de inatçısın.”
Dudaklarımı büktüm. “İnatçı değilim.”
“Değilsin tabii.”
“Değilim.” dedim kollarımı anneme daha da sararken.
“Yağmur yağarken dışarı çıkan kimdi?”
Sessizce yere baktım. “Ben...”
“Üşüyen kimdi?”
“Ben...”
“Hapşıran?”
“Ben…”
Annem kahkahaya boğuldu. “Yakaladım.”
Ben de gülmeye başladım. Sonra tekrar ona sokuldum. Küçük ellerimle beline sarıldım. “Anniş...”
“Hı?”
“Üşüyorum.”
Beni biraz daha kendine çekti. “Gel.”
Başımı göğsüne yasladım. Kalbinin sesini duyabiliyordum. Saçlarımın arasına yüzünü gömdü. Derin derin kokumu içine çekti.
“Mis gibi kokuyor benim orman gözlüm...”
“Kokuyor muyum?”
“Evet.”
“Neye benziyo?”
Annem birkaç saniye düşündü. “Yağmura, sabuna… Evime...”
Ne dediğini tam anlayamamıştım. Sadece gülümsediğini gördüm. Bir elimle yanağını tuttum. “Anniş...”
“Hı?”
“Sen hep böyle kalacak mısın?”
“Nasıl?”
“Benim annem.”
“Evet.”
“Hiç gitmeyecek misin?”
“Gitmeyeceğim.”
“Ben de gitmeyeceğim.” Parmağımı onun yanağına koydum. “Hep senin yanında kalacağım.”
Annemin gülümsemesi o anda titredi. Gözleri bir anda dolmaya başladı. Ben hiçbir şey anlamadan yüzüne baktım. “Anniş...”
Sessizce gülümsedi. “Efendim kuzum?”
“Büyümek istemiyorum.”
“Neden?”
“Çünkü...” İki kolumla boynuna daha sıkı sarıldım. “Senin kucağında kalmak istiyorum.”
O an annemin gözünden ilk damla sessizce yanağına süzüldü. Beni öyle sıkı sardı ki sanki bırakırsa kaybolacakmışım gibi. Saçlarımı öptü, alnımı öptü, yanaklarımı öptü. Titreyen sesiyle fısıldadı. “Canım oğlum...”
Küçük ellerimle gözyaşlarını silmeye çalıştım. “Niye ağlıyorsun?”
Başını hafifçe iki yana salladı. “Mutluluktan...”
“Mutluluktan ağlanır mı?”
“Bazen ağlanır.”
“Neden?”
Çenemden tuttu. Gözlerimin içine baktı. “Çünkü seni çok seviyorum.”
Sonra beni yeniden bağrına bastı. “Sen büyüsen de...” Saçlarımı okşamaya devam etti. “Bu kucak hep senin olacak.”
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
Yanaklarındaki yaşları görünce küçücük kaşlarım yeniden çatıldı. İki elimle yüzünü tuttum. “Anniş...”
“Hı kuzum?”
Dudağımı büzdüm. “Bir şey söyleyeceğim.”
“Söyle bakalım.”
Ciddi ciddi başımı salladım. “Eğer sen...” Kelimeleri dikkatle seçmeye çalışıyordum. Annemi üzmek istemiyordum. “Mutluluktan bile olsa böyle ağlayacaksan...” Annem sessizce beni dinliyordu. “Ben seni bir daha sevindirmeyeceğim.”
Gözleri bir anda daha da doldu. Ben ise telaşla devam ettim. “Çünkü ben seni ağlatmak istemiyorum.” Küçük başımı iki yana salladım. “Hiç istemiyorum. Ben seni hep güldürmek istiyorum.” Bir an durup gözlerine baktım. “Ama gülerken de ağlama. Olur mu?” Hafifçe gülümsedim. “Gül sadece.”
Annem o an yüzünü çevirdi. Sanki ağladığını bana göstermemeye çalışıyordu. Sonra derin bir nefes aldı. Tekrar bana döndüğünde gözlerinde hâlâ yaş vardı ama bu kez kocaman gülümsüyordu. “Tamam.”
“Tamam mı?”
“Tamam.
Sevinçle gülerken dudağımdan bir “Hııığğ!” sesi çıktı ve annem dayanamadı. Kahkahasının arasına yine birkaç damla yaş karıştı. Ben hemen işaret parmağımla yanağındaki yaşları sildim.
“Bak yine oldu...”
Annem gülümseyerek alnımı öptü. “Bu son.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
Küçük parmağımı ona uzattım. “Parmak sözü?”
Annem hiç düşünmeden küçük parmağını benimkine doladı. “Parmak sözü.”
İçim rahatlamıştı. Başımı tekrar göğsüne yasladım. “Tamam… Şimdi iyisin anniş.”
Annem saçlarımı okşarken usulca fısıldadı. “Benim kıyamayan oğlum...”
⋆
Yorganı başıma kadar çektim. Odanın içi karanlıktı. Rüzgâr pencereye vurdukça perde hafifçe hareket ediyor, duvarda garip gölgeler oluşuyordu. Yorganı biraz daha yüzüme çektim. Sadece burnum dışarıdaydı.
İçimden sessizce saymaya başladım. “Bir...” Koridordan bir ses geldi. Hemen gözlerimi kapattım. “İki...” Ses bu kez kapının önünden gelmişti. Küçük ellerimle yorganı iyice tuttum. Tam o sırada kapı usulca aralandı. Koridordan gelen sarı ışık odamın içine yayıldı.
“Aras?”
Annemin sesiydi. Yorganın ucunu yavaşça indirdim. Sadece gözlerim görünüyordu. “Anniş...”
Annem yanıma kadar geldi. Yatağın kenarına oturup saçlarımı geriye doğru okşadı. “Buradayım.”
Yorganın içinden minicik sesim duyuldu. “Korktum...”
Annem eğilip alnımı öptü. “Neden korktun benim orman gözlüm?”
Omuz silktim. “Bilmiyorum...” Yorganı tamamen üzerimden attım. Yataktan inip doğruca ona yürüdüm. Sonra iki kolumla bacağına sımsıkı sarıldım. Yanağımı dizine yasladım. “Uyuyalım mı?”
Annem hiç beklemeden eğildi. “Uyuyalım.” İki koluyla beni kucağına aldı. Başım otomatik olarak omzuna yaslandı. Mis gibi kokuyordu. Koridorun loş ışığında kendi odasına doğru yürümeye başladı.
Başımı kaldırıp yüzüne baktım. “Anniş...”
“Hı, kuzum?”
“Ben nasıl doğdum?”
Annem gülümsedi. “Bir gün seni kalbimde çok istedim.” Sessizce dinliyordum. “Sonra Allah seni bana emanet etti.”
Gözlerim büyüdü. “Beni seçti mi?”
“Elbette.”
“Niye beni seçti?”
“Çünkü sen benim oğlum olacaktın.”
İçim ısınmıştı. Başımı yeniden omzuna yasladım. Birkaç adım sonra yine konuştum. “Anniş...”
“Hı?”
“Sen neden hep güzel kokuyorsun?”
Annem güldü. “Güzel mi kokuyorum?”
“Evet.”
“Neye benziyor?”
Burnumu omzuna iyice bastırdım. “Bilmiyorum.” Bir kez daha kokladım. “Ama çok güzel.”
Annem saçlarımı öptü. “Sen de çok güzel kokuyorsun.”
“Ben neye benziyorum?”
“Yağmurdan sonraki ormana.”
Kıkırdadım. “Yine orman.”
“Çünkü sen benim orman gözlümsün.”
Odasına girip yatağın üzerine oturdu. Beni dikkatlice yanına yatırdı. Yorganı ikimizin de üzerine çekti. Hiç düşünmeden ona sokuldum. Başımı göğsüne yasladım. Kalbinin sesini duyabiliyordum. Parmağımın ucuyla usulca göğsüne dokundum. Yumuşacıktı.
Kıkırdadım. “Yumuşak...”
Annem de gülmeye başladı. “Elma kurdu.”
“Ben mi?”
“Evet.”
Tekrar hafifçe dokundum. “Yumuşacık.”
“Gıdıklanıyorum ama.” Dedi annem gülerken.
Elimi hemen çektim. “Özür dilerim.”
“Olur mu hiç?”
Tekrar başımı göğsüne yasladım. İki elimle pijamasını tuttum. “Anniş...”
“Hı?”
“Seni çok seviyorum.”
Annem birkaç saniye hiçbir şey söylemedi, sadece saçlarımı okşamaya devam etti. Sonra usulca fısıldadı. “Ben de seni çok seviyorum...” Alnımı öptü. “Dünyadaki her şeyden daha çok.”
Gözlerim ağırlaşmaya başlamıştı. Tam uykuya dalacakken son kez mırıldandım. “Anniş...”
“Hı, orman gözlüm?”
“Sabah olunca yine burada olur musun?”
Annem beni biraz daha kendine çekti. “Sabah olunca da burada olacağım.”
“Öbür sabah?”
“Onda da.”
“Hep?”
“Hep.”
Söylediği cümlelerden sonra rahatlayarak gözlerimi kapattım.
⋆
Gözlerimi yeniden tavana diktim. Odanın içi yine sessizdi.Ne yağmur vardı, ne de annemin saçlarımın arasında dolaşan parmakları. Sadece yurdun geceleri…
Boğazım düğümlendi. Sağ elim yine saçlarıma gitti. Parmaklarım kahverengi saçlarımın arasından yavaşça geçti. İstemsizce gülümsedim.
Annemin yıllar önce söylediği cümle kulaklarımda yankılandı. Sonra gülümsemem yavaşça kayboldu. Yorganı biraz daha üzerime çektim. Soğuk kumaş göğsüme değince istemsizce ürperdim.
Annem üstüm açıldığında gecenin bir yarısı bile fark ederdi. Sessizce odama gelir, yorganı omuzlarıma kadar örterdi. Saçlarımı geriye doğru okşardı. Bazen ben uyanmazdım bile. Sabah kalktığımda sadece üzerimin örtülü olduğunu anlardım.
Derin bir nefes verdim. Fısıltı hâlinde mırıldandım. “...Neredesin anne?”
Cevap veren olmadı. Boğazım biraz daha düğümlendi. “Kucağın nerede...?” Gözlerimi kapattım. “O mis gibi kokun nerede...?”
Yutkundum. Ne kadar büyürsem büyüyeyim insan bazen sadece annesinin yanında çocuk olmak istiyordu. Telefonum komodinin üzerindeydi. Uzun süre baktım. “Rahatsız eder miyim?”
Saat geceyi geçmişti. Belki uyuyordu, belki de beni bekliyordu. Hiç düşünmeden telefonu elime aldım.
Telefon çalmaya başladı. Tam kapanacakken karşı taraftan tanıdık o ses duyuldu. “Orman gözlüm?”
Daha ilk kelimesinde boğazımdaki düğüm çözüldü. “...Anne.”
“Uyumadın mı kuzum?”
Cevap veremedim. Sessizliğim yetmişti. Annem hemen anlamıştı.
“Ne oldu?”
Dudaklarımı ısırdım. “Hiç...”
“Aras.” O sesi yıllardır hiç değişmemişti. Yumuşacıktı. “Bir şey olmuş.”
Başımı yastığa gömdüm. “Yok...”
“Orman gözlüm.” Sesi daha da yumuşadı. “Özledin mi beni?”
Artık tutamadım. Gözlerimden yaşlar sessizce yastığa düştü. “...Çok.”
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu. Sonra onun da nefes alışını duydum. “Ben de seni çok özledim.”
Gözlerimi sımsıkı kapattım. “Anne...”
“Hı?”
“Sana sarılmayı özledim.” Kalbim sanki göğsümün içine sığmıyordu. “Saçımı okşamanı özledim.” Bir damla daha aktı. “Üzerimi örtmeni özledim.” Sesim iyice titremeye başladı. “...Seni çok özledim.”
Karşı taraftan hafif bir iç çekiş geldi. “Ben de seni çok özledim orman gözlüm. Keşke şimdi yanında olsaydım.”
“Ben de isterdim.”
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık. Sadece birbirimizin nefesini dinledik. Sonra annem usulca konuştu.
“Üzerinde yine bir şey yok değil mi?”
İstemsizce burnumdan küçük bir kahkaha kaçtı. “...Yok.”
“Aras.”
Gülümsedim çünkü bunu diyeceğini biliyordum. Sesi ne sinirliydi, ne de azarlayıcı. Sadece endişe vardı.
“Ne dedim ben sana?”
“Üstün açık yatma.” diye mırıldandım.
“Aferin. Dinlememişsin yine.”
“Biraz sıcak.”
“Sıcak da olsa hasta olursun.”
İç çekerek doğruldum. Yatağın ucundaki tişörtümü alıp üzerime geçirdim. “Giydim.”
“İyi.”
Yanaklarımdaki yaşları sildim. “Beni hâlâ çocuk sanıyorsun.”
Annem hiç düşünmeden cevap verdi. “Çünkü benim için öylesin.”
İçimde bir şey yeniden sıcacık oldu. Gülümsedim. “İyi ki varsın anne.”
“İyi ki sen varsın, orman gözlüm.”
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre ekrana baktım. Kalbimdeki boşluk eskisi kadar büyük değildi. Telefonu yeniden komodine bıraktım. Tam yorganı üzerime çekecekken aklıma bir çift kahverengi göz geldi.
İstemsizce güldüm. “Derin...”
Başımı yastığa gömdüm. “Bugün sen de iyi ki yazmışsın.”
Yüzümde küçük bir gülümsemeyle gözlerimi kapattım. Son mesajlaşmalarımız zihnimde yer edinirken uykuya daldım.
Derin Karaca
Yüzümdeki gülümseme bir türlü kaybolmuyordu. Bir kez daha en son yazdığı mesaja baktım. Bir an telefonu göğsüme bastırdım. “Arkadaşız…”
Sözcüğü fısıldarken bile yüzüm istemsizce daha çok gülümsüyordu. “Arkadaşız!”
Kendimi tutamadım. Yatağın üzerinde dizlerimin üzerine kalkıp küçücük bir çığlık attım. “Allah'ım!” Sonra yatağın üzerinde iki kere zıpladım. “Yaaa!”
Yastığı alıp yüzüme bastırdım ki yurttakiler sesimi duymasın. Ama işe yaramıyordu. Kahkaham yastığın içinden bile çıkıyordu. “Bu kadar mutlu olunur mu ya!”
Telefonumu tekrar elime aldım. Mesajlara yeniden baktım. Sanki biraz önce okumamışım gibi bir daha okudum.Her okuyuşumda yüzüm biraz daha kızarıyor, gülümsemem biraz daha büyüyordu.
“Ne güzel yazıyor…” Telefonu göğsüme bastırıp sırtüstü yatağa uzandım. Ayaklarımı havaya kaldırıp çocuk gibi sallamaya başladım. Sonra yine dayanamadım. Bir kez daha ayağa fırladım.
Odanın içinde küçük küçük zıplıyordum. “Tamam Derin…” Kendi kendime gülerek konuştum. “Biraz sakin ol.”
Olmuyordu. Kalbim sanki yerinde durmayı bilmiyordu. Tam o anda bu kadar sevinince hep aynı şeyi yaptığım geldi aklıma. Çocukken de ne zaman dünyalar benim olsa, yerimde duramaz, evin içinde zıplaya zıplaya dolaşırdım.
O eski anlardan biri, zihnimin kapısını usulca araladı.
İstemsizce gülümsedim. “Yine aynıyım…” diye fısıldadım. Ve çocukluğumun en güzel anılarından biri, yavaş yavaş gözlerimin önünde canlanmaya başladı.
⋆
Küçük ayaklarım kaldırım taşlarının üzerinde sekerek ilerliyordu. Bir elim annemin elindeydi, diğer elimde ise yarısı yenmiş çilekli dondurmam vardı.
“Annee...” dedim ağzım doluyken.
“Hı?”
“Bugün parka yine gider miyiz?”
“Eve uğrayalım, sonra bakarız.”
Başımı salladım. Tam o sırada kulağıma incecik bir ses geldi. “Miyav...”
Olduğum yerde durdum. “Anne.”
Annem de durup bana baktı. “Ne oldu?”
Parmağımla kaldırımın kenarını gösterdim. “Oradan ses geldii...”
İkimiz birlikte eğilip baktık. Çalıların arasında küçücük, sapsarı bir yavru kedi titriyordu. Yağmurdan tüyleri birbirine yapışmıştı. Kocaman gözlerle bize bakıyor, korkudan yerinden bile kıpırdayamıyordu. Gözlerim kocaman açıldı. “Anneee...”
“Hı kuzum?”
“Bebek...”
Annem de onu görünce diz çöktü. “Ah kıyamam sana...”
Ben de hemen yanına çömeldim. “Elimle sevebilir miyim?”
“Yavaşça.”
Minicik parmağımı uzattım. Kedi önce geri çekildi, sonra burnuyla parmağıma minicik dokundu. Kıkırdadım. “Anne! Beni sevdiii!”
Annem de gülümsedi. “Sanırım seni sevdi.”
Kediyi iki elimin arasına dikkatlice aldım. O kadar küçüktü ki avuçlarımın içine sığıyordu. Başını göğsüme yaslayınca içim sıcacık oldu. “Anneciğim...”
“Hı?”
“Eve alabilir miyiz?”
Annem cevap vermedi. Ben hemen devam ettim. “Lütfen… Anneciğimm...” Başımı kaldırıp ona baktım. “Üşüyo...” Kedi de tam o anda minicik bir "miyav" dedi.
Annem derin bir nefes aldı. “Babanla konuşmamız gerekecek.”
Dudaklarım büzüldü. “Olmaz mı?”
“Olmaz demedim.”
Gözlerim parladı. “Gerçekten mi?”
“Önce eve götürelim.”
Sevinçten yerimde zıplamaya başladım. “Yaşasııın!”
Kediyi dikkatlice kucağıma bastırıp bütün yolu gülerek yürüdüm. Babam kapıyı açınca ilk gördüğü şey benim kucağımdaki minik kediydi. Kaşını kaldırdı.
“Bu misafir kim bakalım?”
Ben hemen konuşmaya başladım. “Babacığımm...”
“Hı?”
“Bize kendi geldi.”
“Öyle mi?”
Başımı deli gibi salladım. “Çok üşümüş.”
Babam eğilip kediyi sevdi. “Gerçekten de küçücükmüş.”
Hemen kollarına sarıldım. “Bizimle kalabilir mii?”
Babam anneme baktı. Annem sadece omuz silkip gülümsedi. “Kararı sen ver.”
Babam bana döndü. “Peki...” Nefesimi tuttum. “Ama ona çok iyi bakacaksın.”
Bir an söylediklerini anlayamadım.
“Yani...” Babam gülümsedi. “Bizimle kalabilir.”
“Gerçekten miii!” Çığlık atıp olduğum yerde zıplamaya başladım. “Yaşasııın!”
Kediyi havaya kaldıracak gibi oldum ama annem hemen güldü. “Yavaş, korkacak.”
“Tamam!” Sonra yine zıpladım. Evde bir o yana bir bu yana koşturuyor, kahkahalar atıyordum. “Benim arkadaşım olduu!”
Babam güldü. “Arkadaşın mı?”
“Evet!” Kediyi tekrar kucağıma aldım. “Benim ilk arkadaşım.”
Burnumu başına değdirdim. “Artık hiç yalnız değilim.”
Minicik patisini elime koydu. Kalbim sanki yerinden çıkacak gibiydi. O gün sevinçten kaç kere zıpladığımı bilmiyorum.
⋆
Yüzümdeki gülümseme bir türlü gitmiyordu. Yorganı çeneme kadar çektim. Tavana bakarken istemsizce iç geçirdim. “Galiba...” diye fısıldadım kendi kendime. “Ben hâlâ aynı Derin'im.”
Dört yaşındayken de böyleydim. Mutlu olunca yerimde duramaz, evin içinde zıplar dururdum. O gün de öyle olmuştu. Şimdi de farklı değildi.
Tek fark bu kez sevincimin sebebi küçücük, sapsarı bir kedi olmamasıydı.
Aklıma yeşil gözlü, utandıkça kulakları kızaran bir çocuk geldi. İstemsizce yastığı yüzüme bastırıp kıkırdadım. “Aras...”
İsmini ilk kez sesli söylemiştim. Nedense kulağıma çok güzel gelmişti. Telefonumu elime aldım. Son mesajımıza bir kez daha baktım.
Sadece iki kelimeydi. Ama nedense bütün gece gülümsememe yetmişti. Telefonu göğsüme bastırdım. “İyi ki yazmışım...” Belki de yazmasaydım hiç konuşamayacaktık. Bu düşünce bile içimi ürpertti. Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı. Yarın okulda onu görecektim.
Acaba yine utangaç utangaç gülümser miydi? Yoksa hiçbir şey olmamış gibi davranır mıydı?
Hangisi olursa olsun artık bunu düşünmek bile yüzümü güldürüyordu. Dudaklarımın kenarında küçücük bir gülümsemeyle gözlerimi kapattım. Ve çocukluğumdan beri hiç değişmeyen o tatlı heyecanı kalbimde hissederek uykuya daldım.