Bilgi yarışmasına iki hafta kalmıştı.
Gökçe ve Göktuğ, okul çıkışlarında kütüphanede birlikte çalışıyordu.
Sorular çözüyor, notlar çıkarıyor ve birbirlerini motive ediyorlardı.
İlk kez gelecek hakkında umutla konuşabiliyorlardı.
---
Bir akşam Gökçe eve döndüğünde kapıda bekleyen bir görevli gördü.
Elinde resmi evraklar vardı.
"Gökçe?"
"Evet."
"Seninle ilgili birkaç belgeyi teslim etmemiz gerekiyor."
Gökçe belgeleri aldı.
Görevli kısa bir açıklama yaptıktan sonra ayrıldı.
Gökçe zarfı odasında açtı.
Belgelerde anne ve babasına ait eski kayıtlar vardı.
Aralarında yıllar önce çekilmiş küçük bir aile fotoğrafı da bulunuyordu.
Fotoğrafı eline alınca gözleri doldu.
Annesi onu kucağında tutuyordu.
Babası ise ikisine gülümsüyordu.
O an, çocukluğundan silik kalan birkaç anı zihninde yeniden canlandı.
---
Ertesi gün Gökçe, fotoğrafı çantasına koyup okula götürdü.
Öğle arasında Göktuğ'a gösterdi.
Göktuğ fotoğrafı dikkatle inceledi.
"Çok güzel bir fotoğraf."
Gökçe gülümsedi.
"Onlarla birlikte çekildiğim tek fotoğraf bu."
Göktuğ fotoğrafı dikkatlice geri uzattı.
"Çok iyi sakla."
---
Tam o sırada okul müdürü kütüphaneye geldi.
"Çocuklar, bilgi yarışmasının tarihi bir hafta öne alındı."
İkisi de şaşırdı.
"Yani daha az zamanımız var."
Müdür gülümseyerek ekledi:
"Ama size güveniyorum."
---
O gün okuldan ayrılırken Göktuğ, Gökçe'ye döndü.
"Korkuyor musun?"
Gökçe dürüstçe cevap verdi.
"Evet."
Göktuğ başını salladı.
"Ben de."
Gökçe şaşırdı.
"Sen de mi?"
"Evet."
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Ama yalnız değiliz."
Gökçe de gülümsedi.
"Hayır... Değiliz."
İkisi birlikte okuldan çıkarken güneş bulutların arasından kendini gösterdi.
Bazen umut, büyük mucizelerle değil...
Yanında yürüyen doğru insanla gelirdi.