Aras Demir
“Herkes dinlesin. Bugün voleybol oynayacağız. Erkekler kendi arasında, kızlar kendi arasında maç yapacak.”
Bir anda salon hareketlendi. “Biz alacağız maçı!”
“Hayal görme!” Can hemen kolumu tuttu. “Gel lan.”
“Gelmiyorum.” dedim inat ederek. Bu konularda pek iyi sayılmazdım. Zaten piyano çaldığım için sakatlanmamam gerekiyordu.
“Geliyorsun.”
“Ben kenarda oturacağım.”
“Hocam!” diye bağırdı bütün salona. İçimden kötü şeyler hissetmeye başlamıştım. “Aras bizde!”
Başımı iki elimin arasına aldım. “Allah sabır versin...”
Can omzuma vurdu. “Verdi bile.”
Takımlar birkaç dakika içinde oluşturuldu. Can, Yiğit, Eymen, Mete, Yunus, ben ve birkaç kişi aynı taraftaydık. Rakip tarafta ise sınıfın geri kalanı vardı.
Can bana döndü. “Tamam.”
“N'oldu?”
“Sen smaçörsün.”
“Hayır.”
Can kaşlarını çattı. “E sen ne oynuyorsun?”
Omuz silktim. “Libero.”
Can ilk önce yüzüme, sonra boyuma baktı. “Oğlum...”
“Hı?”
“Bir doksan yedi liberoyu ilk kez görüyorum.”
Burnumdan hafif bir nefes verdim. “Parmaklarımı sakatlamak istemiyorum.”
“Niye?”
“Küçüklüğümden beri piyano çalıyorum.”
Can'ın gözleri büyüdü. “Lan sen romantik film karakteri misin?”
“Ne alaka?”
“Piyano çalıyor, uzun saçlı, yeşil gözlü...” Başını iki yana salladı. “Allah sahibine bağışlasın.”
İstemsizce güldüm. “Gerizekâlı.”
“Teşekkür ederim.”
Düdük çaldı. Maç başlamıştı. İlk servis rakip takımdandı. Top sert bir şekilde bizim sahaya düştü. Can karşılamaya çalıştı ama top doğrudan bana yöneldi.
Dizlerimi kırdım ve topu kusursuz bir şekilde çıkardım.
“Pas!” Mete yükseldi ve sert bir smaç vurdu.
“Vur be Mete!”
“İşte bu!”
Ben sessizce yerime döndüm. Can ise bana dönmüş, ağzı açık bakıyordu. “Ne?” diyebildim utanç içinde.
“Oğlum...”
“Ne var?”
“Sen harbi oynuyormuşsun lan.”
Omuz silktim. “Biraz.”
Konuşmamız diğer sayı yüzünden yarım bölündü. Yunus servisi attı ve pozisyon aldı. Rakip takımın en uzun çocuğu bütün gücüyle smaç vurdu. Top mermi gibi üzerime geliyordu. Son anda tek dizimin üzerine kaydım. Top yine kusursuz şekilde havalandı.
Bu kez Yiğit smaça kalktı ve rakip takımı kandırıp plase bıraktı. Salon bir anda alkışlarla doldu.
“Oha!”
“Helal lan!”
“Adam uçtu resmen!”
Can iki eliyle kafasını tuttu. “Ben niye bunu daha önce keşfetmedim?”
Eymen kahkaha attı. “Çünkü malın tekisin.”
“Olabilir.”
☾ ✦ ☽
Skor 25-19’du. Düdük çaldı ve hoca konuştu. “Erkekler kazandı!”
Bizim tarafta sevinç çığlıkları yükseldi. Can resmen yerinde duramıyordu. “ALDIK LAAAAN!”
Yiğit topu havaya fırlattı. Mete ile Yunus birbirlerine sarıldı. Ben ise usulca kenara doğru yürümeye başladım. Tam kaçıyordum ki Can bileğimden tuttu.
“Bırak.” dedim nefes nefese
“Bırakmam. Eskiden düğünlerde ne yapıyorduk?”
Gözlerimi kapattım. “Hayır.”
“Yapıyorduk ama.”
“Yapmayacağım.” diye kafamı salladım. Zaten ter içindeydim, bir de bununla uğraşmazdım.
Can bir anda yüksek sesle bağırdı. “YİĞİİİİT!”
Yiğit kafasını çevirdi. “Hı?”
“HORON!”
Yiğit'in gözleri parladı. “Oyyyy!”
Mete de hemen bağırdı. “Ben varım!”
Eymen kahkaha attı. “Lan Yunus! Gel!”
Yunus topu kenara bırakıp koştu. “Başlıyoruz mu?”
Can kollarını iki yana açtı. “Başlıyoruz!”
Bir saniye sonra beşi birden omuz omuza dizildi. Can bana baktı. “Eksik var.”
“Ben gelmiyorum.”
“Geliyorsun.” Yiğit koluma girdi.
Mete diğer kolumu tuttu. “Kaçamazsın.”
“Lan bırakın!”
Yunus kahkahalar atıyordu. “Bugün bu horon oynanacak!”
Kendimi bir anda aralarında buldum. Can yüksek sesle saymaya başladı.
“Bir, iki, üç!”
Salonun ortasında altı tane üniversite öğrencisi horon tepmeye başlamıştı. Kızlar oldukları yerde kalmış, şaşkınlıkla bizi izliyordu. İdil gülmekten iki büklüm olmuştu. “Elim ayağım titriyor!”
Derin ise kahkahasını bastırmaya çalışırken gözlerini benden ayıramıyordu. İlk başta utanmıştım. Ama birkaç saniye sonra Can'ın saçma hareketlerini görünce dayanamadım. Kahkaha atarak elini daha sıkı tuttum ve ayaklarımı ritme uydurmaya başladım.
Can beni görünce zafer kazanmış gibi bağırdı. “İŞTE BU OĞLUM!”
Yiğit kahkaha attı. “Demiştim size, bunu bir oynatırsak durduramayız!”
“Sus lan!” dedim gülerek.
Mete omzuyla bana hafifçe çarptı. “Aras, hâlâ ezberinde duruyor ha!”
“Çocukluğumuzdan beri oynuyoruz sonuçta.”
Yunus bir yandan ayaklarını yere vuruyor, bir yandan da bağırıyordu. “Ula mezuniyet gelsin yine oynayacağız!”
“Mezuniyet az.” dedi Can. “Asıl düğünlerde oynayacağız!”
Yiğit kaşlarını kaldırdı. “Oooo... Doğru lan!”
Can hiç düşünmeden konuştu. “Kim ilk evlenirse...” Eymen devamını getirdi. “...hepimiz düğününde böyle horon tepeceğiz.”
“Hem de damadın önünde!” diye ekledi Mete.
Yunus kahkahayı bastı. “Damat kaçmaya çalışsa bile bırakmayacağız.”
Can gözlerini kısıp bana baktı. “Aras, sen kaçamazsın haberin olsun.”
“Niye ben?”
“Sen evlenince iki saat oynatacağım seni.”
“Hayatta oynamam.”
“Oynarsın.”
Yiğit kahkaha attı. “Ula daha ortada kız yok, düğünü planlıyorlar.”
Can omzunu silkti. “Planlı adamız biz.”
“Sen sadece delisin.”
“İkisi de oluyor.”
Hepimiz aynı anda kahkahaya boğulduk. Horonun temposu giderek arttı. Ayaklarımız aynı anda yere vuruyor, salon alkış sesleriyle yankılanıyordu.
Kenarda duran öğrenciler de ritim tutmaya başlamıştı. İdil gülmekten gözlerinden yaş siliyordu. Derin ise bir an olsun gözlerini benden ayırmıyordu.
Ben, uzun zamandır ilk kez hiçbir şeyi düşünmüyordum. Ne geçmişi, ne de içimdeki o ağır sessizliği… Sadece arkadaşlarımla birlikte gülüyordum.
Birkaç dakika sonra hepimiz aynı anda nefes nefese kaldık. “Tamam!” diye bağırdı Can. “Ben bittim!”
Yiğit ellerini dizlerine koydu. “Ciğerim dışarı çıktı.”
Mete nefes nefese güldü. “Yaşlanmışız oğlum.”
“Sen zaten yaşlıydın.” dedi Eymen.
“Kes lan.”
Horon halkası dağıldı. Can yanıma gelip avucuyla sırtıma sertçe vurdu.
“Helal lan!”
“Öhö!” diye öksürdüm. “Sırtımı kırdın.”
Yiğit de gülerek Mete'nin sırtına vurdu. “İyi oynadın koçum.”
“Sen de.”
Yunus sırayla hepimizin sırtına vurdu. “Böyle kutlama mı olur? İşte böyle olur!”
“Bir dahaki maçtan sonra yine oynuyoruz.” dedi Can.
“Yok.” dedim hiç düşünmeden.
Can sırıttı. “Olur.”
“Olmaz.”
“Olacak.”
Başımı iki yana sallayıp istemsizce güldüm. “İnatçı herif.”
“Bunu iltifat olarak alıyorum.”
Tam o sırada spor öğretmeni düdüğünü yeniden çaldı. “Tamam beyler! Maç bitti. Hadi soyunma odasına!”
“Emredersiniz hocam!” diye bağırdı Can.
Hepimiz hâlâ gülerek voleybol toplarını kenara bıraktık. Omuz omuza, birbirimize takıla takıla soyunma odasına doğru yürümeye başladık.
Soyunma odasının kapısı kapanır kapanmaz içeriyi yine kahkaha sesleri doldurdu. Can tişörtünü başından geçirirken aynaya baktı. “Beyler...”
Yunus dolabını açıyordu. “Hı?”
Can aynadaki yansımasına hayran hayran baktı. “Bugün çok yakışıklıyım.”
Mete ayakkabısını çıkarırken kahkaha attı. “Sen her gün aynısını söylüyorsun.”
“Çünkü doğru.”
Eymen başını iki yana salladı. “Özgüven desen var.”
“Kas da var.” dedi Can gururla. “Bak.”
Bir anda tişörtünü tamamen çıkarıp karnını içeri çekti. “Sekiz paket!”
Yiğit gözlerini kıstı. “Dört tanesi nefesini tutmaktan çıkmış.”
Soyunma odası kahkahaya boğuldu. “Lan!” diye itiraz etti Can. “Gerçek bunlar.”
Yunus da tişörtünü çıkardı. “Çekilin bakalım.”
Omuzları geniş, kolları belirgin şekilde kaslıydı. Mete ıslık çaldı. “Oha...”
Eymen başıyla onayladı. “Yunus sağlam çalışmış.”
Yunus omzunu silkti. “Biraz spor işte.”
Can hemen yanaştı. “Biraz diyor bir de.”
Yiğit kolunu sıvayıp pazısını sıktı. “Ben de fena değilim aslında.”
Can pazıya dokundu. “Bu ne oğlum?”
“Kas.”
“Ben büyüteçle zor görüyorum.”
“Defol.”
Tekrar kahkahalar yükseldi. Mete de dayanamadı. “Ben de varım.”
Tişörtünü çıkarıp aynanın karşısına geçti. Kolunu kasınca hafif belirginleşen pazısına baktı. “Fena değil.”
Can birkaç saniye inceledi ve esprisini yaptı. “Bebek kası.”
“Lan!” Mete gülerek Can'ın ensesine hafifçe vurdu. Eymen de tişörtünü çıkarınca odadakiler aynı anda ona döndü.
Can'ın ağzı açık kaldı. “Oha.”
Eymen kaş kaldırdı. “Ne?”
“Sen gizli gizli spor salonunda mı yaşıyorsun?”
Eymen güldü. “Üç yıldır fitness yapıyorum.”
Yiğit başını salladı. “Belli oluyor.”
Can dramatik şekilde iç çekti. “Arkadaş çevreme bak... Biri Hulk, biri Thor.”
Sonra bakışları yavaş yavaş bana döndü. Bir anda sırıtmaya başladı. “Aras...”
Başımı kaldırdım. “Ne?”
“Elini korkak alıştırma. Çıkar şu tişörtü.”
“Can…” dedim tişörtümü tutarken.
“Merak ettim.”
“Etme.”
Yunus da sırıttı. “Ben de merak ettim.”
Mete gülmeye başladı. “Harbi oğlum.”
Yiğit alkış tuttu. “Göster! Göster!”
Başımı iki yana salladım. “Çocuksunuz.”
Can iki elini birleştirdi. “Ne olur.”
“Hayır.”
“Bir saniyelik.”
İç çektim. “Of...” Tişörtümü yavaşça başımdan çıkardım. Soyunma odası bir anda sessizleşti. Can'ın ağzı açık kalmıştı. Yunus gözlerini kırpıştırdı.
“Manyak...” Mete istemsizce bir adım yaklaştı. “Lan...”
Yiğit birkaç saniye konuşamadı. “Ben... bunu beklemiyordum.”
Uzun yıllardır yaptığım antrenmanlar omuzlarımı iyice genişletmişti. Sırt kaslarım belirgin şekilde seçiliyordu. Karın kaslarım derin çizgiler hâlinde uzanıyor, kollarımdaki damarlar hafifçe belli oluyordu.
Can yavaşça yanıma geldi. Parmağıyla omzuma dokundu. “Bu gerçek mi?”
“Evet.”
“Lan!” Bir anda iki eliyle kafasını tuttu. “Adam gizli gizli Yunan heykeline dönüşmüş!”
Soyunma odası yeniden kahkahalarla doldu. Eymen gülerek başını salladı. “Sen 'liberoyum' deyince zayıfsın sanmıştım.”
“Ben de.”
Yunus omzuma hafifçe vurdu. “Helal olsun.”
Can hâlâ şoktaydı. Yiğit kahkahayı bastı. “Harbi oğlum.”
Mete gülerek sırtıma hafifçe vurdu. “Bu sırtla duvar örülür.”
“Abartmayın.”
Can iki elini beline koydu. “Hayır.” Sonra ciddi bir ifadeyle bana baktı. “Bir daha horonda önümde durmayacaksın.”
“Neden?”
“Yanlışlıkla çarparsam ben yere düşerim.”
Bu kez ben de dayanamadım. Kahkahaya boğuldum. Uzun zamandır ilk defa kendimi gerçekten onların arasında hissediyordum.
“Bir dakika.”
“N'oldu?”
Can ağır ağır etrafımda dönmeye başladı. “Şöyle bir dur bakalım.”
“Can...”
“Sus.”
Sanki ikinci el araba inceliyormuş gibi omuzlarıma, kollarıma, sırtıma bakıyordu. “Yunus.”
“Hı?”
“Gel.” Yunus da yanıma geçti. İkisi birden beni incelemeye başladı. “Omuzlar geniş.” Elini sırtımda gezindirdi. “Sırt… Allah yazarken cetvel kullanmış.”
Mete kahkahasını tutamadı. “Lan ne biçim yorum yapıyorsunuz?”
Yiğit de yanıma geldi. Bir eliyle pazımı hafifçe sıktı. “Olum bu taş gibi.”
“Bıraksana lan.” dedim elimi pazıma atarken
“Harbi taş.”
Eymen başını salladı. “Uzun zamandır çalışan vücut bu.”
Can bir anda karşıma geçti. “Bir dön.”
“Hayı…”
“Dön dedim.”
İç çekip olduğum yerde yavaşça döndüm. Can'ın gözleri bu kez iyice açıldı. “LAN!”
“Hı?”
“Sırtı gördünüz mü?” Hepsi aynı anda arkama geçti. “Abi… Kanadı çıkmış bunun.”
“Uçacak birazdan.” Yunus eliyle sırt kaslarımı göstermeye başladı. “Şuraya bak.”
Mete başını iki yana salladı. “Harbi duvar gibi.”
Can düşünceli şekilde çenesini ovuşturdu. “Tamam...”
“Neye tamam?”
“Karnını sayıyoruz.” Can parmağıyla işaret etti.
Yiğit eğildi. “Bir...” Mete devam etti. “İki...” Eymen sırayla sayıyordu. “Üç... dört...” Yunus kahkahayla devam etti. “Beş... altı...” Can nefesini tuttu. “Yedi...” Hepimiz aynı anda son çizgiye baktık. “Sekiz.” Bir saniyelik sessizlik oldu. Can ağzını açık bıraktı.
“LAN!”
Yiğit iki elini başına koydu. “Harbi sekiz paket!”
Mete şaşkınlıkla bana baktı. “Ben Photoshop sandım.”
Yunus başını salladı. “Yok oğlum. Bildiğin tam sekiz.”
Eymen güldü. “Can'ın nefes tutarak yaptığı şeyi bu çocuk normal dururken yapıyor.”
Soyunma odası yeniden kahkahalarla doldu. Omuz silktim. “Abartıyorsunuz.”
“Abartmıyoruz.” dedi Can.
“Sen insan mısın?”
“Galiba.”
“Galibası mı var?”
Tam o sırada Can sinsice sırıtıp arkamdan dolaştı. Ben dolabımla uğraşıyordum. Ne yaptığını fark etmemiştim. Yiğit ise görüp sırıtıyordu.b“Yapma lan...”
Can parmağını dudaklarına götürdü. “Şşt.”
Sessizce yanıma yaklaştı. Kolunu kaldırdı ve avucunu bütün gücüyle sırtıma indirdi.
“AĞĞ!” İstemsizce öne doğru bir adım attım. Elimi acıyan yerime koydum ve ovuşturmaya başladım.
Aynı anda soyunma odasını başka bir ses doldurdu. “LAAAAAN!” Can avucunu tutarak olduğu yerde zıplamaya başlamıştı. “ELİM!”
Hepimiz aynı anda ona döndük. Can acıyla avucunu sallıyordu. “Bu ne lan! Duvara mı vurdum?”
Mete kahkahadan iki büklüm oldu. “Olum senin el kızardı!”
Yiğit dizlerine vuruyordu. “Harbi kıpkırmızı olmuş!”
Yunus nefes alamayacak kadar gülüyordu. “Duvara vurmuş gibi oldu herif!”
Eymen kahkahalar arasında başını salladı. “Ulan Aras'ın sırtına niye tam güç vuruyorsun?”
Can acı içinde elini üflüyordu. “Ben şaka yapacaktım. Bu çocuk beton çıktı!”
Ben de hâlâ sırtımı ovuşturuyordum. “Benim de canım yandı.”
Can hemen bana döndü. “Seninki iki saniye yanar.” Sonra kendi avucunu gösterdi. “Benim elim emekli oldu!”
Bu kez ben de dayanamadım. Kahkaha atmaya başladım. Soyunma odasının içini yine kahkahalar doldururken Can hâlâ avucunu üflüyor, diğerleri de ona acımak yerine gülmeye devam ediyordu.
“Ben bunun sırtına bir daha dokunmam.”
Yiğit kahkahayı bastı. “İyi olur.”
Mete gülerek başını salladı. “Seninki de akıl işiydi zaten.”
Yunus ise dolabını karıştırıyordu. “Durun lan...”
“Hı?” diye aynı anda döndük.
Yunus elinde küçük bir tıraş makinesiyle bize baktı. Can kaşını kaldırdı. “Ne yapacaksın?”
Yunus omzunu silkti. “Canım istedi.”
“Ne?”
“Saçımı keseceğim.”
Mete gözlerini açtı. “Şaka yapıyorsun.”
“Yok.”
Eymen kollarını bağladı. “Burada mı?”
“Evet.”
Yiğit kahkaha attı. “Bu çocuk kafayı yemiş.”
Yunus hiç oralı olmadı. Aynanın karşısına geçti ve makinenin düğmesine bastı.
Can'ın gözleri büyüdü. “Lan dur!”
Ama çok geçti. Makine alnından başlayıp kafasının tam ortasından geçti. Bir tutam saç sessizce yere düştü.
“LAN!” Can'ın çığlığı bütün soyunma odasında yankılandı. “Harbi kesiyor!”
Yunus hiç durmadan devam etti. Saç telleri tek tek yere dökülüyor, birkaç saniye içinde siyah saçlar çöp kutusunun etrafına birikiyordu.
Mete ağzı açık izliyordu. “Oğlum dur... Berbere gitseydin.”
“Üşendim.”
“Bu nasıl cevap lan?” Yiğit gülmekten nefessiz kalmıştı. “Manyak bu.”
Beş dakika sonra makinenin sesi sustu. Yunus elini başında gezdirdi. Artık saçları tamamen bire vurulmuştu. Yere düşen saçları ayağıyla süpürüp çöp kutusuna attı.
Sonra aynaya uzun uzun baktı. Hepimiz nefesimizi tutmuştuk. “Nasıl olmuş?”
Can temkinli yaklaştı. Birkaç saniye yüzünü inceledi, sonra ise şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. “Lan...”
“Hı?”
“Yakışmış.”
Mete de aynaya baktı. “Harbi lan.”
Eymen başını salladı. “Ben kötü olur sanmıştım.”
Yiğit gülümseyerek omzuna vurdu. “Bayağı iyi olmuş.”
Yunus aynadaki yansımasına bakıp eliyle başını sıvazladı, sonra sırıttı. “Gaza geldim.”
Can kahkaha attı. “Manyak ama haklı.”
Ben de istemsizce gülümsedim. Tam o sırada elim refleksle saçlarıma gitti. Parmaklarımı uzun kahverengi saçlarımın arasından geçirdim. Dağılmış telleri geriye doğru ittim. Sonra avucumla hafifçe karıştırdım.
Dağınık hâlini seviyordum. Aynaya kısa bir an baktım. Alnıma düşen birkaç tutamı bilerek düzeltmedim.
Can beni aynadan görünce sırıttı. “Bak bak...”
“Noldu?”
“Biri saçını bire vuruyor. Biri de on dakika uğraşıp özellikle dağıtıyor.”
Omuz silktim. “Böyle seviyorum.”
Can dramatik şekilde iç çekti. “Yunus asker oldu. Sen de K-pop idolü gibi geziyorsun.”
Mete kahkahaya boğuldu. Yiğit parmağıyla beni gösterdi. “Aras'ın olayı bu zaten.”
Eymen gülümsedi. “Dağınık daha çok yakışıyor.”
Ben sadece hafifçe gülümsedim. “Teşekkür ederim.”
Can başını iki yana salladı. “Vallahi bu soyunma odasında normal bir kişi bile yok.”
Yunus omzuna havlusunu atarken sırıttı. “İyi ki de yok.”
Can bana şöyle bir baktıktan sonra kapıya doğru baktı. Kaşlarını oynattı. “Aras...”
“Hı?”
“Elini vicdanına koy.”
“Niye?”
“Şu an dışarı çıksan bütün kızlar sana bakacak.”
Burnumdan hafif bir nefes verdim. “Abartıyorsun.”
“Abartmıyorum.” İki eliyle beni işaret etti. “Bir doksan yedi boy, yeşil göz, uzun saç ve sekiz paket. Sırt desen apartman duvarı.”
Yiğit kahkaha attı. “Harbi yanlış söylediği bir şey yok.”
Mete omzunu silkti. “Ben olsam ben de bakarım.”
“Lan!” diye güldü Eymen. “Kendine yürüdü.”
Yunus başını salladı. “Aras, bugün koridorlarda dikkatli yürü.”
“Neden?”
“Millet dönüp dönüp sana bakacak.”
Can dramatik şekilde göğsünü tuttu. “Ben olsam utanırım.”
“Niye sen utanıyorsun?” diye sordum.
“Arkadaşım çok yakışıklı çünkü.”
Hepimiz kahkahaya boğulduk. Can gülmeye devam ederken geri geri yürümeye başladı. “Bak şimdi... Birazdan bütün kızla…” Tam o sırada ayağı yerdeki su birikintisine bastı. “LAN!” Can'ın ayakları bir anda havalandı. Kollarını deli gibi savurdu. “Anaam!”Sırtüstü yere yapıştı. Soyunma odası bir saniyeliğine sessizliğe gömüldü.
Can gözlerini tavana dikmiş öylece yatıyordu, kımıldamıyordu.
Yiğit eğildi. “Can...”
Ses yoktu Mete dudaklarını birbirine bastırdı. “Yaşıyor mu?”
Yunus çömeldi. “Oğlum?”
Yaklaşık bir dakika boyunca olduğu yerden kalkmadı. Sadece iki eliyle kafasını tutuyordu. Sonra derin bir nefes aldı. “...Aaaah...” Yavaşça doğrulup oturdu. Yüzünü buruşturdu. “Anam...”
Eymen dayanamadı. Kahkahayı bastı. “Ulan nasıl düştün öyle?”
Can başını ovuşturdu. “Yer bana düşman.”
Yiğit gülmekten gözünden yaş siliyordu. “Daha demin Aras'la dalga geçiyordun.”
Mete yere bakıp su birikintisini gösterdi. “Kaslar kurtarmadı mı?”
Can hemen kollarını yokladı. “Bir dakika...” Pazısını sıktı. “Tamam.”
“Hı?”
“Kaslarıma bir şey olmamış.”
Yunus kahkahaya boğuldu. “Önceliğe bak!”
Ben de dayanamadım. Burnumdan kısa bir kahkaha kaçtı. “İyi misin bari?”
Can sonunda ayağa kalktı. Eşofmanını silkeledi. “İyiyim.”
Sonra su birikintisine parmağını uzattı. “Ama bu zemin var ya... Bana kişisel husumeti var.” Can eşofmanını son bir kez silkeledi. “Tamam.”
“N'oldu?” diye sordu Yiğit.
“Karizmamın yüzde doksanı geri geldi.”
Mete güldü. “Yüzde onu yerde kaldı.”
“Kes.”
Hepimiz tekrar kahkaha attık. Yavaş yavaş dolaplarımızın önüne geçtik. Islanan tişörtlerimizi değiştirip temiz olanları giydik. Can tişörtünü başından geçirirken aynaya baktı. “Tamam.”
“Neye tamam?”
“Tekrar yakışıklıyım.”
Yiğit iç çekti. “Bu çocuk iflah olmaz.”
Eymen saçlarını eliyle düzeltti. “Haydi, son dersi de atlatalım.”
Yunus bire vurduğu saçlarını son kez eliyle sıvazladı. “Vallahi alıştım.”
“Beş dakika oldu.” dedim.
“Alıştım işte.”
Mete aynanın karşısında yakasını düzeltti. “Beyler, düzgün durun. Koridorda bizi insan sansınlar.”
Can bana baktı. “Aras.”
“Hı?”
“Şu saçını bir daha dağıt.”
“Niye?”
“Karakterin o.”
İstemsizce gülümsedim. Parmaklarımı yine saçlarımın arasından geçirdim. Uzayan kahverengi telleri geriye ittim. Sonra birkaç tutamı bilerek yeniden dağıttı.
Aynadaki hâlime kısa bir an baktım. Can başparmağını kaldırdı. “İşte şimdi oldu.”
“Memnun musun?” dedim dilimi çıkarıp.
“Sanat eseri.”
Yiğit kapıyı açtı. “Hadi çıkın artık.”
Soyunma odasından omuz omuza çıktık. Koridor her zamanki gibi kalabalıktı. Son ders olduğu için öğrenciler yavaş yavaş sınıflarına giriyordu.
Biz de konuşa güle sınıfa yürüdük. Can hâlâ biraz önceki düşüşünü anlatıyordu. “Bak diyorum ayağım kaydı.”
Mete güldü. “Yok, yer seni reddetti.”
“Komik değil.”
“Çok komik.”
Sınıfa girince herkes yerine geçti. Ben her zamanki gibi en arka sıraya oturdum. Can hemen yanıma çöktü. “Son ders müzik.”
“Uyurum ben.”
“Daha ders başlamadı.”
“Hazırlık yapıyorum.”
Tam o sırada kapı açıldı. Müzik öğretmeni içeri girdi. “Elinize sağlık çocuklar, spor dersinden çıktığınızı duydum.”
Sınıftan birkaç kişi gülmeye başladı. Öğretmen masasının üzerine not defterini bıraktı. “Bugün biraz farklı bir ders yapacağız. Aranızda enstrüman çalabilen var mı?”
Mete elini kaldırdı ama ben bilerek de olsa kaldırmadım.
Can dirseğiyle koluma vurdu. “Kaldırsana.”
“Yok.”
“Niye?”
“Gerek yok.”
Öğretmen sınıfa baktı. “Evet Mete, sen gel bakalım.”
Mete gülümseyerek ayağa kalktı. Sınıfın önündeki gitarı eline aldı. Kısa bir akort yaptı. Sonra yumuşak bir melodiyi çalmaya başladı.
Parmakları tellere oldukça rahattı. Sınıf sessizce dinliyordu. Şarkı bittiğinde alkış sesleri yükseldi.
“Bravo Mete.” dedi öğretmen gülümseyerek.
Mete utangaç bir ifadeyle yerine geçti. Can alkışlarken bana döndü. “Şimdi sıra sende.”
“Hayır.”
“Evet.”
“Hayır.”
Öğretmen tekrar sınıfa baktı. “Başka?”
Tam o sırada Can elini havaya kaldırdı. “Hocam!”
“Evet Can?”
“Aras piyano çalıyor.” Başımı yavaşça ona çevirdim. Can sırıtıyordu. “Profesyonel gibi hem de.”
Sınıftaki bütün bakışlar bir anda bana döndü. Öğretmen kaşlarını kaldırdı. “Gerçekten mi Aras?”
Sessizce başımı salladım. “Biraz.”
Can hemen araya girdi. “Hocam 'biraz' dediğine bakmayın.”
“Geçen konferansta piyano çaldı.”
“Salon ayağa kalktı.” dedi diğer birisi.
Yiğit de destek verdi. “Gerçekten çok iyi hocam.”
Öğretmen gülümseyerek piyanonun bulunduğu sınıfı işaret etti. “Peki Aras… Bize de dinletmek ister misin?”
Öğretmenin sözleriyle sınıf bir anda sessizleşti. Ben birkaç saniye yerimden kıpırdamadım. Can ise dirseğiyle koluma hafifçe vurdu. “Git.”
Derin bir nefes aldım. “Peki hocam.”
Can hemen iki elini havaya kaldırdı. “İşte bu!”
Mete sırıttı. “Göster kendini.”
Öğretmen kapıya yöneldi. “Bu sınıfta piyano yok. Diğer müzik sınıfına geçelim.”
Herkes sırayla ayağa kalktı. Koridorda kısa bir yürüyüşten sonra okulun müzik sınıfına girdik. Duvarlarda gitarlar, bağlamalar ve kemanlar asılıydı. Sınıfın tam ortasında ise siyah, parlak bir piyano duruyordu.
Ben ise farkında olmadan yavaşladım. Uzun zamandır ilk kez başka insanların önünde çalacaktım. Can sessizce yanıma geldi. “Hey.”
“Hı?”
“Kasma.”
Başımı hafifçe salladım. “Tamam.”
Öğretmen piyanoyu gösterdi. “Hazırsan başlayabilirsin.”
Sınıf tamamen sessizleşti. Yavaşça piyanonun başına oturdum. Parmaklarımı tuşların üzerine koydum. Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım. Derin bir nefes aldıktan sonra ilk nota duyuldu. Ardından ikinci, üçüncü derken melodi ortaya çıkmaya başladı. Melodi ağır ağır sınıfın içine yayıldı.
Ne çok hızlıydı, ne de gösterişli. Sadece insanın içine işleyen türdendi. Her nota sanki bir hikâye anlatıyordu. Bir özlem, bir veda, bir umut… Sınıfta çıt çıkmıyordu.
Can'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kaybolmuştu. Yiğit hiç kıpırdamadan dinliyordu. Mete farkında olmadan gitarını dizlerinin üzerine bırakmıştı. Eymen'in bakışları piyanodan ayrılmıyordu. Yunus sessizce yutkundu.
Arka sıralarda oturan birkaç kişinin gözleri dolmuştu. Derin nefes bile almadan beni izliyordu. İdil dudaklarını birbirine bastırmıştı. Melodi yavaş yavaş yükseldi. Sonra tekrar sakinleşti.
Parmaklarım tuşların üzerinde neredeyse hiç düşünmeden dolaşıyordu. Sanki yıllardır ezberlediğim bir duyguyu anlatıyordum. Ellerim tuşların üzerinde birkaç saniye daha kaldı. Sonra usulca geri çektim.
Ayağa kalktım ama sınıfa bakmaya cesaret edemedim. Refleksle elim saçlarıma gitti. Parmaklarımı uzun kahverengi saçlarımın arasından geçirip dağınık hâle getirdim.
Alnıma düşen birkaç tutamla oynamaya başladım. Kulaklarımın hafifçe ısındığını hissediyordum. Utanmıştım. “Ben...” Boğazımı temizledim. “Bitti.”
Tam arkamı dönüp yerime geçecekken sınıfın içini bir anda güçlü alkış sesleri doldurdu.
“Bravo!”
“Müthişti!”
“Harikaydı!”
“Oğlum tüylerim diken diken oldu!”
Can iki eliyle alkışlarken bana doğru bağırdı. “İŞTE BENİM OĞLUM!”
Yiğit başını iki yana sallıyordu. “Harbi konferansta niye ayağa kalktıklarını şimdi anladım.”
Mete gülümseyerek yanıma geldi. “Ben gitar çalıyorum ama...” Kısa bir duraksadı. “Bu başka bir şeydi.”
Yunus omzuma hafifçe vurdu. “İnsan konuşamıyor oğlum.”
Eymen gülümsedi. “Profesyonel gibi dediler, az bile demişler.”
İdil gözlerini silerken güldü. “Beni niye duygulandırdın ya?”
Derin ise sadece bana bakıyordu. Gözlerinin içi parlıyordu. Öğretmen alkışların dinmesini bekledi. Sonra bana dönüp sıcak bir gülümsemeyle konuştu. “Çok uzun zamandır öğrencilerden böyle bir performans dinlememiştim.”
Başımı hafifçe eğdim. “Teşekkür ederim hocam.”
“Çalışmaya devam et. Gerçekten çok yeteneklisin.”
Kulaklarım yeniden kızarmıştı. Refleksle saçlarımı karıştırıp başımı öne eğdim. “Sağ olun hocam.”
Tam o sırada koridoru zil sesi doldurdu. Can iki elini havaya kaldırdı. “Özgürlük!”
Mete kahkaha attı. “Son ders de bitti.”
Öğretmen gülümseyerek kapıyı gösterdi. “Hadi bakalım çocuklar. İyi akşamlar.”
“İyi akşamlar hocam!”
Hepimiz bir ağızdan cevap verdikten sonra müzik sınıfından çıktık. Koridor yine öğrencilerle dolmuştu.
Çantalar omuzlara takılıyor, herkes bir an önce okuldan çıkmaya çalışıyordu. Can yanıma gelip kolunu omzuma attı.
“Aras.”
“Hı?”
“Bugün AVM'ye gidelim mi?”
Kısa bir süre düşündüm. “Olur.”
Can'ın yüzü hemen aydınlandı. “Tamamdır!” Sonra arkasını dönüp yüksek sesle bağırdı. “Beyler!”
Yiğit, Mete, Yunus ve Eymen aynı anda döndüler.
“Hı?”
“Biz Aras'la AVM'ye gidiyoruz.”
Mete kaşını kaldırdı. “Ne yapacaksınız?”
“Gezeceğiz.”
“Bir şeyler yeriz.” diye ekledim. Zaten son zamanlarda boş kaldığımda hep overthinkliyor, ağlıyordum. Bu değişiklik de hoşuma giderdi. “Belki sinemaya da gireriz.”
Yunus sırıttı. “Bizi çağırmıyor musunuz yani?”
Can eliyle onları işaret etti. “İsteyen gelsin oğlum. Ne kadar kalabalık olursak o kadar eğleniriz.”
Yiğit düşünmeden cevap verdi. “Ben varım.”
Mete başını salladı. “Ben de gelirim.”
Eymen omuz silkti. “Bana uyar.”
Yunus güldü. “Zaten eve gidip ne yapacağım?”
Can ellerini birbirine vurdu. “Tamamdır!”
Ben gülümseyerek hepsine baktım. “Önce yurda uğrayalım.”
“Neden?” diye sordu Yiğit.
“Spor kıyafetleriyle AVM'ye gitmeyelim.”
Can kendine baktı. “Doğru lan.”
Mete güldü. “Senin tişört hâlâ ter kokuyor.”
“Kes.”
Yunus kendi eşofmanını çekiştirdi. “On dakika sürmez zaten. Üstümüzü değiştirir çıkarız.”
Can başparmağını kaldırdı. “Plan belli.”
“Yurt.” dedi Eymen
“Üst değiştirme.” diye ekledi Mete
“Sonra AVM!” diye bağırdı Can.
Hepimiz gülerek okulun çıkış kapısına doğru yürümeye başladık. Günün yorgunluğu üzerimizdeydi, ama nedense hiçbirimiz eve gitmek istemiyorduk. Çünkü birlikte geçirilen birkaç saat daha, hepimize iyi gelecekti.
Hep birlikte okuldan çıkıp yurdun yolunu tuttuk. Erkeklerin çoğu yurtta kaldığı için yolumuz zaten aynıydı. Sadece Yunus kapıda durdu.
“Ben eve geçeceğim.”
Can eliyle işaret etti. “Yarım saate AVM girişinde buluşuyoruz.”
“Tamam.”
Yunus el sallayıp ayrıldı. Biz de yurda girdik. Koridor yine her zamanki gibi hareketliydi. Bir odadan müzik sesi geliyor, başka bir odadan kahkaha yükseliyordu.
Kartımı okutup odama girdim. Kapıyı usulca kapattım.
Dolabımı açıp okul kıyafetlerimi çıkardım. Elime siyah, sade bir tişört aldım. Ardından en sevdiğim bol gri eşofmanı çıkardım. Gerçekten fazlasıyla boldu. Paçaları ayakkabının üzerine kadar iniyor, yürürken hafifçe dalgalanıyordu.
Üzerimi değiştirdikten sonra aynanın karşısına geçtim. Uzayan kahverengi saçlarımı elimle geriye attım. Sonra her zamanki gibi birkaç tutamını özellikle dağıttım.
“Tamam.”
Masanın üzerindeki cüzdanımı, telefonumu ve kulaklığımı aldım. Kapıyı kilitleyip aşağı indim. Yurdun girişinde Can çoktan bekliyordu. Üzerinde siyah şort ve beyaz bir tişört vardı.
Beni görünce kaşlarını kaldırdı. “Oğlum…”
“Hı?”
“Bu eşofman kaç beden?”
Omuz silktim. “Bilmiyorum.”
“İçinde kaybolmuşsun.”
“Rahat.”
“Çadır gibi ama.”
Kaşlarımı çattım ve elimle küçük bir el hareketi yaptım. Nah. Benik için Nahcık olmuştu. “Rahat.”
“Tamam, sen rahat diyorsan rahattır.” dedi masumca.
Tam o sırada Yiğit, Mete ve Eymen de aşağı indi. Yiğit beni görünce gülmeye başladı. “Aras…”
“Hı?”
“O eşofmanın içine iki kişi daha sığar.”
Mete başını salladı. “Harbi.”
Ben sadece güldüm. “Abartıyorsunuz.”
Can omzuma kolunu attı. “Hadi. Yunus bekliyordur.”
Yurdun kapısından çıkıp AVM'ye doğru yürümeye başladık. Hava serinlemeye başlamıştı. Kaldırımlarda insanlar yavaş yavaş akşam telaşına giriyordu.
Bir süre kimse konuşmadı. Sonra Can aklına bir şey gelmiş gibi parmağını şıklattı. “Lan!”
“Hı?” dedik hep bir ağızdan.
“Bugünkü horon…”
Yiğit daha cümlenin devamını duymadan gülmeye başladı. “Oğlum yine mi?”
“Yine.”
Mete omzunu silkti. “Güzeldi ama.”
Can ciddi bir ifadeyle konuştu. “Karar değişmedi.”
“Hangisi?”
“İlk kim evlenirse…” Eymen hiç bekletmeden tamamladı. “…düğününde horon oynuyoruz.”
Yiğit parmağını kaldırdı. “Hem de tam pistin ortasında.”
Mete ekledi. “Kimse bizi durduramayacak.”
Ben gülerek başımı iki yana salladım. “Siz gerçekten normalsiniz diye düşünmüyorum.”
“Değiliz zaten.” dedi Can.
“Hatta düğün sahibi bile 'oynamayın' dese dinlemeyeceğiz.”
Yiğit kahkaha attı. “Damadı da aramıza alacağız.”
“Kaçarsa?”
“Yakalarız.”
Mete gülerek bana baktı. “Aras, sen özellikle kaçmaya çalışma.”
“Neden ben?”
Can sırıttı. “İçimde bir his var.”
“Ne hissi?”
“İlk evlenen sen olacaksın.”
Kaşımı kaldırdım. “Hiç sanmıyorum.”
Yiğit güldü. “Bence de Can sallıyor.”
Can iki elini cebine soktu. “Göreceksiniz.”
Eymen alaycı bir ifadeyle başını salladı. “Tamam kâhin Can.”
“Ben söylüyorum.”
Mete kahkaha attı. “Yıllar sonra bu konuşmayı hatırlarsak var ya…”
Can parmağını havaya kaldırdı. “Hatırlayacağız.”
“Niye?”
“Çünkü düğünde biri diyecek ki…” Boğazını temizleyip kalın bir ses çıkardı. “'Gençler sakin olun.'” Sonra normal sesine döndü. “Biz de dinlemeyip horona başlayacağız.”
Yiğit gülmekten eğildi. “Kesin olur bu.”
Ben istemsizce gülümsedim. “İkiniz de iflah olmazsınız.”
Can omzuma hafifçe vurdu. “Sen de o gün oynayacaksın.”
“Göreceğiz.”
“Yok.”
“Neden?”
“Çünkü söz verdik.”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra hepimiz aynı anda gülümsedik. Kimse bunun sadece eğlencesine söylenmiş bir söz olmadığını bilmiyordu.
Yıllar sonra gerçekten de içimizden biri evlenecekti. Ve o gün, bu yürüyüşü hatırlayıp aynı kahkahalarla horon tepecektik.
☾ ✦ ☽
Can iki kolunu yana açtı. “İşte medeniyet!”
Yiğit güldü. “Beş dakika önce sıcaktan şikâyet ediyordun.”
“Şimdi de klimanın kıymetini biliyorum.”
Mete etrafına baktı. “Önce ne yapıyoruz?”
Can hiç düşünmeden cevap verdi. “Yemek.”
“Ne yiyeceğiz?”
“Çiğköfte.”
Yunus başını salladı. “Tam destek.”
Ben de gülümseyerek omuz silktim. “Bana uyar.”
Tam yemek katına doğru yürümeye başlamıştık ki Yunus bir anda olduğu yerde durdu. Yüzündeki ifade değişmişti. “Hass…”
Can kaşlarını çattı. “Ne oldu?”
Yunus karşı tarafı gösterdi. “Zeynep.”
Hepimiz istemsizce baktık. Koridorun diğer ucunda birkaç arkadaşıyla yürüyen Zeynep bize doğru geliyordu.
Yunus'un rengi bir anda attı. “Ben yokum.”
“Nereye yoksun?” diye güldü Yiğit.
“Yokum işte!”
Can kahkahayı bastı. “Oğlum koskoca adamsın.”
“Sus!” Bir anda bana döndü. “Aras.”
“Hı?”
“Kusura bakma.”
“Neye?”
Cevap bile vermedi. İki adımda yanıma geldi. Sonra sırtıma iki elini koyup tamamen arkamda kayboldu. Başımı hafifçe çevirip baktım.
“Ne yapıyorsun?”
“Şşşt!”
“Yunus...”
“Beni görmesin.”
Can olduğu yerde kahkahadan kırılıyordu. “LAN!”
Yiğit dizine vurdu. “Bir seksen küsur herif, bir doksan yedinin arkasına saklanıyor!”
Mete gözlerinden yaş gelene kadar gülüyordu. “Harbi kayboldu oğlum!”
Eymen bana bakıp güldü. “Aras'ın omuzlar yeterli olmuş.”
Yunus kafasını hafifçe uzattı. “Geçti mi?”
“Daha gelmedi.” Tekrar saklandı. Ben istemsizce güldüm. “Yunus, seni görüyor olabilir.”
“Görmesin.”
Can kollarını açtı. “Oğlum niye saklanıyorsun?”
“Eski sevgilim.”
“Ee?”
“Konuşmak istemiyorum.”
Tam o sırada Zeynep birkaç metre yakınımızdan geçti. Yunus nefesini bile tuttu. Ben ise hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ettim.
Birkaç saniye sonra Zeynep arkadaşlarıyla birlikte uzaklaştı.
Yiğit dönüp baktı. “Tamam. Gitti.”
Yunus yavaşça arkamdan çıktı. Derin bir nefes verdi. “Oh…”
Can karnını tutarak gülüyordu. “Sen var ya… Tank gibisin.”
“Neden?”
“Koskoca Aras'ı canlı kalkan yaptın.”
Mete hâlâ gülüyordu. “Bir de tam arkasına geçmiş.”
Eymen omzunu silkti. “İşe yaradı ama.”
Yunus ciddi ciddi başını salladı. “Aras'ın omuzları sağ olsun.”
Ben kaşımı kaldırdım. “Rica ederim sanırım.”
Hepimiz yeniden kahkahaya boğulduk. Can gözünün yaşını sildi. “Tamam. Bu olay da tarihe geçti.”
Yiğit eliyle ileriyi gösterdi. “Şimdi… Çiğköfte!”
Can hiç vakit kaybetmeden yön değiştirdi. “Koşun!”
“Lan koşmayın!” diye seslendi Mete. “Düşeceksin yine!”
Can bir anda yavaşladı. “Doğru…” Sonra yere bakarak dikkatlice yürümeye başladı. “Bugün yeterince düştüm.”
“Akıllanmış.” dedim gülerek.
“Geçici.”
Can omzunu silkti. “Önemli olan çiğköfteye sağ salim ulaşmak.”
Birkaç dakika sonra hepimiz çiğköftecinin önündeydik. Can kasadaki görevliye heyecanla baktı. “Abi… Bol acılı yapabilir misin?”
Yiğit hemen araya girdi. “Buna az koy.”
“Neden?” diye itiraz etti Can.
“Geçen sefer ağlaya ağlaya ayran içtin.”
“O, duygusallıktandı.”
“Acıdan.”
“Duygusallıktı.”
Yunus güldü. “Bugün yine göreceğiz.”
Ben istemsizce gülümsedim. Anlaşılan bugün de sakin geçmeyecekti.
Görevli siparişleri almaya başladı. “Siz ne alacaksınız gençler?”
Ben cevap verdim. “Bir acılı çiğköfte, yanında ayran.”
“Tamam.”
Mete elini kaldırdı. “Bana normal olsun. Şalgam da alayım.”
“Peki.”
Can hiç beklemeden öne eğildi. “Bol acılı.”
Görevli gülümseyerek sordu. “Emin misin?”
“Çok eminim.”
Yiğit kıkırdadı. “Biz değiliz.”
Can omzunu silkti. “Bu sefer başaracağım.”
Yunus sipariş verdi. “Bana da acılı, ayranla.”
Görevli son olarak Yiğit'e döndü. “Sen?”
“Acısız.”
Can şaşkınlıkla baktı. “Oğlum sen çocuk menüsü müsün?”
Yiğit hiç istifini bozmadı. “Canım yanmasın diye önlem alıyorum.”
“İçecek?”
“Kola.”
“Tamamdır.”
Birkaç dakika sonra tepsilerimiz hazırlandı. Yuvarlak bir masaya geçip oturduk. Can daha oturur oturmaz dürümünü eline aldı. “Afiyet olsun beyler!”
“Hadi.”
İlk ısırıklar aynı anda alındı. Benim çiğköftenin acısı tam kararındaydı. Yanındaki soğuk ayrandan bir yudum aldım.
Mete rahat rahat yemeye başlamıştı. “Normal söylemek en mantıklısı.” Şalgamından bir yudum aldı. “Mis.”
Yunus da acılı dürümünü keyifle yiyordu. “Güzel olmuş.”
Yiğit kolasını açtı. “Şükür, dilim yanmayacak.”
Can ise büyük bir özgüvenle kocaman bir ısırık aldı. Bir anda yüzündeki ifade değişti. Gözleri hafifçe büyüdü. “Khm...”
Yiğit sırıttı. “Başladı.”
“Başlamadı.”
Can konuşmaya çalışıyordu. “Gayet... normal.” Bir lokma daha aldı. Bu sefer kulaklarının ucu hafifçe kızardı.
Mete kahkaha attı. “Oğlum suratın renk değiştirdi.”
“Yok.”
Yunus dikkatle baktı. “Alnında ter çıktı.”
“Klima sıcak üflüyor.”
Ben ayranımdan bir yudum alıp gülümseyerek sordum. “Emin misin?”
Can inatla başını salladı. “Eminim.”
Tam o sırada dili iyice yanınca hızlıca ayranını aldı. Ayranın yarısını tek seferde bitirdi.
Yiğit kahkahaya boğuldu. “Hani acı değildi?”
Can derin bir nefes verdi. “İlk başta...”
“Hı?” dedim alaylı bir şekilde.
“Biraz vurdu.”
Mete gülüyordu. “Biraz mı?”
Can bu kez yeniden dürümünden küçük bir lokma aldı. Herkes dikkatle onu izliyordu. Can kaşlarını kaldırdı. “Ha...”
“N'oldu?”
“Alıştım galiba.” Birkaç lokma daha aldıktan sonra omuz silkti. “Harbi alıştım lan.”
Yunus başını salladı. “Bak, şimdi normale döndü.”
Can gururla dürümünü havaya kaldırdı. “Demiştim.”
Yiğit kolasından bir yudum aldı. “Tamam tamam... Bugünlük kazandın.”
Can zafer kazanmış gibi sırıttı. “Acı beni yenemedi!”
Ben istemsizce güldüm. “Daha dürümün yarısı duruyor.”
Can hiç düşünmeden bir ısırık daha aldı. “Gelsin!”
Mete başını iki yana salladı. “Bu çocuk gerçekten iflah olmaz.”
Masanın etrafını yine kahkahalar doldururken, çiğköfteler yavaş yavaş bitmeye başlamıştı. Uzun zaman sonra yediğim en iyi çiğköfteydi bu.