Alex’in çığlığıyla başlayan o ilk sabahın ardından, gün boyu korku ve panik içinde ormandan çıkış yolunu aramıştık. Ancak ne bir işaret bulabilmiştik ne de telefonlarımız çekiyordu. Üstelik Alex'in cansız bedenini geride bırakmak zorunda kalmanın verdiği o ağır suçluluk duygusu hepimizin ruhunu kemiriyordu. Güneş fırtınalı ağaçların arkasında tekrar kaybolurken, ikinci gece üzerimize ilk geceden çok daha ağır, çok daha karanlık çöktü.
Kamp alanına dönmeye cesaret edemediğimiz için, ormanın derinliklerinde, devrilmiş yaşlı bir ağacın duldasında sığınacak bir yer bulduk. Artık ne bir ateş yakacak gücümüz vardı ne de kendimizi güvende hissedecek bir sığınağımız.
Kızlar tamamen yıkılmış durumdaydı. Sabrina, dizlerini kendine doğru çekmiş, sessizce ağlıyor ve durmadan *"Buradan asla çıkamayacağız"* diye fısıldıyordu. Demi ise soğuktan ve korkudan titreyen Sulan’a sarılmış, onu sakinleştirmeye çalışıyordu; ama kendi gözlerindeki o çaresiz bakışlar her şeyi özetliyordu. Leo, elindeki son fenerle karanlığı tarıyor, en ufak bir çıtırtıda yerinden sıçrıyordu.
Ben ise titreyerek Kevin’a baktım. O zifiri karanlıkta, yüzüne vuran soluk ay ışığının altında yine o ürütücü sakinliğiyle oturuyordu. Ne bir korku emaresi vardı yüzünde ne de bir damla yaş. *"Merak etme, birbirimize sahip çıktığımız sürece buradan kurtulacağız"* dedi bana, sesindeki o buz gibi netlikle. O an bu sözler beni teselli etmişti; onun aslında aramızdaki canavar olduğunu, her adımımızı, her nefesimizi planladığını nasıl bilebilirdim ki?
Gece yarısını çoktan geçmişti. Ormanın dondurucu soğuğu eti kemikten ayırırken, sis o kadar yoğunlaştı ki yanımda oturan Demi’nin karaltısını bile göremez oldum. Tam o sırada, ağaçların arasından bir ayak sesi duyuldu. Yaprakların hışırtısı tam arkamızdan geliyordu.
Leo feneri o yöne doğru çevirdi ama piller zayıflamıştı; ışık sadece birkaç saniye titredi ve tamamen söndü. İşte tam o zifiri karanlığın içinde, ikinci bir çığlık yükseldi. Bu seferki ses Leo’ya aitti. Karanlıkta bir boğuşma, ardından derin bir sessizlik oldu.
Kızlar çığlık çığlığa birbirine sarılırken, ben feneri çılgın gibi sallamaya başladım. Işık geri geldiğinde Leo yoktu. Sadece yerde, ezilmiş yaprakların üzerinde onun feneri duruyordu. İkinci gece, karanlık bizden birini daha koparmıştı ve biz hala katilin tam yanımızda, elimizi tutan adam olduğunu bilmiyor
duk...